logo
08 AĞUSTOS 2026

Para ve politikası

“Doğru bir para politikası, hem sürekli büyüme, hem de ekonominin denge düzeyini yakalaması için kaçınılmazdır

24.04.2026 00:15:00
Haber Merkezi
 
Para ve politikası
Para ve politikası
"Doğru bir para politikası, hem sürekli büyüme, hem de ekonominin denge düzeyini yakalaması için kaçınılmazdır.

Paranın sadece bir mübadele ve değer saklama (tasarruf) aracı olmadığı, aynı zamanda bir tahrik unsuru ve üretilen değerin karşılığı olduğu düşünüldüğünde aktif bir para politikası ekonomi uygulayıcıları için şart ve zaruridir.

Paranın, hem emeği ve üretimi, hem de talebi devreye koyan bir tahrik unsuru, aynı zamanda üretilen değerin karşılığı olduğunu para bahsinde izah etmiştik.

Paranın bu iki yeni özelliğini dikkate aldığımızda, klasik para politikalarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliği anlaşılmış olur. Bu nedenle nasıl bir para politikasına ihtiyaç var sorusuna cevap ararken, paranın yeni tarif etmiş olduğumuz özelliklerinden yola çıkarak ilk önce para talebi konusuna, buna bağlı olarak da senyoraj meselesine değineceğiz.

Buna bağlı olarak da para arzı konusunu açıklayıp, paranın piyasaya ne şekilde ve hangi vasıtalar ile sunulması gerektiğini izah edeceğiz.







Ekonomi modellerinin temel bakış açılarını para politikaları belirler. Milli Ekonomi Modeli'nin para politikası; emeğe, tüketime, üretime ve faize getirdiği bakış açısı ile diğer ekonomi modellerinden farklılık arz eder. Ancak, önce bilinen ekonomi modellerinin konuya nasıl yaklaştığına kısaca değinelim.

Para talebi konusunda kapitalist anlayışın hem monetarist ayağı, hem de Keynes modeli, hane halklarının neden elinde para tutmak istediğine cevap aramıştır.

Monetarist görüşü temsil eden Irving Fısher'in üretimin tüketime eşit olduğu mübadele denklemi (mv=py) ile Cambridge yaklaşımı paranın sadece bir takas aracı olmasından yola çıkarak meseleyi ele almıştır. Bu manada Friedman'ın konuyu ele alış tarzı da farklı değildir.

Friedman; kişilerin ellerinde tutmayı düşündükleri para miktarını istikrarlı bir büyüklük olarak görür.   







Piyasaların kendi içinde dengeye geleceği düşüncesinden hareketle Friedman; "Üretim faktörlerini devreye koyacak para miktarı, üretim neticesinde elde edilen mal ve hizmetlerin değeri kadar tüketim oluşturur" fikrini savunmuştur. Bu düşüncenin neticesi olarak piyasalardaki para miktarında meydana gelen artışların fiyat artışlarına sebep olacağı sonucuna varmıştır.   

Paranın yansız olduğunu iddia eden bu anlayış, piyasaya, parasal büyüklükleri değiştirerek yapılan müdahalelerin reel ekonomiye hiçbir fayda vermeyeceğini, aksine birçok dengesizliği de beraberinde getireceğini ifade etmiştir. 

Türkiye'de uygulanan para politikası bu anlayışa örnek olarak gösterilebilir.

İşin ilginç tarafı, Friedman yaptığı ampirik çalışmalar sonucu geçmiş yıllarla ilgili yaptığı analizlerde, para miktarı ile milli gelir arasında bir ilişkinin olduğunu görerek, en mantıklı para politikasının büyüyen ekonomilerde belli bir sabitlikte emisyon hacmini arttırmak olduğunu tavsiye etmiştir.

Keynes modeli ise spekülasyon sebebi ile paranın talep edilebileceğini ifade etmiş, paranın değer saklama (tasarruf) özelliğine dikkat çekmiştir. Aktif bir para politikasını savunduğu iddia edilen Keynes, para miktarını arttırarak piyasa faizlerini düşürüp eksik olan talebi devreye sokmayı tavsiye etmiştir. Keynes, çözümü faizle alınan borç para ile kamu harcamalarının desteklenmesi olarak görür.







Görünüşte birbirinden farklı gibi gözükse de aslında bu iki anlayışın temel yaklaşımları aynıdır. Her iki görüş, serbest bırakılan piyasaların kendiliğinden ekonomik dengeye ulaşacağına inanmakla birlikte, Keynes reel dünyada insanların spekülasyon amacı ile de para talep edeceğini bu talebin ise ekonomideki dengeyi tüketim azalması yönünde bozacağını ifade etmektedir.

Faiz oranları üzerinden tüketim miktarının değişebileceğini, bunun da üretimi değiştirebileceğini ifade etmiştir.

Dikkat edilirse aktif para politikasını savunduğunu söyleyen Keynes modeli, aktiflikten kastettiği faiz oranlarını değiştirerek tüketim hacmi üzerinde oynanmasından başka bir şey değildir. Oysa faiz oranlarının fiyatları üzerindeki etkisi tüketme kabiliyetini yitirmiş insanlar için hiçbir şey ifade etmemektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.