İlk bakışta insanı şekillendiren unsurun aldığı eğitim veya yaşadığı çevre olduğu düşünülür. Oysa bunların da önünde gelen çok önemli bir gerçek vardır: İnsan, birlikte olduğu insanların ortalamasına dönüşür. Dostluklar karakteri inşa eder, arkadaşlıklar kaderi etkiler, içinde bulunulan çevre ise insanın istikametini belirler.
Bu yüzden Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'de sadece doğru olmayı değil, doğrularla beraber olmayı da emretmektedir:
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla (sadıklarla) beraber olun." (Tevbe Sûresi, 119)
Bu ayet, mümin için büyük bir hayat düsturudur. Çünkü insan, zamanla birlikte oturup kalktığı insanların huyunu, düşüncesini ve hatta hayata bakışını farkında olmadan benimsemeye başlar. İyi insanların arasında bulunan kimse, iyiliğe yönelir; kötülüğü sıradan görenlerin arasında bulunan ise zamanla kötülüğü normal kabul etmeye başlar.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a.) bu hakikati ne güzel anlatmıştır:
"Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin." (Ebû Dâvûd, Edeb, 16)
Bir başka hadis-i şerifte ise iyi arkadaşla kötü arkadaşın misali misk satan kimse ile demirci körüğünü üfleyen kimseye benzetilir. Misk satanın yanında bulunan güzel bir koku kazanır; demircinin yanında bulunan ise ya elbisesini yakar ya da kötü kokudan nasibini alır. İnsan, farkında olmadan bulunduğu ortamın rengini alır.
Bugün toplum olarak yaşadığımız birçok problemin temelinde de bu gerçek yatmaktadır. Şiddeti normalleştiren yayınlar, ahlâkı küçümseyen çevreler, yalanı başarı gibi gösteren anlayışlar ve menfaati her şeyin önüne koyan ilişkiler, özellikle gençlerin karakter dünyasını derinden etkilemektedir. Bunun karşısında yapılacak en büyük mücadele, iyilerin çoğalması ve iyilerin birbirine sahip çıkmasıdır.
İyiler yalnız bırakıldığında kötüler cesaret bulur. Dürüst insanlar birbirinden uzaklaştığında haksızlık güç kazanır. Fakat iyiler omuz omuza verdiğinde mahalle değişir, şehir değişir, hatta milletlerin kaderi değişebilir. Tarihte bunun sayısız örneği vardır. Büyük medeniyetler sadece güçlü ordularla değil; güvenilir insanlar, adaletli yöneticiler, merhametli komşular ve ahlâklı nesiller sayesinde yükselmiştir.
İyilerle beraber olmanın ilk meyvesi güvendir. Güvenin olduğu yerde huzur vardır. Huzurun olduğu yerde üretim vardır. Üretimin olduğu yerde bereket vardır. Bereketin olduğu toplumlarda ise kardeşlik kök salar. İşte bu yüzden iyilik, sadece bireysel bir erdem değil; aynı zamanda toplumsal kalkınmanın da temelidir.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımız kimi örnek alıyor? Gençlerimiz kimin peşinden gidiyor? Evlerimizde, okullarımızda ve sokaklarımızda iyiliği temsil eden insanlar ne kadar görünür hâlde?
Unutmayalım ki kötülük gürültü çıkarır, iyilik ise sessizce gönülleri inşa eder. Gürültünün değil, hakikatin peşinden yürümek gerekir. Çünkü Allah'ın vaadi açıktır. O, sâlih kullarını yalnız bırakmaz.
Geliniz; doğrularla yürüyelim, iyilerle dost olalım, güzel ahlâkı hayatımızın merkezine yerleştirelim. Birbirimize güven veren insanlar olalım. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; mal, mülk veya servet değil, temiz bir isim ve iyilerden oluşan bir çevredir.
İyilerin çoğaldığı yerde fitne azalır, adalet güçlenir, merhamet yeşerir ve toplum yeniden nefes almaya başlar. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Bir gönülde başlayan iyilik, zamanla bir aileyi, bir mahalleyi, bir şehri ve nihayet bir milleti kuşatacak kadar büyük bir güce sahiptir.
Bu yüzden Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'de sadece doğru olmayı değil, doğrularla beraber olmayı da emretmektedir:
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla (sadıklarla) beraber olun." (Tevbe Sûresi, 119)
Bu ayet, mümin için büyük bir hayat düsturudur. Çünkü insan, zamanla birlikte oturup kalktığı insanların huyunu, düşüncesini ve hatta hayata bakışını farkında olmadan benimsemeye başlar. İyi insanların arasında bulunan kimse, iyiliğe yönelir; kötülüğü sıradan görenlerin arasında bulunan ise zamanla kötülüğü normal kabul etmeye başlar.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a.) bu hakikati ne güzel anlatmıştır:
"Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin." (Ebû Dâvûd, Edeb, 16)
Bir başka hadis-i şerifte ise iyi arkadaşla kötü arkadaşın misali misk satan kimse ile demirci körüğünü üfleyen kimseye benzetilir. Misk satanın yanında bulunan güzel bir koku kazanır; demircinin yanında bulunan ise ya elbisesini yakar ya da kötü kokudan nasibini alır. İnsan, farkında olmadan bulunduğu ortamın rengini alır.
Bugün toplum olarak yaşadığımız birçok problemin temelinde de bu gerçek yatmaktadır. Şiddeti normalleştiren yayınlar, ahlâkı küçümseyen çevreler, yalanı başarı gibi gösteren anlayışlar ve menfaati her şeyin önüne koyan ilişkiler, özellikle gençlerin karakter dünyasını derinden etkilemektedir. Bunun karşısında yapılacak en büyük mücadele, iyilerin çoğalması ve iyilerin birbirine sahip çıkmasıdır.
İyiler yalnız bırakıldığında kötüler cesaret bulur. Dürüst insanlar birbirinden uzaklaştığında haksızlık güç kazanır. Fakat iyiler omuz omuza verdiğinde mahalle değişir, şehir değişir, hatta milletlerin kaderi değişebilir. Tarihte bunun sayısız örneği vardır. Büyük medeniyetler sadece güçlü ordularla değil; güvenilir insanlar, adaletli yöneticiler, merhametli komşular ve ahlâklı nesiller sayesinde yükselmiştir.
İyilerle beraber olmanın ilk meyvesi güvendir. Güvenin olduğu yerde huzur vardır. Huzurun olduğu yerde üretim vardır. Üretimin olduğu yerde bereket vardır. Bereketin olduğu toplumlarda ise kardeşlik kök salar. İşte bu yüzden iyilik, sadece bireysel bir erdem değil; aynı zamanda toplumsal kalkınmanın da temelidir.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımız kimi örnek alıyor? Gençlerimiz kimin peşinden gidiyor? Evlerimizde, okullarımızda ve sokaklarımızda iyiliği temsil eden insanlar ne kadar görünür hâlde?
Unutmayalım ki kötülük gürültü çıkarır, iyilik ise sessizce gönülleri inşa eder. Gürültünün değil, hakikatin peşinden yürümek gerekir. Çünkü Allah'ın vaadi açıktır. O, sâlih kullarını yalnız bırakmaz.
Geliniz; doğrularla yürüyelim, iyilerle dost olalım, güzel ahlâkı hayatımızın merkezine yerleştirelim. Birbirimize güven veren insanlar olalım. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; mal, mülk veya servet değil, temiz bir isim ve iyilerden oluşan bir çevredir.
İyilerin çoğaldığı yerde fitne azalır, adalet güçlenir, merhamet yeşerir ve toplum yeniden nefes almaya başlar. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Bir gönülde başlayan iyilik, zamanla bir aileyi, bir mahalleyi, bir şehri ve nihayet bir milleti kuşatacak kadar büyük bir güce sahiptir.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- İyilerle beraber olun / İyilik Medeniyeti -2- / 28.07.2026
- İyilikle çıkın yola / İyilik Medeniyeti -1- / 27.07.2026
- İyiliğe neden bu kadar muhtacız? / 26.07.2026
- Sessizliğin suça dönüştüğü yer: Gazze / 25.07.2026
- Hak edilmeyen makamın bedeli / 24.07.2026
- O gün sokaklara yansıyan Milli Ruh / 23.07.2026
- Kıbrıs sadece bir ada değil Milli Dava’dır / 22.07.2026
- Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin / 21.07.2026
- Güç dengesinin değiştiği dünya / 20.07.2026
- İhanet unutulursa tekrar eder / 19.07.2026
- İyilikle çıkın yola / İyilik Medeniyeti -1- / 27.07.2026
- İyiliğe neden bu kadar muhtacız? / 26.07.2026
- Sessizliğin suça dönüştüğü yer: Gazze / 25.07.2026
- Hak edilmeyen makamın bedeli / 24.07.2026
- O gün sokaklara yansıyan Milli Ruh / 23.07.2026
- Kıbrıs sadece bir ada değil Milli Dava’dır / 22.07.2026
- Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin / 21.07.2026
- Güç dengesinin değiştiği dünya / 20.07.2026
- İhanet unutulursa tekrar eder / 19.07.2026























































