Davos'ta yaşanan gelişmeler ve ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamaları, yüzeyde görünen polemiklerin çok ötesinde, küresel sistemde yaşanan yapısal bir kırılmaya işaret etmektedir. Burada tanık olunan durum; geçici bir siyasi çıkıştan ziyade, küresel ekonomi ve güç mimarisinde yaşanan zorunlu bir dönüşüm sürecidir.
Uzun yıllar boyunca ABD, kendi merkezinde şekillendirdiği küresel düzen aracılığıyla dünya siyasetinde ve ekonomisinde belirleyici bir rol üstlendi. Küreselleşme olarak adlandırılan bu yapı; Birleşmiş Milletler, NATO ve benzeri çok taraflı kurumlar üzerinden kurumsallaştırıldı. Bu sistemin kuralları büyük ölçüde ABD tarafından belirlendi ve uzun süre sistemin başlıca kazananı da yine ABD oldu.
Ancak zaman içerisinde küresel dengeler değişti. Özellikle Çin'in üretim kapasitesi, ticaret ağı ve finansal gücü, küreselleşme mekanizmalarını ABD aleyhine sonuçlar doğurabilecek şekilde kullanabilmesini sağladı. Küresel üretim zincirleri ve sermaye hareketleri artık tek merkezli bir yapıda işlememeye başladı. Bu tablo, ABD açısından kurduğu sistemin eskisi kadar avantaj üretmediğini ortaya koydu.
Trump'ın Davos'taki yaklaşımı bu bağlamda bir kopuştan çok, bir tespitin yüksek sesle dile getirilmesi olarak okunmalıdır. Çok taraflı yapılar ve küresel kuralların, ABD'nin çıkarlarıyla örtüşmediği noktada sorgulanması; küreselleşme fikrinin bizzat kurucuları tarafından yeniden değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, küresel sistemin sorgulandığını ve yeni bir denge arayışına girildiğini göstermektedir.
Bugün gelinen noktada, küreselleşmenin mevcut hâliyle sürdürülebilir olmadığı yönündeki görüşler giderek daha fazla dile getirilmektedir. Kapitalist sistemin yapısal sorunları, yalnızca eleştirel çevrelerin değil, sistemin merkezinde yer alan aktörlerin de gündemindedir.
Bu tartışmalar çerçevesinde, Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yıllar önce ortaya konulan Millî Ekonomi Modeli'nin, kapitalizmin yapısal krizlerine yönelik alternatif bir yaklaşım sunduğu yönündeki değerlendirmeler yeniden gündeme gelmektedir. Model, kapitalizmin "alternatifsiz" kabul edildiği bir dönemde geliştirilmiş ve bu yönüyle dikkat çekmiştir. Bugün yaşanan küresel ekonomik sorunlar, bu tür alternatif yaklaşımların akademik zeminde daha fazla tartışılmasını beraberinde getirmektedir.
Mevcut küresel eğilimler, devletlerin ve toplumların yalnızca mevcut sistemin sınırları içinde kalmadan, yeni ekonomik modelleri tartışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada ekonomik bağımsızlık, üretim kapasitesi ve toplumsal refah gibi başlıklar yeniden önem kazanmaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında ise, küresel gelişmelerin edilgen bir şekilde izlenmesi yerine, ekonomik ve siyasi karar alma süreçlerinde daha etkin bir pozisyonun gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Tarihsel olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinde yer alan ekonomik bağımsızlık vurgusu, güncel gelişmeler ışığında yeniden hatırlanmalıdır.
Bir benzetmeyle ifade edecek olursak; karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmak gerekir. Prof. Dr. Haydar Baş, kapitalizmin en güçlü olduğu dönemde o mumu yakmıştır. Bugün o mum artık bir kandil değildir; bir yıldızdır, hatta bir güneştir. Ve dünyayı aydınlatacak bir potansiyele sahiptir.
Davos'ta yaşananlar, bu gerçeğin ilanıdır. Küresel sistem çözülürken, Türkiye'nin önünde tarihî bir fırsat bulunmaktadır. Mesele bu fırsatı görmek ve cesaretle sahip çıkmaktır.
Tam da bu küresel kırılmanın yaşandığı bir dönemde, 7–8 Şubat tarihlerinde Viyana Teknik Üniversitesi'nde düzenlenecek Uluslararası Millî Ekonomi Modeli Kongresi, söz konusu tartışmaların akademik zeminde ele alınacağı önemli bir platform niteliği taşımaktadır. Farklı ülkelerden akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilecek bu kongrede, kapitalizmin mevcut sorunları ve alternatif ekonomik modeller bilimsel çerçevede değerlendirilecektir. Bu yönüyle Viyana'daki buluşma, yalnızca bir akademik etkinlik değil; küresel ekonomik sistemin geleceğine dair arayışların uluslararası düzeyde tartışıldığı bir zemin olarak öne çıkmaktadır.
Uzun yıllar boyunca ABD, kendi merkezinde şekillendirdiği küresel düzen aracılığıyla dünya siyasetinde ve ekonomisinde belirleyici bir rol üstlendi. Küreselleşme olarak adlandırılan bu yapı; Birleşmiş Milletler, NATO ve benzeri çok taraflı kurumlar üzerinden kurumsallaştırıldı. Bu sistemin kuralları büyük ölçüde ABD tarafından belirlendi ve uzun süre sistemin başlıca kazananı da yine ABD oldu.
Ancak zaman içerisinde küresel dengeler değişti. Özellikle Çin'in üretim kapasitesi, ticaret ağı ve finansal gücü, küreselleşme mekanizmalarını ABD aleyhine sonuçlar doğurabilecek şekilde kullanabilmesini sağladı. Küresel üretim zincirleri ve sermaye hareketleri artık tek merkezli bir yapıda işlememeye başladı. Bu tablo, ABD açısından kurduğu sistemin eskisi kadar avantaj üretmediğini ortaya koydu.
Trump'ın Davos'taki yaklaşımı bu bağlamda bir kopuştan çok, bir tespitin yüksek sesle dile getirilmesi olarak okunmalıdır. Çok taraflı yapılar ve küresel kuralların, ABD'nin çıkarlarıyla örtüşmediği noktada sorgulanması; küreselleşme fikrinin bizzat kurucuları tarafından yeniden değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, küresel sistemin sorgulandığını ve yeni bir denge arayışına girildiğini göstermektedir.
Bugün gelinen noktada, küreselleşmenin mevcut hâliyle sürdürülebilir olmadığı yönündeki görüşler giderek daha fazla dile getirilmektedir. Kapitalist sistemin yapısal sorunları, yalnızca eleştirel çevrelerin değil, sistemin merkezinde yer alan aktörlerin de gündemindedir.
Bu tartışmalar çerçevesinde, Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yıllar önce ortaya konulan Millî Ekonomi Modeli'nin, kapitalizmin yapısal krizlerine yönelik alternatif bir yaklaşım sunduğu yönündeki değerlendirmeler yeniden gündeme gelmektedir. Model, kapitalizmin "alternatifsiz" kabul edildiği bir dönemde geliştirilmiş ve bu yönüyle dikkat çekmiştir. Bugün yaşanan küresel ekonomik sorunlar, bu tür alternatif yaklaşımların akademik zeminde daha fazla tartışılmasını beraberinde getirmektedir.
Mevcut küresel eğilimler, devletlerin ve toplumların yalnızca mevcut sistemin sınırları içinde kalmadan, yeni ekonomik modelleri tartışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada ekonomik bağımsızlık, üretim kapasitesi ve toplumsal refah gibi başlıklar yeniden önem kazanmaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında ise, küresel gelişmelerin edilgen bir şekilde izlenmesi yerine, ekonomik ve siyasi karar alma süreçlerinde daha etkin bir pozisyonun gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Tarihsel olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinde yer alan ekonomik bağımsızlık vurgusu, güncel gelişmeler ışığında yeniden hatırlanmalıdır.
Bir benzetmeyle ifade edecek olursak; karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmak gerekir. Prof. Dr. Haydar Baş, kapitalizmin en güçlü olduğu dönemde o mumu yakmıştır. Bugün o mum artık bir kandil değildir; bir yıldızdır, hatta bir güneştir. Ve dünyayı aydınlatacak bir potansiyele sahiptir.
Davos'ta yaşananlar, bu gerçeğin ilanıdır. Küresel sistem çözülürken, Türkiye'nin önünde tarihî bir fırsat bulunmaktadır. Mesele bu fırsatı görmek ve cesaretle sahip çıkmaktır.
Tam da bu küresel kırılmanın yaşandığı bir dönemde, 7–8 Şubat tarihlerinde Viyana Teknik Üniversitesi'nde düzenlenecek Uluslararası Millî Ekonomi Modeli Kongresi, söz konusu tartışmaların akademik zeminde ele alınacağı önemli bir platform niteliği taşımaktadır. Farklı ülkelerden akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilecek bu kongrede, kapitalizmin mevcut sorunları ve alternatif ekonomik modeller bilimsel çerçevede değerlendirilecektir. Bu yönüyle Viyana'daki buluşma, yalnızca bir akademik etkinlik değil; küresel ekonomik sistemin geleceğine dair arayışların uluslararası düzeyde tartışıldığı bir zemin olarak öne çıkmaktadır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Trump’ın Davos mesajı ne anlama geliyor? / 26.01.2026
- Kürt sorunu değil, geçim ve onur sorunu var / 25.01.2026
- Emekliye seyyanen zam yetmez / 11.01.2026
- Sahadan gelen gerçek: Milletin gündemi ekonomidir / 07.01.2026
- Asgari ücret ve açlık sınırı / 21.12.2025
- Milletle kurulan siyaset / 16.12.2025
- Hukuk, siyaset ve belirsizlik / 15.12.2025
- Değişmeyen çizgi, değişen Türkiye / 14.12.2025
- BTP’yi siyasetin yeni merkezine taşıyan dinamikler / 13.12.2025
- Atatürk modeli neden hâlâ tek çözüm? / 12.12.2025
- Kürt sorunu değil, geçim ve onur sorunu var / 25.01.2026
- Emekliye seyyanen zam yetmez / 11.01.2026
- Sahadan gelen gerçek: Milletin gündemi ekonomidir / 07.01.2026
- Asgari ücret ve açlık sınırı / 21.12.2025
- Milletle kurulan siyaset / 16.12.2025
- Hukuk, siyaset ve belirsizlik / 15.12.2025
- Değişmeyen çizgi, değişen Türkiye / 14.12.2025
- BTP’yi siyasetin yeni merkezine taşıyan dinamikler / 13.12.2025
- Atatürk modeli neden hâlâ tek çözüm? / 12.12.2025



























































































