Savaş Irak’a mı sıçrıyor?
Şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı geniş çaplı askeri harekat, beşinci ayında Orta Doğu’yu topyekun bir bölgesel savaşa sürüklüyor. Son olarak ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak’taki milis güçleri ortaklaşa bombalaması, Tahran’ın Ürdün’deki ABD üslerini füzelerle vurması ve petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, krizin artık iki ülke arasında kalmayıp tüm Körfez aksını yutmaya başladığını gösteriyor
29.07.2026 18:00:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Haber Analiz
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri, dün ve bugün Irak'ın doğusundaki Haşdi Şabi ve İran yanlısı direniş gruplarının lojistik merkezleri ile silah depolarını hedef alan çok sayıda ortak hava saldırısı düzenledi.
Washington ve Riyad ittifakı, bu operasyonun gerekçesi olarak son 72 saat içinde Suudi Arabistan'ın Doğu Bölgesi ve Riyad'daki kritik petrol tesislerine yönelik Irak topraklarından fırlatılan 30'dan fazla kamikaze insansız hava aracını gösterdi. Bu gerilim, Yemen'deki Ensarullah Hareketi'nin (Husiler) geçtiğimiz günlerde Kızıldeniz üzerinden Suudi petrol ihracatına yönelik kapsamlı bir deniz ablukası ilan etmesi ve Suudi tankerlerini vurmasıyla daha da karmaşık bir hal aldı.
Batılı ve Körfez kaynakları, Irak'taki milislerin de bu stratejiye paralel olarak Suudi enerji altyapısını felç etmeyi amaçladığını savunuyor.
Saldırıların hemen ardından bölgedeki güç dengeleri sert açıklamalar ve eş zamanlı askeri yanıtlarla sarsıldı. Irak'taki milis grupların çatı yapılanması, Suudi Arabistan petrol tesislerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlemediklerini savunarak suçlamaları tamamen reddetti.
Riyad'ı Yemen'deki başarısızlıklarını örtbas etmek amacıyla Irak'a saldırmak için bahane üretmekle suçlayan gruplar, sert misilleme uyarısında bulundu. Irak'ta Badr Örgütü Lideri Hadi el-Amiri gibi Şii siyasi figürler de Suudi Arabistan'ın bu adımını gerekçesiz bir suç olarak tanımlayarak Bağdat-Washington arasındaki güvenlik anlaşmalarının derhal feshini talep etti.
İran cephesi ise Irak'taki saldırılara jet hızıyla yanıt vererek Ürdün'de konuşlu ABD askeri tesislerine ve lojistik merkezlerine çok sayıda balistik füze fırlattı. CENTCOM bu füzelerin engellendiğini iddia etse de Tahran, ABD'nin saldırgan eylemleri sürdükçe direnişin durmayacağını deklare etti.
Siyasi arenada ise İran, Umman üzerinden gelen Hürmüz Boğazı'nın ortak yönetimi teklifini reddetti. Boğaz üzerinde tek taraflı tam kontrol hakkı iddia eden Tahran'ın izinsiz geçmeye çalışan 4 ticari gemiye uyarı ateşi açması, küresel Brent petrol fiyatlarının saatler içinde yüzde 4,5'in üzerinde değer kazanarak yeniden 88 dolara dayanmasına yol açtı.
Hava operasyonları ve karşılıklı füze düelloları, topyekûn bir kara savaşının kapıda olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor. Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, saldırıların ardından Ulusal Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı ve planlanan Suudi Arabistan ziyaretini iptal etti.
Bağdat yönetimi ülkenin egemenliğinin çiğnenmesini kınarken, topraklarının ABD-İsrail-İran savaşı için bir atış poligonuna dönüşmesini engellemekte çaresiz kalıyor.
Buna rağmen analistler, Trump yönetiminin ve müttefiki Suudi Arabistan'ın, 2003'teki Irak işgaline benzer geniş çaplı bir kara işgaline girişmesini stratejik olarak uzak bir ihtimal olarak görüyor. Washington iç politikada ve Kongre'de artan askeri maliyet eleştirileriyle boğuşurken, Suudi Arabistan ise Vizyon 2030 gibi devasa ekonomik reform projelerini riske atmak istemiyor. Dolayısıyla büyük bir kara savaşı yerine, Irak'ın doğusu ve Suriye sınır hattında konuşlu Şii milis güçleri ile ABD üsleri arasında çok daha şiddetli bir yıpratma savaşının yaşanması kaçınılmaz görünüyor.
Şubat ayından bu yana Irak'taki çatışmalarda 180'den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, durumun kara birlikleri girmeden de ne denli kanlı bir boyuta ulaştığının kanıtı niteliğinde.
Washington ve Riyad'ın gerçekleştirdiği bu son operasyon, askeri bir başarıdan ziyade bölgesel bir tıkanmışlığın göstergesi olarak öne çıkıyor. ABD'nin onlarca yıldır uyguladığı İran'ı çevreleme ve Körfez müttefiklerini koruma doktrini, Irak'ın siyasi yapısını Şii unsurların domine etmesiyle zaten stratejik bir darbe almıştı. Bugün gelinen noktada, Yemen'den Irak'a, Suriye'den Ürdün sınırına kadar uzanan asimetrik direniş hattı, Batı ittifakının modern hava gücünü büyük oranda işlevsiz bırakıyor.
Suudi Arabistan milyarlarca dolarlık hava savunma sistemlerine rağmen topraklarındaki petrol rafinerilerini korumakta zorlanırken; ABD, Trump yönetiminin fevri hamlelerinin faturasını bölgedeki üslerinde tabutlarla ve yüzlerce yaralı askerle ödüyor. Saldırılar Tahran'ın geri adım atmasını sağlamadığı gibi, küresel enerji koridorlarını ateşe atarak Batı ekonomilerini de doğrudan vuruyor. Sonuç olarak Irak, egemenliği hiçe sayılan, faturayı kendi halkının ve yerel unsurlarının ödediği büyük bir hesaplaşmanın en kırılgan cephesi olmaya devam ediyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri, dün ve bugün Irak'ın doğusundaki Haşdi Şabi ve İran yanlısı direniş gruplarının lojistik merkezleri ile silah depolarını hedef alan çok sayıda ortak hava saldırısı düzenledi.
Washington ve Riyad ittifakı, bu operasyonun gerekçesi olarak son 72 saat içinde Suudi Arabistan'ın Doğu Bölgesi ve Riyad'daki kritik petrol tesislerine yönelik Irak topraklarından fırlatılan 30'dan fazla kamikaze insansız hava aracını gösterdi. Bu gerilim, Yemen'deki Ensarullah Hareketi'nin (Husiler) geçtiğimiz günlerde Kızıldeniz üzerinden Suudi petrol ihracatına yönelik kapsamlı bir deniz ablukası ilan etmesi ve Suudi tankerlerini vurmasıyla daha da karmaşık bir hal aldı.
Batılı ve Körfez kaynakları, Irak'taki milislerin de bu stratejiye paralel olarak Suudi enerji altyapısını felç etmeyi amaçladığını savunuyor.
Irak ve İran cephesinin yanıtı
Saldırıların hemen ardından bölgedeki güç dengeleri sert açıklamalar ve eş zamanlı askeri yanıtlarla sarsıldı. Irak'taki milis grupların çatı yapılanması, Suudi Arabistan petrol tesislerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlemediklerini savunarak suçlamaları tamamen reddetti.
Riyad'ı Yemen'deki başarısızlıklarını örtbas etmek amacıyla Irak'a saldırmak için bahane üretmekle suçlayan gruplar, sert misilleme uyarısında bulundu. Irak'ta Badr Örgütü Lideri Hadi el-Amiri gibi Şii siyasi figürler de Suudi Arabistan'ın bu adımını gerekçesiz bir suç olarak tanımlayarak Bağdat-Washington arasındaki güvenlik anlaşmalarının derhal feshini talep etti.
İran cephesi ise Irak'taki saldırılara jet hızıyla yanıt vererek Ürdün'de konuşlu ABD askeri tesislerine ve lojistik merkezlerine çok sayıda balistik füze fırlattı. CENTCOM bu füzelerin engellendiğini iddia etse de Tahran, ABD'nin saldırgan eylemleri sürdükçe direnişin durmayacağını deklare etti.
Siyasi arenada ise İran, Umman üzerinden gelen Hürmüz Boğazı'nın ortak yönetimi teklifini reddetti. Boğaz üzerinde tek taraflı tam kontrol hakkı iddia eden Tahran'ın izinsiz geçmeye çalışan 4 ticari gemiye uyarı ateşi açması, küresel Brent petrol fiyatlarının saatler içinde yüzde 4,5'in üzerinde değer kazanarak yeniden 88 dolara dayanmasına yol açtı.
Bölgesel bir kara savaşı ihtimali var mı?
Hava operasyonları ve karşılıklı füze düelloları, topyekûn bir kara savaşının kapıda olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor. Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, saldırıların ardından Ulusal Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı ve planlanan Suudi Arabistan ziyaretini iptal etti.
Bağdat yönetimi ülkenin egemenliğinin çiğnenmesini kınarken, topraklarının ABD-İsrail-İran savaşı için bir atış poligonuna dönüşmesini engellemekte çaresiz kalıyor.
Buna rağmen analistler, Trump yönetiminin ve müttefiki Suudi Arabistan'ın, 2003'teki Irak işgaline benzer geniş çaplı bir kara işgaline girişmesini stratejik olarak uzak bir ihtimal olarak görüyor. Washington iç politikada ve Kongre'de artan askeri maliyet eleştirileriyle boğuşurken, Suudi Arabistan ise Vizyon 2030 gibi devasa ekonomik reform projelerini riske atmak istemiyor. Dolayısıyla büyük bir kara savaşı yerine, Irak'ın doğusu ve Suriye sınır hattında konuşlu Şii milis güçleri ile ABD üsleri arasında çok daha şiddetli bir yıpratma savaşının yaşanması kaçınılmaz görünüyor.
Şubat ayından bu yana Irak'taki çatışmalarda 180'den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, durumun kara birlikleri girmeden de ne denli kanlı bir boyuta ulaştığının kanıtı niteliğinde.
Batı'nın orta doğu stratejisi neden çöküyor?
Washington ve Riyad'ın gerçekleştirdiği bu son operasyon, askeri bir başarıdan ziyade bölgesel bir tıkanmışlığın göstergesi olarak öne çıkıyor. ABD'nin onlarca yıldır uyguladığı İran'ı çevreleme ve Körfez müttefiklerini koruma doktrini, Irak'ın siyasi yapısını Şii unsurların domine etmesiyle zaten stratejik bir darbe almıştı. Bugün gelinen noktada, Yemen'den Irak'a, Suriye'den Ürdün sınırına kadar uzanan asimetrik direniş hattı, Batı ittifakının modern hava gücünü büyük oranda işlevsiz bırakıyor.
Suudi Arabistan milyarlarca dolarlık hava savunma sistemlerine rağmen topraklarındaki petrol rafinerilerini korumakta zorlanırken; ABD, Trump yönetiminin fevri hamlelerinin faturasını bölgedeki üslerinde tabutlarla ve yüzlerce yaralı askerle ödüyor. Saldırılar Tahran'ın geri adım atmasını sağlamadığı gibi, küresel enerji koridorlarını ateşe atarak Batı ekonomilerini de doğrudan vuruyor. Sonuç olarak Irak, egemenliği hiçe sayılan, faturayı kendi halkının ve yerel unsurlarının ödediği büyük bir hesaplaşmanın en kırılgan cephesi olmaya devam ediyor.












































































