HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 29 TEMMUZ 2021, PERŞEMBE

Semirmiş medyacılar

14.06.2001 00:00:00
Uzun zamandan beri adliyeyi meşgul eden dosyalar, Türkiye'nin bugün yaşadığı iflasın 'siyaset-medya ve sermaye üçgeni'nde gerçekleştiği noktasında şüpheye mahal bırakmayacak niteliktedir. İşin vahim tarafı yaşanan iflas, sadece ekonomik değildir. Siyasal, sosyal, kültürel, dini, ahlaki... vs. tüm alanlarda ciddi bir dağılma sürecine girilmiş; toplum 1980 sonrası düşük yoğunluklu ama kesintisiz gerilimlerle içten içe bölünmeye tabi tutulmuştur. Belki toplumun dış yüzeyindeki kanamalar, 1980 müdahalesiyle sonuçlanmıştır. Ancak medya destekli kimi toplum mühendisleri, henüz yaraları sarılmış olan milleti müdahaleden sonra da rahat bırakmamışlar, kısa zamanda iç kanamalar oluşturmuşlardır.

Güçlü bir toplum olmanın yolunun ancak aynı değerler etrafında kenetlenmekten geçtiği, dağ başındaki çobanımızın dahi ma'lumudur. Bu ortak değerler vatan, millet, bayrak, sancak, bağımsızlık, din, devlet, milli şuur, milli ideal... gibi oldukça önemli gerçeklerdir. Bu gerçekler gözardı edilerek bir milletin ayakta durması zor, belki de imkansızdır. Dolayısıyla bugün en küçük lodosların etkisiyle milletimizin sendelemesinden, devlet gemimizin yalpalamasından bahsediliyorsa; bunun sebebini işte bu temel esasları gözardı etmemizde yahut bazı medya kalemşörlerinin bu değerleri, fertleri birbirine inadına dalaştırma argümanı olarak kullanmasında aramak lazımdır.

Maalesef bügun aynı şekilde kapalı kapılar ardında Ankara kulisi atan Emin Çölaşan, Yavuz Donat... gibi kalemşörler, toplumu içten kanatan düşük yoğunluklu suni gerilimlere tabi tutarak birilerinin ekmeğine yağ sürmeye devam etmektedirler. İnsan hakları, demokratik haklar, temel hak ve hürriyetler bakımından toplumu ve fertleri, fildişi kulelerinden kendilerince dizayn etmeye çalışan bu dostlarımız, arasıra kendi günah galerilerine de göz atabilselerdi; eminim ki toplum kendilerinden yana çok rahat olacaktı.

Maalesef bugün ağızlarından ve kalemlerinden sadır olanlara bakılırsa; ancak onların istediği nispette dindar olunabilir, onların istediği kadar vatan ve bağımsızlık savunulabilir, onların uygun gördüğü partiye oy atılabilir, onların müsaade ettikleri kadar temel hak ve hürriyetlerden istifade edilebilir, onların tasvip ettiği kanallar izlenebilir, onların patronlarının pijamayla karşıladığı genel başkanlar politikada har vurup harman savurabilir. Birkaç sene öncesine kadar işler böyle yürüyordu. Ama artık bugün millet yemiyor. Sayın Çölaşan ve Donat... gibilerin görmediği esas nokta burası.

Millet, bazı muhbir-gazetecilerin kendi gazete patronlarının borsa cingözlüklerini veya koyun kaçakçılıklarını yahut banka hortumlamalarını örtmek için yine kendi cenahlarından başkalarının yolsuzluk evraklarına yapıştıklarını görüyor. Toplum, aile fotoğrafındaki zevatlar hakkında yolsuzluk ve hortum soruşturması açılmamış bir tek şahsın dahi kalmadığı 'polikanın duayeni'nin yıllarca kabından yemiş yavuz kalemşörlerin bu kadar olup bitenden sonra söyleyecekleri bir satıra dahi kiymet-i harbiye atfetmiyor. İnsanımız, porno tüccarlığından hüküm giymiş patronlardan kalemlerine mürekkep dolduran köşe yazarların, değerlerimiz konusundaki bilgiçliklerine kulak asmıyor. Bu neviden medyatik dostlarımızın en namusluca yapmaları gereken iş, behemahal kendi plazalarındaki yan dolapları karıştırmak, öncelikle üst ve alt katlarında olup biten yolsuzluklardan, soysuzluklardan, hırsızlıklardan milleti haberdar etmektir. Her ne kadar alışmış olsalar da tertemiz insanları basit iftiralarla çamurlayarak güya toplumdan soyutlamak bu neviden gazetecilerimizin yapacağı en son iş olmalıdır.

Bugün devletin Hazinesi 200 milyar dolarlık dış borç, 60 milyar dolarlık iç borçla tamtakır hale getirilmişse, global güçler bu yolsuzlukların faturasını ulusal bağımsızlığımızdan tavizler olarak önümüze koyuyorlarsa ki el-hak öyledir, 'siyaset-medya-sermaye üçgeni'nde semirmiş bütün gazeteci arkadaşlarımızın külahlarını önlerine koyup inceden ipliğe hallerini gözden geçirmeleri gerekir şüphesiz. Asıl namuslu gazetecilik bu değil midir?

Böyle bir otokontrol mekanizması oluşmaz, vicdan hesaplaşması yapılmazsa; toplumun umut bağladığı dürüst ve temiz insanlara atılan çirkin iftira ve yalanlarla devlete, millete, vatana vakit kaybettirilmiş olur. Atı alan yabancılar da Üsküdar'ı geçer. Kimi mandacı medyacıların bugün kurmak istedikleri postmodern oyun bu. Kapalı kapılar ardındaki bu oyunu şükür ki millet farketti.

Bir de 'siyaset-medya- sermaye üçgeni'nde semirmiş medyacılar fark etse...
 
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.