Kırmızı yandı durduk…
Yol kenarında duran, kızlı erkekli küçüklü-büyüklü iki-üç çocuk arabanın yan camlarına hücum ettiler…
Talepleri malum.
Her gün kaçımız bu manzara ile karşılaşıyoruz kim bilir? Hareket etmemize engeller. Neyse ki arkadan korna çalıyorlar, biz onları ezmekten korkarak yavaş, yavaş ilerliyoruz. Bu durum onların umurunda bile değil. Onlar üç kuruş için dilenirken, annesi kundağındaki bebeği ile az ileride kaldırıma çökmüş manzarayı izliyor… Kiminin üstünde başında yok, kiminin ayağında… Adeta bir zengin bana vursa da birkaç kuruş alsam modundalar.
Bu hallerini gördükçe insanın yüreği sızlıyor.
Peki, anladık, fukaralık ve açlık büyüklerin sınavı… Henüz saçı bitmemiş -yetim veya değil- kundak içinde, yol kenarında yaşamı algılamamış bebelerin bu senaryodaki rolleri ne? O minicik ciğerleri egzoz kokusunu solumak zorunda mı? Bunun için günahları ne?
* * *
Büyük şehirlerde bu manzarayı kabullenmiş lüks araçlar yanlarından geçerken bu çocuklar acaba ne düşünüyorlar? Yarın öbür gün büyüdüklerinde, yol kenarı çocukları olarak yaşadıkları bu travmaları nasıl bir davranış ve intikam biçimine dönüştürecekler? Servet düşmanı olarak araç mı çalacaklar yoksa camlarını kırıp yakacaklar mı?
Devlet ve servet düşmanlığının alabildiğine yaygınlaştığı ülkede yol kenarı çocuklarına sahip çıkılamamasının bedelini yarın kimler ödeyecek? Bugün için önemli görmediğimiz bu durum gelecekte karşımıza nasıl bir olumsuzluk olarak yansıyacak?
Kolayımıza gelip Suriyeli diye küçük gördüklerimizin yanında farklı ülkelerden kaçak gelmiş, nüfus cüzdanı bile olmayan, hayatın sıfır noktasında durup bu işi meslek edinmiş olanları ne yapacağız? Hani bir söz vardır: "Dünya da en tehlikeli silah; ölümü göze almış insandır" diye… Bunu biraz değiştirerek söylersek, yaşamak için her şeyi göze almış olan insanlar çocuklarına neler yaptırmazlar ki? İnsan düşünmek bile istemiyor…
Refah düzeyinin ve milli gelirin böylesine yüksek olduğu iddia edilen bir ülkede; bu manzaralar bizim gibi yardım kuruluşlarının başında olup, milyarlarca maaş alan yöneticilerin bulunduğu makamdaşlara ne kadar yakışıyor?
Mesele bunları polisiye tedbirler ile toplayıp dağıtmakla çözülemiyor. Önemli olan bu manzaraları oluşturan kitlelerin köküne inip kalıcı çözümler üretmekte.
Peki ya bu yol kenarı çocukları fütursuz davranışları sonucu bir trafik kazasına neden olsalar, yolunda giden sade bir vatandaşımızın bütün dünyasını alt üst etseler, yıllar süren yargı süreçlerine neden olsalar, bunun suçlusu kim olacak?
Arabanızın camını kırdı diye yakalayıp iki tokat attığınız bir genç serbest bırakılırken siz yargılansanız, kim tarafından sahipleneceksiniz?
Bu soruların diğerleri gibi cevabı yok.
Maalesef Türk insanı sokaklardan caddelere taşan yol kenarı çocuklarının tehdidi ile karşı karşıya… Yanlarından geçen polis araçlarına bile aldırmayacak, onlardan kaçmayacak cesareti nereden alıyorlar?
Ülkelerine dönmeleri için çözüm yaratılamadığına göre, iş devlete düşüyorsa bunun vatandaşla bilgi olarak paylaşılması gerekmez mi? Bu tür sorumsuz ebeveynlerden başlayarak, çocukların toplanması ve rehabilite edilmesi korunması şart değil mi? Bununla ilgili tedbirleri sadece bir kurumun sorumluluğuna bırakamazsınız. Milli eğitimi, sosyal hizmetleri, Kızılay'ı, Yeşilay'ı, yerel belediyeleri, Emniyet teşkilatı dâhil olmak üzere pek çok kurumun işbirliği yapmasını gerektiriyor. Bu sorun ancak böylece kontrol altına alınabilir.
* * *
Muhtaçlığa gelince…
Gerçek anlamda muhtaç olanlar ile bunu meslek haline getirmiş olanları vatandaşın ayırt etmesi mümkün değil.
Hele hele bizler gibi yufka yürekli, saf insanların fakir-fukaraya yardımlarını esirgemeleri mümkün değil. "Ben Allah rızası için verdim, kandırıyorsa onun sorunu" diye kendimizce geliştirdiğimiz savunma mekanizmamız nedeni ile yardım etmekten vazgeçmemiz de mümkün değil.
Dün kapımızın önünden bir gece yarısı motorumuzu çalmaya uğraşanlar, yarın evlerin kapısını zorlayıp uykuda içeriye girmeye başladıklarında ne yapacağız?
Pandemi belası ile uğraşırken, şimdi bir de başımıza bunları çıkarmayın diyenleri duyar gibi oluyorum.
Sonuçları belli ve kaçınılmaz bir sürecin içindeyiz.
Ülkenin ahlak yapısı da, yaşam biçimi de her geçen gün değişiyor. İyiye değil, daha kötüye gidiyor. Namuslu ve dürüst insanların tek silahı kanunlar ve kanunları uygulamakla yükümlü olan, sokağa hâkim olan devletin gücüdür. Sokağa çıktığı zaman taciz edilmeyeceğine, tecavüze uğramayacağına inanır. Kimse arkasına bakarak korku içinde yaşamaz.
Ülkede artan suç oranlarını görmezden gelmek; işi basmakalıp laflar ile kitabına uydurmaya, sorunların arkasına saklanmaya çalışarak yaşamak çözüm değildir.
Bir ülkenin düzeni ve güveni önce sokaktan başlar.
Herkes kendi güvenliğini sağlamak için tedbir almaya kalkışırsa başımıza neler gelebileceğini düşünemiyorum bile…
Yazıktır bu yol kenarı çocuklarına… Günahtır.
Sağlıcakla kalın.
- Değişen numaratör mü? / 01.01.2026
- Dolandırıcılık… / 25.12.2025
- İstikrarlı büyüme / 21.12.2025
- Geçmişin gözyaşları / 20.12.2025
- PAPA l. EFTİM ERENEROL / 01.12.2025
- Para mı sağlık mı? / 05.11.2025
- Melamet hırkası… / 16.10.2025
- Geleceği savunmak… / 12.10.2025
- Çaresizlik… / 06.10.2025




























































































