Parmaklarından binlerce masum insanın kanı damlayan insan kasabı İsrail Devlet Başkanı Şaron ile bizim devlet adamlarımız el sıkışacak.
Son on yıldır Filistin'de estirilen İsrail terörünün ve dökülen kanların birinci dereceden sorumlusu olan Şaron'un Türkiye tarafından ağırlanması, tarihe, coğrafyaya hatta insanlığa ihanetle eşdeğer bir cürüm. Şaron gibi ırkçı, savaş suçlusu kanlı katilleri cesaretlendirecek bir gaflet örneği olsa gerek.
1982'de Lübnan'da BM denetimindeki mülteci kamplarında 2 bin Filistinliyi katlettiren ve bugün Türkiye'ye gelecek olan İsrail Başbakanı Ariel Şaron, her fırsatta değişmediğini söylüyor.
Katliamları ile adeta gurur duyuyor. Nitekim, Şaron başbakan olduğu şubat ayından bu yana uygulamalarıyla da değişmediğini gözler önüne serdi!
Bu yılın şubat ayında yapılan seçimlerde İsrail halkının yüzde 60'ının oyunu alarak, bir önceki başbakan Ehud Barak'ı yenilgiye uğratan Şaron, aradan geçen 3 ay içinde de 'değişmediğini, insan kasabı ruhunu' koruduğunu Filistinlilere yaptığı zulümle bir kez ortaya koydu.
Başbakan Şaron, "Bir zamanlar aşırı uçta bir politikacı olarak kabul ediliyordunuz, şimdi popüler bir başbakansınız, İsrail mi değişti, Ariel Şaron mu?" sorusunu şu cevabı verdi:
"Ben hala aynı Şaron'um, ancak insanlar durumu daha iyi anlamaya başladılar. Acı verici tavizler vermeye hazırım, fakat Yahudilerin güvenliğini koruma konusuna gelince aynı Şaron'um, bu konuda taviz vermem söz konusu değil!"
Bu arada ziyaret öncesinde İsrail basınında, iki ülkenin "stratejik ortaklığa" gitme yolunda olduğu yazılırken, Şaron, ilişkileri "demokrasilerin ittifakı" olarak tanımlıyor. Eğer demokrasi Şaron'lara kalmışsa vay insanlığın haline. Ve demokrasiyi Şaron'dan öğreneceksek vay Türkiye'nin haline.
Türkiye'yi kendi düşmanları olan İran, Irak ve Suriye'ye karşı kışkırtan İsrail ile girdiğimiz çarpık ilişkiyi gözden geçirmek için meşru bir mazeret olarak kullanabileceğimiz Şaron'un iktidarını İsrail'in daha bir kucağına oturmak için fırsat olarak algılayan siyasi iktidar tarihî bir yanlışa imza atıyor. Bu fotoğrafı tarih sayfasından silmek için çok uğraşacağız. Tıpkı bir zamanlar Cezayir'e karşı Fransa'nın yanında yer aldığımızı hatırladıkça nasıl kahroluyorsak bu da kahreden kötü bir anı olarak kalacak. Müslümanlara karşı önyargılı Batılı devletlerin dahi ülkelerine kabul etmedikleri ve ilk fırsatta savaş suçlusu olarak yakalayıp derdest edecekleri bir katili biz nasıl elüstünde tutabiliriz.
Siyaset kendine gelmeli. İktidarı ile muhalefeti ile vicdan ve tarih şuuruna sahip siyasetçiler bu fotoğrafa izin vermemeli. Vermemeliydi.
Son on yıldır Filistin'de estirilen İsrail terörünün ve dökülen kanların birinci dereceden sorumlusu olan Şaron'un Türkiye tarafından ağırlanması, tarihe, coğrafyaya hatta insanlığa ihanetle eşdeğer bir cürüm. Şaron gibi ırkçı, savaş suçlusu kanlı katilleri cesaretlendirecek bir gaflet örneği olsa gerek.
1982'de Lübnan'da BM denetimindeki mülteci kamplarında 2 bin Filistinliyi katlettiren ve bugün Türkiye'ye gelecek olan İsrail Başbakanı Ariel Şaron, her fırsatta değişmediğini söylüyor.
Katliamları ile adeta gurur duyuyor. Nitekim, Şaron başbakan olduğu şubat ayından bu yana uygulamalarıyla da değişmediğini gözler önüne serdi!
Bu yılın şubat ayında yapılan seçimlerde İsrail halkının yüzde 60'ının oyunu alarak, bir önceki başbakan Ehud Barak'ı yenilgiye uğratan Şaron, aradan geçen 3 ay içinde de 'değişmediğini, insan kasabı ruhunu' koruduğunu Filistinlilere yaptığı zulümle bir kez ortaya koydu.
Başbakan Şaron, "Bir zamanlar aşırı uçta bir politikacı olarak kabul ediliyordunuz, şimdi popüler bir başbakansınız, İsrail mi değişti, Ariel Şaron mu?" sorusunu şu cevabı verdi:
"Ben hala aynı Şaron'um, ancak insanlar durumu daha iyi anlamaya başladılar. Acı verici tavizler vermeye hazırım, fakat Yahudilerin güvenliğini koruma konusuna gelince aynı Şaron'um, bu konuda taviz vermem söz konusu değil!"
Bu arada ziyaret öncesinde İsrail basınında, iki ülkenin "stratejik ortaklığa" gitme yolunda olduğu yazılırken, Şaron, ilişkileri "demokrasilerin ittifakı" olarak tanımlıyor. Eğer demokrasi Şaron'lara kalmışsa vay insanlığın haline. Ve demokrasiyi Şaron'dan öğreneceksek vay Türkiye'nin haline.
Türkiye'yi kendi düşmanları olan İran, Irak ve Suriye'ye karşı kışkırtan İsrail ile girdiğimiz çarpık ilişkiyi gözden geçirmek için meşru bir mazeret olarak kullanabileceğimiz Şaron'un iktidarını İsrail'in daha bir kucağına oturmak için fırsat olarak algılayan siyasi iktidar tarihî bir yanlışa imza atıyor. Bu fotoğrafı tarih sayfasından silmek için çok uğraşacağız. Tıpkı bir zamanlar Cezayir'e karşı Fransa'nın yanında yer aldığımızı hatırladıkça nasıl kahroluyorsak bu da kahreden kötü bir anı olarak kalacak. Müslümanlara karşı önyargılı Batılı devletlerin dahi ülkelerine kabul etmedikleri ve ilk fırsatta savaş suçlusu olarak yakalayıp derdest edecekleri bir katili biz nasıl elüstünde tutabiliriz.
Siyaset kendine gelmeli. İktidarı ile muhalefeti ile vicdan ve tarih şuuruna sahip siyasetçiler bu fotoğrafa izin vermemeli. Vermemeliydi.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
İbrahim Berk / diğer yazıları
- Cübbe düştü haç göründü / 07.01.2020
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014

































































































