Borç fotoğrafımızı hususi bir yazıda ele almak üzere, bugün son zamanların gündem maddeleri ışığında geldiğimiz noktanın bir hülasasını yapalım istedim. Ara sıra bir adım geri çekilip olayların genel gidişatını dışarıdan izlemek faydalı oluyor. Zira icraatçılar her sinir sisteminin kaldıramayacağı söylem ve fiillere imza atmaya devam etmekte gayet azimliler.Başbakan Erdoğan'ın, ülkeyi pazarlamanın kendi mükellefiyeti olduğunu geçen hafta bizzat kendi ağzından öğrendik. Başbakan kısa bir süre önce de "sermaye ırkçılığı" kavramını literatürümüze sokarak yabancı sermayeye karşı en ufak bir ihtiyat telkinine bile tahammül edemeyeceğini herkes iyice anlasın diye kürsüsünden kükreyerek ifade etti. Dokuz aylık dönemde ulaşılan hedeflerin 2004 bütçesiyle kıyaslanıp, azalan nominal faizlerin etkisiyle faiz ödemelerindeki bir miktar azalmanın malum medya organlarında büyük bir başarı diye sunulduğu bir haftadayız. Bu arada hükümetin uyanıklık yapıp borç yapısındaki iç ve dış borç dengesini anormal bir değişiklikle iç borç ağırlıklı bir kimyaya çevirmekte neden bu kadar acele ettiği anlaşıldı. Faiz ödemelerini bu metotla düşük gösterirken, bu politikanın başımıza açtığı yeni işleri ( cari açık gibi) önemsiz göstererek aradaki zamanı ve miktarı özelleştirmeden gelecek (kaç yılda gelecek bilinmez, örnek Galataport İhalesi ödeme şartları) paracıklarla doldurma teşebbüsü içindeler. Yani çıkan para değişmiyor artıyor. Sadece yük başka kalemlere paylaştırılmış oluyor. Bu iki yaka bir araya ha geldi ha gelecek aldatmacası ise işi yapanların kamçısız şevkle çalışması için. Telekom sürecine Danıştay freni gelmesi sonucu, beklenen 6,5 milyarın bu engel kalkmadığı taktirde milletin sırtına yükleneceğini yine Başbakan'ımız nazikçe ifade etti. Sanki 40 milyar dolarlık Telekom'u tasfiye fiyatına elden çıkarmak millete atılan bir kazık değilmiş gibi. Hem bu konuda iktidarın halka danışma ihtiyacı duyduğunu gören mi olmuş?Kuş gribi tartışmaları, meydana gelen toplu ölümlerin kuş gribi virüsü sebebiyle olmadığına ilişkin resmi ağızlardan yapılan açıklamalar ile hafifledi. Bu ölümlerin, Türkiye'de tavukçuluk alanındaki yatırımların yarım milyar doları bulduğu ve tavuk ihracatında dünyanın her yerinde istenen kalite belgesini almaya hak kazandığı bir zamanda gerçekleşmiş olması üzerinde pek durulmadı. Dünya tavuk üretiminde ABD başta olmak üzere birkaç gelişmiş ülkenin başı çektiğini belirtelim. Teknoloji casusluğu filmlere konu olurken, bizdeki kuş gribi vakası dedikodusunun uluslar arası pazar savaşları bünyesinde bir sabotaj olabileceğini söylersek çok ileri gitmiş olmayız kanısındayım. Daha hiçbir araştırma yapılmamışken Türkiye'deki virüsün en tehlikeli tür olduğu şeklindeki haberlerin batı basını tarafından yumurtlanması, tesadüf ihtimalini azaltıyor. Son olarak, sanayicinin, çiftçinin, memurun, işçinin, köylünün durumu ortadayken ekonominin iyiye gittiği iddiasında bulunabilme cüreti gösterebilenlere şu soruyu sorarak bitirmek istiyorum. Madem gidişat iyi, ekonominin borçlanma gereksinimi niye artıyor? Neden bu kara delik doymak bilmiyor?
Serdar Peker / diğer yazıları
- Domuz jeltini / 09.07.2012
- Dış ticaret ve futbol endüstrisi / 20.06.2012
- Tüketim kabiliyeti / 03.06.2012
- 21. yüzyıl ve paranın hürriyeti / 25.04.2012
- 21. yüzyıl ve paranın işlevi / 12.04.2012
- Belirleyici olan kabullerdir / 06.03.2012
- MEM presi altında kapitalizm / 18.02.2012
- Ekonomide belirlilik / 23.04.2010
- Reel faiz gerçekten reel mi? / 19.10.2007
- Dolardan Kaçışın Akıbeti / 04.10.2007
- Dış ticaret ve futbol endüstrisi / 20.06.2012
- Tüketim kabiliyeti / 03.06.2012
- 21. yüzyıl ve paranın hürriyeti / 25.04.2012
- 21. yüzyıl ve paranın işlevi / 12.04.2012
- Belirleyici olan kabullerdir / 06.03.2012
- MEM presi altında kapitalizm / 18.02.2012
- Ekonomide belirlilik / 23.04.2010
- Reel faiz gerçekten reel mi? / 19.10.2007
- Dolardan Kaçışın Akıbeti / 04.10.2007




























































