Realizm mi, liberalizm mi?
Küreselleşme, ticaret ağları ve teknolojik entegrasyon mu dünyayı yönetiyor, yoksa nükleer tehditler, sınır savaşları ve güç mücadeleleri mi?
06.06.2026 00:27:00
Abdülkadir Gündoğdu
Abdülkadir Gündoğdu





Küreselleşme, ticaret ağları ve teknolojik entegrasyon mu dünyayı yönetiyor, yoksa nükleer tehditler, sınır savaşları ve güç mücadeleleri mi?
Uluslararası ilişkiler dünyasının iki dev teorisi —Realizm (Gerçekçilik) ve Liberalizm— 21. yüzyılın karmaşık portresini netleştirmek için amansız bir entelektüel savaş veriyor.
Soğuk Savaş'ın bitişiyle zafer ilan eden Liberalizm, bugün Ukrayna'daki savaştan Tayvan Boğazı'ndaki gerilime kadar uzanan sert bir Realizm duvarına çarpmış durumda. Peki, bugünün dünyasını anlamak için hangisine daha çok ihtiyacımız var?

Realizmin Dönüşü: Güç, Güvenlik ve Devletlerin Çatışması
Realizm, uluslararası sistemin anarşik (merkezi bir otoritenin olmadığı) yapıda olduğunu savunur. Bu sistemde devletler, hayatta kalmak ve kendi güvenliklerini sağlamak için güç (özellikle askeri güç) biriktirmek zorundadır.

Yüzyılda realizmi haklı çıkaran temel gelişmeler:
Büyük Güç Rekabeti: ABD ve Çin arasındaki küresel hegemonya mücadelesi, tam anlamıyla bir realist "güç dengesi" ve "Thukydides Tuzağı" (yükselen bir gücün mevcut gücü tehdit etmesiyle doğan çatışma riski) örneğidir.
Sert Gücün Yeniden Doğuşu: Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesi ve Orta Doğu'daki bitmek bilmeyen çatışmalar, uluslararası hukukun veya kurumların devlet çıkarları karşısında ne kadar zayıf kalabileceğini gösterdi.
Silahlanma Yarışı: Küresel askeri harcamaların rekor seviyelere ulaşması ve nükleer caydırıcılığın yeniden dış politikaların merkezine oturması.
Realistlerin Temel İddiası: "Uluslararası hukuk ve dostluklar bir illüzyondur. Günün sonunda her devlet kendi başınadır (self-help) ve baki kalan tek şey askeri-ekonomik güçtür."

2. Liberalizmin Direnişi: Ticaret, Kurumlar ve Ortak Bağımlılık
Liberalizm ise iyimser bir felsefeye dayanır. Devletlerin sadece çatışmadığını, aynı zamanda iş birliği de yapabileceğini savunur. Bunun üç temel ayağı vardır: Ekonomik karşılıklı bağımlılık (ticaret yapan devletler savaşmaz), uluslararası kurumlar (BM, NATO, DSÖ) ve demokratik barış teorisi.

21. Yüzyılda liberalizmin hala güçlü olduğunu gösteren kanıtlar:
Küresel Ekonomik Bağlar: Çin ve ABD diplomatik olarak ne kadar çatışırsa çatışsın, trilyonlarca dolarlık ticaret ve tedarik zincirleriyle birbirlerine göbekten bağlılar. Bu bağ, topyekün bir savaşı iki taraf için de intihar haline getiriyor.
Küresel Tehditler: İklim krizi, pandemiler ve yapay zekanın regülasyonu gibi sorunlar tek bir devletin tek başına çözemeyeceği, mutlak iş birliği (liberal kurumsalcılık) gerektiren alanlardır.
Yumuşak Güç ve Dijital Dünya: Kültürel diplomasi, internet ağı ve küresel sivil toplum örgütleri dünyayı şekillendirmeye devam ediyor.

Sonuç: Melez Bir Çağ
Bugün dünyayı açıklamak için iki teoriden birini tamamen çöpe atmak imkansız. Yaşadığımız çağ, iki teorinin de elementlerini barındıran melez bir gerçeklik sunuyor:
Devletler askeri bütçelerini artırıp sınırlarına duvarlar örerken (Realizm), aynı esnada mikroçip tedarik zincirlerini korumak için çok taraflı ticaret anlaşmaları imzalamaya devam ediyor (Liberalizm).
21. yüzyıl, liberal kurumların ve ekonomik bağların gölgesinde yürütülen sert bir realist güç mücadelesidir. Dünyayı anlamak, bu iki teorinin nerede kesiştiğini ve nerede çatıştığını görebilmekten geçiyor.
Uluslararası ilişkiler dünyasının iki dev teorisi —Realizm (Gerçekçilik) ve Liberalizm— 21. yüzyılın karmaşık portresini netleştirmek için amansız bir entelektüel savaş veriyor.
Soğuk Savaş'ın bitişiyle zafer ilan eden Liberalizm, bugün Ukrayna'daki savaştan Tayvan Boğazı'ndaki gerilime kadar uzanan sert bir Realizm duvarına çarpmış durumda. Peki, bugünün dünyasını anlamak için hangisine daha çok ihtiyacımız var?

Realizmin Dönüşü: Güç, Güvenlik ve Devletlerin Çatışması
Realizm, uluslararası sistemin anarşik (merkezi bir otoritenin olmadığı) yapıda olduğunu savunur. Bu sistemde devletler, hayatta kalmak ve kendi güvenliklerini sağlamak için güç (özellikle askeri güç) biriktirmek zorundadır.

Yüzyılda realizmi haklı çıkaran temel gelişmeler:
Büyük Güç Rekabeti: ABD ve Çin arasındaki küresel hegemonya mücadelesi, tam anlamıyla bir realist "güç dengesi" ve "Thukydides Tuzağı" (yükselen bir gücün mevcut gücü tehdit etmesiyle doğan çatışma riski) örneğidir.
Sert Gücün Yeniden Doğuşu: Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesi ve Orta Doğu'daki bitmek bilmeyen çatışmalar, uluslararası hukukun veya kurumların devlet çıkarları karşısında ne kadar zayıf kalabileceğini gösterdi.
Silahlanma Yarışı: Küresel askeri harcamaların rekor seviyelere ulaşması ve nükleer caydırıcılığın yeniden dış politikaların merkezine oturması.
Realistlerin Temel İddiası: "Uluslararası hukuk ve dostluklar bir illüzyondur. Günün sonunda her devlet kendi başınadır (self-help) ve baki kalan tek şey askeri-ekonomik güçtür."

2. Liberalizmin Direnişi: Ticaret, Kurumlar ve Ortak Bağımlılık
Liberalizm ise iyimser bir felsefeye dayanır. Devletlerin sadece çatışmadığını, aynı zamanda iş birliği de yapabileceğini savunur. Bunun üç temel ayağı vardır: Ekonomik karşılıklı bağımlılık (ticaret yapan devletler savaşmaz), uluslararası kurumlar (BM, NATO, DSÖ) ve demokratik barış teorisi.

21. Yüzyılda liberalizmin hala güçlü olduğunu gösteren kanıtlar:
Küresel Ekonomik Bağlar: Çin ve ABD diplomatik olarak ne kadar çatışırsa çatışsın, trilyonlarca dolarlık ticaret ve tedarik zincirleriyle birbirlerine göbekten bağlılar. Bu bağ, topyekün bir savaşı iki taraf için de intihar haline getiriyor.
Küresel Tehditler: İklim krizi, pandemiler ve yapay zekanın regülasyonu gibi sorunlar tek bir devletin tek başına çözemeyeceği, mutlak iş birliği (liberal kurumsalcılık) gerektiren alanlardır.
Yumuşak Güç ve Dijital Dünya: Kültürel diplomasi, internet ağı ve küresel sivil toplum örgütleri dünyayı şekillendirmeye devam ediyor.

Sonuç: Melez Bir Çağ
Bugün dünyayı açıklamak için iki teoriden birini tamamen çöpe atmak imkansız. Yaşadığımız çağ, iki teorinin de elementlerini barındıran melez bir gerçeklik sunuyor:
Devletler askeri bütçelerini artırıp sınırlarına duvarlar örerken (Realizm), aynı esnada mikroçip tedarik zincirlerini korumak için çok taraflı ticaret anlaşmaları imzalamaya devam ediyor (Liberalizm).
21. yüzyıl, liberal kurumların ve ekonomik bağların gölgesinde yürütülen sert bir realist güç mücadelesidir. Dünyayı anlamak, bu iki teorinin nerede kesiştiğini ve nerede çatıştığını görebilmekten geçiyor.






























































































