logo
21 TEMMUZ 2026

Paralı asker şirketleri ve uluslararası hukukun gri alanları

Modern çatışma bölgelerinde devletlerin yerini hızla özel askeri şirketler alıyor. Küresel bir endüstriye dönüşen bu yapılar, hesap verebilirlik krizine yol açarken uluslararası hukukun sınırlarını da zorluyor

20.07.2026 00:43:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Paralı asker şirketleri ve uluslararası hukukun gri alanları
Paralı asker şirketleri ve uluslararası hukukun gri alanları
Modern çatışma bölgelerinde devletlerin yerini hızla özel askeri şirketler alıyor. Küresel bir endüstriye dönüşen bu yapılar, hesap verebilirlik krizine yol açarken uluslararası hukukun sınırlarını da zorluyor.

Soğuk Savaş sonrası dönemde yükselişe geçen ancak özellikle son on yılda küresel jeopolitiğin en belirleyici unsurlarından biri haline gelen Özel Askeri Şirketler (PMC - Private Military Companies), savaşın doğasını ve uluslararası hukuku kökten değiştiriyor.

Wagner Grubu'nun Ukrayna ve Afrika'daki faaliyetlerinden, eski adıyla Blackwater (yeni adıyla Constellis) gibi yapıların Orta Doğu'daki operasyonlarına kadar bu şirketler, artık sadece lojistik destek sağlamıyor; cephenin bizzat en ön saflarında yer alıyor.

Milyarlarca dolarlık bir hacme ulaşan bu "özelleşmiş güvenlik" sektörü, beraberinde ciddi bir yasal egemenlik ve insan hakları krizini de getiriyor.







Devletlerin Konfor Alanı: "Makul Reddedilebilirlik"

Hükümetlerin resmi ordular yerine özel askeri şirketleri tercih etmesinin arkasında stratejik ve siyasi nedenler yatıyor. PMC'lerin kullanılması, devletlere çatışmalarda hayatını kaybeden resmi askerlerin yaratacağı iç siyasi baskılardan kaçınma şansı tanıyor.

Daha da önemlisi, bu şirketlerin gerçekleştirdiği gizli operasyonlar veya insan hakları ihlalleri karşısında devletler "makul reddedilebilirlik" (plausible deniability) kalkanının arkasına saklanabiliyor. Bir şirketin karıştığı savaş suçunun faturası, doğrudan o şirkete personel kiralayan devlete kesilemediğinde, uluslararası adaletin tecelli etmesi zorlaşıyor.







Cenevre Sözleşmeleri ve "Paralı Asker" Tanımının Yetersizliği

Uluslararası hukuk, özel askeri şirketlerin mevcut durumunu yakalamakta zorlanıyor. 1949 Cenevre Sözleşmeleri'ne ek 1977 Protokolü (Madde 47), paralı askerleri tanımlıyor ancak bu tanım o kadar dar ki modern PMC çalışanlarının neredeyse hiçbiri bu kapsama girmiyor.







Yasal boşlukların temel nedenleri şunlardır:

Statü Belirsizliği: PMC personeli resmi olarak ordunun bir parçası (muharip) olmadıkları gibi tam anlamıyla sivil de sayılmıyorlar. Yakalandıklarında "savaş esiri" statüsünden yararlanıp yararlanamayacakları büyük bir tartışma konusu.

Yargı Yetkisi Krizi: Bu şirketlerin çalışanları suç işlediklerinde hangi mahkemede yargılanacak? Operasyon yaptıkları başarısız veya zayıf devletlerin yerel mahkemelerinde mi, şirketin merkezinin bulunduğu ülkede mi, yoksa Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde mi? Çoğu zaman bu karmaşa cezasızlıkla sonuçlanıyor.

Hukukçu Görüşü: "Mevcut uluslararası hukuk kuralları, 20. yüzyılın bağımsız ideolojik savaşçıları veya bireysel paralı askerleri için yazılmıştı. Bugün karşımızda holdingleşmiş, borsada işlem gören, kendi istihbarat ağlarına ve ağır silahlara sahip modern savaş şirketleri var. Hukuk, sahadaki bu realitenin çok gerisinde kaldı."







Montreux Belgesi ve Geleceğin Yasal Arayışları

Bu gri alanı griden beyaza çekmek adına 2008 yılında imzalanan ve bağlayıcılığı olmayan "Montreux Belgesi" (Montreux Document) gibi girişimler hayata geçirildi. Bu belge, devletlerin PMC'leri denetleme ve uluslararası hukuka saygı göstermelerini sağlama yükümlülüklerini hatırlatıyor olsa da yaptırım gücünden yoksun olması nedeniyle sahadaki şiddeti durdurmaya yetmiyor.







Uzmanlar, Birleşmiş Milletler nezdinde özel askeri şirketleri doğrudan sorumlu tutacak ve devletlerin bu şirketler üzerindeki hukuki sorumluluğunu netleştirecek bağlayıcı bir küresel sözleşmenin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Aksi takdirde, savaşların tamamen ticarileştiği ve hukukun tamamen devre dışı kaldığı yeni bir kaos dönemi kaçınılmaz görünüyor.

Ülkemizde istismar edilen konular

Milli devlet anlayışında millet ile devlet ‘birbiri ile çatışan’ iki unsur değildir. Aksine millet-devlet beraberliği bütün sorunların çözümünde ve devletin bekasında temel kabul edilmektedir

19.07.2026 00:54:00
Haber Merkezi
 
Ülkemizde istismar edilen konular
Ülkemizde istismar edilen konular
"Milli devlet anlayışında millet ile devlet 'birbiri ile çatışan' iki unsur değildir. Aksine millet-devlet beraberliği bütün sorunların çözümünde ve devletin bekasında temel kabul edilmektedir…" (Prof. Dr. Haydar Baş Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:23)

"Cumhuriyetin kabulünün ilk döneminde, Cumhuriyetimizin kurucusu M. Kemal, saltanat yerine yeni bir yönetim biçimi olan cumhuriyeti getirirken; saltanatı din biçiminde algılayanlar yeni yönetimi yani cumhuriyeti, saltanat karşıtı algılamak yerine, din karşıtı olarak algıladılar. Milli devlet bu yanılgıyı düzeltmektedir…

Dün krallık sistemi ile demokrasinin yeryüzünde yaşanmasına imkân tanımayan düşünce sistemi, şimdi de dünya krallığı kurma adına devletlerin iç işlerine karışarak, dünya çapında firmalar adeta yeni krallar olarak karşımıza çıkmaktadırlar…

Mutlu bir azınlığın ihtiras ve zevklerine cevap vermek üzere değil, milletin haklarına ve ihtiyaçlarına odaklanmış olan Milli Devlet, kapitalist anlayışlarda olduğu gibi başkalarının elindekini sömürerek büyüyen değil, aksine vererek, hizmet ve ikram ederek büyüyen bir devlet anlayışını hayata geçirmektir…" (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:24-25)







Etnik farklılıklar

"Devletin parçalanması için istismar edilen değerlerden biride etnik farklılıklardır. İnsan hakları adı altında –azınlık hakları- kavramı gündem edilerek, etnik farklılıkların kavga unsuru olarak algılanmasına çalışılmaktadır…

Etnik farklılıkların bir kavga sebebi olarak öne sürüldüğü günümüzde, hedef tahtasına konmuş devletlerin iç bünyelerindeki birlik ve beraberlikleri zayıflatılmakta, iç çatışmalara zemin hazırlan-maktadır. Hatta güçlü devletler zayıflatılıp, parçalanarak küçük ve zayıf devletçikler haline getirilmek istenmektedir…"   
                                                               
Dini, dili, tarihi, kültürü vs. medeniyeti aynı olan bu etnik grupların vücuda getirdiği millet –Türk Milleti- olup, bu grupların birinin, diğerinden farkı yoktur. Çünkü hepsi aynı kaynaktan beslenip, zaman içinde aynı maya ile yoğrulup gelmişlerdir…" (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:33–34)







Müslümanlar, İslam'ı yaşayamıyor

"Özellikle Müslüman ülkelerde dindarların, kendi topraklarında –inançlarını yaşayamadıkları- iddiası ile kitleler önce kendi devleti ile kavgalı hale getirilmiş ancak AB ve ABD gibi sözde uygar toplumlarda yaşanacağı yalanları ile devletten koparılan kitleler emperyal devletlerin istismarına açık hale getirilmiştir.

Bunu izleyen bu sürecin hemen ardından da –dinler arası diyalog- adı altında, kendi kültüründen ve toprağından koparılan kitlelerin dinleri değiştirilerek topraklarının ve kaynaklarının global odaklar tarafından sömürülmesine tepkisiz hale getirilmek istenmektedir…

İşin ilginç tarafı, dün güya din adına kendi devletleri ile kavga edenler, bugün kendi inançları ile taban tabana zıt olmasına rağmen yabancı devletlerle kol kola vaziyettedirler.







CIA ajanı diyor ki;

Eski CIA ajanı Philip Agee diyor ki;-"Liberal demokrasi ve çoğulculuk denen şey sonuçta bu amaçlarımız için bir araçtı. Özgür seçimler demek, gerçekte bizim desteklediğimiz adaylara gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir. Hür sendikalar demek, bizim kendimize bağlı sendikalar kurma hürriyetimiz demektir. Basın özgürlüğü demek, bizim hazırladığımız materyalleri kendisi yazmış gibi yayınlanan gazetecilere ödeme yapma özgürlüğümüz demekti." (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:105–06)







İslam coğrafyası üzerine yapılan planlar

"Büyük Ortadoğu projesi (BOP) Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslarda yer alan 22 Müslüman ülkenin rejimlerini, sınırlarını, kimyasını değiştirmek, kaynaklarını sömürmek, bütün bunları gerçekleştirebilmek içinde bu ülkeleri misyonerlik faaliyetleri ile kendi inançlarından kopararak, işgale karşı tepkisiz, ılımlı hale getirmektir. Misyonerlik ile maksatta içi boşaltılmış, dejenere edilmiş bir İslam anlayışını bu ülkelere hâkim kılabilmektir…" (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:342)







İslam dinine karşı oluşturulan projeler

"Üç büyük din imajıyla Hıristiyanlık da, hak din olan İslam'la beraber anılacak böylece meşruet kazanacaktır. Özellikle İslam dünyasında kökleşmiş kin ve acılar unutulacak, böylece Müslümanların, Hıristiyanlara olan tepkileri azalacak, İslam dünyasının hafızası, Hıristiyan dünyasına karşı tepkisiz ve süt liman hale dönüştürülecektir. Böylece Müslümanlara ve İslam coğrafyasına nüfus etme imkân ve fırsatı kazanılmış olacaktır." (Din Tahripçilerine K.Kerimin Cevabı sh:188)

"Dini bütünlük zaafa uğrarsa, imandan kaynaklanan vatan sevgisi de zaafa uğrar. İşte bu hal milli bütünlüğün, o da toprak bütünlüğünün tehlikeye düşmesine neden olur…"                                                              (Din Tahripçilerine K.Kerimin Cevabı sh:198)

Mutlaka görülmesi gereken nadide güzellik


 
Artvin'in ve Türkiye'nin en görkemli turizm merkezlerinden Borçka Karagöl Tabiat Parkı'nda ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor.

18.07.2026 12:21:00
HABER MERKEZİ/AA
 
Mutlaka görülmesi gereken nadide güzellik
Mutlaka görülmesi gereken nadide güzellik

Borçka ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıktaki Borçka Karagöl Tabiat Parkı, yaz döneminde yurt içi ve yurt dışından gelen ziyaretçilerini ağırlıyor.







Günde binlerce turistin ziyaret ettiği 368 hektar alana sahip tabiat parkı, Karagöl'ü, bozulmamış doğası, yaşlı ormanları, zengin bitki örtüsü ve yürüyüş yollarıyla doğa tutkunlarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.







Bahar ve yaz aylarında yeşilin, sonbaharda ise sarı, turuncu, kırmızı ve kahverenginin onlarca tonunu sergileyen tabiat parkı, göl çevresindeki ağaçların gölgelerinin suya yansımasıyla ziyaretçilerine görsel şölen sunuyor.







Göl üzerinde yapılan kayık gezintisi de ziyaretçilerden yoğun talep görüyor.







Bütün güzellikler burada

Çanakkale'den bölgeye gelen ve Karagöl'ü gezen Şükrü Ataç, Karadeniz'in doğal güzelliklerini görmek amacıyla kente geldiklerini ve en çok etkilendikleri yerlerden birinin Karagöl olduğunu söyledi. Bölgenin temiz havası ve eşsiz doğasını çok beğendiklerini dile getiren Ataç, "Karadeniz'in güzelliklerini görmek için geldik. Gerçekten çok mutlu olduk. Cenab-ı Allah tabiatın bütün güzelliklerini buralara vermiş. Çok güzel günler geçiriyoruz" dedi. Ataç, doğal alanların gelecek nesillere aktarılması gerektiğine işaret ederek, "Buraları çok iyi korumalıyız. Dünyanın su sıkıntısı yaşayacağı bir dönemde böyle bir coğrafyaya sahip olmak büyük bir nimet. Karagöl dünyanın cenneti. İnşallah bu güzellikleri korumayı başarırız" ifadelerini kullandı.






Gezi hayatındaki eksik parça tamamlandı

İzmir'den gelen Birol Kutkan da doğal güzelliğine hayran kaldığı Karagöl'ün herkesin rotasında yer alması gerektiğini belirtti. Karagöl'ün beklentilerinin üzerinde bir doğaya sahip olduğunu ifade eden Kutkan, "Buraya gelince sanki gezi hayatımdaki eksik bir parça yerine oturdu. Muhteşem bir manzara, eşsiz bir yeşillik var. Gölün kıyısındaki doğal koylar, balıklarla dolu alanlar insanı adeta büyülüyor" dedi.







Kutkan, uzun yıllar dağcılık ve doğa yürüyüşleri yaptığını, buna rağmen Karagöl'ü daha önce keşfedememiş olmasına şaşırdığını dile getirerek, "Eminim benim gibi burayı henüz bilmeyen çok kişi vardır. Kesinlikle herkesin rotasında olması gereken bir yer" diye konuştu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.