HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 25 HAZİRAN 2021, CUMA

Sarıkamış'ta açan kardelenler (Şefket Tepetaş)

22.12.2011 00:00:00


Şanlı tarihimizde hüzünlü yapraklar da vardır ve belki de millî hafızaya kazınmış en unutulmazı Sarıkamış Harekatıdır. Sonu hüsranla biten bu harekat Türklerin tarih sayfalarında buzdan bir kor halinde ışıldamakta ve milletimizin yüreğini yakmaya devam etmektedir.Türk milleti için en uzun yıl 1915'tir. Unutulmuş; Sarıkamış faciası? Anadolu'da yaşanan ıstıraplar ve Ermeni mezalimi?  Ve yeniden doğum: Çanakkale ve Çanakkale geçilmez Zaferi?Bunlar Anadolu'nun üç büyükleridir. İlki unutuluşun, ikincisi ölüm ve ıstırabın, sonuncusu doğumdur. Anadolu topraklarında yaşayan herkesin ya bir akrabası ya da bir yakını bu üç olaydan birinde, mutlaka içinde bulunmuştur.Türk askeri Sarıkamış Harekatı'nda şartların tüm olumsuzluğu karşısında sergilediği üstün cesaret, sabır ve metanetle düşmanının bile takdirini kazanırken, dünyada eşine az rastlanan bir dram yaşadı.Karlı dağlar ve aşırı soğuğa karşı tarihte eşine rastlanmayan bir mücadele ortaya koyan on binlerce Türk askeri, çetin doğa koşullarına ve tüm yokluklara karşın "emre itaate'' asla başkaldırmadı. Allahuekber Dağları'nı aşarken çoğu kurşun atamadan, düşmanla göğüs göğüse vuruşamadan şehit oldu. Kar altında soğuğa direnemeyen güçsüz vücutları mor renge bürünerek 'kardelenler gibi karlara gömüldü.Türk tarihinin en önemli olaylarından biri olan Sarıkamış Harekâtı'nda yaşanan trajedi, aradan 97 yıl geçmesine rağmen tüyler ürperten anılarla hafızalardaki canlılığını korumaya devam ediyor.O günlere şahit olan Iğdırlı Ali Çavuş, yazlık giysiler içinde titreye titreye yazdığı mektupta, facianın küçük bir boyutunu günümüze şöyle taşır:Bu yaz, iki alayımızla Yemen'den buraya nakil olduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki, Arabistan'ın cehennemî sıcağı Köprüköy'deki ayaz yanında nimet-i ilâhi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım, beni sıhhiyeye nakletmiş ise de, tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp tekrar takımıma döndüm. Akşam yaklaşınca Köprüköy'e civar dağlardan tipi boşanır. Kumandanımız, gelecek cuma Başkumandan Enver Paşa Hazretleri'nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi"Iğdırlı Ali Çavuş yazlık giysiler içerisinde titreye titreye İstanbul'dan gelecek olan kışlık giysileri beklerken, Karadeniz'de başka bir facia yaşanıyordu. Ruslar, Osmanlı ordusuna erzak, mühimmat ve giyecek getirmekte olan gemileri Kara denizin karanlık sulara gömmüşlerdir.22 Aralık'ta Enver Paşa'nın emriyle 120-125 bin civarında Osmanlı askeri, dondurucu soğuğa rağmen yollara sürülmüştü. Bölge, çoğu senenin dört ayı boyunca karlarla örtülüydü. Kar yükseklikleri kimi yerlerde bir metreyi geçiyordu. Bölgede "Zemheriler" diye bilinen en soğuk günler yaşanıyordu. Sıfırın altında 40 dereceye kadar düşen soğuk, düşmandan daha düşmandı?

29. Fırka Kumandanı Miralay Arif BeyYazar Ziya Nur Aksun'un "Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı'' adlı eserinde ise 29. Fırka Kumandanı Miralay Arif Bey'in ordunun durumunu şöyle anlattığı belirtiliyor:"Gıdasızlıktan vücudun harareti kaybolmakta ve donma vakaları artmaktaydı. Hayatta kalanların yüz, el ve ayakları donarak hayaletler gibi, serseri dolaşmaktaydı. Hayvanlar ise çam yapraklarını yemediklerinden karı eşeleyerek bulabildikleri ot saplarını, bazen de birbirlerinin semerlerini, kuyruklarını ve yelelerini kemirmekteydiler. Muhabere meydanının hiç bir yerinden akarsu yoktur. Su ihtiyacı, karları ısıtılarak ve çay yapılarak giderilebiliyor veyahut ağızda kar eritiliyordu. Karavanalar da ısıtılarak eritilen kar suyunu ise hayvanlar bile içmiyordu...''

Düşen kaldırılmayacakGündüz başlayan yürüyüşte, çarıkları yumuşayan askerlerin çarıkları gece donmaya, bir mengene gibi ayaklarını sıkmaya başlar. Adım atmak neredeyse imkânsızdır. Askerler olduğu yerde zıplar, atlar, kendini karların içine vurur ve ayaktan başlayan donma yavaş yavaş tüm vücuda yayılır. "Düşeni kaldırmamak" emir vardır. Zaten kimsede de kimseyi kaldıracak güç kalmamıştır. Neferler, ordunun işaret taşları gibi yollara dizilirler. Kimi çömelmiş, kimi oturmuş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağacın gövdesine dayanmış kardan heykellere dönüşürler.

Tuğgeneral Ziya Yergök Sarıkamış dramına şahit olan üst düzey komutanlardan Tuğgeneral Ziya Yergök'ün anılarında da savaşın bilinmeyen birçok yönüyle ilgili bilgi verilirken, Sarıkamış Harekatı'nda Allahuekber Dağları'ndaki felaket de gözler önüne seriliyor.Soğuktan donarak şehit olan ve donmak üzereyken gördüğü askerlerin halini, şöyle anlatıyor:"Ayaklarımın üşüdüğü bir sırada hem ısınmak hem de ormanlarda olup biteni anlamak üzere yakındaki bir ormana gittim. Keşke gitmez olsaydım. Dolaştığım yerlerde can çekişmekte olan birçok yaralıya rastladım. Bunlardan bazıları sönmek üzere olan bir ateşin başında yatıyor, bazıları da çamların dibinde 'ah, of' ediyor. Bazıları da 2-3 kişi bir arada, kaputlarına sarılı vaziyette, son dakikalarını yaşıyordu. Beni gördüklerinde 'aman Efendim sen bilirsin, bizi buradan kaldır. Donacağız' diye sızlanıyorlardı. Bazıları da bir lokmacık ekmek istiyorlardı. Yanlarına gittim ve yüzlerini okşadım. Askerleri 'şimdi gider sedyecileri bulur ve sizi buradan kaldırtırım' diyerek teselli ettim. Şimdi bu aciz erlerden farkım yaralı olmamamdır. Yoksa sedyeci nereden bulacağım. Savaşmakta olan birkaç eri işinden alıkoyacak değilim ya..."

Beyaz karın üstüne cansız serpildilerO yıl kurtlar insan etine doyar. Kuşlar, birçok cesedin gözlerini oymuştur. Arkadan gelenler, gördükleri korkunç manzara karşısında moral men yıkılmaktadır. Ayrıca açlık da son haddine ulaşmıştır. 16 bin 300 kişilik 30. Tümenden geriye 1.400 asker kalmıştır. Ölenler, düşmana karşı tek bir mermi atamamışlardır. Diğer birliklerin de bunlardan farkı yoktur. Kayıpların sayısı, en iyimser rakamla 70 bindir. Bazı kaynaklarda bu sayı 90 bin kişiye kadar ulaşır. Sonuçta, sadece bir gecede binlerce asker beyaz karların üzerine cansız serpilmiştir. Kalanlar ise açlıkla, bitlerle, tifüsle, soğuk algınlığı ve kangrenle mücadele etmekteydiler. 

10. Kolordu Askeri İrfan Oğlu İsmail Efendi Askerlikten muaf olmasına rağmen orduya gönülü olarak katılan 10. Kolordu askeri Rizeli İrfan Oğlu İsmail Efendi'nin anılar da kolordu askerlerinin Allahuekber Dağları'nda yaşadıklarına şöyle, tanıklık ediyor:"Harekatın ilk gecesinde yaylanın Kuran sesi ile inlediğini çok iyi hatırlıyorum. Herkes ölmek üzere olduğunu biliyordu. Kan kaybından, soğuktan öleceklerini biliyordu. Yani askerimiz henüz şehit olmamış, yarı mevcudu Kuran okuyordu. Mahşer gibi. Ne var ki gece yarısından sonra Kuran sesleri kesildi. Çünkü yaralıların hepsi öldü. Kolordu şehit oldu. Asker dondu. Sadece Kuran okunuyor. Ağlamak yok. Çünkü ağlamak demek bir ümit beklemek, bir ışık beklemek demektir. Herkes öleceğini biliyor. Gece yarısından sonra ses kesildi. Artık kolordunun sustuğunu ben de anladım. Ben yaralanmamıştım. O düzlükte, karanlıkta yaralanmamıştım. Soğuktan donabilirdim. Aklıma geldi ki yaralıların arasına gireyim. Şehit olan bazı askerlerin kaputlarını alarak üst üste giyerek sabahı buldum. Sonra sabah olunca benle birlikte bir kolordudan 10 kişi kaldığımızı anladık."
 
Misafir Kalem (A) / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.