logo
08 AĞUSTOS 2026

Toplumu tehdit eden sessiz tehlike

Kronik böbrek hastalığı, Türkiye'de yaklaşık 10 milyon kişiyi etkileyen sessiz bir tehlike. Diyabet ve hipertansiyon en sık nedenler olurken, erken evrede belirti vermez. Düzenli tarama, tansiyon-şeker kontrolü ve sağlıklı yaşam ile ilerlemesi önlenebilir, diyaliz ihtiyacı azaltılabilir 

12.03.2026 14:45:00
Eyüp Kabil
 
Toplumu tehdit eden sessiz tehlike
Toplumu tehdit eden sessiz tehlike
Türkiye'de yaklaşık 10 milyon vatandaş kronik böbrek hastalığı (KBH) riskiyle karşı karşıya. Sağlık uzmanları, erken evrede neredeyse belirti vermeyen bu hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi yaygın rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu vurguluyor. Her yıl binlerce yeni hasta diyaliz tedavisine başlarken, böbrek nakli bekleyenlerin sayısı da artıyor. Uzmanlar, düzenli tarama ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastalığın ilerlemesinin önlenebileceğini belirtiyor.






Kronik böbrek hastalığı nedir?

Kronik böbrek hastalığı, böbreklerin yapısal veya fonksiyonel olarak en az üç ay süreyle hasar görmesi ya da süzme (filtrasyon) kapasitesinin azalması olarak tanımlanıyor. Glomerüler filtrasyon hızı (GFH) 60 ml/dk/1.73 m²'nin altına düştüğünde veya idrarda albüminüri (protein kaçağı) tespit edildiğinde tanı konuluyor. Hastalık beş evreye ayrılıyor; erken evrelerde (1-2) genellikle belirti olmazken, son evrede (5) böbrek yetmezliği gelişiyor. Bu durum vücuttaki atıkların birikmesine ve tüm sistemleri etkileyecek komplikasyonlara yol açıyor.






Türkiye'de durum

Türkiye Böbrek Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı verilerine göre erişkinlerde KBH prevalansı yüzde 15,7 ila 16 arasında değişiyor. Bu oran, her 6-7 yetişkinden birinin erken veya ileri evre KBH'li olduğunu gösteriyor; yaklaşık 9-10 milyon kişiyi etkiliyor. 2022 sonu itibarıyla diyaliz veya böbrek nakli gören hasta sayısı 86 bini aşmış durumda. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hasta diyaliz programına girerken, nakil sayısı yıllık 3 bin 500 civarında kalıyor. Hastalık yükü özellikle yaşlı nüfusta ve diyabet/hipertansiyon hastalarında hızla artıyor.






Hastalığın başlıca nedenleri

KBH'nin en sık nedenleri diyabet (%33) ve yüksek tansiyon (%21). Diyabet, yüksek kan şekeriyle böbrek filtrelerini hasarlandırırken, kontrolsüz hipertansiyon damarları daraltarak böbrek kan akışını bozuyor. Diğer önemli nedenler arasında glomerülonefrit (böbrek iltihabı), polikistik böbrek hastalığı, obezite, uzun süreli ilaç kullanımı (ağrı kesiciler, bazı antibiyotikler) ve genetik faktörler yer alıyor. Sigara, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam da riski artırıyor.






Belirtileri ve evreleri

Erken evrelerde hastalık "sessiz" seyreder; halsizlik, hafif ödem veya gece sık idrara çıkma gibi belirsiz şikayetler görülebilir. İlerledikçe belirtiler belirginleşir: bacaklarda ve göz kapaklarında şişlik, kronik yorgunluk, iştahsızlık, kaşıntı, bulantı-kusma, ciltte renk değişikliği, nefes darlığı ve hipertansiyon. Son evrede üremi (kanında atık birikimi) nedeniyle ağız kokusu, kemik ağrıları ve konsantrasyon bozukluğu ortaya çıkar. Hastalık evrelere göre GFH değerine göre sınıflandırılır; evre 5'te GFH 15 ml/dk'nın altına düşer ve diyaliz veya nakil şart olur.






Teşhis yöntemleri

Teşhis basit ve ucuz testlerle konulur: Kan kreatinin ölçümüyle GFH hesaplanır, idrarda albümin/kreatinin oranı (ACR) bakılır. Risk grubundakilere (diyabet, hipertansiyon, aile öyküsü olanlar) yıllık tarama önerilir. Gerektiğinde ultrason, tomografi veya böbrek biyopsisi yapılır. KDIGO 2024 kılavuzuna göre riskli bireylerde hem GFH hem albümin ölçümü şarttır. Erken tanı, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada kritik rol oynar.






Tedavi seçenekleri

Tedavi altta yatan nedene yöneliktir: Kan şekeri ve tansiyon kontrolüyle ilerleme durdurulabilir. Diyet (tuz, protein, fosfor kısıtlaması), ilaçlar (ACE inhibitörleri, SGLT2 inhibitörleri) ve yaşam tarzı değişiklikleri temel yaklaşımlardır. İleri evrede diyaliz (hemodiyaliz veya periton diyalizi) devreye girer. Böbrek nakli ise en etkili ve kalıcı çözümdür; nakil sonrası yaşam kalitesi belirgin artar. Türkiye'de nakil sayısı artsa da diyaliz hastalarının çoğu nakil bekliyor.






Erken teşhisin önemi

KBH büyük ölçüde önlenebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigara bırakma, ideal kilo ve tansiyon/şeker kontrolü riski azaltır. Risk grubundakiler yılda bir kez böbrek testi yaptırmalıdır. Sağlık Bakanlığı'nın 2025-2030 Böbrek Hastalıkları Önleme Programı, farkındalık ve tarama çalışmalarını artırıyor. Uzmanlar "Diyalize mahkum değiliz" mesajı veriyor; erken müdahale ile böbrek fonksiyonu yıllarca korunabiliyor.

Kronik böbrek hastalığı, Türkiye gibi diyabet ve hipertansiyonun yaygın olduğu ülkelerde büyük bir halk sağlığı sorunu. Ancak bilinçli tarama, düzenli takip ve sağlıklı yaşamla bu sessiz tehdidin önüne geçmek mümkün. Uzmanlar, özellikle 40 yaş üstü ve risk taşıyan herkesi böbreklerini kontrol ettirmeye çağırıyor.

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.