Bazı yayın organlarında "dil ve ibadet" konusu yine gündem edilmeye başlandı. İddiaya göre, Türkler, Arapça bilmemektedir. Tek çözüm, ibadeti Türkçe yapmaktır.
Bu anlayış, geçmiş zamanlarda çok kere gündeme getirilmiş, haksızlığı ve yanlışlığı ortaya koyulmuştur. İlmi hiç bir değeri olmadığı anlaşılmıştır. Bu teklifin temeli Luter'e dayanmaktadır. Luter, nasıl protestocu bir metod uygulayıp, muharref Hıristiyanlığı daha çok beşerileştirmiş ise, bu iddia sahiplerine göre, İslam'ı da bu şekilde değiştirmek gerekir.
İyice düşünen her insan rahatlıkla görecektir ki, bu şahısların temel gayesi, ibadetin Türkçe veya başka bir dille yapılması değil, dine fitne karıştırmaktır.
Bu anlayış, sahipleri aşırı yorumcudur. Doğrudan çok, eğriye tabi olmaya çalışır. Kendileri dâl (yani sapıktır) ve de mudil (başkalarını saptıran)dırlar.
Türkçe Ku'an, Türkçe ezan, Türkçe namaz iddiasında bulunan bu zatlar ne Kur'an okumuşlar, ve ezana kulak vermişler ve ne de namaz kılmışlardır.
İlaçtan fayda görmek için kimyacı olmak şart değilse, ibadetten sevap almak için de Arapça bilmek şart değildir. Kaldı ki, okunan ayet ve duaların anlamlarını bilmek, maksadı anlamak elbette tavsiye olunan bir güzelliktir. Arapça bilmemek ibadetin eksik olması anlamına gelmez.
Bu gün yabancı dil bilme konusunda çok ciddi projeler var. Artık bir batı dili bilmek yeterli görülmüyor. İkinci üçüncü dil isteniyor. Dünyanın kültür ve bilim seviyesi bu noktaya geldiği halde, bir insanın kalkıp Fatiha sûresi ile iki kısa sûrenin metnini ve anlamını öğrenmemesini, hangi mazerete dayandıracaksınız. Bunun mantıklı ve de gerçeklerle uyumlu hiç bir yanı yoktur. Net bir açıklıkla ifade edersek, Fatiha, İhlas ve Kevser surelerini bilmek, tahiyyat, sübhaneke, salavatları öğrenmek normal bir insan için en çok üç günlük derstir.
Siz eğer güç ve inanç sahibi iseniz, din ve Kur'an öğretiminin önündeki engelleri kaldırınız. Geniş bilgi, tefsir, fıkıh gibi konularda yeterince Türkçe kaynak var istediğiniz kadar okuyabilirsiniz. Fakat namaz ve ezan asla orijinal yapısından koparılmamalıdır.
İbadetlerin bir de evrensel boyutu vardır. Hac başta olmak üzere, 72 dil konuşan bütün müslümanlar, ezanda, namazda hiç bir sıkıntı çekmeden birleşebiliyorlar.
İbadet, ilim ve teknikte evrensel kabuller, terimler, tanımlar olmak zorundadır. Hatta spor müsabakaları bile ortak anlayışlarla icra ediliyor. Uluslararası sözleşmeler ortak bir metinle ifade ediliyor. İletişim ve ulaşımın bu seviyeye geldiği bir dünyada, fitne çıkarmak hem başka bir amacı olmayan, "Türkçe ibadet" iddiası artık hiç kimsenin kabul edebileceği bir teklif değildir.
Bu anlayış, geçmiş zamanlarda çok kere gündeme getirilmiş, haksızlığı ve yanlışlığı ortaya koyulmuştur. İlmi hiç bir değeri olmadığı anlaşılmıştır. Bu teklifin temeli Luter'e dayanmaktadır. Luter, nasıl protestocu bir metod uygulayıp, muharref Hıristiyanlığı daha çok beşerileştirmiş ise, bu iddia sahiplerine göre, İslam'ı da bu şekilde değiştirmek gerekir.
İyice düşünen her insan rahatlıkla görecektir ki, bu şahısların temel gayesi, ibadetin Türkçe veya başka bir dille yapılması değil, dine fitne karıştırmaktır.
Bu anlayış, sahipleri aşırı yorumcudur. Doğrudan çok, eğriye tabi olmaya çalışır. Kendileri dâl (yani sapıktır) ve de mudil (başkalarını saptıran)dırlar.
Türkçe Ku'an, Türkçe ezan, Türkçe namaz iddiasında bulunan bu zatlar ne Kur'an okumuşlar, ve ezana kulak vermişler ve ne de namaz kılmışlardır.
İlaçtan fayda görmek için kimyacı olmak şart değilse, ibadetten sevap almak için de Arapça bilmek şart değildir. Kaldı ki, okunan ayet ve duaların anlamlarını bilmek, maksadı anlamak elbette tavsiye olunan bir güzelliktir. Arapça bilmemek ibadetin eksik olması anlamına gelmez.
Bu gün yabancı dil bilme konusunda çok ciddi projeler var. Artık bir batı dili bilmek yeterli görülmüyor. İkinci üçüncü dil isteniyor. Dünyanın kültür ve bilim seviyesi bu noktaya geldiği halde, bir insanın kalkıp Fatiha sûresi ile iki kısa sûrenin metnini ve anlamını öğrenmemesini, hangi mazerete dayandıracaksınız. Bunun mantıklı ve de gerçeklerle uyumlu hiç bir yanı yoktur. Net bir açıklıkla ifade edersek, Fatiha, İhlas ve Kevser surelerini bilmek, tahiyyat, sübhaneke, salavatları öğrenmek normal bir insan için en çok üç günlük derstir.
Siz eğer güç ve inanç sahibi iseniz, din ve Kur'an öğretiminin önündeki engelleri kaldırınız. Geniş bilgi, tefsir, fıkıh gibi konularda yeterince Türkçe kaynak var istediğiniz kadar okuyabilirsiniz. Fakat namaz ve ezan asla orijinal yapısından koparılmamalıdır.
İbadetlerin bir de evrensel boyutu vardır. Hac başta olmak üzere, 72 dil konuşan bütün müslümanlar, ezanda, namazda hiç bir sıkıntı çekmeden birleşebiliyorlar.
İbadet, ilim ve teknikte evrensel kabuller, terimler, tanımlar olmak zorundadır. Hatta spor müsabakaları bile ortak anlayışlarla icra ediliyor. Uluslararası sözleşmeler ortak bir metinle ifade ediliyor. İletişim ve ulaşımın bu seviyeye geldiği bir dünyada, fitne çıkarmak hem başka bir amacı olmayan, "Türkçe ibadet" iddiası artık hiç kimsenin kabul edebileceği bir teklif değildir.
Baki Bektaş / diğer yazıları
- Gerçek hayat ahiret hayatıdır / 09.09.2003
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002


























































