Nene Hatun'un vefat tarihi 1955. Erzurum'da Aziziye Tabyası'nda torunlarının ziyaretini ve fatihalarını bekliyor.
1877-78 Osmanlı-Rus harbi sırasında, bir gece tabyalardaki askerimizin Ruslar tarafından baskına uğraması şehirde duyulur, minarelerden çağrı yapılır ve 7'den 70'e bütün Erzurumlu baskına uğrayan ordumuzun imdadına koşar. Genç yaşında Nene Hatun'un gösterdiği kahramanlık, komşularını harekete geçirmesi ile ön plana çıkar ve o günkü Avrupa basınında yer alır. Yıllar sonra, ölümüne yakın bir sırada İngiliz gazeteciler konu üzerine araştırma yapmak üzere Erzurum'a gelirler.
Nene Hatun'un hala hayatta olduğunu öğrenen gazeteciler, resmini çekeriz, röportaj yaparız diye epey sevinirler. Tercümanla birlikte Nene Hatun'un evine giderler, tercüman "haber vereyim" diyerek içeri girer. Gazi Ninemiz, iki büklümdür, hastadır, kulakları ağır işitmektedir. İngiliz gazetecilere kılavuzluk yapan hemşehrimiz dışarda misafirler olduğunu, kendisini ziyarete geldiklerini, uygun görürse onları içeri alacağını söyler. Misafirlerin Hasankale'den mi, Horasan'dan, Ilıca'dan mı, nereden olduklarını soran Nene Hatun, İngiliz sözünü duyar duymaz, daha gazeteci demesini beklemeden, "İki İngiliz mi dedin? Biz onları kovmamış mıydık, hala ne dolaşıyorlar buralarda" diye çıkışır ve görüşmeyi kabul etmez.
Yaklaşık elli yıl sonrasından bakınca merhum ninemizin bu hassasiyetinde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Yaklaşık bir ay önce idi, Zaman Gazetesi logonun hemen altına, hilal, haç ve siyon yıldızını yanyana gösteren kocaman bir fotoğraf yayınlamıştı. Bizim çok eleştirdiğimiz STV'nin çan sesi ile ezan sesini aynı anda beraber yayınlandığı Mardin programını takip eden günlerdi. Gerek bu fotoğraf, gerekse gazetede yer alan yazılar şahsen bana çok dokunmuştu. Zaman'ın bölge temsilciliğini ziyaret ettim, hemşehrimiz olan bölge müdürü ile konuştuk, tartıştık. Ben dedim ki "Her şey bir tarafa, şu çan ile ezanın beraber yayınlanmasını nasıl izah edersiniz?" Gayet rahat bir tavır ile; "Ne kadar güzel, dinlerin kardeşliği işte bu" dedi. "Bu dinin tebliğcisi Peygamber Efendimiz'in reddettiğini, kabullenme, onaylama yetkisini size kim verdi" dedim ve çıktım...
Şimdi bir Nene Hatun'un İngiliz kelimesine karşı duyduğu allerjiyi, gösterdiği tepkiyi düşünüyorum, bir de torunlarının çan sesi ile haç işareti ile sarmaş-dolaş oluşunu... Onların da bizim hilalimizi gördüklerinde, ezanımızı duyduklarında muhabbetle seyredip zevkle dinlediklerini bilsek ne âlâ. Ama yakinen biliyoruz ve bizzat yaşıyoruz ki Avrupalının, haçlı aleminin ne hilale, ne de ezana asla ve asla tahammülleri yok. O zaman geriye bir gerçek kalıyor, haçlıların hain kurşunlarıyla gözünün önünde kardeşinin, kocasının şehit edilmesine bizzat şahit olmuş, onlara karşı balta sallamış olan Nene Hatun'un fotograflarına haç ve çan sevdasını aşılamak için birileri "hizmet" adı altında bu aziz milletin hezimetini hazırlıyor.
Bu menfur tohum, Nene Hatun diyarında Anadolu toprağında mutlaka çürüyecektir, çürümelidir.
Aksi halde ninemizin yüzüne nasıl bakarız?
1877-78 Osmanlı-Rus harbi sırasında, bir gece tabyalardaki askerimizin Ruslar tarafından baskına uğraması şehirde duyulur, minarelerden çağrı yapılır ve 7'den 70'e bütün Erzurumlu baskına uğrayan ordumuzun imdadına koşar. Genç yaşında Nene Hatun'un gösterdiği kahramanlık, komşularını harekete geçirmesi ile ön plana çıkar ve o günkü Avrupa basınında yer alır. Yıllar sonra, ölümüne yakın bir sırada İngiliz gazeteciler konu üzerine araştırma yapmak üzere Erzurum'a gelirler.
Nene Hatun'un hala hayatta olduğunu öğrenen gazeteciler, resmini çekeriz, röportaj yaparız diye epey sevinirler. Tercümanla birlikte Nene Hatun'un evine giderler, tercüman "haber vereyim" diyerek içeri girer. Gazi Ninemiz, iki büklümdür, hastadır, kulakları ağır işitmektedir. İngiliz gazetecilere kılavuzluk yapan hemşehrimiz dışarda misafirler olduğunu, kendisini ziyarete geldiklerini, uygun görürse onları içeri alacağını söyler. Misafirlerin Hasankale'den mi, Horasan'dan, Ilıca'dan mı, nereden olduklarını soran Nene Hatun, İngiliz sözünü duyar duymaz, daha gazeteci demesini beklemeden, "İki İngiliz mi dedin? Biz onları kovmamış mıydık, hala ne dolaşıyorlar buralarda" diye çıkışır ve görüşmeyi kabul etmez.
Yaklaşık elli yıl sonrasından bakınca merhum ninemizin bu hassasiyetinde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Yaklaşık bir ay önce idi, Zaman Gazetesi logonun hemen altına, hilal, haç ve siyon yıldızını yanyana gösteren kocaman bir fotoğraf yayınlamıştı. Bizim çok eleştirdiğimiz STV'nin çan sesi ile ezan sesini aynı anda beraber yayınlandığı Mardin programını takip eden günlerdi. Gerek bu fotoğraf, gerekse gazetede yer alan yazılar şahsen bana çok dokunmuştu. Zaman'ın bölge temsilciliğini ziyaret ettim, hemşehrimiz olan bölge müdürü ile konuştuk, tartıştık. Ben dedim ki "Her şey bir tarafa, şu çan ile ezanın beraber yayınlanmasını nasıl izah edersiniz?" Gayet rahat bir tavır ile; "Ne kadar güzel, dinlerin kardeşliği işte bu" dedi. "Bu dinin tebliğcisi Peygamber Efendimiz'in reddettiğini, kabullenme, onaylama yetkisini size kim verdi" dedim ve çıktım...
Şimdi bir Nene Hatun'un İngiliz kelimesine karşı duyduğu allerjiyi, gösterdiği tepkiyi düşünüyorum, bir de torunlarının çan sesi ile haç işareti ile sarmaş-dolaş oluşunu... Onların da bizim hilalimizi gördüklerinde, ezanımızı duyduklarında muhabbetle seyredip zevkle dinlediklerini bilsek ne âlâ. Ama yakinen biliyoruz ve bizzat yaşıyoruz ki Avrupalının, haçlı aleminin ne hilale, ne de ezana asla ve asla tahammülleri yok. O zaman geriye bir gerçek kalıyor, haçlıların hain kurşunlarıyla gözünün önünde kardeşinin, kocasının şehit edilmesine bizzat şahit olmuş, onlara karşı balta sallamış olan Nene Hatun'un fotograflarına haç ve çan sevdasını aşılamak için birileri "hizmet" adı altında bu aziz milletin hezimetini hazırlıyor.
Bu menfur tohum, Nene Hatun diyarında Anadolu toprağında mutlaka çürüyecektir, çürümelidir.
Aksi halde ninemizin yüzüne nasıl bakarız?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Bütün sırların ortaya saçılacağı gün… / 26.08.2025
- Bağlandı yollarım kaldım çaresiz / 23.08.2025
- Ey dünya! Elini çabuk tut / 21.08.2025
- Kârlı ihanetler! / 20.08.2025
- Soykırımcı İsrail Azerbaycan’ın neyi oluyor? / 17.08.2025
- Dünya yansa bir bağ otu yanmayanlar / 16.08.2025
- İnsanlık ölüyor ölmüş insanlık / 14.08.2025
- İnsan olan insana bunu yapar mı? / 13.08.2025
- Veyl olsun zulme meyledenlere / 12.08.2025
- ‘Alamet’ yolcularına CHP de karıştı / 03.08.2025
- Bağlandı yollarım kaldım çaresiz / 23.08.2025
- Ey dünya! Elini çabuk tut / 21.08.2025
- Kârlı ihanetler! / 20.08.2025
- Soykırımcı İsrail Azerbaycan’ın neyi oluyor? / 17.08.2025
- Dünya yansa bir bağ otu yanmayanlar / 16.08.2025
- İnsanlık ölüyor ölmüş insanlık / 14.08.2025
- İnsan olan insana bunu yapar mı? / 13.08.2025
- Veyl olsun zulme meyledenlere / 12.08.2025
- ‘Alamet’ yolcularına CHP de karıştı / 03.08.2025