logo
18 AĞUSTOS 2026

Türkiye, otomobilde Avrupa'nın pazarı oldu


 
Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA), Türkiye'nin 2025'te Avrupa Birliği'nin (AB) yeni araç ihracatında üçüncü büyük pazar olduğunu ve karşılıklı yeni araç ticaret hacminin 37 milyar Euro'ya ulaştığını bildirdi.

21.07.2026 08:21:00
AA
 
  Türkiye, otomobilde Avrupa'nın pazarı oldu
  Türkiye, otomobilde Avrupa'nın pazarı oldu

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) tarafından Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki araç ticaretine ilişkin paylaşılan bilgilere göre, 2025 yılında AB'den Türkiye'ye 811 bin 957 yeni araç ihraç edildi. Söz konusu ihracatın değeri, 2024 yılına kıyasla yüzde 24.8 artarak 18.8 milyar Euro'ya ulaştı. Türkiye, yeni araç ihracatında AB'nin üçüncü en büyük pazarı olurken, değer bazında 2025 yılında AB'nin ihracat pazarının yüzde 11.1'ini oluşturdu. Bu oran 2024'te yüzde 8.3 seviyesindeydi.

Türkiye'nin açığı 600 milyon Euro

Türkiye'den AB'ye ise 2025 yılında 797 bin 721 yeni araç ihraç edildi. Bu ihracatın değeri de yıllık bazda yüzde 18.5 artarak 18.2 milyar Euro oldu. Araç ticaretinde AB lehine 600 milyon Euro fazlalık oluştu. Elektrikli modeller dahil yeni otomobil ticaretinde, 2025 yılında AB'de üretilen 713 bin 476 yeni otomobil Türkiye'ye ihraç edildi. Bu araçların toplam değeri 15.6 milyar Euro olarak kaydedildi. AB'den Türkiye'ye ihraç edilen otomobillerin 124 bin 55'i elektrikli araçlardan oluştu. Bu araçların toplam değeri 3.7 milyar avroya ulaştı. Elektrikli otomobiller, AB üretimi otomobil ihracatının yüzde 17.4'ünü oluşturdu. Aynı dönemde Türkiye'de üretilen 566 bin 888 otomobil AB'ye ihraç edildi. Bu araçların toplam değeri 9.9 milyar Euro oldu.

Pazara Avrupa otomobilleri hakim

Öte yandan, AB'de üretilen otomobiller 2025 yılında Türkiye otomobil satışlarının yüzde 49'unu oluşturdu. Türkiye'de üretilen otomobillerin satışlardaki payı yüzde 30 olurken, Çin üretimi otomobillerin Türkiye pazarındaki payı yüzde 8'e ulaştı. 

"Yeni nesil" suç örgütü soruşturmalarında şüphelilerin gayrimenkullerine el koyma kararı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 4 ayrı "yeni nesil" suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturmalarda, 4 örgüt elebaşı, 20 örgüt yöneticisi ile örgüt üyelerinin de aralarında bulunduğu toplam 818 şüphelinin menkul ve gayrimenkulleri ile şirket ortaklık paylarına, hak ve alacaklarına da el koyulması kararı verildi

18.08.2026 00:46:00
AA
 
"Yeni nesil" suç örgütü soruşturmalarında şüphelilerin gayrimenkullerine el koyma kararı
"Yeni nesil" suç örgütü soruşturmalarında şüphelilerin gayrimenkullerine el koyma kararı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca, Daltonlar, Barış Boyun, Gündoğmuşlar ve Şapkalılar suç örgütlerine yönelik yürütülen mali soruşturmalar devam ediyor.

Soruşturma kapsamında, bu örgütlerle bağlantılı olduğu değerlendirilen şüphelilerin tüm banka hesaplarına, kiralık kasalarına ve kripto varlıklarına el koyulmasının ardından yeni bir karar daha alındı.

Bu kapsamda tüm şüphelilerin menkul ve gayrimenkulleri ile şirket ortaklık paylarına, hak ve alacaklarına da el koyulduğu kaydedildi.

Böylece Daltonlar suç örgütüne yönelik soruşturmada, örgüt elebaşı Beratcan Gökdemir, yöneticiler Batın Can Gökdemir, Bünyamin Yıkar, Murat Küçükyavuz, Sinan Memi, Mustafa Aktürk, Ahmet Mustafa Timo ve Murat Özavşar ile örgüt üyelerinin de aralarında bulunduğu 399 şüphelinin menkul ve gayrimenkulleri ile şirket ortaklık paylarına, hak ve alacaklarına el koyulmasına karar verildi.

Barış Boyun suç örgütüne ilişkin soruşturmada, örgüt elebaşı Barış Boyun, yöneticiler Tolga Gültepe, Taha Kutay Karasoy, Gurur İşinçelik, Efe Kantık ve Batuhan Karaca ile örgüt üyelerinin de aralarında bulunduğu 281 şüpheli için de aynı karar alındı.

Gündoğmuşlar suç örgütüne yönelik soruşturmada, örgüt elebaşı Uğurcan Gündoğmuş, yöneticiler Şeyhmus Ergün, Murat Kuzucu, Furkan Kalıma, Ozan Cem Aksoy ve Umur Balkan Şit ile örgüt üyelerinin de aralarında bulunduğu 69 şüpheli için menkul ve gayrimenkulleri ile şirket ortaklık paylarına, hak ve alacaklarına el koyulması kararı çıktı.

Aynı karar, Şapkalılar suç örgütü elebaşı Volkan Ramazan Ayhan, yönetici ve koordine edici konumda oldukları belirtilen Ataberk Taşkıran, Emre Kılıçkaya ve Diyar Altunkaynak ile örgüt üyelerinin de aralarında bulunduğu 69 şüpheli için de verildi.

Bakan Gürlek, şüphelilerin banka hesapları ve kripto varlıklarına el koyulduğunu açıklamıştı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturmaya ilişkin NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, milletin güvenliğini ve huzurunu hedef alan organize suç örgütleriyle mücadeleyi, yalnızca sahadaki unsurlarıyla değil, bu yapıları ayakta tutan finansal kaynaklarıyla da kararlılıkla sürdürdüklerini belirtmişti.

Bu kapsamda 22 Haziran'da tüm illerdeki 175 Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına "Organize Suç Örgütleri ile Mücadele" konulu genelge gönderildiğini aktaran Gürlek, genelgeyle ortaya konulan "topyekun mücadele" anlayışında önemli bir adım daha atıldığını ifade etmişti.

Bakan Gürlek, açıklamasında şunları kaydetmişti:

"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca, 4 ayrı yeni nesil suç örgütüne yönelik yürütülen mali soruşturmalar kapsamında 818 şüphelinin kiralık kasaları dahil tüm banka hesapları ile kripto varlıklarına el konulmuştur. Genelgemizde açıkça ortaya koyduğumuz üzere, örgütlerin suçtan elde ettikleri gelirleri kripto varlıklar, yasa dışı bahis, kumar ve benzeri yöntemlerle gizleme veya aklama girişimleri mali soruşturmalarla titizlikle takip edilmektedir. Suç örgütlerinin yalnızca insan kaynağını değil, finansal damarlarını da keseceğiz. Sokaktaki tetikçiden örgüt yöneticisine, azmettiriciden finansörüne, banka hesabından kripto varlığına kadar suç örgütlerinin tüm yapısını hedef almaya devam edeceğiz. Çocuklarımızı ve gençlerimizi suçun karanlık ağına çekmeye, esnafımızı ve vatandaşlarımızı tehdit etmeye, suçtan elde ettikleri gelirlerle güç devşirmeye çalışan hiçbir yapıya müsamaha göstermeyeceğiz." 

Mersin’den Cizre’ye skandal görüntüler

DEM Parti Milletvekilleri Ali Bozan ve Mehmet Zeki İrmez’in terör örgütü PKK’nın ilk kanlı eylemlerini "diriliş günü" ve "özgürlük şenliği" adı altında açıkça kutsayan sosyal medya paylaşımları ile bu organizasyonlara küçük çocukların alet edilmesi kamuoyunda infial yarattı

17.08.2026 21:08:00
Haber Merkezi
 
Mersin’den Cizre’ye skandal görüntüler
Mersin’den Cizre’ye skandal görüntüler
DEM Parti Milletvekilleri Ali Bozan ve Mehmet Zeki İrmez'in terör örgütü PKK'nın ilk kanlı eylemlerini "diriliş günü" ve "özgürlük şenliği" adı altında açıkça kutsayan sosyal medya paylaşımları ile bu organizasyonlara küçük çocukların alet edilmesi kamuoyunda infial yarattı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğini ve sivil vatandaşların can güvenliğini hedef alan, askeri garnizonları basarak kan döken bir terör şebekesinin ilk silahlı eylemleri, DEM Partili vekiller tarafından adeta resmi birer bayram gibi lanse edilmektedir.

Mersin Akdeniz'in ardından Şırnak Cizre'de (Cizîra Botan) düzenlenen bu sözde "kutlamalar", terör örgütünün şiddet tarihini meşrulaştırma ve tabana yayma çabasının koordineli bir propaganda faaliyeti olduğunu gözler önüne sermektedir.

Terörün İlk Kanlı Saldırılarına "Diriliş" Güzellemesi



15 Ağustos 1984 gecesi düzenlenen hain Eruh ve Şemdinli baskınlarında, vatan görevini yapan Jandarma Onbaşı Komando Er Süleyman Aydın ve Jandarma Astsubay Çavuş Memiş Arıbaş şehit düşmüştü. İlk şehitlerimizin kanının aktığı, feryatların yükseldiği bu katliam gecesinin 40 yılı aşkın süre sonra "Roja Vejînê" (Diriliş Günü) ve "Özgürlük Şenliği" olarak adlandırılması, aziz şehitlerimizin hatırasına ve Türk milletinin milli vicdanına yapılmış açık bir saldırıdır.

DEM Parti Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez'in paylaştığı "Bi şîara 'Bi gaveke berxwedanê ber bi hezar gavên azadiyê ve'..." ("Direnişle özgürlüğe doğru bin adım" şiarıyla...) ifadeleri, mecliste namusu ve şerefi üzerine anayasal düzene sadakat yemini eden bir milletvekilinin, devletin bütünlüğüne silah çeken bir terör odağının dilini ve ideolojisini doğrudan sahiplendiğini göstermektedir.

Çocukların Kirli Propagandaya Alet Edilmesi ve Tarihi İhanet Şebekesi

Mersin Akdeniz'deki etkinlik başta olmak üzere, bu provokatif organizasyonlara henüz algı dünyası şekillenmemiş küçük yaştaki çocukların dahil edilmesi infiali daha da büyütmektedir. Çocukların, bir terör örgütünün katliam kronolojisini öven sanatsal veya siyasi görünümlü etkinliklerin içine çekilmesi, evrensel çocuk haklarına ve pedagojiye indirilmiş ağır bir darbedir.

1984'teki ilk baskında terörist grubun askeri garnizona sızmasına rehberlik eden Seferi Yılmaz örneği, bu yapının sızma stratejisini açıkça ortaya koymaktadır. Hain eylemin kılavuzunun ilerleyen yıllarda Şemdinli Belediye Başkanı yapılması ve geçmişteki "çözüm süreci" dönemlerinde meclis çatısı altındaki komisyonlarda dinlenmesi, devletin ve hukukun iyi niyetli adımlarının terör odakları tarafından nasıl bir meşruiyet devşirme aracı olarak suistimal edildiğinin en somut tarihsel belgesidir.

Sonuç ve Yargı Beklentisi

Mersin'den Şırnak Cizre'ye kadar uzanan bu eş zamanlı terör övgüleri, münferit birer paylaşım değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin egemenlik haklarına ve toplumsal huzuruna karşı yapılmış planlı bir meydan okumadır.

Terörü "direniş ve diriliş" olarak makyajlayıp sokaklara taşıyan, çocukları bu kirli ajandaya alet eden siyasi uzantılar hakkında Cumhuriyet Savcılıklarının ve adli makamların anayasal düzene karşı işlenen suçlar kapsamında ivedilikle harekete geçmesi beklenmektedir.

2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı

Adana'da eşi ve 16 yaşındaki oğlunu bıçaklayarak öldüren tutuklu sanığa verilen 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından onandı

17.08.2026 17:10:00
İhlas Haber Ajansı
 
2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı
2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı
Adana'da eşini 39, oğlunu ise 49 yerinden bıçaklayarak öldüren sanığa verilen 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından onandı.

Olay, 19 Ağustos 2023'de merkez Çukurova ilçesine bağlı Toros Mahallesi 78101 Sokak'ta bulunan bir apartmanın 9'uncu katında meydana geldi. Sabaha karşı cinnet getiren Cem Suna, eşi Deniz'i (43) 39 yerinden ve oğlu Alperen'i (16) 49 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Olayın ardından yakalanıp tutuklanan Cem Suna 'canavarca hisle öldürme' suçundan hakim karşısına çıktı.

"Asıl mağdur benim"

Karar davasında hakim karşısında son savunmasını yapan Cem Suna, "Bugüne kadar sustuysam adalete güvenimden sustum. Herkes hükmünü vermiş. Asıl mağdur benim. Dünyası yıkılan, ailesi katledilen benim. Ne olduysa bana oldu. Eşim ve çocuğum sürekli gözümün önünde. Dışarı çıksam da bir şey değişmeyecek" dedi.

15 Ekim 2024'de Cem Suna'nın Adana 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde karar davası görüldü. Karar davasında Cem Suna'ya 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Karar Yargıtay'da onandı

Suna'nın avukatları Yargıtay'a başvurarak karara itiraz etti. Ancak Yargıtay'da cezada herhangi bir indirim yapmayarak 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Emekli Amiral Türker Ertürk gözaltına alındı

Eski Deniz Harp Okulu Komutanı emekli Tuğamiral Türker Ertürk, katıldığı bir yayındaki açıklamaları ve sosyal medyada paylaşılan video içerikleri nedeniyle başlatılan resen soruşturma kapsamında gözaltına alındı

17.08.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Emekli Amiral Türker Ertürk gözaltına alındı
Emekli Amiral Türker Ertürk gözaltına alındı
Eski Deniz Harp Okulu Komutanı emekli Tuğamiral Türker Ertürk, dijital platformlarda ve sosyal medya hesaplarında paylaşılan video içeriklerindeki ifadeleri nedeniyle adli takibata uğradı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen resen soruşturma kapsamında, Ertürk hakkında öğle saatlerinde gözaltı kararı uygulandı.

Soruşturmanın gerekçesi olan sözler

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Ertürk'ün internet ortamında yayılan bir programda sarf ettiği iddia edilen siyasi içerikli ifadeleri üzerine inceleme başlattı. Kamuoyunda geniş yankı bulan ve soruşturma dosyasına giren açıklamalarda Ertürk'ün şu sözleri kullandığı belirtildi:

"Bakın artık iktidar değişecek. Ama acılı ama acısız, iktidar değişecek. Onun için herkes aklını başına devşirmeli. Siz de, ben de... Tabii ki herkes de... Onun için Yüksek Seçim Kurulu'nun vicdanlarına ve hukuka göre karar vermelerini bekliyoruz. Yoksa ileride müşkülat yaşarız ülkece diye düşünüyorum."

Suçlamalar neler?

Başsavcılık tarafından yürütülen resen soruşturmanın detayları da netleşmeye başladı. Alınan bilgilere göre emekli Amiral Türker Ertürk'e, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında "halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit" ve "suç işlemeye tahrik" suçlamaları yöneltiliyor.

Emniyete götürüldü, savcılığa sevk edilmesi bekleniyor

Hakkında başlatılan adli sürecin ardından harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri, Türker Ertürk'ü saat 14.00 sıralarında gözaltına aldı. Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilerek savcılık makamına ifade vermesi beklenen Ertürk hakkında adli kontrol veya tutuklama talebinin gelip gelmeyeceği ise işlemlerin ardından belli olacak.

Sürece ilişkin güncel yasal ve idari gelişmeler yakından takip ediliyor.

Avukatlar, çerçeve yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine taşınmasını istedi

Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu, YENİ Parti'yi, çerçeve yasayı iptali için Anayasa Mahkemesine taşımaya davet etti. Yayımlanan yazılı basın açıklamasında, "YENİ PARTİ grubunda bu kanuna 54 milletvekili "ret" oyu vermiştir. Dolayısıyla ortada hukuken kullanılabilecek somut ve son derece açık bir yol vardır. 54 milletvekili bu kanunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyorsa bir araya gelerek grup kararı alması ve kanunu Anayasa Mahkemesine taşıması mümkündür" denildi  

17.08.2026 13:03:00 / Güncelleme: 17.08.2026 13:07:21
Haber Merkezi
 
Avukatlar, çerçeve yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine taşınmasını istedi
Avukatlar, çerçeve yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine taşınmasını istedi
Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu, yayımladıkları yazılı basın açılamasında çerçeve yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulması gerektiğini vurguladı. Avukatlar bunun için de YENİ Parti'ye çağrıda bulundular.

Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu Basın Açıklaması şöyle:

"Değerli Basın Mensupları, Türk Hukukçusu değerli meslektaşlarımız ve Büyük Türk Milleti. 

PKK'lı teröristleri affetme yasasına karşı tarihsel sorumluluklarının farkına varmaları, bir ulus devlet olan laik, sosyal ve hukuk devletimize karşı "etnik azınlık ırkçılığı" düşüncelerinin önünü açan bu çerçeve yasaya karşı Türk Milletinin yanında yer almaları gerektiği konusunda Ankara Barosu'nu ve Türkiye Barolar Birliği'ni 5 Ağustos tarihinde uyarmıştık. Ancak Anayasaya açıkça aykırılıklar taşıdığı kabul oyu veren milletvekillerince dahi sabit görülen bu kanuna karşı tek laf etmeyen bu iki kurum Avukatlık Kanunu'nun kendilerine yüklediği vazifeleri ihmal etmiş, bugün burada Türk Milliyetçisi Avukatlar olarak bu basın açıklamasını yapmamıza neden olmuşlardır. 

Ülkemizde 40 yılı aşkın süredir bölücü terör örgütlerinin saldırıları sonucunda binlerce vatandaşımız şehit olmuş, gazilerimiz çok ciddi bedensel zararlar görmüşlerdir. Kahraman gazilerimiz bugün hainler affedilmeye çalışılırken, dün yapılanlar bugün yokmuş gibi sayılırken Ankara Güvenpark'ta hak ettikleri konumu ve saygınlığı kazanmak için günlerdir nöbette beklemektedir.

Devletin birinci vazifesi terörü yok etmektir. Devlet terörle müzakere etmez. Devlet terör unsurlarıyla görüşmez. Devlet terör unsurlarını ancak teslim alır. Terör kahraman güvenlik güçlerimiz eliyle ezilip sindirilerek teslim alındıktan sonra, terör örgütüyle ilişkili kişilerin durumuyla ilgili düzenleme yapar. Böyle bir düzenlemenin temel amacı, olmazsa olmaz şartı "Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Ulusu varlığında bütünleşmedir". Böyle bir bütünleşmede olması gereken irade "Federasyon ve özerklik taleplerimizden vazgeçiyoruz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk Ulus Kimliğinin bir parçası olmayı kabul ediyoruz." olmalıdır. 

Yine böyle bir düzenlemede Türk ulus kimliği dışında etnik azınlık ırkçılığı fikriyle siyaset yapan bütün partiler yasaklanıp kapatılmalı, yine aynı amaçlarla faaliyet gösteren bütün sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine son verilmeli ve yasaklanmalıdır. Terör örgütü teslim olmadan güya olacağı varsayımıyla bugüne kadar olanları yok sayıp bu eli kanlı katil teröristlerin affını istemek toplumsal barış ve uzlaşı duygusundan değil, ancak ihanete ortak olmaktan doğan aşağılık bir davranıştır. 

Diğer taraftan ihanet karşısında sessiz durmakta ihanete ortak olmaktır. Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği!ni sessiz kalmamaya çağırıyoruz. Çünkü; Devlet, kendi otoritesiyle mücadeleye girişen terör örgütlerini birbirinden ayırmaz, içlerinden birini ayırıp onunla ilgili özel düzenlemeler yapmaz, diğer terör örgütlerinin amaçlarına ulaşmak için eylemlerini artırma konusunda onları teşvik eden görüşmeler ve yasal düzenlemeler yapmaz. 



Bu çerçeve yasa koşullu özel af mahiyeti taşımaktadır. "1 Haziran 2005 tarihinden günümüze kadar terör faaliyetleri kapsamında suç işleyenler teklif hükümlerinden yararlanabilecek." demek suretiyle bebek katili terörist başının da bu tarihten sonraki suçları örtülü olarak af kapsamına alınmıştır. Zira İmralı'daki hücresinde avukatları ve kendisine gelen heyetler marifetiyle terör örgütüne verdiği talimatlarla işlenen suçlar, bu kapsam dışında bırakılmıştır. Her ne kadar kasten öldürme suçu teklif kapsamı dışında tutulmuş ise de, teklif hükümlerine göre; Kamu görevlisi, asker, öğretmen, mühendis, çocuk, genç, yaşlı, kadın ayırt etmeksizin binlerce insanın katledildiği terör suçlarının işlendiği süreçte örgütü yöneten kişiler haklarında hiçbir soruşturma işlemi olmadan serbest bırakılabileceklerdir. Terör örgütü yöneticilerinin haklarında soruşturma başlatılmış olsa bile, bunlar kasten öldürme suçlarının işlenişine herhangi bir şekilde iştirak edip etmedikleri araştırılmadan soruşturmaları Cumhuriyet Savcısının kararıyla ertelenebilecektir. Bu karara karşı sulh ceza hakimleri kararı inceleyip karara bağlayacaktır. Dolayısıyla kişilerin ağır suretle yaralanmaları ve sürekli engelli kalmaları sonucunu doğuran saldırıları gerçekleştiren örgüt mensupları haklarında soruşturma işlemi yapılmadan tamamen serbest bırakılacaklardır. 

Çerçeve yasasının 7. maddesinin 4. fıkrasının hukuk devletiyle bağdaşan hiçbir yönü bulunmamaktadır. Çünkü haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılanlarla ilgili olarak verilen erteleme kararı üzerine başlatılan denetim sürecinde terör örgütü mensupları hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmadan seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir. Çerçeve yasası kapsamında kurulacak kurullara yargı organı konumu verilmekte ve 10. madde ile bu kurullarda görev yapan kamu görevlilerine yaptıkları işlerle ilgili hukuki, idari ve cezai sorumluluğun doğmayacağına ilişkin güvence sağlanmaktadır. Millet için yapılan bir hizmetle ilgili hukuki sorumluluktan kaçmak, cezai sorumluluktan korkmak, her şeyden önce yaptığı işin doğru olmadığını peşinen kabul etmektir. Yine çerçeve yasa kapsamında bir yürütme organı olan Milli Güvenlik Kuruluna yargı organı konumu verilmektedir. Terör örgütü üyesi teröristlerle ilgili bir karar verirken yargı organlarını Milli Güvenlik Kurulunun yapacağı tespitler bağlamaktadır. Bağımsız mahkemelerin kararları Milli Güvenlik Kurulu'nun tespitlerinin vesayeti altına alınmıştır. 

Çerçeve yasasının gerekçesinde "Milli egemenlik ilkesi ve ortak vatandaşlık bilinci etrafında şekillenen…" ifadesindeki ortak vatandaşlık bilinci bu çerçeve yasasından sonra gündeme getirilecek olan yeni anaysa çalışmalarındaki devletin kurucu unsurları adı altında Türk ulusunun egemenliğine ortak koşma çalışmalarının bir işaretidir. Gelinen noktada Türk Ulusu'nun bu hukuksuzluğa karşı haklarının korunması için önümüzde çok açık bir Anayasal denetim yolu bulunmaktadır. 

Anayasa'nın 150. maddesi, kanunların Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla doğrudan Anayasa Mahkemesine götürülmesini üç ayrı yoldan mümkün kılmaktadır:

* Cumhurbaşkanı, 
* Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubu ve
* TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki milletvekilleri. 

Cumhurbaşkanının ve iktidar partisinin bu kanunu Anayasa Mahkemesine götürmeyeceği siyasi irade olarak ortaya çıkmıştır. 120 milletvekilinin imzasını toplamak da mevcut Meclis aritmetiği içerisinde son derece güç görünmektedir. Zira kanuna karşı çıkan milletvekillerinin sayısı dahi 120'ye ulaşmamaktadır. Ancak burada kamuoyunun bilmediği, son derece önemli bir anayasal imkan daha vardır: Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde 91 milletvekili bulunan YENİ PARTİ, en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubundan biridir. 91 milletvekilinin salt çoğunluğu olan 46 milletvekilinin grup kararı yeterlidir. Ve bildiğimiz üzere YENİ PARTİ grubunda bu kanuna 54 milletvekili "ret" oyu vermiştir. Dolayısıyla ortada hukuken kullanılabilecek somut ve son derece açık bir yol vardır. 54 milletvekili bu kanunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyorsa bir araya gelerek grup kararı alması ve kanunu Anayasa Mahkemesine taşıması mümkündür. 

Başlığıyla içeriği dahi birbirini tutmayan, terör örgütü PKK'lılar lehine infaz düzenlemeleri içeren kanunun Anayasa'ya uygun olup olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi gerekmektedir. 

Biz Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu olarak Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu'nun yapmadığı çağrıyı YENİ PARTİ milletvekillerine yapıyoruz. Milletvekillerinin görevi yalnızca kanunlara oy vermek değildir. Anayasa'nın üstünlüğünü ve hukuk devletini korumak da milletvekilliğinin asli sorumluluklarındandır. Sadece seçim bölgesindeki seçmen hassasiyetini gözeterek oy vermekten öte, gerçekten bahsettiğimiz milli kaygılarla hayır oyu verdiyseniz bir araya gelerek alacağınız grup kararıyla bu yasanın iptali için Anayasa mahkemesine başvurmalısınız. 

Türk süngüsü ve coşkun ırmaklar gibi akan Türk kanıyla elde edilen bağımsızlık ve ulusal egemenliğimiz, kimseye verilemez, kimseyle ortak koşulamaz.

Egemenliğimize zarar verecek her türlü terör örgütüyle müzakere ve yasal düzenlemelere karşı tek başımıza kalsak dahi mücadeleye devam edeceğiz. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bizlere emanet ettiği laik, sosyal, hukuk devleti olan Türk Cumhuriyeti Devletini ve ulus kimliğimiz Türklüğü savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Ankara Barosu'ndaki Türk hukukçularının rehberi Ulu Gazi'nin yalnızca Gençliğe Hitabesi değil, her an yüreğimizde kor ateşiyle duran Bursa Nutku da olacaktır. Herkes sussa da Ankara Barosu'nda Türk Hukukçuları susmayacaktır.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye'nin devlet politikası olduğunu vurgulayarak "Şehit ve gaziler ile ailelerinin hatıralarına en küçük bir leke sürdürülmemiştir." dedi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye'nin devlet politikası olduğunu vurgulayarak "Şehit ve gaziler ile ailelerinin hatıralarına en küçük bir leke sürdürülmemiştir." dedi

17.08.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye'nin devlet politikası olduğunu vurgulayarak "Şehit ve gaziler ile ailelerinin hatıralarına en küçük bir leke sürdürülmemiştir." dedi
 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye'nin devlet politikası olduğunu vurgulayarak "Şehit ve gaziler ile ailelerinin hatıralarına en küçük bir leke sürdürülmemiştir." dedi
MHP lideri Devlet Bahçeli, "Terörsüz Türkiye"nin bir devlet politikası olduğunu, TBMM'de kabul edilen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" ile önemli bir aşamaya geçildiğini söyledi.
Bahçeli, "Kanunun 467 milletvekilinin oyu ile kabul edilmiş olması 'Terörsüz Türkiye'ye, milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı göstermektedir" dedi.
"Milletimizin kahir ekseriyeti Terörsüz Türkiye'nin yanında duruyor" diyen Bahçeli, "Süreçte vatan, millet, bayrak ve tüm mukaddes değerler uğruna toprağa düşmüş aziz şehit ve gazilerimiz ile onların muhterem ailelerinin hatıralarına en küçük bir leke sürdürülmemiştir. Vurgulamak isterim ki bu aşamaya onlar sayesinde, onların kutlu mücadelelerinin sonucunda gelinmiştir. Bununla beraber Gazi ordumuzun ve fedakâr milletimizin dünden bugüne terörle mücadele hafızası, azmi ve iradesi bütün aşamalarıyla sahiplenilmiştir. Gizli kapaklı herhangi bir pazarlık, vatandaşlarımızın bilgisi dışında bir yol söz konusu olmamıştır. Sürecin hassasiyetine uygun bir üslupla, sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle hareket edilmiştir" diye konuştu.

'Süreci karalamak isteyene fırsat yok'
Süreci karalamak isteyenlere karşı uyarılarda bulunan Bahçeli şu ifadeleri kullandı;
"Şüphesiz fitne fesat çıkarmak, iftira ile gelişmeleri enfekte etmek isteyen dahili ve harici karanlık odaklar olacaktır. Provokasyonlara karşı aziz milletimizi duyarlı olmaya davet ediyorum. Süreci karalamak ve çarpıtmak isteyenlere fırsat vermeyecek, emperyalizmin taşeronlarının kışkırtıcı hamlelerine, onların içerideki sözcülerine imkan tanımayacağız."

'Kanun bir af düzenlemesi değil'
Çıkarılan kanunun bir af düzenlemesi olmadığını hatırlatan Devlet Bahçeli, "Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri bütün hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacak, suçun vasfına, mahkûmiyet kararına veya ceza sorumluluğuna ilişkin herhangi bir değişiklik olmayacaktır. Bu yönüyle Kanun, hukuki niteliği itibarıyla ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliği taşımaktadır." dedi.

Türkiye bugün saat 03.02'de bir kez daha 17 Ağustos 1999'daki depremde yaşamını yitirenleri andı

Türkiye bugün saat 03.02'de bir kez daha 17 Ağustos 1999'daki depremde yaşamını yitirenleri andı. Prof. Dr. Naci Görür, olası bir depreme karşı uyarılarını sürdürdü

17.08.2026 12:00:00
Haber Merkezi
 
Türkiye bugün saat 03.02'de bir kez daha 17 Ağustos 1999'daki depremde yaşamını yitirenleri andı
Türkiye bugün saat 03.02'de bir kez daha 17 Ağustos 1999'daki depremde yaşamını yitirenleri andı
Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçti.

Türkiye tarihine bir "felaket" olarak geçen 7,4 büyüklüğündeki deprem, saat 03.02'de meydana geldi ve 45 saniye sürdü. Sarsıntı Kocaeli, Yalova, Sakarya, İstanbul ve Düzce'de yıkıma neden oldu.

17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı.

Yaklaşık 200 bin kişinin evsiz kaldığı, 66 bin 441 konut ve 10 bin 901 iş yerinin yıkıldığı depremden 16 milyona yakın kişi farklı düzeylerde etkilendi, 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 iş yerinde hasar tespit edildi.

İstanbul'da 454 kişi yaşamını yitirdi. Yalova, Düzce ve Gölcük'ten kentteki hastanelere getirilen yaralılardan hayatını kaybedenlerle bu sayı 981'e çıktı.

Binaların depreme dirençli hale getirilmesine ilişkin çalışmalar tüm hızıyla sürerken uzmanların uyarıları da sürüyor.

Türkiye'de kentsel dönüşüm destekleri başta olmak üzere bugüne dek birçok adım atıldı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, geçtiğimiz günlerde İstanbul'da kentsel dönüşümü tamamlanan bağımsız bölüm sayısının 1 milyona ulaştığını belirterek "Şehrimizi afetlere hazırlamak için dönüşüme süratle devam edeceğiz." ifadesini kullandı.

Konuyla ilgili olarak bakanlıktan yapılan açıklamada da Kentsel Dönüşüm Başkanlığı'nın, kurulduğu 2012'den bu yana Türkiye genelinde deprem ve diğer afetlere karşı riskli binaların dönüşüm süreçlerini yürüttüğü belirtildi.

Bugüne kadar 81 ilde 2 milyon 761 bin bağımsız bölümün dönüşüm kapsamına alındığı belirtilen açıklamada, 2 milyon 378 bin bağımsız bölümün dönüşümünün tamamlandığı, 383 bin bağımsız bölümün dönüşümünün ise devam ettiği vurgulandı.

Kentsel Dönüşüm Başkanlığının iki kentsel dönüşüm projesinden birini deprem tehdidiyle karşı karşıya olan İstanbul'da hayata geçirdiği vurgulanarak "İstanbul'da 2012'den bu yana 1 milyon 298 bin bağımsız bölüm dönüşüm kapsamına alındı. 1 milyon 7 bin bağımsız bölümün dönüşümü tamamlandı. Kentte 291 bin bağımsız bölümün dönüşümü ise devam ediyor" bilgisine de yer verildi.

"Er ya da geç büyük bir deprem olacak"

Dr. Naci Görür de 17 Ağustos'un yıldönümü nedeniyle kişisel X hesabında yayınladığı mesajda Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlattı.

Türkiye'nin ülkeyi depreme dirençli hale getirmeye gücü olduğunu belirten Görür, şöyle konuştu:

"Arkadaşlar kendimizi aldatmayalım. Bir deprem ülkesinde yaşıyoruz. Er veya geç, orada veya burada büyük bir deprem olacak ve binlerce insan ölecektir. Bırakın fayı, bırakın yeri, insanlar ölmesin istiyorsanız ülkenizi deprem dirençli yapınız ve depremi minimum zararla atlatınız. Bütün iş bir bakanlık kurup bunu en az 20 sene siyaset yapmadan ciddiyetle çalıştırmak gerekir. Türkiye'nin bunu yapmaya gücü vardır."

Kene ısırması nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 12'ye yükseldi

Kene ısırması sonrası tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Bekir Selvi'nin amcasının oğlunun da 2020 yılında yine kene ısırması sonucu öldüğü belirlendi

16.08.2026 18:30:00
Haber Merkezi
 
Kene ısırması nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 12'ye yükseldi
Kene ısırması nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 12'ye yükseldi
Kene ısırması sonrası tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Bekir Selvi'nin amcasının oğlunun da 2020 yılında yine kene ısırması sonucu öldüğü belirlendi.
Sivas il merkezine bağlı Kızılca köyünde yaşayan, emekli ve nakliyat işleriyle uğraşan 6 çocuk babası Bekir Selvi'ye arazide kene tutundu.

Bir süre sonra rahatsızlanan Selvi, yakınları tarafından durumu fark edilerek hemen Sivas Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Daha sonra Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildi.

Hastanede yapılan ilk tetkiklerin ardından KKKA hastalığı şüphesiyle anestezi yoğun bakım servisinde tedavi altına alınan Selvi, bu sabah yaşam mücadelesini kaybetti.

Hastane morgundan yakınları tarafından teslim alınan Selvi'nin cenazesi, toprağa verilmek üzere Kızılca köyüne götürüldü.

Hayatını kaybeden Bekir Selvi'nin amcasının oğlu Bilal Selvi'nin de Haziran 2020'de kene ısırması sonucu hayatını kaybettiği öğrenildi. Aynı aileden ikinci kişinin de kene nedeniyle hayatını kaybetmesi köyde büyük üzüntüye yol açtı.

Bu yıl KKKA hastalığı nedeniyle çevre kentler ile Sivas'ın ilçelerinden getirilen ve tedavi gördükleri sırada hayatını kaybedenlerin sayısı 12'ye yükseldi.

'Evet' diyenler PKK’nın bitmeyen taleplerine kapı araladı

"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen 12 maddelik 'çerçeve yasa', PKK cephesinde yetersiz bulundu

16.08.2026 18:22:00
Haber Merkezi
 
'Evet' diyenler PKK’nın bitmeyen taleplerine kapı araladı
'Evet' diyenler PKK’nın bitmeyen taleplerine kapı araladı
"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen 12 maddelik 'çerçeve yasa', PKK cephesinde yetersiz bulundu.

Terör örgütü elebaşı Murat Karayılan, yayımladığı Kürtçe video mesajda, Cumhuriyet tarihinde Kürt iradesinin tanınması adına bu yasanın yeni bir adım olduğunu belirtse de düzenlemenin yapısal eksiklikler taşıdığını ve sorunun özünü ıskaladığını iddia etti.

"Mesele Sadece Silah Bırakmaya İndirgenemez"



Yasanın çerçevesinin çok dar tutulduğunu ve yüzyıllık bir sorunu çözmekten uzak olduğunu savunan Karayılan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. İçinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri ve hareketimizin görüşleri dikkate alınmamış. Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu dar yaklaşım sorunu çözüme kavuşturamaz. Mücadeleyi silah zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız ancak bunun için imkan yaratılmalıdır."

Ankara'ya "Öcalan'ın Fiziki Özgürlüğü" Şartı



Sürecin başlangıcında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Öcalan Meclis'e gelsin, DEM Parti grubunda konuşsun" çağrısını hatırlatan Karayılan, örgütün Fesih Kongresi kararlarını bu esas üzerine aldığını belirtti. Sürecin İmralı üzerinden yürütülmesi gerektiğini savunan terör örgütü elebaşı, "Sürecin mimarı zindandaysa bu iş yürümez. Öcalan'ın fiziki özgürlüğü bu sürecin olmazsa olmazıdır. O hapisteyken kimse silah bırakamaz, ancak kendisi devreye girerse bu durum gerçekleşebilir" diyerek Ankara'ya şart koştu.

Siyasi Partilere Eleştiri: "Halen Terör Diyorlar"

Karayılan, Meclis'teki yasal düzenlemeyi gerçekleştiren iktidar bloku (AKP ve MHP) ile sürece karşı çekimser veya yetersiz destek veren muhalefetin (CHP) mevcut yaklaşımını şu sözlerle eleştirdi:

Kalıcı barışın Türkiye halklarına ve Orta Doğu'daki Türkiye öncülüğüne büyük kazançlar sağlayacağını ifade eden Karayılan, devlet aklının halen güvenlikçi politikalardan sıyrılamadığını öne sürdü. "Biz demokratik cumhuriyete katılmak istiyoruz ancak karşı tarafın yaklaşımı böyle değil, halen bizi terörist ve suçlu sayıyorlar" diyerek iktidarın dilini eleştirdi.

Geçmişle yüzleşilmesi gerektiğini belirten Karayılan, Meclis çatısı altında bir "Adalet ve Hakikati Açığa Çıkarma Komisyonu" kurulmasını talep etti.

Silahlı mücadele stratejisini sonlandırdıklarını iddia eden Karayılan, Ankara'daki tüm aktörlerin Kürt realitesini anayasal ve hukuki zeminde tanımadığı sürece "çerçeve yasa"nın tek taraflı bir dayatmadan öteye geçemeyeceğini savundu.

Kuzey Marmara Otoyolu'nda feci kaza

İstanbul Sarıyer'de Kuzey Marmara Otoyolu'nda PTT kargo kamyonu otomobile arkadan çarptı. Kazada 1'i çocuk 2 kişi hayatını kaybederken 6 kişi de yaralandı

16.08.2026 16:50:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kuzey Marmara Otoyolu'nda feci kaza
Kuzey Marmara Otoyolu'nda feci kaza
Kaza, Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy Mevkii'nde yaşandı. Edirne istikametine seyreden PTT'ye ait kargo kamyonu, 34 PRV 011 plakalı otomobile çarptı. Feci kazada, otomobilde bulunan aileden 1'i çocuk 2 kişi hayatını kaybetti, 6 kişi de yaralandı.

İhbar üzerine olay yerine çok sayıda sağlık ekibi ve itfaiye sevk edildi. Yaralılar sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastanelere kaldırıldı. Olay yerinde hayatını kaybettiği anlaşılan 1'i çocuk 2 kişinin cenazesi Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

Kaza nedeniyle Kuzey Marmara Otoyolu Edirne istikametinde trafik tamamen durdu. Ekipler araçların kaldırılması için çalışma başlattı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.