Sözle marifet ehli olunmaz
Gazali hazretleri buyurdu ki: “Sahte tasavvuf zümresinin bir kısmı da, marifete dair bilgileri öğrenir. Marifet ehli gibi konuşup, irfandan dem vurur. İddiaya kapılır. Allah saklasın, böyle bir yola kapılmak helak sayılır”
21.09.2023 21:00:00
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri şöyle buyuruyor:
Allah için tahsil edilen ilme sahip olanların Allah'a karşı korkusu artar. Peygamber Efendimizin buyurduğu şu hadis-i şerif konumuzu güzel aydınlatır: "Ben, size nispetle Allah'ı en çok bilenim, bununla beraber Allah'tan en çok korkan da Benim."
Bir kimse, hatalarını bilemiyorsa, ya da biliyor, izalesine çalışmıyorsa, aldanmış sayılır. Bilgisi elbette ona fayda vermiyor demektir.
İbadet çeşitleriyle meşgul olanların hemen hepsi, bir çeşit gurura kapılmıştır. Ancak, Allah Teâlâ'nın başarı ihsan ettiği anlayışlı, akıllı kimseler müstesnadır ama bunlar da pek azdır.
Bunların, bir kısmı, bazı sünnet ve şartlara dalar, farzı ihmal eder, ya da kaçırır. Tıpkı, abdest esnasında vesveseye kapılıp oyalanan ve elbise temizliği ile uğraşırken, farz namazın vaktini kaçıran, ya da dar vakte sıkıştıran gibi...
Bazıları da, niyeti tam yapacağım derken vesveseye mağlûp olur, oyalanır ve cemaati kaçırır.
Bu, ibadet ehlinin bir kısım aldananlarını da vesvese hali, Fatiha-i Şerifeyi tekrar ettirir. Kendi kendine dikkat edip harflerini mahrecinden okuyayım, der. Ama bundan daha önemli kısımlar vardır ki, dikkat etmez.
Bu gibilerin misali şöyledir: Bir padişaha elçi gelir, name getirir. O, içindeki manaya dikkat etmez. Başlar harflerini güzel söyleyebilmek için çalışmaya... Böylece harfleri tekrar eder ve elçiye saygı göstermekten gafil durur. Böyle bir kimse, tımarhaneye, delilerin yanına konmaya daha lâyıktır.
Yapılan amelin zarar verecek yönlerini bilmeden ve ibadetten önce yapılması gereken işleri öğrenmeden hac, oruç ve benzeri ibadeti yapanlar da böyledir. Bu gibi ibadetlere başlayan kimse, önce tövbekâr olacak, zulmettiği kimselerden helâllik alacaktır. İçini dışını temizleyecektir. Bunlar yapılmadan ibadet ediliyorsa, bu ibadetle o kimse aldanmış sayılır.
Bu manada tasavvuf ehli de iki zümredir. Biri gerçekten tasavvuf ehlidir; öbürü de yapmacık. Asıl ameline aldananlar ikinci kısımdır. Biz burada onlardan bahsedeceğiz... Onların halini de birkaç kısma ayıracağız.
Bir kısmı, gerçek tasavvuf ehli gibi zahirde hareket eder. Onların halini dıştan görür, işi o kadar sanır ve aldanır.
Bir kısmı da daha ileri gider. Koca taçlar giyer. İpekli işlemeli cübbelere bürünür. Bu zümre bir zavallı ihtiyar kadına benzer. Bu kadıncağız, kahramanlık göstereceklerin isminin padişahın divanında yazıldığını duyar. Kendisi de onlardan biri olmaya heves eder. Kalkar zırh giyer. Silahlanır. Başına miğfer geçirir, doğru padişahın huzuruna çıkar. Padişah, silahtan tecrit edilmesini ve cenk işine lâyık olup olmadığının denenmesini ister. Ne vakit ki, başından miğfer kalkar ve üzerinden zırhı indirilir, ihtiyar, âciz bir kadın olduğu anlaşılır. O zaman, sen demek ki, padişahla alay ediyorsun denir, kolundan tutulur, doğruca fillerin önüne atılır. Ve siyasî bir mücrim gibi ceza verilir.
Bu sahte tasavvuf zümresinin bir kısmı da, marifete dair bilgileri öğrenir. Marifet ehli gibi konuşup, irfandan dem vurur. İddiaya kapılır. Allah saklasın, böyle bir yola kapılmak helak sayılır.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Allah için tahsil edilen ilme sahip olanların Allah'a karşı korkusu artar. Peygamber Efendimizin buyurduğu şu hadis-i şerif konumuzu güzel aydınlatır: "Ben, size nispetle Allah'ı en çok bilenim, bununla beraber Allah'tan en çok korkan da Benim."
Bir kimse, hatalarını bilemiyorsa, ya da biliyor, izalesine çalışmıyorsa, aldanmış sayılır. Bilgisi elbette ona fayda vermiyor demektir.
İbadet çeşitleriyle meşgul olanların hemen hepsi, bir çeşit gurura kapılmıştır. Ancak, Allah Teâlâ'nın başarı ihsan ettiği anlayışlı, akıllı kimseler müstesnadır ama bunlar da pek azdır.
Bunların, bir kısmı, bazı sünnet ve şartlara dalar, farzı ihmal eder, ya da kaçırır. Tıpkı, abdest esnasında vesveseye kapılıp oyalanan ve elbise temizliği ile uğraşırken, farz namazın vaktini kaçıran, ya da dar vakte sıkıştıran gibi...
Bazıları da, niyeti tam yapacağım derken vesveseye mağlûp olur, oyalanır ve cemaati kaçırır.
Bu, ibadet ehlinin bir kısım aldananlarını da vesvese hali, Fatiha-i Şerifeyi tekrar ettirir. Kendi kendine dikkat edip harflerini mahrecinden okuyayım, der. Ama bundan daha önemli kısımlar vardır ki, dikkat etmez.
Bu gibilerin misali şöyledir: Bir padişaha elçi gelir, name getirir. O, içindeki manaya dikkat etmez. Başlar harflerini güzel söyleyebilmek için çalışmaya... Böylece harfleri tekrar eder ve elçiye saygı göstermekten gafil durur. Böyle bir kimse, tımarhaneye, delilerin yanına konmaya daha lâyıktır.
Yapılan amelin zarar verecek yönlerini bilmeden ve ibadetten önce yapılması gereken işleri öğrenmeden hac, oruç ve benzeri ibadeti yapanlar da böyledir. Bu gibi ibadetlere başlayan kimse, önce tövbekâr olacak, zulmettiği kimselerden helâllik alacaktır. İçini dışını temizleyecektir. Bunlar yapılmadan ibadet ediliyorsa, bu ibadetle o kimse aldanmış sayılır.
Bu manada tasavvuf ehli de iki zümredir. Biri gerçekten tasavvuf ehlidir; öbürü de yapmacık. Asıl ameline aldananlar ikinci kısımdır. Biz burada onlardan bahsedeceğiz... Onların halini de birkaç kısma ayıracağız.
Bir kısmı, gerçek tasavvuf ehli gibi zahirde hareket eder. Onların halini dıştan görür, işi o kadar sanır ve aldanır.
Bir kısmı da daha ileri gider. Koca taçlar giyer. İpekli işlemeli cübbelere bürünür. Bu zümre bir zavallı ihtiyar kadına benzer. Bu kadıncağız, kahramanlık göstereceklerin isminin padişahın divanında yazıldığını duyar. Kendisi de onlardan biri olmaya heves eder. Kalkar zırh giyer. Silahlanır. Başına miğfer geçirir, doğru padişahın huzuruna çıkar. Padişah, silahtan tecrit edilmesini ve cenk işine lâyık olup olmadığının denenmesini ister. Ne vakit ki, başından miğfer kalkar ve üzerinden zırhı indirilir, ihtiyar, âciz bir kadın olduğu anlaşılır. O zaman, sen demek ki, padişahla alay ediyorsun denir, kolundan tutulur, doğruca fillerin önüne atılır. Ve siyasî bir mücrim gibi ceza verilir.
Bu sahte tasavvuf zümresinin bir kısmı da, marifete dair bilgileri öğrenir. Marifet ehli gibi konuşup, irfandan dem vurur. İddiaya kapılır. Allah saklasın, böyle bir yola kapılmak helak sayılır.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.


























































































