Körfez bölgesinde haftalardır devam eden şiddetli çatışma ortamı, yerini kırılgan ve belirsiz bir sessizliğe bıraktı.
ABD-İran hattında bombardımanların durması dışarıdan bir "diplomasi zaferi" ya da geri adım olarak görülse de sahadaki askeri gerçeklikler ve sızan istihbarat raporları durumun çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Washington'ın hedeflerine ulaştığı iddialarının arkasında askeri mühimmatın tükenme noktasına gelmesi yatarken, Ukrayna'nın Hazar Denizi'nde bir İran gemisini hedef alması gerilimi bölgesel bir krizden çok cepheli bir dünya savaşı denklemi riskine taşıdı.
Mühimmat depoları boşaldı, bombardıman durdu
ABD Başkanı Trump'ın iki hafta süren ağır İran bombardımanını sürpriz bir kararla askıya almasının arkasındaki sır perdesi aralanıyor.
ABD basınında yer alan haberlere ve sızdırılan askeri raporlara göre karar, bir barış niyetinden ziyade ABD ordusunun yaşadığı ciddi lojistik ve stratejik tıkanmanın bir sonucu.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine'in Trump'a sunduğu raporlarda, hava savunma mühimmatı ile önleyici füzelerin kritik seviyelere gerilediği vurgulandı.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, "vurulacak anlamlı hedef kalmadığı" yönünde açıklama yaparak bombardımanın askıya alınmasını İran'la ilişkilendirmeye çalışsa da bunun böyle olmadığını herkes biliyor.
Gerçek şu ki: İran'ın askeri gücünü koruduğu ve savaş araçlarını yenilediği bir ortamda ABD'nin stoklarının erimesi, Washington'ı taktiksel bir frene zorladı.
Trump sosyal medya üzerinden "orta ve üst sınıf mühimmat stoklarının hiç olmadığı kadar yüksek ve sınırsız" olduğunu iddia edip Hark Adası'nı hedef alan yapay zeka görselleriyle gözdağı vermeye çalışsa da yine sahadaki askeri gerçekler bu açıklamaları yalanlar nitelikte.
ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz harekâtın "müzakerelere alan açmak" için durdurulduğunu savunsa da Tahran yönetimi, Washington'ın savaşı yönetemediğini ve kendi yarattığı bataklığa saplandığını dile getiriyor.
Ukrayna-İran gerilimi ve savaşın coğrafi yayılımı
İran ile ABD arasındaki gerilim su yollarında devam ederken, kriz hiç beklenmedik bir coğrafyadan, Hazar Denizi'nden yeni bir boyut kazandı.
Ukrayna'nın Hazar Denizi'nde İran bağlantılı bir gemiyi hedef alması ve bir denizcinin ölümüne yol açması, Doğu Avrupa'daki savaş ile Orta Doğu'daki çatışma hattını doğrudan birleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy saldırıyı savunurken, İran tarafı bu hamleyi Birleşmiş Milletler Şartı'nın açık bir ihlali ve tehlikeli bir maceraperestlik olarak tanımladı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, Kiev'in bu eyleminin "yanıtsız kalmayacağını" açıkça ilan etti.
Tahran, Zelenskiy'nin bu hamlesini bağımsız bir askeri karar olarak değil; İsrail, ABD ve Ukrayna'dan oluşan bir "şer üçgeninin" Avrupa'yı savaşa çekme çabası olarak nitelendiriyor.
İranlı yetkililer, Kiev yönetiminin Batılı güçleri çatışmaya dahil etmek adına bölge istikrarını riske attığını vurgularken, Hazar'a kıyıdaş ülkelerin de bu durumdan ciddi endişe duyduğunu belirtiyor.
Avrupa ve NATO'nun sürüklenmek istendiği "3. Dünya Savaşı" senaryosu
ABD'nin hava bombardımanlarını askıya alması Hürmüz Boğazı'ndaki kontrol savaşını bitirmiş değil.
Tahran yönetimi, su yolundaki hakimiyetin ve geçiş güzergahlarının belirleyicisinin kendisi olduğunu ve ABD ile yeni bir barış görüşmesi arayışında olmadığını ilan etti.
Çatışmaların durmasıyla Brent petrolünün varil fiyatı 100 dolar seviyelerinden 90 doların altına gerilese de İran devlet medyasının kurallara uymayan gemileri geri çevirdiğini duyurması, su yolundaki krizin her an yeniden patlak verebileceğini gösteriyor.
Diğer yandan ABD ve İsrail'in, Avrupa ülkelerini ve NATO'yu İran'a karşı yürütülen savaşa dahil etme gayretleri dikkat çekiyor.
İran'a saldıran ABD'nin B-1 bombardıman uçaklarının İngiltere'deki üsleri kullanması üzerine İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun bu tesisleri "meşru hedef" ilan etmesi, gerilimin NATO sınırlarına dayandığını tescilledi.
Londra yönetimi ordunun 7/24 alarm durumunda olduğunu açıklasa da genel tablo çok daha karmaşık.
ABD ve İsrail'in savaşı küreselleştirme ve NATO'yu sürece çekme planları, mevcut jeopolitik şartlar nedeniyle duvara çarpmaktadır.
Avrupa kamuoyunun İsrail'in politikalarına duyduğu yüksek tepki, Avrupa ülkelerinin sınırlı askeri kapasitesi ve Trump yönetimine duyulan güvensizlik, Avrupalı müttefikleri bu savaşa doğrudan girmekten alıkoyuyor.
Dolayısıyla her ne kadar Ukrayna hamlesi ve üs krizleri 3. Dünya Savaşı riskini gündeme getirse de şartların elvermemesi sebebiyle Avrupa ve NATO'nun bu çatışmanın dışında kalmayı tercih edeceği ve Washington-Tel Aviv hattının kirli planlarını sahada bütünüyle pratiğe dökemeyeceği öngörülmektedir.
- Batı Şeria’da ilhakın yeni perdesi / 27.07.2026
- Savaşların arka planı: Finansal egemenlik mücadelesi / 26.07.2026
- ABD’nin İran’a saldırılarının gölgesinde İsrail’in korunma stratejisi / 25.07.2026
- Sevr'in karanlığından Lozan'ın aydınlığına / 24.07.2026
- ABD’nin çift cephe ve kaynak yetersizliği çıkmazı / 23.07.2026
- Pazarlıkla terör bitmez: "Çerçeve yasa" ve riskleri / 22.07.2026
- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve milli geleceğimiz / 21.07.2026
- Hürmüz'den Babülmendep'e gerilim ve küresel kriz / 20.07.2026
- 15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi / 19.07.2026























































