logo
07 NİSAN 2026

Özgür Özel: Sandığı Tayyip Bey'e kaptırmamaya çalışıyoruz

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Bizim meydan meydan eylem yapıyoruz dediğimiz mesele, sandığa, adaya sahip çıkma meselesi. Biz o sandığı Tayyip Bey'e kaptırmamaya çalışıyoruz" dedi

05.06.2025 15:38:00 / Güncelleme: 05.06.2025 15:43:40
Haber Merkezi
Özgür Özel: Sandığı Tayyip Bey'e kaptırmamaya çalışıyoruz
Özgür Özel: Sandığı Tayyip Bey'e kaptırmamaya çalışıyoruz
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TELE1'de "Liderler Özel" programında soruları yanıtladı.

"Siz sık sık iktidara 'Durun, geri adım atın, siz sertleşirseniz ben de sertleşirim, siz savaş hukuku uygularsanız ben de gereğini yaparım' diyorsunuz. İktidar nereye kadar gidecek?" sorusuna Özgür Özel, şu yanıtı verdi:

"Ben onlara 'durun' derken 'yargılama yapmayın' demiyorum. 'Durun' derken 'hukuksuzluğu, haksızlığı durdurun, yargılama olsun' diyorum. HSK bu savcılarla adil yargılama çıkacağını düşünüyor mu, olabilir mi? Bu savcı şimdi bir iddianame hazırlayacak ve iddianamede görevi ne savcının? Lehe delil topladığı gibi aleyhe de delil toplamak. Siz bu anlayışın lehe delil toplayacağını düşünüyor musunuz?

Ağzımla söylüyorum, söylediği 3 gün telefon sinyalinin dakika dakika ispatı var. Dün söyleniyor, dün bu ifadeyi alan savcı, bütün arkadaşlarımıza bu hakları görünce şöyle yapıyormuş, her halde vicdanlı, insaflı bir arkadaşa denk gelindi, üzüntülerini belli edip 'Kararı ben vermeyeceğim, soruşturmanın savcısı verecek' diyormuş, o ifadeyi alan savcı.

Diyorlar ki dinledikçe şaşırdı, bir şey diyemedi. Bizim arkadaşlarımız ilk kez savcılığa düşüyorlar, o ifadeyi alan savcı ifade tutanağını alıp götürüyor. Maalesef kötü bir usulle soruşturma savcısı kararı veriyor, güya okuyup verecek. Zaten kafadan kararı vermiş bunlar, öyle davranıyorlar. Bizim arkadaş karşısında savcıyı görünce haklılığını anlatmaya çalışıyor ona, 'Ben o gün orada değildim, şöyle ispatlayayım' diyor. O da insan, bakıyor ki haklı adam, 'Biliyorsunuz değil mi, kararı soruşturma savcımız verecek' diye neredeyse özür diledi benden, bunları görüp duyunca.

Öyle bir ifade yok ama his o ve birçok arkadaşımız 'İfadeyi alan savcı mahçup oldu bunun karşısında.' Gaziosmanpaşa, soruşturulduğu olay, 1 Nisan'da kendinden önceki belediye başkanının, belediye meclisine sevk ettiği ve yapılan belediye meclisinde AKP ve MHP çoğunluğu ile onların oylarıyla kabul edilen bir şeyden yargılanıyor benim arkadaşım. Çıldırmamız biraz da buna.

"İfadesini kabul etmemişler"

Utku Caner Çaykara, en gencimiz, 32 yaşında seçilmiş. Belediyede oturduğu yok, sokakta ayakkabı eskitiyor, acayip bir enerji. Bugün Avcılar'a sandık koyun biz yaptığımız ankette seçildiği günden beri oyunu en ileri götüren belediyeden biri. Bugün sandık koyun, yüzde 75 ile seçilecek. Kendisinin hiç ilgisi olmayan kampanyada Avcılar İlçe Başkanlığı'na araç desteği istendi, desteği verdik diyorlar, Avcılar Belediye Başkanı'nı bu desteği veren kişiyi iade vermekle suçlayacaklar, iade yapılmamış, iade yok. Böyle acayip bir durum.

Utku neden orada bilen yok. İki ifade var o da kayda geçsin, bunlar çarpıcı şeyler, bir yerde dursun. Bir ifadesi şu, Aziz İhsan Aktaş'ı götürüyorlar, ilk verdiği ve önüne ittirdikleri şu olmaz diyor, 'Baba' diyor, 'baba' diye başlamış lafa, 'Ben bütün iş yaptığım beeldiyelere seçim geldi mi kampanyaları için ne ihtiyaçları varsa baskı araç falan yardım yaparım belediye başkanlarına.

Bana haber yolladılar, AK Partililere yolluyorsun belediyeleri biz alırsak ne yapacaksın, gel bize de yap' CHP demiş güya. Ben de AK Partililere yaptığım gibi, AK Parti'ye 10 araba verdiysem 2 tane de CHP'li rakibine yolladım. Gelirse beni sepet havası yapmasın diye.' İfadesi bu. Bu ifadesini kabul etmemişler, 'olmaz' demişler. Bir süre sonra ifadeyi şöyle almışlar; 'CHP'li belediye başkanı adayları haber yolladı, kampanyamıza yardım yapsın' deyip 4-5 belediye ismi vermiş. Şunlara verdik oralarda araç gezdi diye. Bu ispata muhtaç bir iş de, ben AK Parti'ye 10 yapıyorsam 2 tane de bunlara yaptım seper havası olmasın diye ifade vermiş Aziz İhsan Aktaş bu ifadeyi alamıyor neden? Çünkü içinde AK Parti geçiyor. Eğer dün yapılan muamele, ahlaki, vicdani, hukuki olsa o günün Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı 20 AK Partili belediye başkanını da alman lazım.

"AK Parti'ye kiralama faturalarını göstersin"

Bir de şunu söyleyeyim: Manisa'da bütün Somalılar bilir, Soma'daki madenler AK Parti'nin seçim kampanyasına full destek verirler, sırf Soma'ya değil bütün Manisa'ya.

Vaktiyle AK Parti'nin bu değil bundan önceki seçim, AK Parti'nin konvoyları birbirinin aynısı 18 tane parti bayrağıyla giydirilmiş otobüs, yabancı plaka. O plakalı araçları hangi firma kiralamış?

AK Parti bir önceki seçimde Manisa'da kullandığı yabancı plakalı araçların, yanlış telaffuz etmeyeyim diye söylemiyorum, hangi firma tarafından ya da AK Parti'ye kiralama fatıralarını göstersin, hadi buyur."

"Muhalefete düşesi yok çünkü rejim değişikliği sürecini tamamlamak istiyor"

"Erdoğan'ın oyunu, hedefi sizce ne" sorusu üzerine Özel, şunları kaydetti:

"Erdoğan'ın hedefi şu, iktidarda kalmak istiyor. Hatta geçtiğimiz günlerde söyledi, can bedende durdukça koltukta oturmak istiyor. Muhalefete düşesi yok çünkü rejim değişikliği sürecini tamamlamak istiyor.

Şöyle bir durum var, karşısında Beylikdüzü Belediyesi'ni ondan alan, 'İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder' dedikten sonra 3 kez adaylarını yenen, Türkiye'nin son başbakanı bu aday Binali Yıldırım. Önce 31 Mart'ta 13 bin 600 farkla sonra 23 Haziran'da 806 bin farkla yenen sonra 5 yıl boyunca başarısız göstermek için yapmadığını bırakmadığı, mileltin karşısına geçip 'Şehirciliği en iyi biliyor' diye anse ettikleri öncesinde de bugün bakanı yaptığı Murat Kurum'u getirip 1 milyonun üzerinde fark yedirdiği Ekrem İmamoğlu var.

Erdoğan kendisini yenilmez görüyordu ya, onun travması şu; nasıl bir rejime gelmek istediğini söylemek için söylüyorum, sandıktan anladığı şuydu: Sandık birden çok partinin yarıştığı ve Erdoğan'ın kazandığı bir oyun. Bu oyun için her şey mübah.

Öncesinde devlet parti işinin birbirine karıştığı, seçimde oylar sayılırken kabulünde reddinde şeklen böyleydi. Geçmişi tümüyle ibra ettiği, akladığı, gelecek 5 yıla da kayıtsız meşruiyet tanımladığı bir alan görüyordu sandığı. Bu, 31 Mart'a kadar böyle gitti.

17-25 Aralık'tan sonra 31 Mart Seçimleri'nde ne diyor: 'Milletim ilk seçimde bizi akladı.' Bakanlar, bakanların çocukarı parayla yakalanmışlar, dönemin başbakanı, 'Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim' demiş, dönemin başbakanını bakanlıktan almış, dosyaları yüce divana yollamak istiyor diye. Ahmet Davutoğlu'ndan bahsediyorum. Siyasal ahlak yasası çıkartmak istemesi onun başını yedi. Ne dedi Davutoğlu'na, 'Siyasi ahlak yasası çıkarsa bu yasayla görev yapacak bir il, ilçe başkanı bulamayız.' Kendi il başkanlarına diyor siyasi ahlaksız diye, itiraf ediyor.

"Özgür Özel'i canlı verme, başın derde girmesin' demek istiyorlar"

Erdoğan, önündeki 5 yılda da 'istediğim gibi yönetirim' dedi. 31 Mart'ta şunu gördü, artık kendisinni bir yenilmezliği yok. Yani altın kemer gitti, takıyordu altın kemeri 5 yıl kasıla kasıla yürüyordu: 'Ben kazandım istediğimi yaparım'.

İşin daha kötüsü yenilmezliği yok ama bir yenilmez var o da Ekrem İmamoğlu. Dört kez üst üste Tayyip Bey'in adaylarını yenmiş. Tayyip Bey Ekrem Bey'i yenememenin psikolojisi içinde, 'Gelecek seçimlere gidemeyiz, rakibim bu olmamalı' diyor. Ya rakibi ya sandığı ortadan kaldıracak. Bizim meydan meydan eylem yapıyoruz dediğimiz mesele, sandığa, adaya sahip çıkma meselesi.

Biz o sandığı Tayyip Bey'e kaptırmamaya çalışıyoruz çünkü sandık Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten, İnönü dönemine ait. Biri tek adam rejimini bitirip Cumhuriyet'i ilan etti, Meclis kurdu, diğeri bunun devamında çok partili rejime gidip kaybettiği seçimde iktidarı devretti yani iktidarın değişebilir olduğunu gösterdi Türkiye'de.

Bugün Erdoğan, bu iki kazanımı elimizden almaya, demokrasiden diktaya geçmeye çalışıyor. Darbe yapıyor ama yaptığı darbe askeri değil sivil darbe.

Kamuflaj yok, savcı cübbesi var darbecilerin üzerinde. Diktatörlüğünü kumaya çalışıyor, bunu ben diyorum siz demiyorsunuz. Çünkü şundan da tedirginim: Bir yerde bir şey konuşuyorsunuz, RTÜK tutuyor 'Özgür Özel...' Ya canlı yayında söylüyorum karşımdaki ne bilecek benim ne söylediğimi? O soruyu soruyor ben cevabını veriyorum. Televizyon kanalı görevini yapıyor. Elinde mikrofon konuşma yapıyor, canlı yayın. 'Özgür Özel'i canlı verme, başın derde girmesin' demek istiyorlar."

"Bunun adı selefi darbesi"

Özel, erken seçim ihtimali hakkında şunları söyledi:

"Erken seçim olsun diye elimizden geleni yapıyoruz. Burada seçimin erkene alınıp alınmayacağına ne Özgür Özel karar verebilir ne Erdoğan. Halkın kendisi karar verebilir. Biz örneğin böyle büyük mitingler yapıyoruz. Bu mitingler erken seçim talep mitingleri 100 binlerden mesela Saraçhane'de 1 milyon 200 bin kişi olmasaydı…

İlk gün ben gittim Saraçhane'ye. Girdik içeriye. Yol boyunca da 3 saat böyle Ankara'dan İstanbul'a gelirken camdan dışarı baktım. Dedim ki 'Emsalsiz, beklenmedik ve önemli bir şey yapmak lazım. Herhangi bir gün gibi bugünü tamamlayamayız.' Bu nedir, bir kere bunun adını koyalım. Bu darbe. Neye darbe? Geleceği darbe. Bugün ülkeyi yönetenin kendinden sonrakine ve selefine yaptığı, selefi bir darbe. Selefiler demokrasiyi reddediyorlar biliyorsunuz. Ve darbe, Türkiye'nin geleceğine darbe.

"Ne yapacaksa İstanbullular yapacak"

Erdoğan da uzun süredir bu sandıktan istifade etti ama indiği istasyonda hatırladık: 'Demokrasi bir tramvay, işimize geldi bindik, gelmeyince ineriz' demişti. Şimdi indiği istasyondayız. Bu selefi darbe; selefine, Türkiye'nin geleceğine, gelecek Cumhurbaşkanı'na yaptığı darbe.

Bu darbenin bir hedefi olmalıdır. Nedir? İki hedefi var; canlı hedefi İmamoğlu. O, o gece Vatan'daydı, şimdi de Silivri'de. Bir de mekansal ve simgesel hedefi olmalı. O da Saraçhane, İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Oraya da kayyum atamaya niyetli olduğu belli, iki soruşturma açmış. Biri yolsuzluk, biri terör. Terör soruşturmasından açtığı, belediye başkanlarını belediye meclis üyelerini de tutukladı.

Gittik, Saraçhane'ye girdik. Ben dedim 'Buradayım. Ben buraya bir seçilmiş belediye başkanvekili gelene kadar buradayım. Milleti de buraya çağıracağız.' Biz daha bunları konuşurken, tabii devletin istihbaratı da vardır, güçlüdür, hızlı duyar. Tak, çıktı; beş gün süreyle İstanbul'da üç kişi bir araya gelemeyecek. En sert toplantı ve gösteri yasağı.

Arkadaşlar dediler 'Ne yapacağız? Dedim ki 'Biz bir şey yapmayacağız. Ne yapacaksa İstanbullular yapacak. Ne olacaksa bu gece olacak. Ya olacak, ya olmayacak.' Çıktım orada balkondan önce bir video çektik. Konuştuk. Aşağıda 50 kişi, 100 kişi, 200 kişi gençler toplanmıştı. 'Akşam 20.30'da burada 100 binler olacak' dedim. Alkışladılar. O videoları yayınladık. Ama bir yandan da çok karamsar bir tablo çıktı ortaya: Köprüleri kaldırmışlar, Haliç'teki köprüleri kaldırıyorlar, 3-4 durak metroyu engellemişler, yedi kilometre ileriden çevirme var, araç sokmuyorlar, otobüsleri sokmuyorlar.

O sırada bir gürültü. Beyazıt'tan öğrenciler bariyerleri yıkmış, İstanbul Üniversitesi. Öyle çok kalabalık da değil, 2 bin kişi filan bir yandan geldiler. O günü hiç unutmam hakkını da yemem. İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'e dedim, 'Başkanım Vatan Emniyet'in önündeki CHP'liler, orada bir 3-4 bin kişi Vatan emniyetin önüne toplamıştı. Dedim 'Gelebilirler mi?' Dedi ki 'Başkanım gelemezler ama ben gidersem getiririm onları.' Fırladı gitti. Önlerine düştü, o da onları getirdi. O 6 bin kişi, akşam üstü 3-4, sosyal medya paylaşımlarıyla akşam oldu 155 bin kişi. İlk gece. İkinci gece 250 bin kişi, üçüncü gece 550 bin kişi, tutuklamanın olduğu dördüncü gece 1 milyon 250 bin kişi."

"Bütün muhalefeti yedi, bitirdi adam"

"O 1 milyon 250 bin kişi orada olmasaydı, bugün adı Adil Bakan… Darbenin hani görevlendirme listesi var ya. En başa yazmış 'İstanbul Büyükşehir'e eski İstanbul Genel Sekreter Yardımcısı Bakan Adil Karaismailoğlu.' Karaismailoğlu, işte Trabzonlu bakan. O geliyordu oraya kayyım diye.

Bunu şu anda bütün AK Partililer kabul ediyor, bütün AK Partililer. Benim tarif ettiğim darbenin içinde görevlendirme listesinin başında bu vardı. Şişli'de de 'Şişli Kaymakamı' yazıyormuş işte, oturttu oraya. Şimdi buraya 1 milyon 200 bin kişi gelmese İstanbul'a kayyım gelirdi. Çünkü o 1 milyon 200 bin kişi kayyım gelirse evlerine dönmeyecekti.

Bugün sözüme değer veren, kulak veren herkese söylüyorum: Muhaliftir, beni sevmiyordur, belki benim sözüme değer de vermiyordur, bambaşka bir siyasettendir ama kulak veriyordur. Türkiye'deki herkese diyorum ki, demokrasiye sahip çıkacaksak, erken seçimi getireceksen, 'Gözünün üstünde kaşın var, ben senin şu yönünü sevmem, bu yönünü sevmem' demeden, bu mitingler, Saraçhane ölçeğinde 1 milyon 200 bin olduğu gibi, bir meydanda 2 milyon kişi, 4-5 milyon kişi 'erken seçim' derse, direnirse gerektiğinde dönmemek üzere gelirse o sandık gelir. Bunu, Türkiye'deki durumundan rahatsız herkese söylüyorum.

Geçmişte AK Partilisindir ama bugünkü emekli maaşıyla geçinemiyorsundur. İşçisindir, yapılan haksızlığı sindiremiyorsundur. Bu adaletsizliği sindiremiyorsundur. Biz şuradan geliyoruz: Saraçhane Meydanı'nda açık söyleyeceğim, ilk günler… Ben 'Sadece Ekrem İmamoğlu'na değil, Selahattin Demirtaş'a da özgürlük istiyoruz' dediğimde Zafer Partili gençler homurdanıyordu. 'Ümit Özdağ'a özgürlük' deyince DEM'li gençler homurdanıyor. Açık açık konuştuk onlarla. Kaydı da var. Dedim ki 'Seninkini içeri atınca bu sevinirse, bununki içeride sen sevinirsen hep o sevinir.' 'Onun hakkını da birlikte savunacağız, senin hakkını da. Önce biz başkanlarımızı, adaylarımızı, liderlerimizi kurtaracağız. Sonra rekabet ederiz, kavga ederiz demokrasi zemininde.' Yoksa parça, parça bütün muhalefeti yedi, bitirdi adam.

Topyekun bir mücadeleye ihtiyaç var. Onun için biz muhalefetin hatta geçmişte iktidar olup, tek adam rejimine, seçimsizliğe, sandıksızlığa itiraz eden, son seçimde bile iktidara oy vermiş demokratların da bu mücadelenin içinde olmasını bekliyoruz.

"Soruyu da duysun millet, cevabını da"

Şunu düşünelim; 15 Temmuz gecesi darbe yapıldığı sırada… Darbe iktidara yapılır. Ama herkes döner muhalefete bakar. Ana muhalefetin gözünün içine bakar. 15 Temmuz gecesi darbe girişimi olduğunda, biz ne yaptık? Ben bunu AK Partili seçmenlere hatırlatırım. A Haber'den izlediler beni.

Bize ilk başta diyorlardı ki 'Solcu, Kemalist subaylar da bu darbeye destek veriyor.' 'Yanlış yapıyorlar' dedim, 'Destek veriyorsa yanlış yapıyorlar. Darbeyi kim yapıyor, diye bakarsak darbeye karşı olamayız, demokrat olamayız.' 15 kişiyi önce Genel Merkez'e topladım. Genel Başkanımız uçaktaydı, ulaşamıyorduk. Ondan sonra Meclis'e gittik. Meclis'te de Meclis yolunda da telefon açıldı. Söyledik 'Biz Meclis'e giriyoruz' diye.

İsmail Kahraman'ı da aradım, grup meclis başkanvekillerini, Ayşenur Bahçekapılı'ya kadar. Hiçbiri de inkar etmedi. Kitapları yazıldı bunların. 'Bu Meclis'i açalım. Birlikte direnelim.' Ben konuşma yaptım. '100 yıllık partiyiz' dedim, 'Çok yendik, çok yenildik. Ama asla darbeye tenezzül etmedik. Bugün yeniden sandık kurulana, milletimiz yeni bir görev verene kadar ülkenin ana muhalefet partisiyiz. Seçilmiş parlamentonun, demokrasinin, hükümetin arkasındayız.' 'Darbenin karşısındayız' dedim.

Tepede F16 uçuyordu. Döndüler Meclis'i vurdular, biz bunları yaptıktan sonra. Ama ben o gece Tayyip Erdoğan'a sahip çıkmadım, sandığa sahip çıktım. Başıma Humeyni gibi gelip de Fetullahçılar oturmasın diye bu ülkenin demokrasisine sahip çıktım. Ama o gün sahip çıktığım Erdoğan, şimdi o gün darbecilerin yaptığını yapmaya çalışıyor. Şimdi o yüzden Erdoğan'a karşı 'siyaset dışı' dedikleri Ömer Çelik 'Siyaset bu kadar sert üslubu kaldırmaz' diyor.

Siyaset mi yapıyorsun da benden siyasi nezaket bekliyorsun? Bu yaptığın siyaset mi? Ömer Çelik'in şahsına demiyorum. Ömer Çelik'in sözcülüğünü yaptıklarının bize yaptıkları siyaset mi? Sen darbe yaparsan ben darbeye nereden direneceğim? Karar yeter sayısı isteyerek mi direneceğim Meclis'te? O gece öyle mi yaptık?

O gece Bülent Tezcan çıktı CNN yayınına Ayşe Keşir'in telefonunundan. 'Şimdi sokaklara çıkma, tankların üstüne çıkma zamanıdır' dedi. Ben 'Bütün milletimizi meydanlarda direnmeye davet ediyorum' dedim. Bugün Meclis Başkanvekili seçtiğimiz büyüğümüz Ankara Milletvekilimiz Tekin Bingöl tuttu, çıktı canlı yayında, 'Bütün Türkiye'yi darbeye karşı direnmeye davet ediyorum' dedi.

O gece biz böyle yapmışız. Canımızı ortaya koymuşuz. Bir CHP'li darbecilere şak şak yaptı mı? Ama şimdi burada bu sefer bunlar darbe yapıyor elindeki güçle bize. Kardeşim tutuksuz yargıla, TRT'den yayınla. Aç, ver frekansı. Tele1 yayınlamaz mı? Bütün televizyonlar yayınlar. Ver frekansı. Soruyu da duysun millet, cevabını da.

"Başka görüntü mü bulamadın?"

Hatırlayalım ilk sabah darbeyi, bu yaptıkları işi basına nasıl duyurdular? '560 milyarlık yolsuzluk operasyonu, İmamoğlu suç örgütü.' İBB'nin altı yıllık toplam bütçesi; 490 milyar. '560 milyarlık yolsuzluk operasyonu.' Şimdi bunu savunan var mı? Yok. 'Kasadan para çıktı' diyorlar. Bir baktım tutanağa. Kasadan, 48 mermi çıkmış yayladaki kasadan. Koruma Müdürü'nün ruhsatlı tabancasının mermileri.

Çocuklar oynamasın diye küçücük bir kasaya koymuş. Hakan Başkan'ın Gaziosmanpaşa kasası da önceki AK Parti döneminde. Kasanın içinden belediyenin mührü çıkmış. Bir kuruş para yok ikisinde de. Arama tutanakları polis imzalı. TRT 'Gaziosmanpaşa'nın gizli kasasına erişildi' diyor.

Görüntülerde böyle böyle dolar çıkarıyorlar içinden. Sonra tepki gösterince de açıklama yolluyorlar bize, yani arka plandan. Ya yayladaki arama görüntüleri yoktu, stok video kullandık. Bula bula başka görüntü mü bulamadın, dolar çıkan görüntü kasadan. Adamın kardeşi inanır ya. Şimdi yazsa ki, Özgür Özel'in evindeki kasaya ulaşıldı... Benim birader, 'ya abime bak ne işlere karışmış' der. TRT bu ya."

İsrail konsolosluğunun önünde silah sesleri

İstanbul Beşiktaş'ta bulunan İsrail Konsolosluğu yakınından silah sesleri yükseldi. Bölgeye kamuflajla gelen 3 saldırganın 2'si ölü, 1'i ağır yaralı ele geçirildi
 

07.04.2026 12:53:00 / Güncelleme: 07.04.2026 13:25:35
Haber Merkezi
İsrail konsolosluğunun önünde silah sesleri
İsrail konsolosluğunun önünde silah sesleri
İstanbul Beşiktaş Levent'te bulunan İsrail Konsolosluğu yakınında silah sesleri duyuldu. Olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edilirken, bölgede yoğun güvenlik önlemi alındı.

Olaya polis ekipleri müdahale etti. 2 polis yaralanırken, 3 şüphelinin etkisiz hale getirildiği öğrenildi. Yaralı polisler hastaneye kaldırıldı.

Etkisiz hale getirilen saldırganların 2'si ölü, 1'i ağır yaralı ele geçirildi.

Çatışmayla ilgili soruşturma başlatıldı

Beşiktaş'ta bulunan İsrail Konsolosluğu yakınındaki çatışmayla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı öğrenildi.
 
İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde bulunan İsrail Konsolosluğu çevresinde meydana gelen silah sesi ihbarlarına ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığının belirtildiği açıklamada, "Soruşturma kapsamında bir başsavcı vekili ile iki cumhuriyet savcısı görevlendirilmiş; cumhuriyet savcılarımız ivedilikle olay yerine intikal ederek incelemelere başlamıştır. Olayın tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla adli ve kolluk birimleri eş güdüm içinde çalışmalarını sürdürmekte olup, soruşturma titizlikle ve çok yönlü şekilde yürütülmektedir" denildi.

Ayrıntılar gelecek...

Adalet Bakanı çarpıcı rakamları açıkladı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Mart ayında, uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumara yönelik 729 operasyon düzenlendiğini, 9 bin 185 şüpheli hakkında işlem yapıldığını, 2 bin 996 kişinin tutuklandığını açıkladı

07.04.2026 11:11:00
Anadolu Ajansı
Adalet Bakanı çarpıcı rakamları açıkladı
Adalet Bakanı çarpıcı rakamları açıkladı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, mart ayında uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar suçlarına yönelik 729 operasyon gerçekleştirildiğini, işlem yapılan 9 bin 185 zanlıdan 2 bin 996'sının tutuklandığını, 820'si hakkında adli kontrol tedbiri uygulandığını bildirdi.

Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar suçlarının, gençleri bağımlılık ve suça sürükleyen, toplumun huzurunu ve geleceğini tehdit eden çok yönlü bir tehlike olduğunu bildirdi.

Bu suçların, aile yapısını zayıflattığını, toplumsal dokuya zarar verdiğini belirten Gürlek, ayrıca bireyleri ve aileleri telafisi güç mağduriyetlerle karşı karşıya bıraktığını aktardı.

Gürlek, söz konusu suçlara yönelik mart ayında 729 operasyon gerçekleştirildiğini ifade ederek, soruşturma içeriklerine ilişkin şunları kaydetti:

"2026 yılı mart ayı içerisinde, 81 ilimizde 171 Cumhuriyet başsavcılığımızın koordinasyonunda uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar suçlarına yönelik toplam 729 operasyon gerçekleştirilmiş, 9 bin 185 şüpheli hakkında adli işlem yapılmış, 2 bin 996 şüpheli tutuklanmış, 820 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Operasyonların büyük çoğunluğunu oluşturan uyuşturucu suçlarına yönelik 669 operasyonda, 7 bin 568 şüpheli hakkında işlem yapılmış, 2 bin 541 kişi tutuklanmıştır. Yasa dışı bahis operasyonları kapsamında ise 56 operasyonda 1608 şüpheli hakkında işlem yapılmış, 455 kişi tutuklanmıştır. En fazla işlem yapılan ilimiz İstanbul olmuştur."

Operasyonlarda görev alan tüm yargı teşkilatı mensupları ile adli kolluk birimlerine teşekkür eden Gürlek, "Toplumumuzu, aile yapımızı ve gençlerimizin geleceğini hedef alan bu suçlara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz." açıklamasını yaptı. 

Ünlülere uyuşturucu operasyonu: 9 gözaltı

Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İstanbul İl Jandarma Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile birlikte yürütülen soruşturma kapsamında ünlülere yönelik operasyon düzenlendi. Aralarında Mustafa Ceceli, Melek Mosso, Simge Sağın'nın da yer aldığı 9 kişi gözaltına alındı

07.04.2026 10:39:00 / Güncelleme: 07.04.2026 11:17:17
İhlas Haber Ajansı
Ünlülere uyuşturucu operasyonu: 9 gözaltı
Ünlülere uyuşturucu operasyonu: 9 gözaltı
"Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Kullanmak" ile "Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Temin Etmek" suçlarından yürütülen soruşturmada, elde edilen deliller, ihbar ve bilgiler doğrultusunda 9 şüphelinin söz konusu suçlara iştirak ettiği tespit edildi.

Beykoz Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan karar doğrultusunda 07 Nisan 2026 tarihinde şüphelilere yönelik eş zamanlı yakalama, arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi.

Haklarında işlem yapılan şüphelilerin Simge Sağın, İbrahim Çelikkol, Melek Mosso, Deha Bilimler, Mustafa Ceceli, Ersay Üner, Bengü Erden, Z. Aslı Sipahi Hacısüleymanoğlu ve İlkay Şencan olduğu öğrenildi.

Katolik Kilisesinin, Türkler Üzerindeki Planları

Papalığın ve onun şahsında Katolik kilisesinin Türkler ve Türk vatanı üzerindeki hesaplarının çarpıcı misallerinden birisi Papalığın PKK ve lideri Öcalan konusunda aldığı tavırdır

07.04.2026 00:17:00
Haber Merkezi
Katolik Kilisesinin, Türkler Üzerindeki Planları
Katolik Kilisesinin, Türkler Üzerindeki Planları
Papalığın ve onun şahsında Katolik kilisesinin Türkler ve Türk vatanı üzerindeki hesaplarının çarpıcı misallerinden birisi Papalığın PKK ve lideri Öcalan konusunda aldığı tavırdır.

Roma'da bulunduğu zaman içerisinde Öcalan'a bizzat kiliseler tarafından sahip çıkıldığı kamuoyuna yansıyan bir hakikattir.

Yeni Mesaj Gazetesinin 23/11/98 tarihli haberinden şunları öğreniyoruz: "Kardinal Achilli Silvestrini Abdullah Öcalan'a siyasi sığınma hakkı tanınması gerektiğini açıkladı. Vatikan 'da Doğu Kiliselerinden sorumlu Kardinal, " Kendi bağımsızlığı ve düşünceleri için mücadele veren herkese siyasi sığınma hakkı tanınmalı" diye konuştu.

Kürt sorununun yalnızca Türkiye ve İtalya arasında bir mesele olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Kardinal, sorunun bütün Avrupa'yı ilgilendiren uluslararası bir konu olduğunu vurguladı.



Papa II. Jean Paul Noel konuşmasının bir bölümünde Kürt halkından da söz etti ve "Bütün dünyada özgürlük isteyen in­sanlar Allah'ın kuludur. Bir tek Allah bizi korumak için yaratılmıştır. Burada bulunan Kürt halkını da selamlıyorum" dedi.

3/12/98 Cumhuriyet Gazetesinde, Sn. Aytunç Altında! Öcalan '111 Papa 'ya mektubu üzerine bir değerlendirme yaptı. Altında yazısında:

"Aziz Peder, Hıristiyanlığa çok yakınım. Sizin şahsınıza ve dininize duyduğum saygı benim savaşımın ve düşüncelerimin merkezindedir."
Bu sözler bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan'a aittir. Ve Papa il.  Jean Paul'e yazdığı mektupta yer almaktadır…

Şimdi sorumuz şudur: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketlerinin kiliselerle ne ilişkisi var?



İlkin şunu belirteyim: Kiliseler 1965'den bu yana Ortadoğu'daki Kürtçülük hareketleriyle ve 1983'den sonra da PKK ile çok yakından ilgilenmekteydiler. Güneydoğu Anadolu'daki ilk gizli ve örgütlü etnik ve dinsel  ayırımcılığı esas alan istihbarat faaliyetlerini 1962'de Barış Gönüllüleri adıyla bölgeye gönderilen, çoğunluğu Katolik ve Anglikan kiliselerine kayıtlı Amerikalı uzmanlar başlatmışlardır.

Bunlar üç yıl süreyle bu bölgede yoğun misyonerlik faaliyetlerinde bulundular, birçok vatandaşımıza din değiştirme telinleri yaptılar, inanılmaz vaatlerde bulundular ve etnik ve dinsel ayırımcılığı körükleyecek bölgesel inanç farklılıklarını bilgi haline dönüştürerek ABD'deki çeşitli istihbarat birimlerine aktardılar. Bu gönüllülerin hazırladıkları raporların bir kısmı da doğrudan doğruya kiliselere gitti…

Son söz

Son söz: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketinin arkasındaki destekçilerin başında kiliseler vardır. PKK olayında hiç dikkat edilmeyen bu husus umarım bundan sonra dikkate alınır. Ortadoğu'daki kilise ve İslam harici fraksiyonlar çok uzun zamandır bir ittifak içindeler, benden uyarması". (Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler eseri yıl 1998 sh;77]

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İsrail hükümeti savaşı sonlandırmaya yönelik her girişimi baltalıyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail hükümeti savaşı sonlandırmaya yönelik her girişimi baltalıyor" dedi.

06.04.2026 19:16:00
İhlas Haber Ajansı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İsrail hükümeti savaşı sonlandırmaya yönelik her girişimi baltalıyor."
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İsrail hükümeti savaşı sonlandırmaya yönelik her girişimi baltalıyor."
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İsrail hükümeti savaşı sonlandırmaya yönelik her girişimi baltalıyor."

Otel odasında öldürülen genç kadın soruşturmasında yeni gelişme

Bahçelievler'de bıçaklanan Yonca Kölge'nin otel odasında ölü bulunmasına ilişkin gözaltına alınan eski eşi dahil olmak üzere 3 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi

06.04.2026 14:54:00 / Güncelleme: 06.04.2026 14:57:43
İHA
Otel odasında öldürülen genç kadın soruşturmasında yeni gelişme
Otel odasında öldürülen genç kadın soruşturmasında yeni gelişme
Olay, 3 Nisan Cuma günü akşam saatlerinde Bahçelievler Mareşal Fevzi Çakmak 3. Sokak üzerinde bulunan bir otelde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 3 Nisan Cuma günü saat 13.30 sıralarında Yonca Kölge (28), Salih B. ile birlikte otele giriş yapmış, odaya yerleştikten sonra Salih B., saat 17.55 sıralarında otelden tek başına ayrılmış, genç kadından haber almayan ailesi ise polisi aramıştı.

Genç kadının, Bahçelievler'de kaldığı oteli tespit edilmiş, otel odasında Yonca Kölge'nin cesedini bulmuştu.

3 yıl önce boşandıkları belirlendi

Yonca Kölge ile otele gelen şüpheli Salih B.'nin 'kasten yaralama' ve 'hırsızlık' suçlarından çok sayıda suç kaydı olduğu tespit edildi, cezaevinden izinli olarak çıktığı öğrenilen Salih B.'yi, "kasten öldürme" suçundan, Burhan B. ve Mehmet B. isimli şüpheliler ise "suçluyu kayırma" suçundan gözaltına alındı.

Salih B. ile Yonca Kölge'nin evli oldukları ve 3 yıl önce boşandıkları öğrenilm.

Gözaltına alınan 3 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Nevzat Bahtiyar'ın yeniden yargılanması: Talepler reddedildi

Diyarbakır'da kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Narin Güran cinayetinde 4 buçuk yıl hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan Nevzat Bahtiyar'ın yeniden yargılanmasında talepler reddedildi. Duruşmaya ara verildi

06.04.2026 14:12:00 / Güncelleme: 06.04.2026 14:16:23
İHA
Nevzat Bahtiyar'ın yeniden yargılanması: Talepler reddedildi
Nevzat Bahtiyar'ın yeniden yargılanması: Talepler reddedildi
Merkez Bağlar ilçesinin Tavşantepe Mahallesi'nde 21 Ağustos'ta 2024'te kaybolan ve 8 Eylül 2024'te Eğertutmaz Deresi'nde cansız bedenine ulaşılan Narin Güran'ın öldürülmesine ilişkin yargılanan tutuklu sanıklar anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran'a 'iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Nevzat Bahtiyar'a ise 'suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme' suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.

Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin sanıklara verdiği hükmü hukuka uygun bulmuştu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Narin Güran cinayeti davasında anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran'a verilen ağırlaştırılmış müebbet ile Nevzat Bahtiyar'a verilen 4 yıl 6 ay hapis cezasının onanması istenmişti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, tutuklu sanıklar anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran'a verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onamış, Nevzat Bahtiyar'a verilen 4 yıl 6 ay hapis cezasını ise 'eylemin nitelikli kasten öldürme suçuna yardım' kapsamında değerlendirilmesi adına bozmuştu. Nevzat Bahtiyar'ın yeniden yargılanmasına Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlandı. Mahkemede avukatların talepleri mahkeme başkanı tarafından reddedildi.



"Ben cesedi yok etmedim, açığa çıkardım"

Saat 9.40'ta başlayan duruşmada, mahkeme başkanı, sanık Nevzat Bahtiyar'a bozma kararına itirazı olup olmadığını sordu. Bahtiyar, bu konuda bir şey söylemek istemedi. Mahkeme başkanı, Nevzat Bahtiyar'a olay günü ne yaptığı sorması üzerine Bahtiyar, öğleden sonra eve geldiğinde evinin sularının kesik olduğunu ardından bu durumu bildirmek için Salim Güran'ı aradığını aktardı. Bahtiyar, "Cinayetle hiçbir alakam yok, Salim Güran beni çağırdı. Tepeye gittim. Salimle birlikte Arif Güran'ın evine geldik. Narin'in cesedini orada gördüm. En sondaki soldaki oda sanırım. Bana bu cesedi götüreceksin dedi, ben götürmüyorum dedim. Sonra silah çekti beni ve oğlumu tehdit etti, önce oğlunu sonra seni öldürürüm dedi. Ben mecbur kaldım cesedi götürdüm. Ceset battaniyeye sarılıydı. Sonra bizim ahıra gittim, cesedi orada torbaya koydum. Sonra da arabaya koydum. Sonra Yüksel Güran'ı yukarda gördüm. Ağlıyordu. Sonra Salim Güran geldi. Battaniyeyi benden aldı. 'Cesedi parça parça et kimse görmesin' dedi. Sonra ben cesedi götürdüm. Ben cesedi yok etmedim, açığa çıkardım. Eğer Salim Güran'ın dediğini yapsaydım, ceset olmazdı, ben de burada olmazdım. Ben sadece Salim Güran'ı gördüm. Cesedi arabaya götürdükten sonra Yüksel Güran'ı gördüm, ağlıyordu. O zaman ailem güvence altında olmadığı için o ifadem doğru değil. Mahkemedeki ifadem doğru. Ben mecbur kaldım cesedi götürdüm. Pişmanım. Cesedi aldığımda çocuk ölmüştü. Ben delilleri yok etmiş olsaydım burada olmazdım'' dedi.

"Jandarma ile değil, polisle keşif istiyorum"

Bahtiyar'ın ardından söz alan Arif Güran, yeni keşif talebinde bulunarak, "Bu kadar eksik bir soruşturmada ben neye inanayım. Benim her şeyi öğrenmek hakkımdır. Bu insan 6 kez ifade değiştirdi. Bu adamın ifadesiyle benim ailem yok edildi. Benim kızım katledildi. İnsanda vicdan olursa birinden üzülür de söz eder. Bana diyorlar ki mahkeme ne diyorsa kabul et. Ben kabul etmiyorum. Burada Adalet mülkün temelidir deniyor. Ben bu acı ile yaşayamam. Ben keşif istiyorum, jandarma ile değil, polisle keşif istiyorum. Nevzat Bahtiyar, tehdit edildiği için konuşmadığını söylüyor. Köyde bin 700 personel vardı. Bu adam 19 gün boyunca içimizdeydi, yanımda namaz kalıyordu. O kadar jandarma vardı, istihbarat elemanı vardı. Neden tehdit edildiğini söylemedi. Salim Güran, devletten büyük müdür. Başkanım ben ölü bir insanım, ben kızımın hakkını istiyorum. Ben keşif istiyorum. Benim çekirdek ailem yok oldu. Kızımın hakkı yerde kaldı. Ben kızımın hakkını istiyorum. Yüksel Güran yapmışsa cezasını çeksin, Salim Güran yapmışsa cezası çeksin. Ben adalet istiyorum, kızımın hakkını istiyorum, keşif istiyorum. Narin gibi 4 tane daha çocuğum var. Benim çocuklarım okulu bıraktılar, benim çocuklarım okula gidemiyor. Narin'i korumak için 7'den 70'e iftira attılar. Ama Narin gibi 4 çocuğu daha öldürdüler. Havaalanı, Dara-2 üs bölgesinin kameralarını istiyorum. Bu davanın bu şekilde kapanmaması lazım ve kapanmayacak. Bir baba olarak bir ağabey bir kardeş olarak keşif istiyorum. Kızımın ölümünde kimin parmağı varsa devlet o parmağı kessin. Salim, Yüksel, Enes, Nevzat kim olursa olsun" diye konuştu.

İfadelerin ardından duruşmaya ara verildi.

Antalya'daki teleferik kazasında ek bilirkişi raporu hazır

Antalya'da 1 kişinin hayatını kaybettiği, 7 kişinin yaralandığı teleferik kazasına ilişkin 12 tutuksuz sanığın yargılandığı davada, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nce hazırlanan ek bilirkişi raporu dosyaya girdi. Raporda 5 sanığın birinci derecede, 1 sanığın ikinci derecede sorumlu olduğu belirtilirken, 4 sanık yönünden kusur bulunmadığı kanaatine yer verildi. Raporda, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz bakımından ise kaza tarihinde resmi görevi bulunmadığı, kaza öncesi süreçteki sorumluluğunun mahkemece değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi

06.04.2026 14:02:00 / Güncelleme: 06.04.2026 14:05:28
İHA
Antalya'daki teleferik kazasında ek bilirkişi raporu hazır
Antalya'daki teleferik kazasında ek bilirkişi raporu hazır
Konyaaltı ilçesinde 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 7 kişinin yaralandığı teleferik kazasına ilişkin, aralarında dönemin ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün de bulunduğu 12 sanığın yargılanmasına Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Altıncı duruşmada tutuksuz sanıklar Ahmet Buğra S., Serkan Y. ve Okan E. ile taraf avukatları hazır bulundu. Tutuksuz yargılanan ve duruşmaya katılma şartı bulunmayan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ise duruşmaya katılmadı.
Mahkemede, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nce hazırlanan ek bilirkişi raporu dosyaya sunuldu. Tutuksuz yargılanan sanıklar, daha önce hazırlanan rapor ile yeni rapor arasında çelişki bulunduğunu öne sürerek, aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini dile getirdi.

Ek raporda sorumluluk değerlendirmesi yer aldı

Dosyaya giren ek bilirkişi raporunun sonuç bölümünde; olay İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında "iş kazası" olarak değil, "kaza" olarak değerlendirildi. Raporda, meydana gelen olayda çalışanın yaralanmadığı ve ölmediği için olayın iş kazası kapsamında değerlendirilmediği kaydedildi.

Raporda, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün 15 Aralık 2023 ile 10 Ocak 2024 tarihleri arasında 156 kalemden oluşan yapılacak işler listesini hazırlayıp bildirdiği, ancak listenin kullanım kılavuzu ve ilgili standartlar gözetilerek değerlendirilmesini sağlamadığı ya da sağlatmadığı yer aldı. Aynı raporda, kaza tarihinden 4 ay 15 gün önce ayrıldığı, ayrıca kaza günü itibarıyla herhangi bir resmi görevinin bulunmadığı, bu nedenle kaza tarihinden önce şirketin mali, teknik ve idari organizasyonunun belirlenmesi ve yönetilmesine yönelik etkisinin mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.



5 sanık için birinci derece sorumluluk tespiti

Ek bilirkişi raporunda, Edip Kemal B.'nin asıl işveren(idare) olarak şirketin mali, teknik ve idari organizasyonunu belirlemesi ve yönetmesi nedeniyle 2. dereceden sorumlu olduğu değerlendirmesi yapıldı. Raporda Ahmet Buğra S., Okan E., Serdar T., Özgür E. ve Serkan Y.'nin ise olayda birinci dereceden sorumlu olduğu kanaatine yer verildi. Bu değerlendirmede, şirketin teknik ve idari organizasyonunun belirlenmesi ve yönetilmesine ilişkin sorumlulukların dikkate alındığı kaydedildi.

4 sanık yönünden kusur bulunmadı

Ek raporda Suphi K. ile Kazım K. hakkında, meydana gelen kazaya ilişkin doğrudan hata yaptıklarına dair bilgi ya da belge bulunmadığı, bu nedenle kusurlarının olmadığı belirtilirken, Hüseyin A. ile Aziz A. bakımından da görev tanımları itibarıyla kazaya neden olacak bir görevde bulunmadıkları gerekçesiyle kusur bulunmadığı kanaatine varıldı.

Savcı mütalaasını bir sonraki celsede sunacak

Cumhuriyet savcısının, raporun taraflara tebliğ edilmesinin ardından bir sonraki celsede esas hakkındaki mütalaasını sunmasının beklendiği belirtilirken, duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Olayın geçmişi

Sarısu mevkiindeki teleferik tesisinde 12 Nisan 2024'te meydana gelen kazada, parçalanan kabinden düşen bir kişi hayatını kaybetmiş, aynı kabinde bulunan 2'si çocuk 7 kişi yaralanmıştı. Sistem durduğu için havada asılı kalan 24 kabindeki 174 kişi ise yaklaşık 22,5 saat süren operasyonla tahliye edilmişti. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, aralarında dönemin ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün de bulunduğu 12 sanığın, "taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma" ile "trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma" suçlarından 27 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmaları talep edilmişti.

ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?

DMM'den ABD'nin F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu iddialarına yalanma

05.04.2026 01:07:00
İhlas Haber Ajansı
ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?
ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?
Bazı sosyal medya hesaplarında ve dezenformasyon odaklı mecralarda, Türkiye'nin İran'a gelişmiş uçaksavar ve İHA füzeleri tedarik ettiği ve düşürüldüğü iddia edilen ABD F-15 uçağının bu Türk sistemleriyle vurulduğu öne sürülmüştü.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından ABD'nin F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu iddiaları yalanlandı.



DMM'nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Bazı sosyal medya hesapları ve dezenformasyon odaklı mecralarda yer alan, 'Türkiye'nin İran'a gelişmiş uçaksavar ve İHA füzeleri tedarik ettiği, düşürüldüğü iddia edilen ABD'ye ait F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu' yönündeki paylaşımlar tamamen asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır.

Nereden kaynaklandığı tahmin edilebilecek bu tür gerçek dışı iddialar, Türkiye'nin bölgesel krizlerde üstlendiği yapıcı rolü ile barış ve diplomasi odaklı gayretlerini zedelemeye yönelik kasıtlı birer psikolojik harp saldırısı ve kara propaganda girişimidir" denildi.

Türkiye'nin bölgedeki huzur ve istikrarın korunması için bir duruş sergilediği söylenen açıklamada, "Türkiye, bölgedeki tüm süreçlerde huzur ve istikrarın korunmasını esas alan bir duruş sergilemektedir. Ülkemizin küresel ölçekte takdir gören diplomatik başarısını hedef alan bu algı operasyonları, uluslararası kamuoyunu yanıltma amacı taşımaktadır.

Kamuoyunu manipüle etmeye ve bölgedeki hassas dengeleri hedef almaya yönelik bu tür kirli bilgi yayma faaliyetlerine itibar edilmemelidir. Resmi kaynaklar dışındaki spekülatif açıklamalara karşı dikkatli olunması büyük önem arz etmektedir" ifadelerine yer verildi.

Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu

Ankara'nın Kahramankazan ilçesinde özel halk minibüsünün köprü direğine çarpması sonucu hayatını kaybeden 5 kişiden 4'ünün kimlikleri belli oldu

04.04.2026 18:11:00 / Güncelleme: 04.04.2026 18:13:55
İHA
Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu
Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu
Kaza, Kahramankazan ilçesi Saray mevkiinde meydana geldi. Kızılcahamam istikametine seyreden 06 HO 1460 plakalı özel halk minibüsü, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu bariyerlere çarptı. Kazanın etkisiyle takla atan otobüs, köprü ayağına çarparak durabildi. Kazada 5 kişi hayatını kaybederken, 14 kişi de yaralandı. Kazada hayatını kaybeden 5 kişiden 4'ünün minibüs şoförü Efe Erdem (31) ile yolculardan Mehmet Sucu ve kızı Safiye Simge Sucu ile Hamiyet Bilge Uslu olduğu tespit edildi.



Hayatını kaybeden diğer kadın yolcunun kimliğini belirlemek için çalışmalar sürüyor. Otobüsün şoförü Efe Erdem'in evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi.



Kazayla ilgili 3 cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 2 bilirkişi de incelemelerini sürdürüyor. 
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.