logo
30 HAZİRAN 2026

Onurlu göndereceklerdi, şimdi ucuza çalıştıracaklar

Türkiye'de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilerin geri dönüş tartışmaları sürerken, hükümetten iş gücü piyasasını kökten değiştirecek radikal bir hamle geldi

29.06.2026 23:00:00
Haber Merkezi
 
Onurlu göndereceklerdi, şimdi ucuza çalıştıracaklar
Onurlu göndereceklerdi, şimdi ucuza çalıştıracaklar
Türkiye'de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilerin geri dönüş tartışmaları sürerken, hükümetten iş gücü piyasasını kökten değiştirecek radikal bir hamle geldi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Türkiye'de kalan 2 milyon 259 bin Suriyeli için çalışma izni zorunluluğunun kaldırıldığını ve yerine "çalışma izni muafiyeti" getirildiğini açıkladı.

Daha önce her fırsatta sığınmacıların ülkelerine "onurlu ve gönüllü" şekilde gönderileceğini taahhüt eden ekonomi ve göç politikalarının, bu kararla birlikte sığınmacıları piyasada kalıcı ve ucuz iş gücü olarak tutma stratejisine dönüştüğü yorumları yapılıyor.



Yeni düzenlemeye göre, sığınmacılar artık bürokratik ve maliyetli çalışma izni süreçleriyle uğraşmayacak. Doğrudan her seferinde 1 yıl geçerli olacak "çalışma izni muafiyeti" belgesi alarak yasal olarak istihdam edilebilecekler. İçişleri Bakanlığı bu adımın gerekçesini imalat, tekstil, tarım ve hayvancılık sektörlerindeki ağır iş gücü açığı ve kayıt dışı istihdamla mücadele olarak açıklasa da karar kamuoyunda çok sert tepkiyle karşılandı.

Siyasi muhalefet ve işçi sendikaları, "gönüllü geri dönüş" söylemlerinin rafa kaldırıldığını belirterek kararı "yerli işçiye darbe" olarak nitelendiriyor. Yapılan eleştirilerde, muafiyet sistemiyle birlikte Suriyeli sığınmacıların piyasadaki ucuz iş gücü statüsünün tamamen yasallaştırıldığı, bu durumun fabrikalarda ve tarlalarda asgari ücretle çalışan Türk vatandaşlarının iş bulmasını imkansız hale getireceği savunuluyor. Karar, sığınmacıların ülkelerine gönderilmesi beklenirken tam aksine ucuz emek sömürüsü üzerinden kalıcı hale getirilmelerinin resmi itirafı olarak değerlendiriliyor.

Onurlu dönüş



Söz konusu muafiyet kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugüne kadar sığınmacı politikasına dair verdiği taahhütleri yeniden tartışmaya açtı. Erdoğan, Temmuz 2023 ve Aralık 2024'teki kabine konuşmalarında ısrarla Suriyelilerin ülkelerine 'gönüllü, güvenli ve onurlu' şekilde geri döneceğini ve kuzey Suriye'de yapılan konutlarla bu dönüşün hızlandırılacağını açıklamıştı.

Muhalefet bloğu, Erdoğan'ın bu net sözlerine rağmen İçişleri Bakanlığı'nın getirdiği 'çalışma izni muafiyeti' adımını, 'onurlu dönüş vaadinden vazgeçilmesi ve sığınmacıların ucuz iş gücü olarak kalıcılaştırılması' şeklinde yorumluyor."

Cem Küçük, Adnan Oktar örgütünden para aldı mı?

Türkiye günlerdir TGRT Haber sunucusu Cem Küçük ile yayıncı Tamar Tanrıyar arasında sosyal medya üzerinden yürütülen ağır ithamları, şantaj iddialarını ve belaltı ifşaları konuşuyor

29.06.2026 22:16:00
Haber Merkezi
 
Cem Küçük, Adnan Oktar örgütünden para aldı mı?
Cem Küçük, Adnan Oktar örgütünden para aldı mı?
Türkiye günlerdir TGRT Haber sunucusu Cem Küçük ile yayıncı Tamar Tanrıyar arasında sosyal medya üzerinden yürütülen ağır ithamları, şantaj iddialarını ve belaltı ifşaları konuşuyor.

İkilinin karşılıklı meydan okumalarıyla büyüyen kriz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın düğmeye basmasıyla adli boyuta taşındı ve firari durumda olan Tanrıyar'ın gözaltına alınmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Kaset ve şantaj



Kriz, Haziran ayı başında Tamar Tanrıyar'ın sosyal medya üzerinden yayınladığı videolarla başladı.

Tanrıyar, Mali Suçlarla Mücadele Şubesi kayıtlarına dayandığını öne sürdüğü bazı belgeler paylaşarak; Cem Küçük'ün geçmişte Adnan Oktar silahlı suç örgütünden "editörlük, çeviri ve deşifre bedeli" adı altında para aldığını iddia etti.

Küçük'ün bazı belediyelerden usulsüz paralar aldığını ve lüks ayakkabılar talep ettiğini de iddia eden Tanrıyar, muhalif isimlere yumuşak davranmaya devam etmesi halinde elindeki arşivi açarak kendisini tamamen deşifre edeceğini söyleyerek açıkça tehdit savurdu.

Cem Küçük ise bu iddialara sert bir üslupla yanıt vererek, Tanrıyar'ın arkasında bir suç örgütü olduğunu belirtti.

Tanrıyar'ın kendisini, Suriye hatları üzerinden arayan odaklarca yönlendirildiğini savunan Küçük, "Sen git, sahibin gelsin" restini çekti.

Küçük ayrıca, Tanrıyar'ın geçmişte bir iş insanını "Senden hamileyim" yalanıyla tehdit edip şantaj yaptığını ve eşi Can Tanrıyar'ın da devlet sırlarını sızdırmaktan tutuklandığını hatırlatarak çiftin haksız servet edindiğini öne sürdü.

Küçük'ün, Can Tanrıyar'ın 15 yıl önceki ilişkilerine ait kaset iddialarını gündeme getirmesine ise Tamar Tanrıyar, "Eşimin geçmişini malzeme yapacak kadar gözün dönmüş" diyerek tepki gösterdi.

Savcılık devreye girdi, Kuşadası'nda yakalandı

Karşılıklı ifşaların ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Tamar Tanrıyar'ın sosyal medya paylaşımlarını inceleyerek TCK 299 uyarınca "Cumhurbaşkanına Hakaret" ve TCK 217/A uyarınca "Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma" suçlarından gözaltı kararı çıkardı. İlk incelemelerde Marmaris üzerinden yurt dışına firar ettiği düşünülen Tanrıyar'ın izini süren emniyet güçleri, firari yayıncıyı Kuşadası'nda bir kruvaziyer gemisinde yakalayarak gözaltına aldı.

Cem Küçük: "Hukuk önünde burnundan getireceğiz"



Gelişmelerin ardından sosyal medya hesabından yeni bir açıklama yapan Cem Küçük, yasal sürecin sonuna kadar takipçisi olacağını belirtti. Küçük açıklamasında, "Tamar Tanrıyar'ın çalıştığım TGRT Haber, patronlarım ve şahsım adına attığı her iftirayı hukuk önünde burnundan getireceğiz. Cumhurbaşkanımıza hakaretlerinin de hesabını verecek. Tamar Tanrıyar denen namussuza destek, yanıltıcı bilgi veren arkasındaki herkesin de burnundan gelecek" ifadelerini kullandı.

Zengin daha zengin, fakir daha öfkeli

Türkiye genelinde son dönemde tırmanışa geçen asayiş olayları ve mülkiyete karşı işlenen suçlar, sosyo-ekonomik adaletsizlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı

29.06.2026 21:04:00
Haber Merkezi
 
Zengin daha zengin, fakir daha öfkeli
Zengin daha zengin, fakir daha öfkeli
Türkiye genelinde son dönemde tırmanışa geçen asayiş olayları ve mülkiyete karşı işlenen suçlar, sosyo-ekonomik adaletsizlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Kriminologlar ve sosyologlar, adli sicil kayıtlarındaki artışın en temel itici gücünün, toplumdaki gelir dağılımı dengesizliği ve derinleşen yoksulluk olduğunu belirtiyor.

Zengin ile fakir arasındaki makas suç zeminini besliyor



TÜİK tarafından paylaşılan gelir dağılımı istatistikleri, Türkiye'de en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden neredeyse aslan payını (yüzde 48'in üzerinde) aldığını gösteriyor. En alttaki yüzde 20'lik dilim ise pastanın sadece yüzde 6,3'ü ile geçinmeye çalışıyor.

Uzmanlar, bu ekonomik uçurumun yarattığı sosyal kırılmaları şu şekilde özetliyor:

Bireylerin lüks tüketime sosyal medya aracılığıyla anlık tanıklık etmesi, alt gelir grubunda dışlanmışlık ve öfke duygusunu büyütüyor.

Son dönemde adli makamlara yansıyan küçük montanlı hırsızlıklar, market yağmaları ve dolandırıcılık vakalarında "temel ihtiyaçları karşılama" motivasyonunun öne çıktığı gözlemleniyor.

Gelir adaletsizliği arttıkça, genç nüfus arasında yasal yollardan yeterli gelir elde edememe inancı yerleşiyor ve bu durum uyuşturucu kuryeliği veya yasa dışı bahis gibi organize suç ağlarına katılımı hızlandırıyor.

En çok "mal varlığına karşı suçlar" artıyor



Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı adli sicil istatistiklerine göre, hırsızlık, dolandırıcılık, yağma ve kapkaç gibi doğrudan mal varlığını hedef alan suçlarda son yıllarda gözle görülür bir tırmanış mevcut. Özellikle büyükşehirlerde asayiş vakalarının yoğunlaşması, ekonomik olarak en fazla baskı altında kalan kesimlerin buralarda yaşamasından kaynaklanıyor.

TÜİK'in yayımladığı Türkiye Suç Mağduriyeti Araştırması sonuçları da halkın suç korkusunun arttığını ve mülkiyete yönelik tehditlerin günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini doğruluyor.

Çözüm sadece polis tedbirleri değil

Sosyologlar, yükselen suç grafiğini sadece emniyet tedbirleri ve cezaların artırılmasıyla durdurmanın imkansız olduğunu vurguluyor. Güvenli bir toplum yapısı için emniyet güçlerinin müdahalesinden ziyade, tabana yayılan asgari ücret politikaları, adil vergilendirme, fırsat eşitliği ve sosyal devlet mekanizmalarının etkin şekilde çalıştırılması gerektiği çağrısı yapılıyor

Yunan vekilden ‘savaş sebebi’ çıkışı

NATO zirvesi için Türkiye’ye gelen Yunanistan NATO Parlamenter Kurulu Heyeti Başkan Yardımcısı Dimitris Kairidis, TBMM’nin 1995 tarihli tarihi kararını hedef alarak "Türk-Yunan dostluğuna uymuyor" dedi. Atina’nın meşru hak iddialarına karşılık Türkiye, Ege’deki hayati çıkarlarını koruma kararlılığını sürdürüyor

29.06.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Yunan vekilden ‘savaş sebebi’ çıkışı
Yunan vekilden ‘savaş sebebi’ çıkışı
İstanbul'da düzenlenen NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) zirvesine katılmak üzere Türkiye'ye gelen Yunanistan delegasyonu Başkan Yardımcısı Dimitris Kairidis, iki ülke arasındaki en hassas egemenlik konularından biri olan "Casus Belli" (Savaş Sebebi) kararını yeniden gündeme taşıdı. Kairidis, "1995'ten bu yana TBMM, Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki meşru haklarını yerine getirmesi durumunda bunu bir savaş sebebi sayacağını bildirdi. Bu Türk-Yunan dostluğuna uymuyor" diyerek Atina yönetiminin rahatsızlığını dile getirdi.


Yunanistan Türkiye'nin haklarını göz ardı mı ediyor?


Yunan diplomatlar ve siyasetçiler, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) dayanarak karasularını tek taraflı olarak 12 deniz miline çıkarma hakkına sahip olduklarını savunuyor. Ancak bu yaklaşım, Ege Denizi'nin özel coğrafi yapısını ve Türkiye'nin meşru haklarını tamamen göz ardı etmekte.

Ege Denizi'nde mevcut durumda karasuları 6 deniz mili olarak uygulanıyor. Eğer Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa:

• Yunanistan'ın Ege'deki egemenlik alanı bir anda %35'ten %70'in üzerine çıkacak.

• Açık deniz alanları %49'dan %20'nin altına gerileyecek.

• Türkiye'nin Ege'deki karasuları payı ise yaklaşık %10'da sıkışıp kalacak.

Bu durum, Türkiye'nin kendi ana karasından açık denizlere ve uluslararası sulara çıkışını tamamen Yunanistan'ın iznine tabi bırakacaktır. Dolayısıyla Yunanistan "kendi hakkından" bahsederken, Türkiye'yi kendi kıyılarına hapsetmeyi öngören hakkaniyetsiz bir statüyü dayatıyor.


Türkiye'nin görüşü ve tarihi cevabı: 8 Haziran 1995 kararı


Türkiye, Yunanistan'ın bu hamlesine karşı cevabını 8 Haziran 1995 tarihinde TBMM'de oy birliğiyle alınan tarihi deklarasyonla resmen ilan etmişti. Yunan Parlamentosu'nun deniz hukukunu onaylayıp karasularını genişletme yetkisini hükümete vermesi üzerine toplanan TBMM, şu net duruşu sergilemişti:

1. Hayati Çıkarların Korunması: Yunanistan'ın Ege'de karasularını 6 milin ötesine tek taraflı olarak genişletmesi, Lozan Antlaşması ile kurulan hassas dengenin bozulması anlamına gelir.

2. Askeri Tedbir Yetkisi: Böyle bir adım atılması halinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine, ülkenin hayati çıkarlarını korumak amacıyla askeri önlemler dahil her türlü tedbiri alma yetkisi verilmiştir.

3. Casus Belli Niteliği: Bu karar, uluslararası diplomaside Atina'nın 12 mil dayatmasına karşı Türkiye'nin en güçlü caydırıcı hukuki ve askeri sınırı (Casus Belli) olarak yürürlükte kalmaya devam etmektedir.

Ankara, Atina ile ikili ilişkilerde diyalog ve "Pozitif Gündem" süreçlerine önem verse de, Ege'deki egemenlik hakları ve ulusal güvenlik stratejilerinden taviz verilmeyeceğini; çözümün tek taraflı dayatmalarla değil, hakkaniyet ilkesine dayalı iki taraflı müzakerelerle mümkün olabileceğini her platformda vurgulamakta.

Ön lisans, lisans ve doktora öğrencileri ile kayıt yaptırma hakkı kazanıp kayıt yaptırmayanların yeniden öğrenciliğe dönmelerine ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunulacak

1 Temmuz 2022'den itibaren ilişiği kesilen ön lisans, lisans ve doktora öğrencileri ile kayıt yaptırma hakkı kazanıp kayıt yaptırmayanların yeniden öğrenciliğe dönmelerine ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunulacak

29.06.2026 12:53:00
AA
 
Ön lisans, lisans ve doktora öğrencileri ile kayıt yaptırma hakkı kazanıp kayıt yaptırmayanların yeniden öğrenciliğe dönmelerine ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunulacak
Ön lisans, lisans ve doktora öğrencileri ile kayıt yaptırma hakkı kazanıp kayıt yaptırmayanların yeniden öğrenciliğe dönmelerine ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunulacak
Yükseköğretim Kanunu'nda bazı değişiklikler öngören kanun teklifinin çalışmalarında sona geldi.
Teklifle, kamuoyunda "öğrenci affı" olarak bilinen, ilişiği kesilen üniversite öğrencilerine yönelik düzenlemelere gidilecek.
Ön lisans, lisans tamamlama, lisans ve lisansüstü öğrenim görenlerden 1 Temmuz 2022'den itibaren ilişikleri kesilenler ile kayıt yaptırma hakkı elde edip kayıt yaptırmayanlar, teklifin yasalaşarak yürürlüğe girmesinden 4 ay içinde ilişiklerinin kesildiği veya kayıt hakkı kazandıkları üniversiteye başvuruda bulunmaları şartıyla 2026-2027 eğitim ve öğretim yılında öğrenimlerine başlayacak.

Terör, kasten öldürme, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu ve uyarıcı madde imalatı ve ticaretinden mahkum olanlar, sahte belge dolayısıyla kaydı iptal edilenler, kayıt sırasında sahte belge verenler ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna dair karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı olanlar, düzenleme kapsamı dışında tutulacak.

Teklifle, Yükseköğretim Kanunu'nda bazı düzenlemeler de yapılacak. Kanun teklifinin bu hafta TBMM Başkanlığına sunulması bekleniyor.

Prof. Sözbilir'den "Türkiye'deki fay hatları incelensin" çağrısı

Venezuela'yı sarsan 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki ikiz depremler büyük yıkıma neden oldu. Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Türkiye'de hangi fay segmentlerinin ikiz deprem potansiyeli taşıdığının belirlenmesinin önemli olduğunu söyledi

29.06.2026 12:30:00 / Güncelleme: 29.06.2026 12:38:50
Haber Merkezi
 
Prof. Sözbilir'den "Türkiye'deki fay hatları incelensin" çağrısı
Prof. Sözbilir'den "Türkiye'deki fay hatları incelensin" çağrısı
Venezuela'yı sarsan 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki ikiz depremler büyük yıkıma neden oldu. Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Türkiye'de hangi fay segmentlerinin ikiz deprem potansiyeli taşıdığının belirlenmesinin önemli olduğunu söyledi.

Güney Amerika ülkesi Venezuela'da 24 Haziran günü art arda meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki ikiz depremlerin ardından arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Deprem felaketi nedeniyle şu ana kadar bin 450 can kaybı bildirildi. Ülke genelinde 3 bin 150'den fazla yaralı olduğu açıklandı.

Venezuela'da on binlerce kişinin hala kayıp olduğu tahmin edilirken, yakın gelecekte yıkıcı deprem niteliğindeki 6,5 büyüklüğüne varabilecek artçı şoklar yaşanabileceği ifade ediliyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, 39 saniye arayla meydana gelen iki depremin Karayip ve Güney Amerika tektonik plakalarının sınırında son 100 yılın en büyük depremlerinden biri olduğunu söyledi.

Birbirini tetikleyecek şekilde iki ana şok yaşandığını belirten Sözbilir, şunları kaydetti: "Bu depremler sismolojik anlamda ikiz deprem olarak tanımlanmaktadır. Sismolojik veriler, depremlerin Karayip ile Güney Amerika plakalarının sınırındaki doğu-batı doğrultulu sağ yanal atımlı faylanma mekanizmasıyla geliştiğini ve deprem sırasında plakalar arasında en az üç metrelik bir yer değiştirme gerçekleştiğini göstermektedir. Bu durumda ilk sarsıntıda taşıyıcı sistemleri zayıflayan yapılar, henüz 40 saniye dolmadan meydana gelen ikinci depremde tamamen göçmüş olmalıdır. Bu durumun can kaybını ve fiziksel hasarı dramatik bir şekilde artıracağı öngörülmektedir. İkinci ana şokun 7,5 büyüklüğüne kadar çıkması nedeniyle, yakın gelecekte yıkıcı deprem niteliğindeki 6,5 büyüklüğüne varan artçı şokların olması beklenebilir."

7 yıl hapis cezası alan 17 yaşındaki kızın annesi gözyaşlarına boğuldu

Adana'da terzide çalışırken arkadaşının isteği üzerine banka hesabı ve IBAN bilgisini kullandırdığı öne sürülen 17 yaşındaki Sema Nur Tursun'un, dolandırıcılık dosyaları kapsamında 7 yıl hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi. Kızının kandırıldığını savunan anne Cemile Tursun, gözyaşları içinde yetkililerden yardım istedi

29.06.2026 11:04:00 / Güncelleme: 29.06.2026 11:07:16
İhlas Haber Ajansı
 
7 yıl hapis cezası alan 17 yaşındaki kızın annesi gözyaşlarına boğuldu
7 yıl hapis cezası alan 17 yaşındaki kızın annesi gözyaşlarına boğuldu
Merkez Seyhan ilçesinde yaşayan Cemile Tursun, kızının arkadaş çevresi tarafından kandırıldığını öne sürerek, yaşadıkları süreci anlattı. Kızının reşit olmadığı dönemde hesabının kullanıldığını söyleyen anne Tursun, büyük mağduriyet yaşadıklarını ifade etti.

Anne Cemile Tursun, "Benim kızım arkadaş kurbanı oldu. Kızımı kandırıp kartını alıyorlar. Kızım daha 17 yaşında. Kızım kart çekebilir mi' Mağdurdur" dedi.

Aile olarak zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiklerini belirten Tursun, "Kiracıyım. Eşimin gözleri görmüyor ve iki çocuğum da mahkum. yetkililerden af istiyoruz. Bu mağdurlara yardımcı olun" ifadelerini kullandı.

Kızının IBAN'ının dolandırıcılıkta kullanıldığını sonradan öğrendiklerini öne süren anne Tursun, "Kızımın IBAN'ını kullanıp 700 bin lira dolandırdılar. Biz parayı yatırıyoruz ama başka bir borç çıkıyor" diye konuştu.

Asıl sorumluların ceza almadığını iddia eden Cemile Tursun, "Kızımı dolandıran kişi mahkemeye çıkıyor ve ona beraat veriyorlar, ama kızım ceza alıyor. Kızım iki dosyadan 7 yıl ceza aldı. Daha başka dosyalar da çıkıyor" dedi.

Kızının cezaevinde olmasının kendisini derinden etkilediğini belirten anne Tursun, "Kızımı cezaevinde görünce nefes alamıyorum" sözleriyle yaşadığı acıyı dile getirdi.

Niğde'de havai fişek fabrikasındaki patlamaya ilişkin 2 zanlı tutuklandı

Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Kemerhisar beldesinde, 1 işçinin öldüğü, 1 işçinin de yaralandığı havai fişek fabrikasındaki patlamaya ilişkin 2 şüpheli tutuklandı

29.06.2026 11:00:00
AA
 
Niğde'de havai fişek fabrikasındaki patlamaya ilişkin 2 zanlı tutuklandı
Niğde'de havai fişek fabrikasındaki patlamaya ilişkin 2 zanlı tutuklandı
Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Kemerhisar beldesinde, 1 işçinin öldüğü, 1 işçinin de yaralandığı havai fişek fabrikasındaki patlamaya ilişkin 2 şüpheli tutuklandı.

Gözaltına alınan 2 zanlı, hastanede sağlık kontrolünden geçirildi.

İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.

Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Kemerhisar beldesindeki havai fişek fabrikasında 26 Haziran'da henüz belirlenemeyen nedenle meydana gelen patlamada, işçilerden Nuri Özkan hayatını kaybetmiş, Yasin Demirbaş ise yaralanmıştı.

İletişim Başkanı Duran'dan İsrail'in 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarıyla ilgili kararına tepki

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Bebek, kadın, yaşlı demeden on binlerce masum sivili gözlerini kırpmadan katlederek 21. yüzyılın en vahşi katliamına imza atan İsrail yönetiminin, tarihi olayları siyasi bir silah olarak kullanmaya cüret etmesi tek kelimeyle ikiyüzlülüktür." ifadesini kullandı

29.06.2026 07:00:00
AA
 
İletişim Başkanı Duran'dan İsrail'in 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarıyla ilgili kararına tepki
İletişim Başkanı Duran'dan İsrail'in 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarıyla ilgili kararına tepki

Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail hükümetinin Ermenilerin 1915 olaylarıyla ilgili iddialarına yönelik aldığı karara tepki gösterdi.

"Bebek, kadın, yaşlı demeden on binlerce masum sivili gözlerini kırpmadan katlederek 21. yüzyılın en vahşi katliamına imza atan İsrail yönetiminin, tarihi olayları siyasi bir silah olarak kullanmaya cüret etmesi tek kelimeyle ikiyüzlülüktür." görüşünü aktaran Duran, şunları kaydetti:

"İsrail'in 1915 olaylarını sözde 'soykırım' olarak tanıması, ellerine bulaşan Filistinli masumların kanını, Orta Doğu'da yürüttükleri devlet terörünü ve fütursuzca işledikleri insanlık suçlarını örtbas etme çabasının beyhude bir dışavurumudur.

Ahlaki ve tarihi yükümlülüklerden bahsedenlerin, bugün hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve mülteci kamplarını aralıksız bombalayan, uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir yapı olması insanlık tarihinin gördüğü en büyük ironidir. Uluslararası Adalet Divanı'nda soykırım suçuyla yargılananların Türkiye'ye tarih dersi vermeye veya vicdan bekçiliğine soyunmaya zerre kadar hakkı yoktur." 

NATO Zirvesi için başkentte üst seviye güvenlik

NATO Liderler Zirvesi kapsamında Ankara'da alınan güvenlik tedbirleri çerçevesinde polis ekipleri tarafından trafik ve asayiş uygulaması gerçekleştirildi

28.06.2026 18:01:00
İhlas Haber Ajansı
 
NATO Zirvesi için başkentte üst seviye güvenlik
NATO Zirvesi için başkentte üst seviye güvenlik
NATO Liderler Zirvesi kapsamında Ankara'da alınan güvenlik tedbirleri çerçevesinde polis ekipleri tarafından trafik ve asayiş uygulaması gerçekleştirildi.
Başkentte, NATO Liderler Zirvesi nedeniyle güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Bu kapsamda polis ekipleri, kentin çeşitli noktalarında trafik ve asayiş uygulamaları gerçekleştirdi.
Denetimlerde kamyon, kamyonet, motosiklet, scooter, şüpheli araçlar ve şüpheli şahıslar üzerinde kontroller yapıldı. Uygulamalara Özel Harekat polisleri de eşlik ederek güvenlik tedbirlerine destek verdi.
Ekipler, sürücülerin evraklarını ve araçlarını kontrol ederken, kurallara aykırı hareket ettiği tespit edilen sürücüler hakkında trafik ekiplerince idari işlem uygulandı.
Ailecek dede ziyaretinden döndüklerini dile getiren bir vatandaş, "Yüksek dereceli insanların gelmesi nedeniyle önlemlerin artırılmasını normal karşılıyorum. Zaten İletişim Başkanlığının da belirlediği yönergeler, yol izlenimleri var. Sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Umarım her şey yolunda gider" dedi.
Kırıkkale'den arkadaşlarını görmek için geldiğini söyleyen ve araç muayenesinin olduğunu belirten Mehmet Sümbül, "7-8 Temmuzda trafik durgun olacaktır diye düşünüyorum. Güzel önlemler alındığını düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
NATO zirvesinin iyi geçeceğini düşünen ve uygulama noktasında denetime giren Mevlüt Aydemir, "Çok güzel, her zaman olsun böyle. Önlemler biraz daha artırılsın, daha iyi. Ankara'mız da güzelleşti bu ara, dikkat ediyorlar. Trafik tabii biraz sıkıntılı. Böyle önlemlerin artırılması daha iyi" diye konuştu.
Polis ekiplerinin, NATO Liderler Zirvesi süresince kent genelindeki güvenlik ve trafik denetimlerini aralıksız sürdüreceği öğrenildi.İHA
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.