logo
08 AĞUSTOS 2026

Sünnetin yazılmasının engellenişi -1

Zehebi bu konuda şöyle rivayet eder: “Sizler Resulullah’tan üzerinde ihtilaf etmekte olduğunuz hadisleri rivayet ediyorsunuz

11.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
 
Sünnetin yazılmasının engellenişi -1
Sünnetin yazılmasının engellenişi -1
Zehebi bu konuda şöyle rivayet eder: "Sizler Resulullah'tan üzerinde ihtilaf etmekte olduğunuz hadisleri rivayet ediyorsunuz.

Bu durumda sizden sonra gelecek olan insanlar onlar hakkında sizden daha çok ihtilaf edeceklerdir.

O halde hiçbir şekilde Resulullah'tan bir şey anlatmayın, kim de size soracak olursa deyin ki: Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır. O Kitabın helallerini helal, haramlarını haram bilin!" 







Tabakat-ı İbn-i Sa'd'da şöyle geçer:

"Ömer b. Hattab'ın hilafeti döneminde, Resulüllah'ın hadisleri çoğaldı. İşte bu nedenle Ömer, herkesin Resulullah'tan yazıp yanlarında bulundurdukları hadisleri getirmelerini istedi. Halk itaat ederek onları Ömer'in yanına götürdüklerinde tümünün yakılmasını emretti!" 

Yani Hilafet Mektebi hadis yazımının yanı sıra hadis rivayetini de yasakladı.

Karaza b. Kays'tan şöyle rivayet edilmiştir:

"Ömer, bizi Irak'a gönderince şehrin dışına kadar bize eşlik etti. Sonra, 'Neden size eşlik ettiğimi biliyor musunuz?' diye sordu.

'Bizi yolcu etmek ve onurlandırmak için' dedik. Ömer, 'Bunun dışında bir sebebi daha var. Sizler öyle bir bölgenin insanlarına gidiyorsunuz ki, Kur'an okuyuşları arı kovanının vızıltısı gibidir. Sakın Resulüllah'tan hadis naklederek onları bu işlerinden alıkoymayınız. Şunu iyi bilin ki bu konuda ben, sizi sıkı bir şeklide gözetlemekteyim' dedi.

Ben bu açık emirden sonra Resulullah'tan hiçbir hadis anlatmadım!"







Bir başka rivayette şöyle geçer: "Karaza b. Ka'b ve beraberindekiler Kûfe'ye girince, 'Bize, Resulüllah'ın hadislerini anlat' dediler. Ama o, 'Ömer, bizi bundan alıkoydu' dedi."

Bu şekilde Resulüllah'ın sünnetini yaymaktan sakınan sahabeler vardı.

Ve yine sahabe arasında halifelerin sünnetine muhalefet edip Resulüllah'ın sünnetini rivayet eden ve bu yolda tehdit, eziyet ve işkence edilen kişiler de vardı. Onlardan bazıları şöyledir:

Abdurrahman b. Avf'tan şöyle rivayet edilir: "Ömer ölmeden önce Abdullah b. Huzeyfe, Ebu Derda, Ebuzer ve Ukbe b. Amir gibi Resulüllah'ın bazı ashabını dört bir yandan çağırarak onlara, 'Resulullah'tan her tarafa yaydığınız bu hadisler de nedir?' diye sordu.

Onlar, 'Yoksa bizi bundan engelliyor musun?' dediler.

Ömer, 'Hayır' dedi. 'Yanımda kalın, yaşadığım sürece benden ayrılmayın. Biz sizden daha bilgiliyiz. Sizden alır cevap veririz.'

Onlar da Ömer ölünceye kadar yanından ayrılmadılar. 







Zehebi, Ömer'in şu üç kişiyi hapsettiğini söyler: İbn-i Mesud, Ebu Derda ve Ebu Mesud el-Ensari.

Ömer onlara dedi ki: "Resulüllah'tan hadis rivayet etmekte çok ileri gittiniz." 

Ömer sahabelere diyordu ki, "Resulullah'tan hadis rivayet etmeyi azaltınız. Yalnız kendisiyle amel edilenleri söyleyin." 

Bu rivayet Meğazi'de geçen Kureyş'in Abdullah b. Amr b. As'ı Resulüllah'tan duyduğu her şeyi yazmasını engelleyen rivayeti ile uyum içindedir.







Osman'ın hilafeti döneminde

Osman bu konuda daha da ileri giderek minberde şöyle diyordu: "Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duyulmayan bir hadisi rivayet etmesi caiz değildir." 

Böylece Daremi ve diğerlerinin getirdikleri şu rivayetin o döneme ait olduğu anlaşılmaktadır:

"Ebuzer bir toplulukta oturuyordu. İnsanlar etrafını sararak ondan soru soruyorlardı.

Bir adam gelip başında dikilerek, 'Sen fetva vermekten men edilmemiş miydin?' diye sordu.

Ebuzer başını kaldırıp adama baktı ve dedi ki, 'Yoksa sen casusluk mu yapıyorsun?'

Ardından, eliyle boynunu işaret ederek, 'Eğer buraya kılıcınızı koysanız ve benim, sizin beni infaz etmenizden evvel Resulüllah'tan duyduğum bir hadisi nakledecek kadar vaktim olsa yine de bunu yapacağım' dedi." 







Bir başka rivayet de şöyledir:

"Bu olay Osman dönemindedir. Zira sahabelerden hiçbiri Ömer döneminde otoritenin emirlerine karşı böyle açıkça muhalefet etmeye cesaret edemezdi."
 
Ahnef b. Kays da benzeri bir rivayette şöyle diyor:

"Şam'a gittiğimde, Cuma namazı kılmak için mescide gittim. Orada bir adam gördüm. O hangi topluluğun yanına varacak olsa oradakiler yerlerini değiştiriyorlardı. Namazını çabukça kılıyordu.

Yanına oturarak ona, 'Sen kimsin?' diye sordum. 'Ben Ebuzer'im' diye cevap verdi.

Sonra da bana, 'Sen kimsin?' diye sordu. Ben de Ahnef b. Kays olduğumu söyledim. Bunun üzerine, 'Yanımdan kalk, benden sana şer bulaşmasın' dedi.

'Bana senden nasıl şer bulaşır ki?" diye sorunca, şöyle dedi: Şu adam (yani Muaviye) habercisiyle hiç kimsenin benimle oturmamasını haber saldı." 







Ebu zer egemen güçlere muhalefet etmesinden dolayı bir beldeden bir beldeye sürülmüş, sonunda H. 31'de Rebeze'de ölünceye kadar yalnız ve sürgün olarak yaşamıştır.

Bir önceki olay Osman'ın hilafetinin ilk yarısına aittir. Ancak Osman'ın güç ve ihtişamı kırılıp Aişe, Talha, Zübeyr, Amr b. As gibi önde gelen sahabeler ve tabiinin ileri gelenleri onun karşısında durup açıkça muhalefet edince, artık Resulüllah'ın sünnetini rivayet etmek isteyenlerin karşısında bir engel kalmamıştı.

İşte bu nedenle bu dönemde Resulüllah'ın hadislerinden bir kısmı rivayet edildi.







Ancak yine de rivayet edilen bu kısım hadisler, İmam Ali'nin döneminde de yazılmadı. Sahabeler Hz. Ali'nin döneminde geçmişte ifşa etmeye cür'et edemedikleri ve daha fazla önceleri yasaklanan hadisleri rivayet ettiler.

Bunun üzerine ashab tarafından Resulüllah'tan rivayet edilen sünnetlerle ilk üç halifenin içtihatları arasında apaçık bir ihtilaf ortaya çıktı.

İlk üç halife, Resulüllah'ın hadis ve sünnetinin yazılmamasının, anlatılıp yayılmamasının asıl sebebini dile getirmiyorlar ve bunu dolaylı yollardan yapmaya çalışıyorlardı.

Onlar, Muaviye gibi maksat ve amaçlarını açıkça dile getirmiyorlardı. (Öte yandan, Resulüllah'ın hadislerinin yazılmasının engellendiği bir dönemde maalesef, Hristiyan rahip Temim-i Dari ve Yahudi Ka'b el-Ahbar gibi kişilere Mescid-i Nebi'de konuşma izni verildiği acı bir hakikattir.) (Kaynaklar ve geniş bilgi için bakınız Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eseri)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.

Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz

Balıkesir'in Ayvalık ilçesi, son yılların en büyük orman yangınlarıyla mücadele ederken, Balıkesir Valiliği'nin 5 Mayıs 2026 tarih ve 2026/1 sayılı Orman Yangınları ile Mücadele Komisyonu Kararı kapsamında, 15 Haziran-30 Eylül 2026 tarihleri arasında belirlenen mesire alanları ve izin verilen noktalar dışında ormanlara giriş yasaklanmasına rağmen özellikle Ayvalık'taki bazı koy ve ormanlık alanlarda vatandaşların denetimsiz şekilde ormana girmeye devam ettiği gözleniyor

01.08.2026 11:41:00 / Güncelleme: 01.08.2026 11:45:00
İHA
 
Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz
Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz
Balıkesir Valiliğinin aldığı karar doğrultusunda, yangın sezonu boyunca yalnızca belirlenen orman parkları ve mesire alanlarında belirli kurallar çerçevesinde piknik yapılmasına izin verilirken, bunun dışındaki tüm ormanlık alanlara giriş 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında yasak bulunuyor.






Geçtiğimiz yıl söz konusu yasaklar Jandarma ekipleri tarafından sıkı şekilde denetlenirken, bu yıl denetim görevinin Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerine bırakıldığı öğrenildi. Ancak sahadaki görüntüler, denetimlerin yeterli düzeyde yapılmadığı yönünde eleştirilere neden oluyor.








Objektiflere yansıyan fotoğraflarda, çok sayıda vatandaşın ormanlık alan içerisindeki sahillere rahatlıkla girerek gün boyu vakit geçirdiği görülüyor. Özellikle yoğun sıcakların ve kuvvetli rüzgârın etkili olduğu günlerde bu durumun, oluşabilecek bir ihmal veya dikkatsizlik sonucu yeni orman yangınlarına zemin hazırlayabileceği değerlendiriliyor.








Son günlerde Ayvalık, Gömeç ve çevresinde binlerce hektarlık alanın kül olduğu büyük orman yangınlarının ardından, vatandaşlar denetimlerin artırılmasını ve yasakların sadece kâğıt üzerinde kalmayıp sahada da etkin şekilde uygulanmasını istiyor.

Uzmanlar ise orman yangınlarıyla mücadelede en etkili yöntemin, yangın çıkmadan önce riskleri ortadan kaldıracak önleyici tedbirlerin eksiksiz uygulanması olduğuna dikkat çekiyor.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.