logo
10 MAYIS 2026

Türkiye nasıl lider olur?

04.09.2001 00:00:00
Kuvay-ı milliyenin Ankara çıkarmasında bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, "Türkiye'yi iki senede Avrupa'yı, üç senede Amerika'yı yakalayacak, dördüncü senede dünya lideri yapacak iktidarda, güçte ve iradede" olduklarını belirterek, "Bu hususta iddialıyız, ısrarlıyız ve de kararlıyız" dedi

Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik kuşatılmışlıktan dolayı Prof. Dr. Haydar Baş önderliğinde yeniden başlatılan kuvay-ı milliye hareketi her geçen gün büyümeye, vatan sathında dalga dalga yayılmaya devam ediyor. Bu dalga dalga yayılarak her geçen gün daha da büyümenin son örneği kendini başkent Ankara'da gösterdi. Ankara-Konya yolu üzerindeki Hacı Baba Tesislerini dolduran binlerce Ankaralı esnaf, sanayici, işadamı, kuvay-ı milliye kadrosu ile liderini görülmedik bir coşku ile karşıladı, sevgi ve muhabbetle kucakladı, iştiyakla bağrına bastı. Hacı Baba Tesislerini dolduran binlerce Ankaralı, Türkiye'nin içinde bulunduğu vahim durumu ve bu vahim durumdan çıkış yollarını anlatan kuvay-ı milliye kadrosu ve liderini pür dikkat dinledi. Ülkenin nasıl bir hastalıkla karşı karşıya bulunduğunu öğrenince üzüldü. Tedavisinin mümkün, tedavi edecek kadronun var olduğunu öğrenince de sevindi. Bu sevincini de Anadolu'nun diğer birçok ilindeki vatandaşların söylediği gibi "Üstad, Üstad", "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" şeklindeki tezahüratlarla dile getirdi. Ankaralılar bununla da kalmadı. Üzerinde yaşadıkları vatan topraklarının ayaklarının altından kaymaması için son çare olarak gördükleri kuvay-ı milliye kadrosunu ülkenin idaresinde görmek istediklerini ve bunun için de üzerlerine düşeni yapacaklarını belirttiler.

MÜBALA?A DE?İL GERÇEK

Kuvay-ı milliyenin yeniden şahlanışının mimarı Prof. Dr. Haydar Baş, salonu hınca hınç dolduran binlerce Ankaralı seçkin topluluğa hitaben yaptığı konuşmada, Türkiye'yi kıvrandıkça kıvrandıran hastalığın teşhisini yaptı. Tedavisinin hangi adreste olduğunu gösterdi.

"Bir hastayı tedavi edebilmek için evvela hastanın muayenesi yapılır, hastalık teşhis edilir, ondan sonra da tedaviye geçilir. Maalesef ülkemizi hasta vaziyetine getirdik. Teşhislerimizi yanlış koyduk. Hemen hemen merhum Atatürk'ten sonra koyulan teşhisler sağlam ve isabetli olmuyor" diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş şöyle devam etti:

"Mesela Körfez çıkarmasında ben hem yazdım, hem konuştum. 'ABD'nin, topyekün Avrupa'nın Irak'a müdahalesi söz konusudur. Ama burada asıl oyun Türkiye üzerine olacaktır. Tedbirleri şimdiden almamız lazımdır' dedik. O zamanın ilgili siyasilerini düşüncelerimizi aktardık. Hepsi kulak arkasına attılar. Ardından Musul ve Kerkük meselesi gündem edildi. Biz, onlara dökümanlar aktardık. Buraların bizim Osmanlı hanedanına ait olduğunun ispatını yaptık. Bunlar da kulak arkasına atıldı.

Türkiye'yi iki senede Avrupa'yı, üç senede Amerika'yı nasıl yakalar? Dördüncü senede dünya lideri nasıl olur? Mübalağa etmiyorum. Biz, bunu yapacak iktidarda, güçte ve de iradedeyiz. İddialıyız, ısrarlıyız ve de kararlıyız.

Bir insanın şayet paşa ise rütbesini göstermesi bir kibir, gurur konusu değildir. Onun vazifesidir. Ben ekonomiyi, iddia ediyorum, dünya çapında bilen insanlardan çok daha iyi biliyorum. Cambridche'de benim köşem var. Benim bile haberim yok. Altın vs. plaketler verildi. Bir defa onlara dönüp de tenezzül etmedik, bakmadık, teşekkür etmedik. Çünkü bir doğruyu gördüler. Bu doğruya muhtaçlar. Batı bize muhtaçtır. Bizim insanımızın, aydınımızın, hele hele siyasilerimizin göremediği nokta budur. Batı bize muhtaçtır. Biz, bu onuru, bu gururu ortaya koyarsak, göreceksiniz, onlar, her yaptığımız işe ram olacaklardır."

ÇÜRÜK TOHUM MEYVE VERMİYOR

"Bizim insanımız maalesef çürüdü. Bu tohumu nereye ekersen hayırlı bir netice alamıyorsun" teşhisinde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, bu çürümüşlüğün beraberinde getirdiği tehlikelere ve özellikle misyonerlik tehlikesine şöyle dikkat çekti:

"Bu çürümüş insanı siyasette değerlendiriyorsun, ülkenin problemlerini çözecek diye gönderiyorsun, ama bir şey olmuyor. Nitekim biz, bu son iktidar ortaklarından bazılarına çok ciddi katkımız oldu. Ama hiç bir şey çıkmıyor. Din adamı diye yetiştiriyorsun. Adam kalkıyor, Batı dünyasının akaidinin sağlam olduğu iddiasıyla senin inancını bozmaya çalışıyor. Misyonerliğe bedava soyunuyor. Misyonerliğin vazifesi dinini anlatmak suretiyle sadece dininden etmek değildir. Bu güzel vatanı işgal etmektir. Elimizde bu hususta bir sürü doküman vardır.

Misyonerlik bir papazın, bir hahamın, musevilik, isevilik dinini anlatması değildir. Bunların zaten öyle bir derdi yoktur. Senin kalbini ve kafanı işgal ederek önce dininden etmektir. Ondan sonra Türk olmadığını empoze etmektir. 'Aslınız Rumdur, Ermenidir'i söylemek için Türkiye'de faaliyet yapıyorlar. Bu insanlar Türk değil Rum, Ermeni olursa Ankara'ya kim sahip çıkar? Ermeni ve Rum olduğunu iddia eden insanlar sahip çıkar. Misyonerlik oyununun altındaki gerçek budur. Onun için biz, baştan beri 'bu oyuna dikkat' diyoruz. Yedisinden yetmişine herkese bunu söylüyoruz. Bana kalırsa Türkiye'nin asıl problemi bu noktada düğümleniyor."

KURTULUŞ MİLLETİN KENDİSİNDE

İnsanımızı kendi yararına, kendi menfaatine kazanmadıktan sonra hiç bir şey yapmamızın mümkün olmadığını, her gün, Amerika bize çuval dolusu altını bedava olarak hediye etse de hiç bir yere gidemeyeceğimizi, bizi bir noktaya taşıyacak olanın ne Amerika, ne Fransa, ne Almanya, bu milletin bizzat kendisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu:

"Merhum Atatürk, işte bunu yaptı. Cumhuriyeti kurduktan sonra milli iktisat politikasını hayata geçirdi. Batı dünyası o zaman, 'sanayie geçmenize gerek yok' dedi. 'Koca arazileriniz var. Sizin ülkeniz, tarım ülkesidir. Siz sanayie sakın elinizi sürmeyin. Tarım ve hayvancılıkla uğraşın' tavsiyesinde bulundu. Atatürk, 'Yok. Biz onu da yapacağız. Milli sanayii de başlatacağız' dedi. 1923 ila 1938 yılları arası Türkiye'nin devrim yıllarıdır. Bunu hiç kimse söylemiyor. İktisatçılarımız ifade etmiyor. Ekonomi dersinde liberalizmi, kapitalizmi, sosyalizmin iktisadi düzenini anlatıyor. Oysa bu seni bir adım ileriye götürmez. Seni ancak kendi düzenin bir noktaya taşır. Kemal Atatürk'ün milli ekonomi dediği dönemde, Türkiye uçak imalatı yaptı. 1938 yılında Belçika'ya uçak ihracatı yaptı. Şimdi uçak alacağız diye kuyruğa giriyoruz. Mamak'ta gaz maskesi fabrikası kuruldu. 2. Dünya Savaşında Türkiye, dünyaya, harıl harıl gaz maskesi ihraç etti. Ayrıca düyun-u umumiyeden kalan borçlar verildi. O zihniyet devam etmiş olsaydı Türkiye 2001 yılında atom bombasını yapar mıydı yapmaz mıydı? Elbette yapardı."

DALGALI KUR SİSTEMİNE SON VERMEK ŞART

Bunları anlatırken önüne hep finans probleminin çıkartıldığı, "paramız var mı ki bunları yapabilelim" denildiği açıklamasında bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, "Batılılara para gökten mi indi? O nasıl kazandı ise aynı metodu hayatına geçirerek sen niçin kazanmak istemiyorsun?" diye sordu ve "Kaldı ki biz para kazanmanın, kalkınmanın yolunu, Batıdan çok daha iyi biliyoruz. Bugün Batının bilmediği bir iş var" dedi. Prof. Dr. Baş, Türk lirasına itibar kazandırma çalışmalarına da değinerek bu konuda şunları söyledi: "Günümüzde Sermaye Piyasası, bankacılık sistemi, döviz piyasası, parayı belli ellerde bloke ediyor. Çiftçinin, çöpçünün, manavın, işadamlarının elinde para olmuyor. Olmadığı için de hepimiz dükkanımızda boş boş oturuyoruz. Sermaye Piyasasındaki kağıt oyunları kumar, öteki de faizdir. Türkiye'nin iktisadını bu iki meseleye bağladık. 'Türkiye'nin kaderi budur' dedik. Bu işler böyle gitmez. Türkiye'nin kamu adına yılda verdiği faiz borcu 60 milyar dolardır. Buraya gelmişken Türk Lirasının haysiyet ve şerefini kurtarma kampanyasını ilan eden arkadaşlara teşekkür ediyorum. Ama olayı noksan yapıyorlar. Meseleyi asıl yerinden yakalamak lazımdır. Dalgalı kur politikasını devam ettirdikçe bunun önüne geçemezsiniz. Bir tane yabancı banka gelir. Tahtakale piyasasına girer. Doları fırlatır. Vatandaş, 'Dolar pahalandı. Eyvah biz Türk Lirasına bağladık, zarar ettik" der mi, demez mi? Çok rahat der. Vatandaş gider, senin bir-iki ay emeğinle bir noktaya taşıdığın anlayışı iki üç günde tuşla mağlup eder. O halde bu kampanyanın yanında asıl kampanya dalgalı kur politikasına son vermek olacaktır. Basit basit oyunlarla kimseyi kandıramazsınız. Bütün bunları biz söylediğimiz için kuvay-ı milliye harekatına başladığımız andan itibaren bize neler yapmadılar. Ama zamanı gelecek bunları aziz milletime anlatacağım. Onlara gerekli dersi bu millet verecektir.

Biz, '24 saatte bu işi hallederiz' diyoruz. Adam, adamını gönderir, 'Rüya mı gördün? Hayrola. Anlat bakalım bu rüyanı' der. Yok. 'Ya dediği doğru çıkarsa' diye korkuyorlar. Bizim dediklerimiz doğru değil, dosdoğrudur. Üç dört tane kanun var. Bunlar çıktığı zaman Türkiye'nin bütün meselesi halledilir."

ÜRETİM, ÜRETİM, ÜRETİM

60 milyar doları faize ödenen bir bütçenin olduğu ülkede enflasyonu düşürmenin mümkün olmadığını, sayın Derviş'in bulunduğu konum itibariyle "bu ülke nasıl çöker?"i bildiğini, Trabzon, İstanbul, Ankara mitinglerinde de belirttiği mevcut proğramla bir yere varılamayacağını tekrarlayan Prof. Dr. Baş, enflasyonu düşürmenin yolunun nereden geçtiğini şöyle özetledi:

"Benim gibi konuşsalar herkes enflasyonun ne olduğunu anlayacak. Ama kendi dilleriyle de değil başkasının dilleriyle konuştukları için de kimse enflasyondan bir şey anlamıyor. Enflasyonun düşmesi için maliye, sigorta vergilerinin azalmamı lazımdır. Hammaddenin ucuzlaması lazımdır. Tüccarın kullandığı kredi faizlerinin düşmesi lazımdır. Enerji, işçi giderlerinin düşmesi lazım ki enflasyon düşsün. Bunlar düştü mü? Hayır! Hiçbir şey düşmez ise mal nasıl ucuzlayacak? Bütün bu kalemleri düşürdükten sonra enflasyon düşer, hatta sıfır olur. Türkiye verdiği faiz 60 milyar doların sadece % 50'sini emisyonla karşılasa enflasyon % 30'a düşer. Yapılacak iş emisyonu genişletip iş adamlarına, proje mukabili faizsiz kredi vermektir. Bundan evvel verilen kredilerin birçoğu geri dönmedi. Parayı farklı yerlerde kullandı. Çar çur etti. Doğrudur. Bunun olmaması için bir müeyyide getirilmesi lazımdır. Bu geldiği takdirde alınan krediler verim olarak ortaya çıkacağından ürettiğiniz oranda enflasyon düşecektir. Mesela aldığınız kredinin % 60'ını mamul haline getirdiniz, o zaman işte o %30'un da % 60'ı düşecek ve enflasyon % 18'e gerileyecektir. % 100 üretim gerçekleşirse o zaman enflasyonu sıfırlarsınız. Dünya bu yoldan geçerek ancak enflasyonu düşürmüştür. Yani üretim artmıştır, ondan sonra da rekabet devreye girmiş ve ucuzlama olmuştur. Vatandaşı böyle eylem noktasına getirmeden enflasyonun düşmesi, maliyenin düzelmesi hiç mümkün değildir.

Bütün bunlar kolay işlerdir. Ama yedisinden yetmişine hepimiz, gece gündüz bir çalışma seferberliği ilan etmek kaydıyla. Çalışmadan, didinmeden, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir adım atması hiç mümkün değildir. Kabul etsek de etmesek de ekonomi eksi % 12'lere varmıştır. Bunu durdurmanın yolu hepimizin devreye girip çalısmasıdır."

"BU KOL ANKARALININ KOLUDUR"

Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin enflasyon dahil bütün problemlerinin Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun hikayesindeki nüktede yattığını belirterek sözlerini şöyle bitirdi:

"Bütün bunların olması için milletle devletin, siville askerin bir olması şarttır. Bunu derken, "bu haklı, bu haksız"a girmek çok yanlıştır. Bizim bu badireyi aşmamız için tek vücut olmamız zaruridir. Memlekette öyle kampanyalar var ki halkı devlete, sivili askere karşı çıkartıyor. Bunlarla biz hiç bir yere gidemeyiz. Allah belamızı verir. Zaten istenilen de milletin birbirine girmesi, birbirini yemesidir. Bunun için de gece gündüz çalışılıyor. Hangi argüman varsa devreye konuluyor. O bakımdan hepimiz çok ayık olmamız lazımdır. Eğer biz Türk Silahlı Kuvvetlerine ve devlet kurumlarına gerekli itibarı göstermezsek o zaman Kıbrıs, Güneydoğu, Ege, Kıta Sahanlığı konusu sadece tartışmaya açılmakla kalmaz. Bütün bunlar elimizden çıkar. O zaman Cenab-ı Hak belamızı verir. Bu musibetin altından da hiç kimse kalkamaz.

Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun'u vardır. Mecnun Leyla'ya aşıktır. Dağlara düşer. Leyla'ya, 'Bu adam seni çok seviyor. Niye ilgi göstermiyorsun?' derler. O da, 'Söyleyin kolunu kessin bana göndersin' der. Bunu Mecnun'a iletirler. Bıçağı alır, tam koluna indirecekken, 'Bende Leyla'ya verecek kol yok' der. Durum Leyla'ya aktarılır. 'Hani beni sevmişti, dağa düşmüştü. Bir kolunu benden esirgedi' der. Elçi yine Mecnun'a gelir. Mecnun, durumu şöyle anlatır: 'Ben Leyla'dan kol esirgemedim. Bıçağı alıp kolumu keseceğim zaman baktım ki bu kol Leyla'nın koludur. Kimin kolunu kesip kime göndereyim?' İşte bu muhabbeti biz birbirimizde yaşamadığımız müddetçe hiç bir şeyi halledemeyiz. Onun için bu kol Ankaralının, Ankara'nın koludur. Sizin kolunuz da inşaallah bu fakirin kolu olacaktır. Bu anlayış hüküm ferma olduğu zaman bütün problemlerimiz halledilmiş olacaktır."

Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor


 
 
Kalp krizi çoğu zaman göğüs ağrısı ile ilişkilendirilse de bazı durumlarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. “Sessiz kalp krizi” olarak tanımlanan bu tablo, kişinin kriz geçirdiğini fark etmeden günlük yaşamına devam etmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle risk grubundaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. 

09.05.2026 14:30:00
MURAT ÇORBACI
 Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor
 Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor

Kalp krizi çoğu zaman göğüs ağrısı ile ilişkilendirilse de bazı durumlarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. "Sessiz kalp krizi" olarak tanımlanan bu tablo, kişinin kriz geçirdiğini fark etmeden günlük yaşamına devam etmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle risk grubundaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.


Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Şenay Solakoğlu, sessiz kalp krizinin sinsi bir şekilde ilerlediğini belirterek, "Hastalar çoğu zaman ciddi bir sorun yaşadıklarının farkına varmıyor. Hafif yorgunluk, mide rahatsızlığı ya da kısa süreli nefes darlığı gibi belirtiler göz ardı edilebiliyor" dedi.

Sessiz kalp krizinin en tehlikeli yönü, kalp kasında hasar oluşturmasına rağmen kişinin bunu fark etmemesi oluyor. Bu durum ilerleyen süreçte kalp yetmezliği gibi ciddi tablolara zemin hazırlayabiliyor. Sessiz kalp krizi bazı gruplarda daha sık görülüyor. Uzm. Dr. Solakoğlu'na göre risk grubunda yer alan kişiler şöyle sıralanıyor: Diyabet hastaları, kadınlar, ileri yaş bireyler, yüksek tansiyon hastaları, kolesterol düzeyi yüksek olan kişiler... Sessiz kalp krizinde görülen belirtiler çoğu zaman günlük yorgunlukla karıştırılabiliyor. Bu durum erken müdahale şansını azaltıyor.

Uzm. Dr. Solakoğlu, dikkat edilmesi gereken belirtileri şöyle sıraladı: Nedensiz yorgunluk, hafif göğüs sıkışması, nefes darlığı, mide bulantısı veya hazımsızlık hissi, soğuk terleme... Sessiz kalp krizlerinin tanısında bazı testler kritik rol oynuyor. Bu testler şunlar: EKG (Elektrokardiyografi), kan testleri (troponin düzeyi), efor testi, BT, kalp, kalsiyum kkorlama, BT anjiyografi, koroner arter, 3 boyutlu görüntüleme, koroner anjiyografi...
"Daha önce fark edilmemiş bir kalp krizi, rutin kontroller sırasında ortaya çıkabiliyor" diyen Uzm. Dr. Şenay Solakoğlu, düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti.

Sessiz kalp krizi riskini azaltmak ve erken fark etmek için şu adımlar öne çıkıyor:
1. Düzenli kalp kontrollerini ihmal etmemek
2. Tansiyon ve kolesterol seviyelerini takip etmek
3. Diyabet kontrolünü sağlamak
4. Ani ve açıklanamayan şikayetlerde doktora başvurmak
5. Sağlıklı beslenme ve aktif yaşam tarzını benimsemek.

Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?


 
Yaşla ilgili yorgunluk, tıptaki en az tartışılan durumlardan biri olabilir. Evde buna kötü tavır denir. Doktorlar için ise sadece yaşlılık! Ve bunu yaşayan insanlar için ise tam bir yenilgi. Ama kimse bunun vücudun içinde nasıl gerçekleştiğini sormayı aklından bile geçirmez.

09.05.2026 11:48:00
MURAT ÇORBACI
Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?
Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?

Mitokondri meselesi

Hücrelerin içinde enerji üretmekten sorumlu küçük organlar olan mitokondrilerin 60 yaşından sonra sayıları azalır ve verimlilikleri düşer. Gençliğinizde üstesinden rahat egldiğiniz yürüyüş, aniden çok daha küçük bir kaynaktan çok daha fazla enerji çekmeye başlar. Bu yorgunluk hissi, hayal gücünün değil, fizyolojinin doğrudan bir fonksiyonudur. Vücudunuzda işleyen temel hücresel aritmetiktir yani!







Kas atrofisi durumu daha da kötüleştirir

30 yaşından sonra, düzenli kuvvet antrenmanı yapılmadığı takdirde, vücudumuz her on yılda bir yüzde 3 ila yüzde 5 arasında kas kütlesi kaybeder. Kas dokusu yüksek metabolik potansiyele sahiptir, yani enerjiyi verimli bir şekilde yakar ve hareketi etkili bir şekilde üretir. Kas dokusu azaldıkça, normal aktiviteler genel enerji kapasitenizin daha büyük bir bölümünü gerektirmeye başlar. 75 yaşında, 35 yaşına kıyasla yüzde 40 daha az kas kütlesiyle merdiven çıkmak, biyomekanik olarak 35 yaşında sırt çantasıyla merdiven çıkmaya eşdeğerdir. Ve evet, yorgunluk hissi gerçekten daha güçlüdür. Hayal ürünü değil. Ve bir zayıflık belirtisi de değil.







Uyku kalitesi 60 yaşından sonra önemli ölçüde değişir.

Hücre yenilenmesinin gerçekleştiği derin, dinlendirici uyku 60 yaşından sonra çok daha nadir hale gelir. Yatakta sekiz saat geçirmek ama sadece altı saat etkili uyku almak, kaç saat uyuduğunuzdan bağımsız olarak vücudunuzun yetersiz bir iyileşme ile çalıştığı anlamına gelir. Sekiz saatlik uykudan sonra yorgunluk bir gizem değil. Sadece yanlış ölçüm. Saatler harcandı. İyileşme olmadı.







Hipotiroidizm, yaşlı yetişkinler arasında en sık gözden kaçan tanıdır

Metabolik hormonların yetersiz üretimi sonucu ortaya çıkan ve genellikle normal yaşlılık belirtileriyle karıştırılan, önemli yorgunluk, ısı intoleransı ve bilişsel bozukluklar, aslında basit kan testleri kullanılarak tiroid hormonu replasman tedavisiyle kolayca tedavi edilebilir. Bununla birlikte, dünya genelinde yaşlı nüfusta en sık yanlış teşhis edilen durumdur.
Düşük seviyeli kronik enflamasyon (günümüzde enflamasyonla yaşlanma olarak adlandırılan durum) sürekli arka plan seviyesinde enflamasyon cevabını sürdürmek için büyük enerji harcamasına neden olur, yorgunluk ve genel olarak bitkinlik hissi dışında hiçbir belirti göstermez. Hemen hemen her dejeneratif yaşa bağlı duruma katkıda bulunur ve beslenmeden büyük ölçüde etkilenir.







Peki yorgunluğu azaltmak için ne yapılabilir?

1. Akdeniz tipi beslenme
2. Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları tedavi ettirmek
3. Elbette egzersiz... Kuvvet antrenmanı, mobilite, tempolu yürüyüş ve koşu gibi aerobik egzersizler elzem...

DSÖ'den bir kritik hantavirüs açıklaması daha


 
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hantavirüsün küresel nüfus için oluşturduğu riski düşük olarak değerlendirdiğini, bu nedenle epidemiyolojik durumu izlemeyi ve risk değerlendirmesini güncellemeyi sürdüreceğini bildirdi.

09.05.2026 11:10:00
HABER MERKEZİ/AA
DSÖ'den bir kritik hantavirüs açıklaması daha
DSÖ'den bir kritik hantavirüs açıklaması daha

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Arjantin'den Afrika'nın batısındaki Cabo Verde'ye (Yeşil Burun Adaları) giden Hollanda bandıralı "MV Hondius" isimli geminin yolcularında hantavirüs tespit edilmesi sonrasında yaşanan gelişmelere ilişkin yeni bir yazılı açıklama yaptı.







Açıklamada, 2 Mayıs'ta bir yolcu gemisinde ciddi solunum yolu hastalığı olan bir grup yolcunun DSÖ'ye bildirildiği kaydedilerek, "O sırada, gemi işletmecisine göre, gemide 147 yolcu ve mürettebat bulunuyordu ve 34 yolcu ve mürettebat daha önce gemiden inmişti" denildi.







Hepsi And virüsü

Daha sonra 8 Mayıs itibarıyla 3 ölüm de dahil toplam 8 şüpheli hantavirüs vakasının bildirildiği kaydedilen açıklamada, 6 şüpheli vakada hantavirüs enfeksiyonu olduğunun doğrulandığı ve tümünün "Andes (Güney Amerika'daki And Dağları kaynaklı)" virüsü olarak tanımlandığı aktarıldı.







İzlemede olacağız

Açıklamada, DSÖ'nün uluslararası temas takibini desteklediğine değinilerek, "DSÖ, bu olayın küresel nüfus için oluşturduğu riski düşük olarak değerlendiriyor. DSÖ, epidemiyolojik durumu izlemeye ve risk değerlendirmesini güncellemeye devam edecek. Gemideki yolcular ve mürettebat için risk orta düzeyde kabul ediliyor" denildi. Şu anda 4 hastanın hastanede tedavi gördüğü belirtilen açıklamada, bunlardan birinin Güney Afrika'nın Johannesburg kentinde yoğun bakımda olduğuna, ikisinin Hollanda'daki farklı hastanelerde ve diğerinin de İsviçre'nin Zürih kentinde bulunduğuna işaret edildi.







Hantavirüs nedir?

Hantavirüs, çoğunlukla kemirgenlerden bulaşan bir hastalık olarak biliniyor.
Kemirgenlerin kurumuş dışkı, idrar ve salyalarının karıştığı havanın solunması, bazen de kemirgen tarafından ısırılma ya da tırmalanmayla bulaşan virüs, ateş, yorgunluk ve kas ağrısı gibi semptomlara yol açıyor.
Solunum yetmezliğine de sebep olabilen virüs, bazı durumlarda iç kanama ve böbrek yetmezliği şeklinde seyrediyor.

TESK Başkanı Palandöken'den Anneler Günü mesajı

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkanı Bendevi Palandöken Anneler Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Palandöken mesajında, annelerin kıymetinin bilinmesi gerektiğini belirtti

09.05.2026 09:32:00
İHA
TESK Başkanı Palandöken'den Anneler Günü mesajı
TESK Başkanı Palandöken'den Anneler Günü mesajı
TESK Başkanı Palandöken, Anneler Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Mesajında annelerin önemine vurgu yapan Palandöken, annelere yapılan iyiliğin onlar için en büyük hediye olduğunu belirtti. Annelere en güzel ve özel hediyeler alınmasının bir önemi olmadığını, sadece bir kır çiçeğinin bile onları mutlu edeceğini ifade eden Palandöken, tüm annelerin kutsal olduğunu sözlerine ekledi.


"Annenize yapmış olduğunuz sevgi ve saygı onlar için en büyük hediye"



Annelerin kıymetinin bilinmesinin gerektiğini ve bu konuda daha özenli yaklaşılması gerektiğini belirten Palandöken, "Anneler Günü'nün hem toplumsal hem de ekonomik açıdan büyük bir anlam taşıdığını belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Anneler günü kutlu olsun. Annenize, aile büyüklerinize yapmış olduğunuz sevgi ve saygı onlar için en büyük hediye. Hele annenize 'Anneciğim' deyip boynuna sarılmanız yeterli. Ancak imkanlarınız doğrultusunda bir kır çiçeği bile onları mutlu eder. Ama evin büyüğü anneniz gerçekten de sizi hem eğitiminizle hem bugüne getirmesiyle hem de topluma hayırlı evlat kazandırmasıyla hep sizinle övünür. Onun için annelerinizin, aile büyüklerinizin, babalarınızın kıymetini çok iyi bilmeniz lazım" diye konuştu.


"Dünyanın dört bir yanında bu kutlanıyor ama ülkemizde çok farklı bir şekilde kutlanıyor"



Bu yıl Anneler Günü'nün ekonomiye yaklaşık 100 milyar liralık katkı sağlamasının öngördüklerini dile getiren Palandöken, "Esnaf açısından da çok önemli. Özel günler anneler günü, babalar günü, sevgililer günü aynı şekilde bilindiği üzere yine iki tane dini bayramımız. Dolayısıyla esnaf bugünlerde bütün sektörleri birden canlandırır. Tabii buradaki önemli olan onlara alacağınız hediyeler. Taksiciden çiçekçisine, takıcısından konfeksiyoncusuna, pastacısından çikolatacısına, herkesin nasibini aldığı bir gün. Anneler günü tabii, burada hem ulvi görevi hem de analarımızın o hayır duasını almak için önemli de bir fırsat. Olur ya, başka şehirlerde otursanız bile, annenizi, aile büyüğünüzü ziyaretiniz o gün için çok önemli. Dini bayramlar kadar tabii yapmış olduğunuz işte eve gelip o sofrada oturmanız, onların sizi, sizin de küçük aile bireylerinizle onların yanında olmanız gerçekten onlar için en büyük sevgi yumağı. Aman dikkat edelim ve toplumun bu hassas anneler günü sevincini toplumsal olarak da paylaşalım. Dünyanın dört bir yanında bu kutlanıyor ama ülkemizde çok farklı bir şekilde kutlanıyor" şeklinde konuştu.


"Ana, aile sevgisi toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor"



Anneliğin toplumun temel direği olduğunun altını çizen Palandöken, "Ana, aile sevgisi toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor. Onun için bugünde sağlıklı bir şekilde idrak edebilmeniz, aynı şekilde çevrenizdeki esnaftan alışveriş yaparak onları da mutlu etmeniz tabii ki esnaf açısından önemli. Biz hep bu günleri özellikle böyle iple çektiğimiz günler var ya tabiri caizse yine önemli bir hasılat beklentisinde oluyor. Bu arada dışarıda yemek yiyenler aynı şekilde başka etkinlikleri ayrıca yapmanın, o güzelliği birlikte paylaşmanın hem de ekonomik olarak esnaf açısından da olmazsa olmazı. Yine aynı şekilde bu güzel ve mutlu gününüzü ben de şimdiden tebrik ediyorum. İnşallah ki bu yılda hemen akabinde gelen Kurban Bayramı da bu sevinçleri daha da pekiştirir diyorum" ifadelerini kullandı.

Vatandaş adım adım beyaz ekmekle vedalaşıyor


 
İstanbul Planlama Ajansı, İstanbulluların ekmek tüketim alışkanlıklarındaki değişimi araştırdı. Araştırmaya göre sağlıklı beslenme bilinciyle beyaz ekmek tüketimi azalırken, tam buğday ekmeği daha çok tercih edilmeye başlandı. Beyaz ekmek tüketimi yüzde 67’den yüzde 49’a gerilerken, tam buğday ekmek tüketimi yüzde 19’dan yüzde 34’e yükseldi. 

09.05.2026 01:31:00
Haber Merkezi
Vatandaş adım adım beyaz ekmekle vedalaşıyor
Vatandaş adım adım beyaz ekmekle vedalaşıyor

İstanbul Planlama Ajansı, İstanbulluların ekmek tüketim alışkanlıklarındaki değişimi araştırdı. Araştırmaya göre sağlıklı beslenme bilinciyle beyaz ekmek tüketimi azalırken, tam buğday ekmeği daha çok tercih edilmeye başlandı. Beyaz ekmek tüketimi yüzde 67'den yüzde 49'a gerilerken, tam buğday ekmek tüketimi yüzde 19'dan yüzde 34'e yükseldi.

Tam buğday, kepekli, çavdar ve glütensiz gibi sağlıklı ekmek türlerini tercih edenlerin oranı yüzde 37.1 iken, bu ürünleri tercih etmeyenlerin oranı da yüzde 36.9 oldu. Sağlıklı ekmek türlerini tercih etmemenin başlıca nedeni sorulduğunda katılımcıların yüzde 36.8'i alışkın olmadığını söyledi.

Araştırmaya göre İstanbulluların ekmek tüketiminin en yüksek olduğu öğün yüzde 45.4 ile kahvaltı oldu. Kahvaltıyı yüzde 37.4 ile akşam yemeği takip etti. Öğle yemeğinde ekmek tüketme oranı ise sadece yüzde 4.6 oldu.

Oytun Erbaş’tan Hantavirüs’e karşı ilginç öneri

Prof. Oytun Erbaş’tan çarpıcı uyarı geldi. Erbaş, "Hantavirüs’e karşı dünyanın en güvenli yeri İstanbul. Kedilere mama vermeyi kesin, fare avlasınlar. Sokak kedileri doğal kalkanımız, avcı içgüdüsünü geri kazandırırsak virüs tehdidini durdururuz” dedi

08.05.2026 19:20:00
Haber Merkezi
Oytun Erbaş’tan Hantavirüs’e karşı ilginç öneri
Oytun Erbaş’tan Hantavirüs’e karşı ilginç öneri
Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde dünya gündemine oturan Hantavirüs vakalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye ve özellikle İstanbul'un bu konuda dünyanın en güvenli yerlerinden biri olabileceğini belirterek dikkat çeken bir öneride bulundu.

Erbaş, "Hantavirüs konusunda dünyanın en güvenli yeri Türkiye ve İstanbul. Kedilere mama vermeyi kesiyoruz, bundan sonra fare avlayacaklar" dedi.

Hantavirüs nedir, nasıl bulaşır?

Hantavirüs, kemirgenler (fare, sıçan gibi) aracılığıyla bulaşan bir virüs ailesidir. Virüs, enfekte hayvanların idrarı, dışkısı ve tükürüğü yoluyla çevreye yayılır. İnsanlar genellikle bu maddelerin toz haline gelip solunması veya doğrudan temasla enfekte olur. Belirtiler grip benzeri başlar: ateş, kas ağrısı, yorgunluk, baş ağrısı. İlerleyen aşamalarda solunum yetmezliği ve böbrek sorunları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Ölüm oranı bazı varyantlarda yüzde 40'lara kadar çıkabilmektedir.

Dünyada son dönemde İsrail, İsviçre gibi ülkelerde vakalar rapor edilirken, Türkiye'de şu ana kadar doğrulanmış vaka bulunmuyor. Ancak uzmanlar, kemirgen popülasyonunun artması halinde riskin yükseleceği uyarısında bulunuyor.

Erbaş'ın tezi: Kediler doğal fare kontrolü

Oytun Erbaş, İstanbul'un "kedi şehri" kimliğinin bu virüse karşı en büyük avantaj olduğunu vurguluyor. Şehrin binlerce sokak kedisi, fare ve sıçan popülasyonunu doğal yollardan kontrol altında tutuyor. Mama ve yemle beslenen kediler ise av içgüdüsünü kaybederek fare avlamayı bırakıyor. Erbaş'a göre çözüm basit: Dışarıda mama ve yem vermeyi azaltmak veya kesmek. Böylece kediler doğal avcı rollerine dönecek ve kemirgenleri azaltacak.

Erbaş, sokak hayvanları konusunda daha geniş eleştirilerde de bulunuyor. Başıboş kedi ve köpek sayısının 25 milyona ulaştığını, dışarıda bırakılan mamaların bakteri (salmonella, E. coli) üremesine yol açtığını ve hijyen sorunları yarattığını belirtiyor. "Dışarıda yem vermeyin, evde besleyin veya sahiplenin" çağrısı yapıyor.

Diğer uzmanlar ne diyor?

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Şevket Özkaya da benzer görüşleri paylaşıyor. Kemirgen temasının riskini vurgularken, sokak hayvanlarının (özellikle kedilerin) kemirgen popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını belirtiyor. Kapalı alanlarda fare dışkısı temizlerken maske kullanılmasını ve havalandırma yapılmasını öneriyor.

Tarihi örnekler de kedilerin önemini destekliyor. Orta Çağ'da veba salgını sırasında kedileri öldüren toplumlarda fareler artmış ve salgın şiddetlenmişti. Benzer şekilde, İstanbul'un kedileri yüzyıllardır şehrin "doğal muhafızları" olarak görülüyor.

Ne Yapılmalı?

- Kemirgen görülen yerlerde maske takın, temizlik yaparken ıslak bez kullanın, ellerinizi sık yıkayın.

- Sokak kedilerine mama yerine doğal av ortamı sağlayın. Aşırı mama bırakmak hem kedilerin avcılığını köreltiyor hem de hijyen sorunları yaratıyor.

- Kemirgen kontrol programları güçlendirilmeli, sokak hayvanı popülasyonu dengeli yönetilmeli.

Oytun Erbaş'ın açıklaması, hem Hantavirüs korkusunu hem de Türkiye'ye özgü "kedi çözümü" tartışmasını alevlendirdi. Bazıları "Kediler kurtarıcı" derken, diğerleri mama kesmenin pratik olmadığını savunuyor. Ancak uzmanlar ortak noktada birleşiyor: Fare ve sıçan kontrolü, Hantavirüs'e karşı en etkili önlem.

İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor

İspanya, F-35’e alternatif arayışında Türkiye’nin 5. nesil milli muharip uçağı KAAN’a yöneldi. Hükümetler arası ön görüşmeler başladı, teknoloji transferi ve ortak üretim masada

08.05.2026 17:50:00
Haber Merkezi
İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor
İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor
İspanya, 5. nesil savaş uçağı ihtiyacında ABD yapımı F-35 Lightning II'ye mesafe koyarken, Türkiye'nin milli muharip uçağı KAAN'a (TF-X) ciddi ilgi gösteriyor. İspanyol savunma medyasının duyurduğu haberlere göre, Ankara ile Madrid arasında KAAN'ın olası satışı ve teknoloji transferi için hükümetten hükümete (G2G) ön görüşmeler başladı.

Konu, İstanbul'da düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı'nda Turkish Aerospace Industries (TAI) CEO'su Mehmet Demiroğlu'nun İspanyol savunma sitesi Infodefensa'ya yaptığı açıklamalarla teyit edildi. Demiroğlu, "İspanya Hava ve Uzay Kuvvetleri'nden 5. nesil üst düzey bir savaş uçağı için resmi bir talep aldık. Görüşmeler hükümetler arası düzeyde ve çok erken aşamada. Teknik ve siyasi düzeyde oturup konuşacağız" dedi. Demiroğlu, konunun Türkiye Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından koordine edildiğini ve "Hürjet'ten sonra sıranın KAAN'da olduğunu" vurguladı.

İspanyol medyası konuyu ele aldı

İspanya'nın önde gelen savunma yayınlarından Infodefensa ve El Espanol, gelişmeyi manşetlerine taşıdı. El Espanol'a göre, İspanya Hava ve Uzay Kuvvetleri'nin "5. nesil savaş uçağı ve bağlantılı insansız hava araçları edinme stratejik niyeti" var. Görüşmeler, KAAN programının olgunlaşmasıyla birlikte derinleşecek; teknoloji transferi ve İspanyol sanayiinin (Airbus España, Indra, ITP Aero gibi firmalar) projeye katılımı masada. Bu model, daha önce imzalanan ve 2028-2029'da teslimatı planlanan Hürjet (İspanya'da SAETA II) anlaşmasındaki gibi "aşama aşama" ilerleyecek.

İspanya, F-35 alımını bütçeden ayırdığı 6,25 milyar euroluk fonla uzun süredir gündemde tutuyordu ancak proje siyasi ve operasyonel nedenlerle belirsizliğini koruyor. ABD'nin yazılım, lojistik ve veri kontrolündeki hakimiyeti nedeniyle "stratejik bağımsızlık" arayışındaki Madrid, Avrupa'nın ortak FCAS (Future Combat Air System) programındaki gecikmelerden de rahatsız. Eski Hornet ve Harrier filolarının emekliliğine hazırlanan İspanya için KAAN, F-35'e kıyasla daha fazla ulusal sanayi entegrasyonu ve bağımsız operasyon imkanı sunuyor. KAAN'ın Mach 1.8 hızı, sensör füzyonu, süper seyir kabiliyeti ve insansız araçlarla takım çalışması (Manned-Unmanned Teaming) gibi 6. nesil unsurları da dikkat çekiyor.

KAAN'ın uluslararası yükselişi 

Türkiye'nin 5. nesil muharip uçağı KAAN, ilk uçuşunu 21 Şubat 2024'te gerçekleştirdi ve 2028-2029'da Türk Hava Kuvvetleri'ne teslimatı hedefleniyor. Endonezya ile 48 adetlik bir anlaşma imzalandığı belirtilirken, Suudi Arabistan, Pakistan ve BAE gibi ülkelerin de ilgisi biliniyor. TAI, KAAN'da yüzde 99 yerli üretim ve motor geliştirme (TF3500) gibi adımlarla F-35 programından 2019'da çıkarıldıktan sonra edindiği tecrübeyi uluslararası ortaklıklara açıyor.

İspanyol tarafı henüz resmi bir açıklama yapmadı, görüşmeler ön aşamada olduğu için detaylar sınırlı. Ancak savunma analistleri, Hürjet işbirliğinin KAAN için bir "köprü" oluşturduğunu ve iki ülke arasındaki savunma ilişkilerini güçlendirdiğini belirtiyor.

Gelişme, NATO içinde 5. nesil uçak tedarik stratejilerinde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin KAAN'ı, F-35'in politik ve teknik kısıtlamalarına alternatif arayan ülkeler için cazip bir seçenek haline geliyor.

Kastamonu'da kene can aldı

Kastamonu'nun Daday ilçesinde vücuduna kene yapışan ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi teşhisi konulan kadın, tedavi gördüğü hastanede öldü

08.05.2026 17:35:00
İhlas Haber Ajansı
Kastamonu'da kene can aldı
Kastamonu'da kene can aldı
İstanbul'da Gaziosmanpaşa ilçesinde ikamet eden Büşra Sevim, bir yakının cenaze törenine katılmak üzere bir süre önce Kastamonu'nun Daday ilçesine bağlı Koçcuğaz köyüne geldi.

Köyde vücuduna kene yapışan Büşra Sevim, cenaze işlemlerinin ardından İstanbul'a tekrar geri döndü. İstanbul'da yüksek ateş, mide bulantısı ve kusma gibi şikayetler yaşadığı öğrenilen Sevim, hastaneye müracaat etti. Burada Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı teşhisi konulan Büşra Sevim, yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Sevim, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Sevim'in cenazesi, memleketi Kastamonu'nun bağlı Koçcuğaz köyüne getirildi. Sevim'in cenazesi, sabah saatlerinde kılınan cenaze namazının ardından defnedildi.

Kırmızı bülten ve ulusal arama listesindeki 48 kişi Türkiye'ye getirildi!

İçişleri Bakanlığı, kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan 27 kişi ile ulusal seviyede aranan 21 kişinin Türkiye'ye iade edildiğini açıkladı. Firarilerin Gürcistan, Almanya, Yunanistan, ABD, Hollanda, Karadağ, Polonya, Irak, Rusya, Sırbistan ve Ürdün'de yakalandığı bildirildi

08.05.2026 12:10:00
Haber Merkezi
Kırmızı bülten ve ulusal arama listesindeki 48 kişi Türkiye'ye getirildi!
Kırmızı bülten ve ulusal arama listesindeki 48 kişi Türkiye'ye getirildi!
İçişleri Bakanlığı, yurt dışına kaçan ve haklarında arama kararı bulunan 48 kişinin Türkiye'ye getirildiğini duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı, Adalet Bakanlığı görevlileri, KOM, İstihbarat, Narkotik Suçlarla Mücadele, Siber, Asayiş ve TEM birimlerinin koordineli çalışmaları sonucu operasyonlar gerçekleştirildi.

27 kişi kırmızı bültenle aranıyordu
Açıklamada, ilgili ülkelerin kolluk birimleriyle yürütülen iş birliği sonucunda kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan 27 kişi ile ulusal seviyede aranan 21 kişi olmak üzere toplam 48 kişinin Türkiye'ye iadesinin sağlandığı belirtildi.

Şüphelilerin Gürcistan'da 31, Almanya'da 7, Yunanistan'da 2 kişi olmak üzere ABD, Hollanda, Karadağ, Polonya, Irak, Rusya, Sırbistan ve Ürdün'de yakalandığı açıklandı.

Çok sayıda suçtan aranıyorlardı
Bakanlığın açıklamasında, Türkiye'ye getirilen kişilerin, "kasten öldürme", "tasarlayarak öldürme", "kasten yaralama", "kasten öldürmeye teşebbüs", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "uyuşturucu madde kullanma ve ticareti", "dolandırıcılık", "hırsızlık", "yağma", "silahla tehdit", "silahlı terör örgütüne üye olma", "çocuğun cinsel istismarı", "resmî belgede sahtecilik", "vergi usul kanununa muhalefet", "kaçakçılık" ve "hükümlü veya tutuklunun kaçması" suçlarından arandığı bildirildi.

CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor

CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor. Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın eleştirilerde bulunduğu ve Yılmaz Özdil'in istifa ettiği süreç, bugün yayımlanan manşetle yeni bir evreye girdi. Gazete, Özgür Özel ile yapılacak olan özel röportajı duyurdu

08.05.2026 11:33:00
Haber Merkezi
CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor
CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor
CHP yönetimi ile Sözcü Medya Grubu arasında bir süredir devam eden gerilim, yerini barışma adımlarına bırakıyor. 1 Nisan tarihinde CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, dönemin Sözcü Medya Grubu Başkanı Yılmaz Özdil'e yönelik sert eleştirilerde bulunmuş, kanalın yayın çizgisini eleştirerek, "A Haber kafasıyla devam edebilirsiniz. Ama herhalde izleyici ve dinleyici bunların notunu veriyordur" ifadelerini kullanmıştı.

Bu çıkışın ardından 6 Nisan'da Yılmaz Özdil, hem gruptaki görevinden hem de köşe yazarlığından istifa ettiğini duyurmuştu. Ayrılığın ardından gazetenin manşetlerinde Özgür Özel'in İsrail açıklamaları yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik ifadelerine yer verilmesi, dikkatlerden de kaçmamıştı.

Sözcü gazetesi-Özgür Özel gerginliği sürüyorSözcü gazetesi-Özgür Özel gerginliği sürüyor

CHP ile yaşadığı gerilim nedeniyle son dönemde izleyici ve okuyucu kaybı yaşadığına dair yorumlarla gündeme gelen Sözcü grubu, bugün dikkat çeken bir hamle yaptı. Gazete, bugünkü manşetinden "Siyasetin gündemi Sözcü TV'de belirlenecek" başlığıyla Özgür Özel'in canlı yayın konuğu olacağı özel röportajı duyurdu.

"Özgür Özel ile özel röportaj bu akşam saat 20.00'de kaçırmayın" notuyla paylaşılan bu gelişme, parti-televizyon arasındaki buzların eridiğine dair bir işaret olarak yorumlandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.