logo
10 MAYIS 2026

Türkiye nasıl lider olur?

04.09.2001 00:00:00
Kuvay-ı milliyenin Ankara çıkarmasında bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, "Türkiye'yi iki senede Avrupa'yı, üç senede Amerika'yı yakalayacak, dördüncü senede dünya lideri yapacak iktidarda, güçte ve iradede" olduklarını belirterek, "Bu hususta iddialıyız, ısrarlıyız ve de kararlıyız" dedi

Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik kuşatılmışlıktan dolayı Prof. Dr. Haydar Baş önderliğinde yeniden başlatılan kuvay-ı milliye hareketi her geçen gün büyümeye, vatan sathında dalga dalga yayılmaya devam ediyor. Bu dalga dalga yayılarak her geçen gün daha da büyümenin son örneği kendini başkent Ankara'da gösterdi. Ankara-Konya yolu üzerindeki Hacı Baba Tesislerini dolduran binlerce Ankaralı esnaf, sanayici, işadamı, kuvay-ı milliye kadrosu ile liderini görülmedik bir coşku ile karşıladı, sevgi ve muhabbetle kucakladı, iştiyakla bağrına bastı. Hacı Baba Tesislerini dolduran binlerce Ankaralı, Türkiye'nin içinde bulunduğu vahim durumu ve bu vahim durumdan çıkış yollarını anlatan kuvay-ı milliye kadrosu ve liderini pür dikkat dinledi. Ülkenin nasıl bir hastalıkla karşı karşıya bulunduğunu öğrenince üzüldü. Tedavisinin mümkün, tedavi edecek kadronun var olduğunu öğrenince de sevindi. Bu sevincini de Anadolu'nun diğer birçok ilindeki vatandaşların söylediği gibi "Üstad, Üstad", "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" şeklindeki tezahüratlarla dile getirdi. Ankaralılar bununla da kalmadı. Üzerinde yaşadıkları vatan topraklarının ayaklarının altından kaymaması için son çare olarak gördükleri kuvay-ı milliye kadrosunu ülkenin idaresinde görmek istediklerini ve bunun için de üzerlerine düşeni yapacaklarını belirttiler.

MÜBALA?A DE?İL GERÇEK

Kuvay-ı milliyenin yeniden şahlanışının mimarı Prof. Dr. Haydar Baş, salonu hınca hınç dolduran binlerce Ankaralı seçkin topluluğa hitaben yaptığı konuşmada, Türkiye'yi kıvrandıkça kıvrandıran hastalığın teşhisini yaptı. Tedavisinin hangi adreste olduğunu gösterdi.

"Bir hastayı tedavi edebilmek için evvela hastanın muayenesi yapılır, hastalık teşhis edilir, ondan sonra da tedaviye geçilir. Maalesef ülkemizi hasta vaziyetine getirdik. Teşhislerimizi yanlış koyduk. Hemen hemen merhum Atatürk'ten sonra koyulan teşhisler sağlam ve isabetli olmuyor" diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş şöyle devam etti:

"Mesela Körfez çıkarmasında ben hem yazdım, hem konuştum. 'ABD'nin, topyekün Avrupa'nın Irak'a müdahalesi söz konusudur. Ama burada asıl oyun Türkiye üzerine olacaktır. Tedbirleri şimdiden almamız lazımdır' dedik. O zamanın ilgili siyasilerini düşüncelerimizi aktardık. Hepsi kulak arkasına attılar. Ardından Musul ve Kerkük meselesi gündem edildi. Biz, onlara dökümanlar aktardık. Buraların bizim Osmanlı hanedanına ait olduğunun ispatını yaptık. Bunlar da kulak arkasına atıldı.

Türkiye'yi iki senede Avrupa'yı, üç senede Amerika'yı nasıl yakalar? Dördüncü senede dünya lideri nasıl olur? Mübalağa etmiyorum. Biz, bunu yapacak iktidarda, güçte ve de iradedeyiz. İddialıyız, ısrarlıyız ve de kararlıyız.

Bir insanın şayet paşa ise rütbesini göstermesi bir kibir, gurur konusu değildir. Onun vazifesidir. Ben ekonomiyi, iddia ediyorum, dünya çapında bilen insanlardan çok daha iyi biliyorum. Cambridche'de benim köşem var. Benim bile haberim yok. Altın vs. plaketler verildi. Bir defa onlara dönüp de tenezzül etmedik, bakmadık, teşekkür etmedik. Çünkü bir doğruyu gördüler. Bu doğruya muhtaçlar. Batı bize muhtaçtır. Bizim insanımızın, aydınımızın, hele hele siyasilerimizin göremediği nokta budur. Batı bize muhtaçtır. Biz, bu onuru, bu gururu ortaya koyarsak, göreceksiniz, onlar, her yaptığımız işe ram olacaklardır."

ÇÜRÜK TOHUM MEYVE VERMİYOR

"Bizim insanımız maalesef çürüdü. Bu tohumu nereye ekersen hayırlı bir netice alamıyorsun" teşhisinde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, bu çürümüşlüğün beraberinde getirdiği tehlikelere ve özellikle misyonerlik tehlikesine şöyle dikkat çekti:

"Bu çürümüş insanı siyasette değerlendiriyorsun, ülkenin problemlerini çözecek diye gönderiyorsun, ama bir şey olmuyor. Nitekim biz, bu son iktidar ortaklarından bazılarına çok ciddi katkımız oldu. Ama hiç bir şey çıkmıyor. Din adamı diye yetiştiriyorsun. Adam kalkıyor, Batı dünyasının akaidinin sağlam olduğu iddiasıyla senin inancını bozmaya çalışıyor. Misyonerliğe bedava soyunuyor. Misyonerliğin vazifesi dinini anlatmak suretiyle sadece dininden etmek değildir. Bu güzel vatanı işgal etmektir. Elimizde bu hususta bir sürü doküman vardır.

Misyonerlik bir papazın, bir hahamın, musevilik, isevilik dinini anlatması değildir. Bunların zaten öyle bir derdi yoktur. Senin kalbini ve kafanı işgal ederek önce dininden etmektir. Ondan sonra Türk olmadığını empoze etmektir. 'Aslınız Rumdur, Ermenidir'i söylemek için Türkiye'de faaliyet yapıyorlar. Bu insanlar Türk değil Rum, Ermeni olursa Ankara'ya kim sahip çıkar? Ermeni ve Rum olduğunu iddia eden insanlar sahip çıkar. Misyonerlik oyununun altındaki gerçek budur. Onun için biz, baştan beri 'bu oyuna dikkat' diyoruz. Yedisinden yetmişine herkese bunu söylüyoruz. Bana kalırsa Türkiye'nin asıl problemi bu noktada düğümleniyor."

KURTULUŞ MİLLETİN KENDİSİNDE

İnsanımızı kendi yararına, kendi menfaatine kazanmadıktan sonra hiç bir şey yapmamızın mümkün olmadığını, her gün, Amerika bize çuval dolusu altını bedava olarak hediye etse de hiç bir yere gidemeyeceğimizi, bizi bir noktaya taşıyacak olanın ne Amerika, ne Fransa, ne Almanya, bu milletin bizzat kendisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu:

"Merhum Atatürk, işte bunu yaptı. Cumhuriyeti kurduktan sonra milli iktisat politikasını hayata geçirdi. Batı dünyası o zaman, 'sanayie geçmenize gerek yok' dedi. 'Koca arazileriniz var. Sizin ülkeniz, tarım ülkesidir. Siz sanayie sakın elinizi sürmeyin. Tarım ve hayvancılıkla uğraşın' tavsiyesinde bulundu. Atatürk, 'Yok. Biz onu da yapacağız. Milli sanayii de başlatacağız' dedi. 1923 ila 1938 yılları arası Türkiye'nin devrim yıllarıdır. Bunu hiç kimse söylemiyor. İktisatçılarımız ifade etmiyor. Ekonomi dersinde liberalizmi, kapitalizmi, sosyalizmin iktisadi düzenini anlatıyor. Oysa bu seni bir adım ileriye götürmez. Seni ancak kendi düzenin bir noktaya taşır. Kemal Atatürk'ün milli ekonomi dediği dönemde, Türkiye uçak imalatı yaptı. 1938 yılında Belçika'ya uçak ihracatı yaptı. Şimdi uçak alacağız diye kuyruğa giriyoruz. Mamak'ta gaz maskesi fabrikası kuruldu. 2. Dünya Savaşında Türkiye, dünyaya, harıl harıl gaz maskesi ihraç etti. Ayrıca düyun-u umumiyeden kalan borçlar verildi. O zihniyet devam etmiş olsaydı Türkiye 2001 yılında atom bombasını yapar mıydı yapmaz mıydı? Elbette yapardı."

DALGALI KUR SİSTEMİNE SON VERMEK ŞART

Bunları anlatırken önüne hep finans probleminin çıkartıldığı, "paramız var mı ki bunları yapabilelim" denildiği açıklamasında bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, "Batılılara para gökten mi indi? O nasıl kazandı ise aynı metodu hayatına geçirerek sen niçin kazanmak istemiyorsun?" diye sordu ve "Kaldı ki biz para kazanmanın, kalkınmanın yolunu, Batıdan çok daha iyi biliyoruz. Bugün Batının bilmediği bir iş var" dedi. Prof. Dr. Baş, Türk lirasına itibar kazandırma çalışmalarına da değinerek bu konuda şunları söyledi: "Günümüzde Sermaye Piyasası, bankacılık sistemi, döviz piyasası, parayı belli ellerde bloke ediyor. Çiftçinin, çöpçünün, manavın, işadamlarının elinde para olmuyor. Olmadığı için de hepimiz dükkanımızda boş boş oturuyoruz. Sermaye Piyasasındaki kağıt oyunları kumar, öteki de faizdir. Türkiye'nin iktisadını bu iki meseleye bağladık. 'Türkiye'nin kaderi budur' dedik. Bu işler böyle gitmez. Türkiye'nin kamu adına yılda verdiği faiz borcu 60 milyar dolardır. Buraya gelmişken Türk Lirasının haysiyet ve şerefini kurtarma kampanyasını ilan eden arkadaşlara teşekkür ediyorum. Ama olayı noksan yapıyorlar. Meseleyi asıl yerinden yakalamak lazımdır. Dalgalı kur politikasını devam ettirdikçe bunun önüne geçemezsiniz. Bir tane yabancı banka gelir. Tahtakale piyasasına girer. Doları fırlatır. Vatandaş, 'Dolar pahalandı. Eyvah biz Türk Lirasına bağladık, zarar ettik" der mi, demez mi? Çok rahat der. Vatandaş gider, senin bir-iki ay emeğinle bir noktaya taşıdığın anlayışı iki üç günde tuşla mağlup eder. O halde bu kampanyanın yanında asıl kampanya dalgalı kur politikasına son vermek olacaktır. Basit basit oyunlarla kimseyi kandıramazsınız. Bütün bunları biz söylediğimiz için kuvay-ı milliye harekatına başladığımız andan itibaren bize neler yapmadılar. Ama zamanı gelecek bunları aziz milletime anlatacağım. Onlara gerekli dersi bu millet verecektir.

Biz, '24 saatte bu işi hallederiz' diyoruz. Adam, adamını gönderir, 'Rüya mı gördün? Hayrola. Anlat bakalım bu rüyanı' der. Yok. 'Ya dediği doğru çıkarsa' diye korkuyorlar. Bizim dediklerimiz doğru değil, dosdoğrudur. Üç dört tane kanun var. Bunlar çıktığı zaman Türkiye'nin bütün meselesi halledilir."

ÜRETİM, ÜRETİM, ÜRETİM

60 milyar doları faize ödenen bir bütçenin olduğu ülkede enflasyonu düşürmenin mümkün olmadığını, sayın Derviş'in bulunduğu konum itibariyle "bu ülke nasıl çöker?"i bildiğini, Trabzon, İstanbul, Ankara mitinglerinde de belirttiği mevcut proğramla bir yere varılamayacağını tekrarlayan Prof. Dr. Baş, enflasyonu düşürmenin yolunun nereden geçtiğini şöyle özetledi:

"Benim gibi konuşsalar herkes enflasyonun ne olduğunu anlayacak. Ama kendi dilleriyle de değil başkasının dilleriyle konuştukları için de kimse enflasyondan bir şey anlamıyor. Enflasyonun düşmesi için maliye, sigorta vergilerinin azalmamı lazımdır. Hammaddenin ucuzlaması lazımdır. Tüccarın kullandığı kredi faizlerinin düşmesi lazımdır. Enerji, işçi giderlerinin düşmesi lazım ki enflasyon düşsün. Bunlar düştü mü? Hayır! Hiçbir şey düşmez ise mal nasıl ucuzlayacak? Bütün bu kalemleri düşürdükten sonra enflasyon düşer, hatta sıfır olur. Türkiye verdiği faiz 60 milyar doların sadece % 50'sini emisyonla karşılasa enflasyon % 30'a düşer. Yapılacak iş emisyonu genişletip iş adamlarına, proje mukabili faizsiz kredi vermektir. Bundan evvel verilen kredilerin birçoğu geri dönmedi. Parayı farklı yerlerde kullandı. Çar çur etti. Doğrudur. Bunun olmaması için bir müeyyide getirilmesi lazımdır. Bu geldiği takdirde alınan krediler verim olarak ortaya çıkacağından ürettiğiniz oranda enflasyon düşecektir. Mesela aldığınız kredinin % 60'ını mamul haline getirdiniz, o zaman işte o %30'un da % 60'ı düşecek ve enflasyon % 18'e gerileyecektir. % 100 üretim gerçekleşirse o zaman enflasyonu sıfırlarsınız. Dünya bu yoldan geçerek ancak enflasyonu düşürmüştür. Yani üretim artmıştır, ondan sonra da rekabet devreye girmiş ve ucuzlama olmuştur. Vatandaşı böyle eylem noktasına getirmeden enflasyonun düşmesi, maliyenin düzelmesi hiç mümkün değildir.

Bütün bunlar kolay işlerdir. Ama yedisinden yetmişine hepimiz, gece gündüz bir çalışma seferberliği ilan etmek kaydıyla. Çalışmadan, didinmeden, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir adım atması hiç mümkün değildir. Kabul etsek de etmesek de ekonomi eksi % 12'lere varmıştır. Bunu durdurmanın yolu hepimizin devreye girip çalısmasıdır."

"BU KOL ANKARALININ KOLUDUR"

Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin enflasyon dahil bütün problemlerinin Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun hikayesindeki nüktede yattığını belirterek sözlerini şöyle bitirdi:

"Bütün bunların olması için milletle devletin, siville askerin bir olması şarttır. Bunu derken, "bu haklı, bu haksız"a girmek çok yanlıştır. Bizim bu badireyi aşmamız için tek vücut olmamız zaruridir. Memlekette öyle kampanyalar var ki halkı devlete, sivili askere karşı çıkartıyor. Bunlarla biz hiç bir yere gidemeyiz. Allah belamızı verir. Zaten istenilen de milletin birbirine girmesi, birbirini yemesidir. Bunun için de gece gündüz çalışılıyor. Hangi argüman varsa devreye konuluyor. O bakımdan hepimiz çok ayık olmamız lazımdır. Eğer biz Türk Silahlı Kuvvetlerine ve devlet kurumlarına gerekli itibarı göstermezsek o zaman Kıbrıs, Güneydoğu, Ege, Kıta Sahanlığı konusu sadece tartışmaya açılmakla kalmaz. Bütün bunlar elimizden çıkar. O zaman Cenab-ı Hak belamızı verir. Bu musibetin altından da hiç kimse kalkamaz.

Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun'u vardır. Mecnun Leyla'ya aşıktır. Dağlara düşer. Leyla'ya, 'Bu adam seni çok seviyor. Niye ilgi göstermiyorsun?' derler. O da, 'Söyleyin kolunu kessin bana göndersin' der. Bunu Mecnun'a iletirler. Bıçağı alır, tam koluna indirecekken, 'Bende Leyla'ya verecek kol yok' der. Durum Leyla'ya aktarılır. 'Hani beni sevmişti, dağa düşmüştü. Bir kolunu benden esirgedi' der. Elçi yine Mecnun'a gelir. Mecnun, durumu şöyle anlatır: 'Ben Leyla'dan kol esirgemedim. Bıçağı alıp kolumu keseceğim zaman baktım ki bu kol Leyla'nın koludur. Kimin kolunu kesip kime göndereyim?' İşte bu muhabbeti biz birbirimizde yaşamadığımız müddetçe hiç bir şeyi halledemeyiz. Onun için bu kol Ankaralının, Ankara'nın koludur. Sizin kolunuz da inşaallah bu fakirin kolu olacaktır. Bu anlayış hüküm ferma olduğu zaman bütün problemlerimiz halledilmiş olacaktır."

659 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerince Gürbulak, Kapıkule, Kapıköy, İpsala Gümrük Kapıları ve İstanbul Havalimanı'nda gerçekleştirilen 6 ayrı operasyonda, toplam 659 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi

10.05.2026 10:41:00
İhlas Haber Ajansı
659 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi
659 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi
Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerince Gürbulak, Kapıkule, Kapıköy, İpsala Gümrük Kapıları ve İstanbul Havalimanı'nda gerçekleştirilen 6 ayrı operasyonda, toplam 659 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi.

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerince uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele kapsamında yürütülen çalışmalar neticesinde; son bir hafta içerisinde gerçekleştirilen 6 ayrı operasyonda uyuşturucu kaçakçılığına ağır darbe vuruldu.



Gerçekleştirilen operasyonlarda; Gürbulak Gümrük Kapısı'nda 286 kilogram metamfetamin, İstanbul Havalimanı'nda 173 kilogram esrar, Kapıkule Gümrük Kapısı'nda 153 kilogram esrar, Kapıköy Gümrük Kapısı'nda 25 kilogram esrar, İpsala Gümrük Kapısı'nda 22 kilogram esrar olmak olmak üzere toplam 659 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi. Ele geçirilen uyuşturucu maddeler imha edildi.



Konuya ilişkin bakanlıktan yapılan açıklamada, Gümrükler Muhafaza ekiplerinin gelişmiş risk analiz sistemleri, teknik kontrol altyapısı ve sahadaki etkin operasyon kabiliyetiyle tüm kara, hava ve sınır kapılarında kaçakçılıkla mücadele faaliyetlerini aralıksız sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan, uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere, terörizmin finansmanı ve kara para aklama suçlarına kaynak sağlayan her türlü kaçakçılık faaliyetinin önlenmesine yönelik çalışmalarının aynı kararlılıkla devam edildiği aktarıldı.

Ayrıca, kaçakçılıkla mücadele çalışmaları kapsamında ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları ile koordinasyon içerisinde yürütülen soruşturmaların Edirne, Saray, Doğubayazıt ve Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılıkları nezdinde devam ettiği kaydedildi.

Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor


 
 
Kalp krizi çoğu zaman göğüs ağrısı ile ilişkilendirilse de bazı durumlarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. “Sessiz kalp krizi” olarak tanımlanan bu tablo, kişinin kriz geçirdiğini fark etmeden günlük yaşamına devam etmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle risk grubundaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. 

09.05.2026 14:30:00
MURAT ÇORBACI
 Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor
 Sessiz kalp krizi kolay fark edilmiyor

Kalp krizi çoğu zaman göğüs ağrısı ile ilişkilendirilse de bazı durumlarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. "Sessiz kalp krizi" olarak tanımlanan bu tablo, kişinin kriz geçirdiğini fark etmeden günlük yaşamına devam etmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle risk grubundaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.


Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Şenay Solakoğlu, sessiz kalp krizinin sinsi bir şekilde ilerlediğini belirterek, "Hastalar çoğu zaman ciddi bir sorun yaşadıklarının farkına varmıyor. Hafif yorgunluk, mide rahatsızlığı ya da kısa süreli nefes darlığı gibi belirtiler göz ardı edilebiliyor" dedi.

Sessiz kalp krizinin en tehlikeli yönü, kalp kasında hasar oluşturmasına rağmen kişinin bunu fark etmemesi oluyor. Bu durum ilerleyen süreçte kalp yetmezliği gibi ciddi tablolara zemin hazırlayabiliyor. Sessiz kalp krizi bazı gruplarda daha sık görülüyor. Uzm. Dr. Solakoğlu'na göre risk grubunda yer alan kişiler şöyle sıralanıyor: Diyabet hastaları, kadınlar, ileri yaş bireyler, yüksek tansiyon hastaları, kolesterol düzeyi yüksek olan kişiler... Sessiz kalp krizinde görülen belirtiler çoğu zaman günlük yorgunlukla karıştırılabiliyor. Bu durum erken müdahale şansını azaltıyor.

Uzm. Dr. Solakoğlu, dikkat edilmesi gereken belirtileri şöyle sıraladı: Nedensiz yorgunluk, hafif göğüs sıkışması, nefes darlığı, mide bulantısı veya hazımsızlık hissi, soğuk terleme... Sessiz kalp krizlerinin tanısında bazı testler kritik rol oynuyor. Bu testler şunlar: EKG (Elektrokardiyografi), kan testleri (troponin düzeyi), efor testi, BT, kalp, kalsiyum kkorlama, BT anjiyografi, koroner arter, 3 boyutlu görüntüleme, koroner anjiyografi...
"Daha önce fark edilmemiş bir kalp krizi, rutin kontroller sırasında ortaya çıkabiliyor" diyen Uzm. Dr. Şenay Solakoğlu, düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti.

Sessiz kalp krizi riskini azaltmak ve erken fark etmek için şu adımlar öne çıkıyor:
1. Düzenli kalp kontrollerini ihmal etmemek
2. Tansiyon ve kolesterol seviyelerini takip etmek
3. Diyabet kontrolünü sağlamak
4. Ani ve açıklanamayan şikayetlerde doktora başvurmak
5. Sağlıklı beslenme ve aktif yaşam tarzını benimsemek.

Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?


 
Yaşla ilgili yorgunluk, tıptaki en az tartışılan durumlardan biri olabilir. Evde buna kötü tavır denir. Doktorlar için ise sadece yaşlılık! Ve bunu yaşayan insanlar için ise tam bir yenilgi. Ama kimse bunun vücudun içinde nasıl gerçekleştiğini sormayı aklından bile geçirmez.

09.05.2026 11:48:00
MURAT ÇORBACI
Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?
Yaşlı insanlar neden kolay yorulur?

Mitokondri meselesi

Hücrelerin içinde enerji üretmekten sorumlu küçük organlar olan mitokondrilerin 60 yaşından sonra sayıları azalır ve verimlilikleri düşer. Gençliğinizde üstesinden rahat egldiğiniz yürüyüş, aniden çok daha küçük bir kaynaktan çok daha fazla enerji çekmeye başlar. Bu yorgunluk hissi, hayal gücünün değil, fizyolojinin doğrudan bir fonksiyonudur. Vücudunuzda işleyen temel hücresel aritmetiktir yani!







Kas atrofisi durumu daha da kötüleştirir

30 yaşından sonra, düzenli kuvvet antrenmanı yapılmadığı takdirde, vücudumuz her on yılda bir yüzde 3 ila yüzde 5 arasında kas kütlesi kaybeder. Kas dokusu yüksek metabolik potansiyele sahiptir, yani enerjiyi verimli bir şekilde yakar ve hareketi etkili bir şekilde üretir. Kas dokusu azaldıkça, normal aktiviteler genel enerji kapasitenizin daha büyük bir bölümünü gerektirmeye başlar. 75 yaşında, 35 yaşına kıyasla yüzde 40 daha az kas kütlesiyle merdiven çıkmak, biyomekanik olarak 35 yaşında sırt çantasıyla merdiven çıkmaya eşdeğerdir. Ve evet, yorgunluk hissi gerçekten daha güçlüdür. Hayal ürünü değil. Ve bir zayıflık belirtisi de değil.







Uyku kalitesi 60 yaşından sonra önemli ölçüde değişir.

Hücre yenilenmesinin gerçekleştiği derin, dinlendirici uyku 60 yaşından sonra çok daha nadir hale gelir. Yatakta sekiz saat geçirmek ama sadece altı saat etkili uyku almak, kaç saat uyuduğunuzdan bağımsız olarak vücudunuzun yetersiz bir iyileşme ile çalıştığı anlamına gelir. Sekiz saatlik uykudan sonra yorgunluk bir gizem değil. Sadece yanlış ölçüm. Saatler harcandı. İyileşme olmadı.







Hipotiroidizm, yaşlı yetişkinler arasında en sık gözden kaçan tanıdır

Metabolik hormonların yetersiz üretimi sonucu ortaya çıkan ve genellikle normal yaşlılık belirtileriyle karıştırılan, önemli yorgunluk, ısı intoleransı ve bilişsel bozukluklar, aslında basit kan testleri kullanılarak tiroid hormonu replasman tedavisiyle kolayca tedavi edilebilir. Bununla birlikte, dünya genelinde yaşlı nüfusta en sık yanlış teşhis edilen durumdur.
Düşük seviyeli kronik enflamasyon (günümüzde enflamasyonla yaşlanma olarak adlandırılan durum) sürekli arka plan seviyesinde enflamasyon cevabını sürdürmek için büyük enerji harcamasına neden olur, yorgunluk ve genel olarak bitkinlik hissi dışında hiçbir belirti göstermez. Hemen hemen her dejeneratif yaşa bağlı duruma katkıda bulunur ve beslenmeden büyük ölçüde etkilenir.







Peki yorgunluğu azaltmak için ne yapılabilir?

1. Akdeniz tipi beslenme
2. Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları tedavi ettirmek
3. Elbette egzersiz... Kuvvet antrenmanı, mobilite, tempolu yürüyüş ve koşu gibi aerobik egzersizler elzem...

BTP lideri Hüseyin Baş’tan tarihi vurgu: ‘Küresel güç mücadelesinin en kritik dönemindeyiz’

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, küresel siyasette yaşanan son gelişmelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu

09.05.2026 00:10:00 / Güncelleme: 09.05.2026 01:00:15
Haber Merkezi
BTP lideri Hüseyin Baş’tan tarihi vurgu: ‘Küresel güç mücadelesinin en kritik dönemindeyiz’
BTP lideri Hüseyin Baş’tan tarihi vurgu: ‘Küresel güç mücadelesinin en kritik dönemindeyiz’
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, küresel siyasette yaşanan son gelişmelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Baş, ABD ile İran arasındaki gerilimin arka planında yeni bir dünya düzeni mücadelesinin yattığını belirterek, Türkiye'nin bu süreçte "Milli Ekonomi Modeli" ile kendi yolunu çizmesi gerektiğini vurguladı.







"Küresel Güç Mücadelesinin En Kritik Dönemindeyiz"

Dünyanın bölgesel krizlerin ötesinde, sert bir küresel hakimiyet mücadelesine sahne olduğunu ifade eden Hüseyin Baş, ABD-İran gerilimini şu sözlerle değerlendirdi:

"Mesele yalnızca İran meselesi değildir. Mesele; enerji yolları, petro-dolar sistemi ve küresel hâkimiyet mücadelesidir. Uzun yıllardır dünyayı dolar üzerinden kontrol eden Amerikan sistemi artık ciddi şekilde sarsılıyor."

Çin'in ekonomik yükselişi, Rusya'nın etkisi ve BRICS ülkelerinin genişlemesiyle ABD merkezli düzenin zayıfladığını savunan Baş, İran'ın bu yeni denklemde Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkiler nedeniyle kritik bir noktada durduğunu belirtti.







"Liberal Ekonomi Modeli Refah Üretmiyor"

Türkiye'nin içindeki bulunduğu ekonomik duruma da değinen BTP lideri, mevcut tablonun bir "sistem krizi" olduğunu söyledi. Liberal ekonomi modelinin artık insanlığa refah sağlamadığını ifade eden Baş, şu tespitte bulundu:

"Türkiye'de milyonlarca insan çalıştığı halde yoksullaşıyor, üretim düşüyor, gelir adaletsizliği büyüyor. Bunun adı ekonomik kriz değil, yanlış sistem krizidir."







"Kurtuluş Milli Ekonomi Modeli'ndedir"

Hüseyin Baş, Türkiye'nin başkalarının projelerine eklemlenmek yerine kendi medeniyet perspektifini ortaya koyması gerektiğini belirterek, çözümün Milli Ekonomi Modeli olduğunu vurguladı. Devletin ekonomide güçlü olduğu, milli kaynakların halk yararına kullanıldığı ve alım gücünün artırıldığı bir sistemin sadece Türkiye değil, dünya için de bir çıkış yolu olduğunu ifade etti.

Baş, açıklamasını "İnanıyoruz ki bu kritik süreçte ülkemizin geleceğini emperyal baskılar değil, milletimizin bu gerçekleri görüp tavır alması belirleyecektir" sözleriyle noktaladı.







BTP Lideri Hüseyin Baş'ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamanın tam metni:

Bugün dünya, yalnızca bölgesel krizlerin değil, küresel güç mücadelesinin de en sert, en kritik dönemlerinden birini yaşamaktadır.

ABD ile İran arasında yaşanan çatışma ve perde arkasındaki pazarlıklar, aslında yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceğini açıkça göstermektedir. Çünkü mesele yalnızca İran meselesi değildir. Mesele; enerji yolları, petro-dolar sistemi ve küresel hâkimiyet mücadelesidir.

Uzun yıllardır dünyayı dolar üzerinden kontrol eden Amerikan sistemi artık ciddi şekilde sarsılıyor. Çin'in ekonomik yükselişi, Rusya'nın artan etkisi, BRICS ülkelerinin genişlemesi ve milli paralarla ticaretin yaygınlaşması ABD merkezli düzeni zayıflatıyor.

Gelinen noktada İran; Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkiler nedeniyle bu yeni güç denkleminde çok kritik bir yerde duruyor. Bu nedenle bugün yaşanan süreç sadece bir Ortadoğu gerilimi değil, küresel güç merkezleri arasındaki büyük paylaşım mücadelesidir.

İsrail güdümündeki ABD ise eski gücünü koruyabilmek adına daha sert ve daha saldırgan politikalar izliyor. Çünkü artık dünyanın tek patronu olmadığını görüyor. NATO içindeki çatlaklar, Avrupa'nın yeni arayışları ve doların alternatiflerinin konuşulması bunun en açık göstergeleridir.

Dünya yeni bir güç dengesine doğru ilerlerken Türkiye'nin nasıl bir yol izleyeceği de hayati önem taşımaktadır.

Bugün ülkemiz, ya yıllardır sürdürülen Batı merkezli ekonomik anlayışlara mahkûm olmaya devam edecek ya da kendi milli tezleriyle yeni dönemin güçlü aktörlerinden biri olacaktır.

Çünkü bugün görüyoruz ki liberal ekonomi modeli artık insanlığa refah üretmiyor. Türkiye'de milyonlarca insan çalıştığı halde yoksullaşıyor, üretim düşüyor, gelir adaletsizliği büyüyor. Bunun adı ekonomik kriz değil, yanlış sistem krizidir.

Bu nedenle Milli Ekonomi Modeli bugün her zamankinden daha büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Devletin ekonomide güçlü ve otorite olduğu, milli kaynakların millet yararına kullanıldığı, milletin alım gücü ve refahının arttığı, milli kalkınmanın esas alındığı bir anlayış, artık yalnızca Türkiye için değil, dünya için de önemli bir çıkış yolu haline gelmiştir.

Türkiye'nin tarihi misyonu başkalarının projelerine eklemlenmek değil; kendi medeniyet perspektifiyle adalet merkezli yeni bir yol ortaya koymaktır.

Ve bu noktada en önemli görev şüphesiz yine yüce Türk milletinin olacaktır.

İnanıyoruz ki bu kritik süreçte ülkemizin geleceğini emperyal baskılar ve oyunlar değil, milletimizin bu gerçekleri görüp buna göre tavır alması belirleyecektir."

Sakarya'da patlamanın yaşandığı fabrika havadan görüntülendi

Sakarya'nın Hendek ilçesinde buhar kazanında patlama meydana gelen ve ardından yangın çıkan fabrikada 8 işçi yaralandı. Olay yeri havadan görüntülendi

08.05.2026 18:41:00
İHA
Sakarya'da patlamanın yaşandığı fabrika havadan görüntülendi
Sakarya'da patlamanın yaşandığı fabrika havadan görüntülendi
Hendek ilçesi Kargalı Hanbaba Organize Sanayi Bölgesi 10. Sokak üzerinde konveyör bant üretimi yapan bir fabrikada henüz bilinmeyen sebeple buhar kazanında patlama yaşandı.






Patlamanın ardından fabrikada yangın çıkarken, işçiler kısa sürede tahliye edildi. Patlama ve yangın esnasında 1'i ağır toplam 8 işçi yaralandı. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, sağlık, AFAD ve jandarma ekibi sevk edildi. 






Bölgeye ulaşan ekiplerce çevrede geniş çaplı güvenlik önlemleri aldıktan sonra itfaiye ekiplerinin hızlı müdahalesi ile yangın kısa sürede kontrol altına alındı. 






Yaralılar, olay yerindeki ilk müdahalenin ardından civardaki hastanelere sevk edilirken, ağır yaralanan işçinin Kocaeli'ne sevk edildiği öğrenildi.








Öte yandan, güvenlik kamerasının kasası incelenmek üzere jandarma ekiplerince alınırken, patlamanın yaşandığı fabrika ise havadan görüntülendi.













İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor

İspanya, F-35’e alternatif arayışında Türkiye’nin 5. nesil milli muharip uçağı KAAN’a yöneldi. Hükümetler arası ön görüşmeler başladı, teknoloji transferi ve ortak üretim masada

08.05.2026 17:50:00
Haber Merkezi
İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor
İspanya Türkiye’nin KAAN'ına yöneliyor
İspanya, 5. nesil savaş uçağı ihtiyacında ABD yapımı F-35 Lightning II'ye mesafe koyarken, Türkiye'nin milli muharip uçağı KAAN'a (TF-X) ciddi ilgi gösteriyor. İspanyol savunma medyasının duyurduğu haberlere göre, Ankara ile Madrid arasında KAAN'ın olası satışı ve teknoloji transferi için hükümetten hükümete (G2G) ön görüşmeler başladı.

Konu, İstanbul'da düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı'nda Turkish Aerospace Industries (TAI) CEO'su Mehmet Demiroğlu'nun İspanyol savunma sitesi Infodefensa'ya yaptığı açıklamalarla teyit edildi. Demiroğlu, "İspanya Hava ve Uzay Kuvvetleri'nden 5. nesil üst düzey bir savaş uçağı için resmi bir talep aldık. Görüşmeler hükümetler arası düzeyde ve çok erken aşamada. Teknik ve siyasi düzeyde oturup konuşacağız" dedi. Demiroğlu, konunun Türkiye Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından koordine edildiğini ve "Hürjet'ten sonra sıranın KAAN'da olduğunu" vurguladı.

İspanyol medyası konuyu ele aldı

İspanya'nın önde gelen savunma yayınlarından Infodefensa ve El Espanol, gelişmeyi manşetlerine taşıdı. El Espanol'a göre, İspanya Hava ve Uzay Kuvvetleri'nin "5. nesil savaş uçağı ve bağlantılı insansız hava araçları edinme stratejik niyeti" var. Görüşmeler, KAAN programının olgunlaşmasıyla birlikte derinleşecek; teknoloji transferi ve İspanyol sanayiinin (Airbus España, Indra, ITP Aero gibi firmalar) projeye katılımı masada. Bu model, daha önce imzalanan ve 2028-2029'da teslimatı planlanan Hürjet (İspanya'da SAETA II) anlaşmasındaki gibi "aşama aşama" ilerleyecek.

İspanya, F-35 alımını bütçeden ayırdığı 6,25 milyar euroluk fonla uzun süredir gündemde tutuyordu ancak proje siyasi ve operasyonel nedenlerle belirsizliğini koruyor. ABD'nin yazılım, lojistik ve veri kontrolündeki hakimiyeti nedeniyle "stratejik bağımsızlık" arayışındaki Madrid, Avrupa'nın ortak FCAS (Future Combat Air System) programındaki gecikmelerden de rahatsız. Eski Hornet ve Harrier filolarının emekliliğine hazırlanan İspanya için KAAN, F-35'e kıyasla daha fazla ulusal sanayi entegrasyonu ve bağımsız operasyon imkanı sunuyor. KAAN'ın Mach 1.8 hızı, sensör füzyonu, süper seyir kabiliyeti ve insansız araçlarla takım çalışması (Manned-Unmanned Teaming) gibi 6. nesil unsurları da dikkat çekiyor.

KAAN'ın uluslararası yükselişi 

Türkiye'nin 5. nesil muharip uçağı KAAN, ilk uçuşunu 21 Şubat 2024'te gerçekleştirdi ve 2028-2029'da Türk Hava Kuvvetleri'ne teslimatı hedefleniyor. Endonezya ile 48 adetlik bir anlaşma imzalandığı belirtilirken, Suudi Arabistan, Pakistan ve BAE gibi ülkelerin de ilgisi biliniyor. TAI, KAAN'da yüzde 99 yerli üretim ve motor geliştirme (TF3500) gibi adımlarla F-35 programından 2019'da çıkarıldıktan sonra edindiği tecrübeyi uluslararası ortaklıklara açıyor.

İspanyol tarafı henüz resmi bir açıklama yapmadı, görüşmeler ön aşamada olduğu için detaylar sınırlı. Ancak savunma analistleri, Hürjet işbirliğinin KAAN için bir "köprü" oluşturduğunu ve iki ülke arasındaki savunma ilişkilerini güçlendirdiğini belirtiyor.

Gelişme, NATO içinde 5. nesil uçak tedarik stratejilerinde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin KAAN'ı, F-35'in politik ve teknik kısıtlamalarına alternatif arayan ülkeler için cazip bir seçenek haline geliyor.

Kastamonu'da kene can aldı

Kastamonu'nun Daday ilçesinde vücuduna kene yapışan ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi teşhisi konulan kadın, tedavi gördüğü hastanede öldü

08.05.2026 17:35:00
İhlas Haber Ajansı
Kastamonu'da kene can aldı
Kastamonu'da kene can aldı
İstanbul'da Gaziosmanpaşa ilçesinde ikamet eden Büşra Sevim, bir yakının cenaze törenine katılmak üzere bir süre önce Kastamonu'nun Daday ilçesine bağlı Koçcuğaz köyüne geldi.

Köyde vücuduna kene yapışan Büşra Sevim, cenaze işlemlerinin ardından İstanbul'a tekrar geri döndü. İstanbul'da yüksek ateş, mide bulantısı ve kusma gibi şikayetler yaşadığı öğrenilen Sevim, hastaneye müracaat etti. Burada Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı teşhisi konulan Büşra Sevim, yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Sevim, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Sevim'in cenazesi, memleketi Kastamonu'nun bağlı Koçcuğaz köyüne getirildi. Sevim'in cenazesi, sabah saatlerinde kılınan cenaze namazının ardından defnedildi.

Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları sürüyor

Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) en önemli planlı faaliyetlerinden biri olan Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları hız kesmeden sürüyor. TCG Ç-154 ve TCG Ç-158 Çıkarma ve Hucum Harekatı kapsamında zırhlı araçların gemilere yüklenmesi ve amfibi komandoların katılımıyla çeşitli ön eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi

08.05.2026 16:53:00
İhlas Haber Ajansı
Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları sürüyor
Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları sürüyor
Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) en önemli planlı faaliyetlerinden biri olan Efes-2026 tatbikatı hazırlıkları hız kesmeden sürüyor. TCG Ç-154 ve TCG Ç-158 Çıkarma ve Hucum Harekatı kapsamında zırhlı araçların gemilere yüklenmesi ve amfibi komandoların katılımıyla çeşitli ön eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi.
EFES-2026 Birleşik, Müşterek Fiilî Atışlı Arazi Tatbikatı'nın asıl safhası 19, 20 ve 21 Mayıs tarihlerinde icra edilecek. Bu tatbikatın hazırlıkları kapsamında Demircili mevkiinde TCG Ç-154 ve TCG Ç-158 Çıkarma ve Hucum Harekatı için zırhlı personel taşıyıcı ve zırhlı muhabere araçları sahilden TCG-Ç-154 ile TCG-Ç-158 gemilerine yüklendi. Gündüz yükleme ve bindirme faaliyetlerinde amfibi komandoların da gemilere binmesinin ardından birlikler deniz üzerinden Doğanbey bölgesine geçti. Gece faaliyetleri kapsamında ise TCG-Ç-158 gemisinden gece şartlarında sahile darbe atışı yapıldığı, ardından karaya kapak atılarak çıkarma operasyonu düzenlendiği ve zorlu eğitimlerin birliklerin planlı geri çekilmesiyle başarıyla tamamlandığı bildirildi.İHA

Dizilerdeki Şiddet ve Entrika Temaları İzleyiciyi Nasıl Etkiliyor?

Son yıllarda televizyon dizilerinde yaşanan dönüşüm dikkat çekiyor. Mahalle kültürünü, dayanışmayı ve güveni öne çıkaran yapımlardan; mafya, entrika ve şiddet temalı dizilere geçiş yalnızca bir içerik tercihi değil, toplumsal dönüşümün de bir yansıması olarak değerlendiriliyor

08.05.2026 16:45:00 / Güncelleme: 08.05.2026 17:02:06
Ahmet Turan Yiğit
Dizilerdeki Şiddet ve Entrika Temaları İzleyiciyi Nasıl Etkiliyor?
Dizilerdeki Şiddet ve Entrika Temaları İzleyiciyi Nasıl Etkiliyor?
Son yıllarda televizyon dizilerinde yaşanan dönüşüm dikkat çekiyor. Mahalle kültürünü, dayanışmayı ve güveni öne çıkaran yapımlardan; mafya, entrika ve şiddet temalı dizilere geçiş yalnızca bir içerik tercihi değil, toplumsal dönüşümün de bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu değişim, izleyicinin ilişki algısını ve toplumsal değerlerini doğrudan etkileyebilecek güçlü bir kültürel dönüşümün parçası.






Eski dizilere duyulan özlem, yalnızca nostalji değil; aynı zamanda kolektif hafızanın bir ürünü. Ailece televizyon izleme kültürü, ortak duygular üretir ve gündelik iletişimin bir parçası haline gelirdi. Bugün bu diziler hatırlandığında yalnızca hikâyeler değil, o dönemin aile ortamı ve sosyal ilişkileri de yeniden hatırlanıyor. Bu nedenle insanlar yoğun duygular yaşadıklarında tanıdık anlatılara yönelerek psikolojik bir "güvenli alan" oluşturuyor.






Günümüzde ise dizilerde rekabet, güç mücadelesi ve çatışma temaları öne çıkıyor. Bu durum izleyicide sürekli yüksek gerilim ve duygusal yorgunluk yaratıyor. Özellikle mafya ve entrika temalı diziler, izleyici için bir tür duygusal boşalım alanı sağlarken aynı zamanda rol modeli işlevi görebiliyor. Güç, otorite ve şiddet temalarının sürekli tekrar edilmesi, zamanla normal kabul edilen davranış sınırlarını etkileyebiliyor.






Kuşaklar arasında dizi tercihleri de farklılaşıyor. X ve Y kuşakları daha bütünlüklü hikâyeler ve karakter gelişimine önem verirken, Z kuşağı dijital platformların etkisiyle daha hızlı ilerleyen, görsel açıdan yoğun içerikleri tercih ediyor. Buna rağmen genç kuşakların da eski dizilerdeki doğal ilişkileri ve güçlü sosyal bağları özlediğini ifade etmeleri dikkat çekici.

CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor

CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor. Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın eleştirilerde bulunduğu ve Yılmaz Özdil'in istifa ettiği süreç, bugün yayımlanan manşetle yeni bir evreye girdi. Gazete, Özgür Özel ile yapılacak olan özel röportajı duyurdu

08.05.2026 11:33:00
Haber Merkezi
CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor
CHP ve Sözcü Medya Grubu arasındaki gerilim, yerini normalleşmeye bırakıyor
CHP yönetimi ile Sözcü Medya Grubu arasında bir süredir devam eden gerilim, yerini barışma adımlarına bırakıyor. 1 Nisan tarihinde CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, dönemin Sözcü Medya Grubu Başkanı Yılmaz Özdil'e yönelik sert eleştirilerde bulunmuş, kanalın yayın çizgisini eleştirerek, "A Haber kafasıyla devam edebilirsiniz. Ama herhalde izleyici ve dinleyici bunların notunu veriyordur" ifadelerini kullanmıştı.

Bu çıkışın ardından 6 Nisan'da Yılmaz Özdil, hem gruptaki görevinden hem de köşe yazarlığından istifa ettiğini duyurmuştu. Ayrılığın ardından gazetenin manşetlerinde Özgür Özel'in İsrail açıklamaları yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik ifadelerine yer verilmesi, dikkatlerden de kaçmamıştı.

Sözcü gazetesi-Özgür Özel gerginliği sürüyorSözcü gazetesi-Özgür Özel gerginliği sürüyor

CHP ile yaşadığı gerilim nedeniyle son dönemde izleyici ve okuyucu kaybı yaşadığına dair yorumlarla gündeme gelen Sözcü grubu, bugün dikkat çeken bir hamle yaptı. Gazete, bugünkü manşetinden "Siyasetin gündemi Sözcü TV'de belirlenecek" başlığıyla Özgür Özel'in canlı yayın konuğu olacağı özel röportajı duyurdu.

"Özgür Özel ile özel röportaj bu akşam saat 20.00'de kaçırmayın" notuyla paylaşılan bu gelişme, parti-televizyon arasındaki buzların eridiğine dair bir işaret olarak yorumlandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.