Yıkılan şehirlerimizin yeniden yapılanması gündeme gelirken kentleşme olgusunu yoklamak istiyoruz.
Kentleşmenin amacı, tüm toplumsal değerlerden yararlanmak ve daha iyi bir yaşam özleminin gerçekleşmesinin sağlanmasıdır. Ancak çağdaş kent düzenlemeleri aşırı nüfus yoğunluğu, yüksek yapılaşmalar, motorlu taşıtlar, ulaşım ağları ve üretim birimleri ile insan sağlığını tehdit eden bir durum ortaya koymaktadır. Günümüzde kentsel yerleşme alanlarında insan ikinci plana itilmiş, gerçek amacın insan olduğu unutulmuştur. İnsan ölçeğindeki mekânlar eski biçimlerini yitirmekte ve giderek yok olmaktadır. Sonuçta kent yapay nitelikte kentsel yaşamı oluştuğu ve insan yapısı çevrenin doğal çevreye egemen olduğu bir ortam durumuna gelmektedir.
Çok değişik faktörler (ekonomik, coğrafya, toplumsal, politik nedenler gibi) çeşitli kimlikler ve görünümlerde kentlerin doğmasına neden olmuştur. Bir kavşakta kurulan kentler tatil şehirleri ve endüstri kentleri örnek olarak verilebilir. Kentler değişik faktörlerin etkisinde oluşan toplumsal, ekonomik, politik ve ruhsal niteliklerin doğal ve kültürel yaşam biçimleri olarak tanımlanabilir.
Kent kimliğinin oluşmasında diğer faktörlerin yanı sıra nüfus artış hızı da oldukça önem taşımaktadır. Hızlı nüfus artışı ve beraberinde gelen hızlı kentleşme ile kent dokusu değişebilmektedir. Örneğin Bursa ve Edirne'yi ele alalım. Yeşil Bursa-Türbeler Diyarı Bursa olarak nitelendirilen bu kentimiz hızlı nüfus artışı nedeniyle özelliğini yitirerek hava kirliliğiyle anılmaktadır. Edirne ise nüfus artış hızının düşük olması nedeniyle kent kimliğini fazla yitirmemiş, tarihi ve kültürel kent dokusunu korumuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin oldukça ilginç dokulara sahiptir. Bölgenin iklim özellikleri grift, sıkışık yoğun olan en ilginç kent doku örnekleri oluşmasında etkili olmuştur. Genelde Türk kentlerinin kimliklerinin belirlenmesinde temel faktörler nüfus artışı, kentleşme ve endüstrileşmedir. Uygarlık seviyesini yükselten kentler maalesef eski kent dokularını yitirmekte, tarihi dokuları zarara uğratmaktadırlar. Böylece kent kimliği tarihi dokulardan oluşan kentler, kimlik sorunu ile karşı karşıya kalmışlardır.
Tarihi doku demişken son depremde yok olma noktasına gelen kentlerimizden Hatay'a dokunmadan geçemeyiz.
Kültür mirasımızın yaşatılmasında tüm kentlerimizin önemi ortadadır.
Ancak bu yazımızda Mustafa Kemal Atatürk'ün "şahsi meselem" dediği Hatay için parantez açalım.
Depremde kentin büyük bölümü yıkılmış durumda. Anadolu'nun ilk camisi Habibi Neccar çökmüş, kiliseler, havra zarar görmüş… Tarihi doku parçalanmış… Meclis binası yıkılmış.
Kentlerimize kişilik veren, kentlilerin kendilerini kentle özdeşleştirebileceği çeşitli unsurlardan en belirgin ve etkin olanı, kentin yaşam mekânlarına dördüncü boyutu-zaman boyutunu veren tarihi çevrelerdir.
Kenti ayağa kaldırmak için, özellikle tarihi çevrelerde uygulanacak kentsel tasarım stratejilerinde özenle davranılması gerekli ve zorunludur.
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
























































