Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), İbrahim Hacıosmanoğlu başkanlığındaki yönetim anlayışıyla ne yazık ki modern, kurumsal ve vizyoner bir spor otoritesi olmaktan hızla uzaklaşmaktadır.
Son olarak kamuoyuna yansıyan villa ve prim tartışmaları, Türk futbolunun neden küresel ölçekte yapısal krizlerle boğuştuğunu ve hak ettiği profesyonellik düzeyine bir türlü ulaşamadığını açıkça gözler önüne sermektedir.
Sistem yerine şahsi vaatlerle yönetim çelişkisi
Modern bir futbol federasyonunun görevi, başarıyı kalıcı kılacak altyapı projeleri üretmek, kulüplerin mali yapılarını düzeltmek ve sürdürülebilir bir sistem inşa etmektir.
Bunun yerine, A Milli Takım başarısını Muğla Milas'taki şahsi "villa vaatlerine" indirgemek, TFF'yi kurumsal bir kurumdan ziyade bir gayrimenkul ortaklığı veya şahsi bir lütuf mekanizması gibi konumlandırmaktadır.
Futbolcuların formayı mülk edinmek için değil, milli gurur için giydiği gerçeği bu popülist ödüllendirme yöntemiyle zedelenmektedir.
Şeffaflıktan uzak ve keyfi finans yönetimi
FIFA'dan gelen 14 milyon dolarlık resmi ödülün üzerine, federasyon bütçesinden ekstra 2 milyon dolar eklenerek toplamda 16 milyon dolarlık devasa bir prim havuzu oluşturulması, TFF mali kaynaklarının ne kadar keyfi harcandığını göstermektedir.
Üstelik bu paranın takımdaki kaptanlar aracılığıyla teknik ve idari ekibe elden ya da inisiyatifle dağıtılmasına göz yummak, profesyonel bir kurumda olması gereken muhasebe, denetim ve kurumsal şeffaflık ilkeleriyle tamamen aykırıdır.
Kurumsal iletişimde tehditkâr ve kutuplaştırıcı üslup
TFF Başkanı'nın, eski milli takım teknik direktörü Fatih Terim'in eleştirilerine karşı "Karşı karşıya geldiğimde direkt suratına söyleyeceğim" şeklinde bir üslup benimsemesi kabul edilemez bir yönetim zafiyetidir.
Türk futbolunun tepe yöneticisi; yapıcı ya da sert her türlü eleştiriyi kurumsal bir olgunlukla göğüslemek zorundadır. Futbolu yöneten makamın sokak jargonu veya hesaplaşma tonuyla konuşması, Türk futbolundaki mevcut kaos ve güvensizlik ortamını daha da derinleştirmektedir.
Liyakat zafiyeti ve şaibeli atamalar
TFF yönetiminin adının sürekli akraba kayırmacılığı iddialarıyla anılması, bahis cezası almış isimlerin ya da ağır yargı süreçleri devam eden figürlerin milli takım ve dış ilişkiler gibi kritik departmanlarda görev almasını "hocanın seçimi" diyerek geçiştirmesi, federasyonun liyakat ilkelerini ne derece hiçe saydığının en açık kanıtıdır. TFF, Türk futbolunu etik açıdan temizlemek yerine şaibeleri meşrulaştıran bir koruma kalkanına dönüşmüştür.
Özetle; eleştirilere tahammül edemeyen, vizyonunu gayrimenkul projeleriyle sınırlayan, kurumsal şeffaflığı ve liyakati hiçe sayan mevcut TFF yönetimi, Türk futbolunu ileriye taşımak bir yana, her geçen gün daha büyük bir idari ve ahlaki erozyona sürüklemektedir.