Tarım ve hayvancılığa genel bakış -2-
Ülkemizde 1932 yılında buğday ile başlayan taban fiyat uygulaması,1992 yılında 26 ürüne çıkartılmışken; 5 Nisan 1994 yılında alınan kararlarla başlayan süreçte önce destekleme hububat, şeker pancarı, tütün ve çay ile sınırlandırıldı; bu arada tarım satış kooperatiflerinin hazineden aldığı desteklere de son verilerek tarım tamamı ile sahipsiz bırakıldı
07.10.2026 00:51:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Ülkemizde 1932 yılında buğday ile başlayan taban fiyat uygulaması,1992 yılında 26 ürüne çıkartılmışken; 5 Nisan 1994 yılında alınan kararlarla başlayan süreçte önce destekleme hububat, şeker pancarı, tütün ve çay ile sınırlandırıldı; bu arada tarım satış kooperatiflerinin hazineden aldığı desteklere de son verilerek tarım tamamı ile sahipsiz bırakıldı.
AB direktifleri doğrultusunda hazırlanan 2013 Stratejik Kalkınma çerçevesinde 10 milyona yakın kişinin tarım sahasından çıkarılması hedeflenmektedir.
Gelişmiş ülkeler ise tarıma çok yüksek oranlarda destek vermekte; böylelikle hem gelişme yolunda olan geri kalmış ülkelerin kalkınmaları için gerekli olan tarımsal alandaki rekabet şansları ellerinden alınarak kalkınmaları engellenmekte, hem de işsizliğin bu ülkelerde artmasına sebep olunmaktadır.
Diğer taraftan gelişmiş ülkeler kendi ellerindeki tarım stoklarına bu sayede pazar oluşturmaktadırlar. Hepsinden önemlisi gelişmekte olan ülkeleri kendilerine bağımlı hale getirmektedirler.
ABD eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissenger 1970 yılında çok manidar bir tespitte bulunmuştu: "Birleşik Devletlerin yiyecek silahı, Arap petrol kartellerinin elindeki petrol silahı ile boy ölçüşecek durumdadır."
Gerçekten de "yiyecek silahı" günümüzde kullanılan çok önemli bir silahtır ve hayatın devamında, enerji kaynakları kadar değerli ve stratejiktir.
2004 yılında OECD ülkelerinin tarıma verdikleri destek 279 milyar dolar düzeyindedir.
2006 yılı AB bütçesi 111.9 milyar dolar iken, bunun 56.3 milyar Euro yani %50.3 'ü tarımın desteklenmesine ayrılmıştır. 2007 bütçesinde ise tarıma ayrılan destek 57.2 milyar Euro'dur. 2017 yılında ise AB içerisinde yaşanan tüm bütçe daralmalarına rağmen tarıma verdikleri destek 60.191 milyar Euro olmuştur. AB'de tarımda kişibaşına destek 1990 yılında 10.700 Euro iken, 2002 yılında bu rakam 17.200 Euroya çıkmıştır.

ABD'de ise destekleme rakamları daha da yüksektir. ABD'de Tarım Bakanlığı üzerinden tarıma ayrılan bütçe 2004 yılında 72 milyar dolar iken, 2005 yılında bu rakam 85. 284 milyar dolara, 2006 yılında ise 95.712 milyar dolara çıkartılmıştır. Ayrıca 30 milyar doları aşan kredi desteği mevcuttur. Örneğin 2005 yılında ayrılan kredi rakamı toplamı 31.194 milyar Dolardır.
Sistemin nasıl işlediğini anlamak için, 1962 yılında oluşturulan AB Ortak Tarım politikalarına (OTP) ana hatları ile bir göz atalım…
1962 yılında Roma Antlaşması ile birlikte OTP ve FEOGA (Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu) aynı zamanda hayata geçirilmiştir.
OTP ile temel yaklaşım, AB bölgesi ile dış dünya ikiye ayrılmaktadır. İçeride dünya fiyatlarının üzerinde ve AB çiftçisini memnun edecek bir hedef fiyat belirlenmekte; ithal ürünlere ise prelevman vergiler uygulanarak ithal ürünlerin fiyatı iç piyasa fiyatlarına çıkarılmaktadır.
İç piyasada ürünün fiyatı, hedef fiyat seviyesinin altına düşmesine müsaade edilmemekte; talep fazlası ürünler, kamu kurumları tarafından alınarak stoklanmaktadır İhraç ürünleri için ise içerideki fiyat, dış piyasa fiyatlarından pahalı olduğu için ihracat desteklenmesi (restitution) yapılarak tarım üreticisi desteklenmektedir. Bu sayede dış piyasa fiyatları da baskı altına alınarak düşürülmekte; böylece tarıma dayalı kalkınma yolunu seçen birçok gelişmekte olan ülkenin ticareti ağır darbeler almaktadır.
Bütün bu uygulamalar, gelişmiş ülkelerde tarımsal üretimi arttırırken, gelişmekte olan ülkelere rekabet şansı tanımamakta, hatta gelişmekte veya geri kalmış olan ülkelerin tarım sektörünü daralmaya zorlamaktadır.

ABD, tarımın stratejik önemini dikkate alarak yaptığı çalışmalarla, dünya tahıl ticaretinin kontrolünü ele geçirmiştir.
Birleşik Devletlerin tarım programında yüksek meblağlarda tarımı destekleme fonları ayrılırken; üretilen tarım ürünlerinin tamamı, aynı zamanda devlet koruması altında bulunmaktadır. Yabancı tarım ürünlerinin ABD'ye girmesinde de ciddi kotalar vardır. Sadece yeterince üretilmeyen veya hiç üretilmeyen ürünlerin ABD'ye gümrüksüz girmesine izin verilmektedir.
Nitekim Amerikalı ekonomist Hanry Magdof, "Amerikan endüstrisi ve tarımının kotalarla ve özel anlaşmalarla korunması, ABD'nin uluslararası ekonomi politikasının yaşamsal bir unsudur" demektedir.
Ayrıca gelişmiş ülkelerde konumlanmış dev tarım şirketleri, GATT anlaşmaları ile tohum sattıkları ülkelerle çeşitli anlaşmalar yaparak ve ürettikleri tohumların genetik yapılarını değiştirerek; bir yıldan fazla kullanılmayan tohumları, azgelişmiş ülkelere vermişler ve bu yöntemle söz konusu ülkeleri tarımda tamamen dışa bağımlı hale getirmişlerdir. Tarım yapılmasına imkan tanınan sınırlı sahalarda ise intihar eden tohumlardan yararlanılarak ülkelerin tam bağımlı hale getirilmesi ise bir başka yöntemdir.

Burada bir hususa daha dikkat çekmek istiyoruz... Tarım ürünlerinin ekimine getirilen kısıtlamalar, sübvansiyonların kaldırılması ve sınırlı sahalarda yapılan ekimlerde intihar eden tohumların kullanılması gibi yöntemlerle tarımın tamamen dışa bağımlı olması ve bitirilmesi; çiftçiyi geçinebileceği yeni iş alanları aramaya yöneltmektedir.
Tarımla uğraşmayı bırakan pek çok çiftçi, topraklarını da işe yaramıyor gerekçesiyle paraya çevirmekte; bu topraklara talip olan yabancılara ederinin altında meblağlara satmaktadır. Bu durum, toprağın stratejik önemi düşünüldüğünde, ülke topraklarının vatandaşlarının rızası ile yabancılara satılmasıdır.
Ülkenin çeşitli yerlerinde yabancılara ait büyük miktarlarda tapulu arazilerin bulunmasının, muhtemel parçalanmanın önünü açması kaçınılmazdır.
Toprağa dayalı her sektörü ele geçirmeye kararlı global güçler, yaptıkları çalışmalarla bunu başarırken; aslında devletlere ait olan toprakları da ele geçirmektedirler. Bu durum, vatan topraklarının silahsız ele geçirilmesinden başka bir şey değildir.
Milli Devlet'in tarımı stratejik bağlamda ele alması, köklü toprak reformunu projelendirmesi, milletin efendisi olan köylümüzü–çiftçimizi zengin ve müreffeh kılmanın yanı sıra vatan toprağının üzerinde oynanan oyunları da boşa çıkarmaktadır. Getirilen kısıtlamalar, sadece IMF veya Dünya Bankası programlarında yer almamaktadır.
Transatlantik Ekonomik Ortaklığı (TEO) adıyla hazırlanan bir taslağa göre, globalizmin azgelişmiş ülkelerden istediği tarım reformlarından bazıları şöyledir: Özellikle soya ve transgenic pirinç gibi ABD'nin tekelinde bulunan tohumlar için, patent haklarına mutlak uyulacak ve üye ülkelerin açlık riskine karşı stok yapmalarına sınırlama getirilecektir.

Bugün gelişmiş ülkeler, kendi çiftçisini, üreticisini, kendi tarım sektörünü yabancı ülkelere karşı sıkı bir şekilde korumakta; ancak azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere ise Serbest Piyasa Ekonomisi adı altında tam tersi uygulamalar tavsiye edilmektedir.
Gelişmiş ülkelerin tarımda uyguladıkları diğer ülkelerin ekonomilerini tahrip eden bu tarz politikalar bugün artık kendilerine de zarar vermektedir. Bu uygulamaları şöyle özetleyebiliriz:
a– İç piyasada verilen desteklemeler, tarım ürünlerinin pahalı olmasına sebep olmakta; bu da tüketiciye yansımaktadır.
b– Ürün fazlalıkları, stok maliyetlerini beraberinde getirmekte; tahıl stokları her geçen gün artmaktadır.
c– Verimliliği arttırmak için hormonlu ürünlerin tercih edilmesi, ekolojik tarımdan bu ülkeleri koparmakta; elde edilen ürünlerin insan sağlığını riske eden etkileri tartışılmaktadır.
Ürün stoklarını azaltmak için gidilen doğrudan gelir desteği uygulaması için ayrılan fonlardan, daha çok büyük toprak sahiplerinin istifade etmesi sağlamıştır. Bu desteklerden büyük işletmeler istifade etmesi, ülke genelindeki gelir dağılımında adaletsizliği körüklemiştir. AB'de desteklerin %70'ini, nüfusun %20'lik kısmına karşılık gelen büyük çiftlikler almaktadır.
Milli Devlet'in tarıma yaklaşımı, bugün sadece gelişmekte olan ülkeler için değil; gelişmiş kabul edilen ülkeler için de, tarımda içine düştükleri problemlerden onları kurtaracak çözümler sunmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
AB direktifleri doğrultusunda hazırlanan 2013 Stratejik Kalkınma çerçevesinde 10 milyona yakın kişinin tarım sahasından çıkarılması hedeflenmektedir.
Gelişmiş ülkeler ise tarıma çok yüksek oranlarda destek vermekte; böylelikle hem gelişme yolunda olan geri kalmış ülkelerin kalkınmaları için gerekli olan tarımsal alandaki rekabet şansları ellerinden alınarak kalkınmaları engellenmekte, hem de işsizliğin bu ülkelerde artmasına sebep olunmaktadır.
Diğer taraftan gelişmiş ülkeler kendi ellerindeki tarım stoklarına bu sayede pazar oluşturmaktadırlar. Hepsinden önemlisi gelişmekte olan ülkeleri kendilerine bağımlı hale getirmektedirler.
ABD eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissenger 1970 yılında çok manidar bir tespitte bulunmuştu: "Birleşik Devletlerin yiyecek silahı, Arap petrol kartellerinin elindeki petrol silahı ile boy ölçüşecek durumdadır."
Gerçekten de "yiyecek silahı" günümüzde kullanılan çok önemli bir silahtır ve hayatın devamında, enerji kaynakları kadar değerli ve stratejiktir.
2004 yılında OECD ülkelerinin tarıma verdikleri destek 279 milyar dolar düzeyindedir.
2006 yılı AB bütçesi 111.9 milyar dolar iken, bunun 56.3 milyar Euro yani %50.3 'ü tarımın desteklenmesine ayrılmıştır. 2007 bütçesinde ise tarıma ayrılan destek 57.2 milyar Euro'dur. 2017 yılında ise AB içerisinde yaşanan tüm bütçe daralmalarına rağmen tarıma verdikleri destek 60.191 milyar Euro olmuştur. AB'de tarımda kişibaşına destek 1990 yılında 10.700 Euro iken, 2002 yılında bu rakam 17.200 Euroya çıkmıştır.

ABD'de ise destekleme rakamları daha da yüksektir. ABD'de Tarım Bakanlığı üzerinden tarıma ayrılan bütçe 2004 yılında 72 milyar dolar iken, 2005 yılında bu rakam 85. 284 milyar dolara, 2006 yılında ise 95.712 milyar dolara çıkartılmıştır. Ayrıca 30 milyar doları aşan kredi desteği mevcuttur. Örneğin 2005 yılında ayrılan kredi rakamı toplamı 31.194 milyar Dolardır.
Sistemin nasıl işlediğini anlamak için, 1962 yılında oluşturulan AB Ortak Tarım politikalarına (OTP) ana hatları ile bir göz atalım…
1962 yılında Roma Antlaşması ile birlikte OTP ve FEOGA (Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu) aynı zamanda hayata geçirilmiştir.
OTP ile temel yaklaşım, AB bölgesi ile dış dünya ikiye ayrılmaktadır. İçeride dünya fiyatlarının üzerinde ve AB çiftçisini memnun edecek bir hedef fiyat belirlenmekte; ithal ürünlere ise prelevman vergiler uygulanarak ithal ürünlerin fiyatı iç piyasa fiyatlarına çıkarılmaktadır.
İç piyasada ürünün fiyatı, hedef fiyat seviyesinin altına düşmesine müsaade edilmemekte; talep fazlası ürünler, kamu kurumları tarafından alınarak stoklanmaktadır İhraç ürünleri için ise içerideki fiyat, dış piyasa fiyatlarından pahalı olduğu için ihracat desteklenmesi (restitution) yapılarak tarım üreticisi desteklenmektedir. Bu sayede dış piyasa fiyatları da baskı altına alınarak düşürülmekte; böylece tarıma dayalı kalkınma yolunu seçen birçok gelişmekte olan ülkenin ticareti ağır darbeler almaktadır.
Bütün bu uygulamalar, gelişmiş ülkelerde tarımsal üretimi arttırırken, gelişmekte olan ülkelere rekabet şansı tanımamakta, hatta gelişmekte veya geri kalmış olan ülkelerin tarım sektörünü daralmaya zorlamaktadır.

ABD, tarımın stratejik önemini dikkate alarak yaptığı çalışmalarla, dünya tahıl ticaretinin kontrolünü ele geçirmiştir.
Birleşik Devletlerin tarım programında yüksek meblağlarda tarımı destekleme fonları ayrılırken; üretilen tarım ürünlerinin tamamı, aynı zamanda devlet koruması altında bulunmaktadır. Yabancı tarım ürünlerinin ABD'ye girmesinde de ciddi kotalar vardır. Sadece yeterince üretilmeyen veya hiç üretilmeyen ürünlerin ABD'ye gümrüksüz girmesine izin verilmektedir.
Nitekim Amerikalı ekonomist Hanry Magdof, "Amerikan endüstrisi ve tarımının kotalarla ve özel anlaşmalarla korunması, ABD'nin uluslararası ekonomi politikasının yaşamsal bir unsudur" demektedir.
Ayrıca gelişmiş ülkelerde konumlanmış dev tarım şirketleri, GATT anlaşmaları ile tohum sattıkları ülkelerle çeşitli anlaşmalar yaparak ve ürettikleri tohumların genetik yapılarını değiştirerek; bir yıldan fazla kullanılmayan tohumları, azgelişmiş ülkelere vermişler ve bu yöntemle söz konusu ülkeleri tarımda tamamen dışa bağımlı hale getirmişlerdir. Tarım yapılmasına imkan tanınan sınırlı sahalarda ise intihar eden tohumlardan yararlanılarak ülkelerin tam bağımlı hale getirilmesi ise bir başka yöntemdir.

Burada bir hususa daha dikkat çekmek istiyoruz... Tarım ürünlerinin ekimine getirilen kısıtlamalar, sübvansiyonların kaldırılması ve sınırlı sahalarda yapılan ekimlerde intihar eden tohumların kullanılması gibi yöntemlerle tarımın tamamen dışa bağımlı olması ve bitirilmesi; çiftçiyi geçinebileceği yeni iş alanları aramaya yöneltmektedir.
Tarımla uğraşmayı bırakan pek çok çiftçi, topraklarını da işe yaramıyor gerekçesiyle paraya çevirmekte; bu topraklara talip olan yabancılara ederinin altında meblağlara satmaktadır. Bu durum, toprağın stratejik önemi düşünüldüğünde, ülke topraklarının vatandaşlarının rızası ile yabancılara satılmasıdır.
Ülkenin çeşitli yerlerinde yabancılara ait büyük miktarlarda tapulu arazilerin bulunmasının, muhtemel parçalanmanın önünü açması kaçınılmazdır.
Toprağa dayalı her sektörü ele geçirmeye kararlı global güçler, yaptıkları çalışmalarla bunu başarırken; aslında devletlere ait olan toprakları da ele geçirmektedirler. Bu durum, vatan topraklarının silahsız ele geçirilmesinden başka bir şey değildir.
Milli Devlet'in tarımı stratejik bağlamda ele alması, köklü toprak reformunu projelendirmesi, milletin efendisi olan köylümüzü–çiftçimizi zengin ve müreffeh kılmanın yanı sıra vatan toprağının üzerinde oynanan oyunları da boşa çıkarmaktadır. Getirilen kısıtlamalar, sadece IMF veya Dünya Bankası programlarında yer almamaktadır.
Transatlantik Ekonomik Ortaklığı (TEO) adıyla hazırlanan bir taslağa göre, globalizmin azgelişmiş ülkelerden istediği tarım reformlarından bazıları şöyledir: Özellikle soya ve transgenic pirinç gibi ABD'nin tekelinde bulunan tohumlar için, patent haklarına mutlak uyulacak ve üye ülkelerin açlık riskine karşı stok yapmalarına sınırlama getirilecektir.

Bugün gelişmiş ülkeler, kendi çiftçisini, üreticisini, kendi tarım sektörünü yabancı ülkelere karşı sıkı bir şekilde korumakta; ancak azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere ise Serbest Piyasa Ekonomisi adı altında tam tersi uygulamalar tavsiye edilmektedir.
Gelişmiş ülkelerin tarımda uyguladıkları diğer ülkelerin ekonomilerini tahrip eden bu tarz politikalar bugün artık kendilerine de zarar vermektedir. Bu uygulamaları şöyle özetleyebiliriz:
a– İç piyasada verilen desteklemeler, tarım ürünlerinin pahalı olmasına sebep olmakta; bu da tüketiciye yansımaktadır.
b– Ürün fazlalıkları, stok maliyetlerini beraberinde getirmekte; tahıl stokları her geçen gün artmaktadır.
c– Verimliliği arttırmak için hormonlu ürünlerin tercih edilmesi, ekolojik tarımdan bu ülkeleri koparmakta; elde edilen ürünlerin insan sağlığını riske eden etkileri tartışılmaktadır.
Ürün stoklarını azaltmak için gidilen doğrudan gelir desteği uygulaması için ayrılan fonlardan, daha çok büyük toprak sahiplerinin istifade etmesi sağlamıştır. Bu desteklerden büyük işletmeler istifade etmesi, ülke genelindeki gelir dağılımında adaletsizliği körüklemiştir. AB'de desteklerin %70'ini, nüfusun %20'lik kısmına karşılık gelen büyük çiftlikler almaktadır.
Milli Devlet'in tarıma yaklaşımı, bugün sadece gelişmekte olan ülkeler için değil; gelişmiş kabul edilen ülkeler için de, tarımda içine düştükleri problemlerden onları kurtaracak çözümler sunmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)




















































































































