Küreselleşen dünyada özellikle son yıllarda yaşanan küresel salgın hastalıklar, tedarik zinciri krizleri, jeopolitik gerilimler ve savaşlar serbest piyasa ekonomisinin dünya çapında sorgulanmasına yol açtı.
Çünkü bütün bu başlıklarda devletler zayıflarken, parçalanırken, tüm insanlık bedel öderken küresel sermaye şirketleri hep kazandı hep büyüdü.
Son örnek İran savaşı. Dünya enerji krizi yaşıyor ama başta Trump'ın oğlu olmak üzere birçok isim servetlerini katlıyor.
Haliyle bugün en gelişmiş ülkelerde bile devletçi, halkçı söylem, projeleri ve hedefleri olanlar anlayışlar geniş halk desteği alıyor.
Artık toplumlar, zenginlerin ve küresel sermayenin değil devletin ekonomiye ve sosyal hayata aktif olarak müdahale etmesi gerektiği savunuyor, dersek yanlış olmaz.
Ülkemizdeki durum
2023 hülyaları ile milletimizi ikna eden tek parti iktidarı 7-8 yıldır 'enflasyon ile kararlılıkla mücadele' cümlesini dilinden düşürmezken diğer taraftan satmaya devam ediyor.
Vatandaşı sabra ve vergisini ödemeye davet eden tek parti iktidarı diğer taraftan faiz baronlarına ve yandaş şirketlere planlı ödemelerine de devam ediyor.
Baksanıza! Milli gelirim % 68'ini 86 milyonun sadece % 10'nu parsellemiş vaziyette.
Yıllardır ülkeyi yönetenlerin çocukları, damatları ülkenin sayılı zenginleri arasına girdi, 20 yaşında düzinelerce şirket sahibi oldular…
Kısaca ülkemizde üretim, eğitim, sağlık, sanayi ve ticarette devlet pasifize edilerek sermayenin kontrolüne geçti. Ülkemizde para tekelleşti, para stokçuları ne derse o, olur noktasına geldi.
Halkın tepkisi
Geldiğimiz noktaya iktidar partisine oy verenler dahil hemen herkesin itirazı var, şikayeti var.
Ama devlet ve milletimizi bu noktaya getiren siyasi anlayışı ve uygulanan sistem noktasında hala insanımız gerçeği görmemekte ısrar ediyor.
Ülkemiz bu noktaya, liberal ekonomi-serbest piyasa-kapitalizm anlayışıyla geldi. Bu noktaya getiren AKP iktidarıdır ve de alternatifi ortaya koymayan muhalefet partileridir.
Atatürk çizgisine dönmek
AKP'nin kitabında, lügatinde Atatürk yok. MHP'nin de yok. CHP'nin kitabının kapağın da büyük harflerle Atatürk yazıyor.
İçini açıyorsun! Devletçilik yok, halkçılık yok, devrimcilik yok, milliyetçilik yok, cumhuriyetçilik yok. Batı karşıtlığı, emperyalist karşıtlığı yok. Milli kimlik anlayışı yok. Dini değerlere sahiplenme ve istismarına karşı çıkma tek taraflı ve maksatlı.
Bu başlıklar, kendi tabirleriyle bile AKP'de de yok, MHP'de de yok. Haliyle bu yokluk, millete yoksulluğu getirdi, devleti bitirdi, bitiriyor.
Nedir devletçilik?
Atatürk diyor ki: 'Bizim güttüğümüz devletçilik, ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber, milletin genel ihtiyaçlarını ve memleketin yapılmayan şeylerini devlet eliyle bir an önce yapmak prensibine dayanır…
Devlet, özel teşebbüsün yapamayacağı işleri üzerine almalı ve memleketi bir an önce bayındır hale getirmelidir…
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, bağımsız, daima daha güçlü, daima daha refahlı olması için yegane temeldir… Yeni Türkiye Devleti, bir ekonomi devleti olacaktır.'
Özetle devletin ve milletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasını sağlamak amacıyla ekonomik faaliyetlerin devlet eliyle yürütülmesini ve denetlenmesini savunmaktır.
Devletçi parti var mı?
Var mı? Ben öyle sloganlarla, pankartlarla değil ekonomi teziyle, plan ve programlarıyla bir tek Bağımsız Türkiye Partisini biliyorum.
İktidar ve bütün partiler 'hak, emek, alın teri, üretim, kalkınma, eğitim' diyor, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' cümlesini kuruyor ama sahayı, global sermayeye terk ediyor.
Baş Hocamız ise 'devlet ekonomide hem alıcı hem satıcı hem de denetleyici olmalıdır' diyordu.
'Devlet satmaz, sahip çıkar' diyordu.
'Madenler ve yer altı zenginlikleri devlet-millet ortaklığıyla işletilmelidir. Bir ülkenin zenginliklerini yabancı şirketlere peşkeş çekmek devletçilikle bağdaşmaz' diyordu.
'Devlet ala el değildir, veren el olmalıdır' diyor ve ev hanımı maaşından vatandaşlık maaşına kadar projelerini ortaya koyuyordu.
Projesi olanlara, iş kurmak isteyenlere devletin her türlü desteği karşılıksız vereceğini dile getiriyordu.
'Eğitimde bakan çocuğu ile hamal çocuğu arasında fırsat eşitliği sağlanmalıdır' diyordu.
'Sağlıkta zenginlere verilen hizmetin fakirlere de verilmesi gerekir' diyordu.
İnsanımızın tercihi dolar sevicilerden, küresel sermayeden medet umanlardan yana oldu.
Çünkü bütün bu başlıklarda devletler zayıflarken, parçalanırken, tüm insanlık bedel öderken küresel sermaye şirketleri hep kazandı hep büyüdü.
Son örnek İran savaşı. Dünya enerji krizi yaşıyor ama başta Trump'ın oğlu olmak üzere birçok isim servetlerini katlıyor.
Haliyle bugün en gelişmiş ülkelerde bile devletçi, halkçı söylem, projeleri ve hedefleri olanlar anlayışlar geniş halk desteği alıyor.
Artık toplumlar, zenginlerin ve küresel sermayenin değil devletin ekonomiye ve sosyal hayata aktif olarak müdahale etmesi gerektiği savunuyor, dersek yanlış olmaz.
Ülkemizdeki durum
2023 hülyaları ile milletimizi ikna eden tek parti iktidarı 7-8 yıldır 'enflasyon ile kararlılıkla mücadele' cümlesini dilinden düşürmezken diğer taraftan satmaya devam ediyor.
Vatandaşı sabra ve vergisini ödemeye davet eden tek parti iktidarı diğer taraftan faiz baronlarına ve yandaş şirketlere planlı ödemelerine de devam ediyor.
Baksanıza! Milli gelirim % 68'ini 86 milyonun sadece % 10'nu parsellemiş vaziyette.
Yıllardır ülkeyi yönetenlerin çocukları, damatları ülkenin sayılı zenginleri arasına girdi, 20 yaşında düzinelerce şirket sahibi oldular…
Kısaca ülkemizde üretim, eğitim, sağlık, sanayi ve ticarette devlet pasifize edilerek sermayenin kontrolüne geçti. Ülkemizde para tekelleşti, para stokçuları ne derse o, olur noktasına geldi.
Halkın tepkisi
Geldiğimiz noktaya iktidar partisine oy verenler dahil hemen herkesin itirazı var, şikayeti var.
Ama devlet ve milletimizi bu noktaya getiren siyasi anlayışı ve uygulanan sistem noktasında hala insanımız gerçeği görmemekte ısrar ediyor.
Ülkemiz bu noktaya, liberal ekonomi-serbest piyasa-kapitalizm anlayışıyla geldi. Bu noktaya getiren AKP iktidarıdır ve de alternatifi ortaya koymayan muhalefet partileridir.
Atatürk çizgisine dönmek
AKP'nin kitabında, lügatinde Atatürk yok. MHP'nin de yok. CHP'nin kitabının kapağın da büyük harflerle Atatürk yazıyor.
İçini açıyorsun! Devletçilik yok, halkçılık yok, devrimcilik yok, milliyetçilik yok, cumhuriyetçilik yok. Batı karşıtlığı, emperyalist karşıtlığı yok. Milli kimlik anlayışı yok. Dini değerlere sahiplenme ve istismarına karşı çıkma tek taraflı ve maksatlı.
Bu başlıklar, kendi tabirleriyle bile AKP'de de yok, MHP'de de yok. Haliyle bu yokluk, millete yoksulluğu getirdi, devleti bitirdi, bitiriyor.
Nedir devletçilik?
Atatürk diyor ki: 'Bizim güttüğümüz devletçilik, ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber, milletin genel ihtiyaçlarını ve memleketin yapılmayan şeylerini devlet eliyle bir an önce yapmak prensibine dayanır…
Devlet, özel teşebbüsün yapamayacağı işleri üzerine almalı ve memleketi bir an önce bayındır hale getirmelidir…
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, bağımsız, daima daha güçlü, daima daha refahlı olması için yegane temeldir… Yeni Türkiye Devleti, bir ekonomi devleti olacaktır.'
Özetle devletin ve milletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasını sağlamak amacıyla ekonomik faaliyetlerin devlet eliyle yürütülmesini ve denetlenmesini savunmaktır.
Devletçi parti var mı?
Var mı? Ben öyle sloganlarla, pankartlarla değil ekonomi teziyle, plan ve programlarıyla bir tek Bağımsız Türkiye Partisini biliyorum.
İktidar ve bütün partiler 'hak, emek, alın teri, üretim, kalkınma, eğitim' diyor, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' cümlesini kuruyor ama sahayı, global sermayeye terk ediyor.
Baş Hocamız ise 'devlet ekonomide hem alıcı hem satıcı hem de denetleyici olmalıdır' diyordu.
'Devlet satmaz, sahip çıkar' diyordu.
'Madenler ve yer altı zenginlikleri devlet-millet ortaklığıyla işletilmelidir. Bir ülkenin zenginliklerini yabancı şirketlere peşkeş çekmek devletçilikle bağdaşmaz' diyordu.
'Devlet ala el değildir, veren el olmalıdır' diyor ve ev hanımı maaşından vatandaşlık maaşına kadar projelerini ortaya koyuyordu.
Projesi olanlara, iş kurmak isteyenlere devletin her türlü desteği karşılıksız vereceğini dile getiriyordu.
'Eğitimde bakan çocuğu ile hamal çocuğu arasında fırsat eşitliği sağlanmalıdır' diyordu.
'Sağlıkta zenginlere verilen hizmetin fakirlere de verilmesi gerekir' diyordu.
İnsanımızın tercihi dolar sevicilerden, küresel sermayeden medet umanlardan yana oldu.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -1- / 04.06.2026
- İslam’ın 3. ve 23. Yılı / 03.06.2026
- Kafalardaki Osmanlı ile gerçek Osmanlı aynı değil / 02.06.2026
- Arafat üzerinden Gazze siyaseti / 01.06.2026
- NAS mı, Abraham anlaşması mı? / 31.05.2026
- Herkese düşen kurban / 29.05.2026
- Peygamberimizin ‘kurban’ uyarıları / 27.05.2026
- CHP taktik kurbanı oldu / 26.05.2026
- Sermaye yanlısı değil devletçi bir iktidar hayalimiz / 25.05.2026
- Plan CHP’yi mi, Türkiye’ye mi? / 24.05.2026
- İslam’ın 3. ve 23. Yılı / 03.06.2026
- Kafalardaki Osmanlı ile gerçek Osmanlı aynı değil / 02.06.2026
- Arafat üzerinden Gazze siyaseti / 01.06.2026
- NAS mı, Abraham anlaşması mı? / 31.05.2026
- Herkese düşen kurban / 29.05.2026
- Peygamberimizin ‘kurban’ uyarıları / 27.05.2026
- CHP taktik kurbanı oldu / 26.05.2026
- Sermaye yanlısı değil devletçi bir iktidar hayalimiz / 25.05.2026
- Plan CHP’yi mi, Türkiye’ye mi? / 24.05.2026





























































