Zengin olmak ama nasıl ve ne için?
Peygamber Efendimiz dünya malı için şöyle buyurur: “Dünya malında hayır yoktur. Ancak malını alıp ‘Şu, şurada yapılacak hayır içindir, şu da şurada yapılacak iyi işler içindir’ diyebilen hariç
31.05.2026 00:16:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Peygamber Efendimiz dünya malı için şöyle buyurur: "Dünya malında hayır yoktur. Ancak malını alıp 'Şu, şurada yapılacak hayır içindir, şu da şurada yapılacak iyi işler içindir' diyebilen hariç."
Ölçü bu. Dünyalığı elinizde saklayınız. Kulların iyiliği için harcayınız. Ama onu kalbinize koymayınız. Şüphesiz böyle olan mal hayırlıdır. Zarar vermez. Dünya nimeti sizi aldatmasın. Onun sözüne kanmayın. Yakında dünyadan taşınacaksınız, peşinizden de o nimetler…
Kulluk gayesi ile dünyaya gelen insanın Allah'a ulaşmasında kalbe konan mal da bir engeldir.
Allah-u Teâlâ sana mal verir, sen de Allah'ı unutur malla uğraşırsan, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı, ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok kere de malı alır, seni değiştirir, fakir eder; zelil eder. Çünkü sen asıl nimeti vereni unuttun; nimetle meşgul oldun.

Eğer o mal, mülk seni meşgul etmez de ibadetinle de uğraşırsan, sana bir hediye olarak verilmiş olur, bir tanesi bile eksilmez.
Mal sana hizmetçi olur, sen de Yaratan'a ibadet edersin. Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette de sıddıklar, şehitler, salihlerle beraber olursun.
Siz, hasta sıhhatliler; fakir zenginler, ölü diriler (yaşayan ölüler) yok varlarsınız! İzzet ve Celal sahibi Hak'tan bu kaçış ne zamana kadar devam edecek?
Hep dünyayı tamir, ahireti ise tahrip işi ne zamana kadar devam edecek? Hiç şüphe yok ki, sizin her birinizin sadece birer kalbi vardır. Öyleyse o bir tek kalb ile hem dünya hem de ahiret nasıl sevilir? Bir tek kalpte hem Hâlık hem de mahlûk, yani hem Allah hem de O'nun yaratmış olduğu faniler nasıl bulunabilir?

Dünyaya meylin nispetinde ahirete rağbetin azalır. Ahirete rağbetin (isteğin) nispetinde de İzzet ve Celal sahibi Allah'a muhabbetin azalır.
Dünyaya meyletmemek kalpten dünya sevgisini çıkarmak; orayı Allah'a ait bir mekân haline getirmektir. Yoksa tamamen dünyadan çekilmek manasına gelmez.
Resulullah: "İzzet ve Celal sahibi Allah'ın bir meleği vardır ki, sabah akşam şöyle nida eder: "Ey Âdemoğulları! Ölüm için doğunuz. Harap olmak için bina ediniz, kurunuz, yapınız. Düşmanlar için (dünyalık) toplayınız."
Mü'min, dünyada ahiret için bina yapar; camiler, mescitler, köprüler, mektepler, kervansaraylar… yapar, yaptırır. Bunları tamir eder, ettirir. Müslümanların yollarını yaptırır, güzelleştirir.

Bunun dışında aile efradının geçimini sağlar. Dullara, yetimlere, fakirlere, yoksullara ve muhtaç durumda olanlara bakar; onların ihtiyaçlarını giderir.
Bütün bunları sırf Allah için ve ahirette kendisine bunların bedelinde bir şey yapılması için yapar. Kendi nefsani hevai arzuları için asla yapmaz.
Ey cemaat!
Dedikoduyu, dünya malı devşirip yığmayı, dünyalık için birbirinizle didişmeyi bir yana bırakın!
Siz fakir ve miskinlerin hakkını ödemez ve ihtiyacınızdan arta kalanı Allah'a itaat ve ibadet uğruna harcamazsanız, elinizde bulunan dünya malından dolayı cezalandırılacaksınız.
Yazık size! Siz bu malların vekili konumundasınız. Komşularınız fakr-u zaruret içinde açlıktan kıvranırken onlardan yüz çevirdiğiniz için hiç utanmıyor musunuz?

Rabb'inizin "Allah'ın size emanet edip, tasarruf yetkisi verdiği maldan-mülkten O'nun yolunda harcayın" buyurduğunu hiç duymadınız mı?
Sizin bu mallar üzerinde emanetçi olduğunuzu haber veriyor. Siz ise malları mülk ediniyor ve O'na karşı çıkıyorsunuz. O sizin bütün mallarınızı elinizden çıkarmanızı emretmiyor. Sadece fakirler için zekât, kefaret ve adak gibi belirli bir hak bulunduğunu söylüyor.
"Siz hayırlı işlerde ne harcarsanız, Allah onun yerine yenisini verir" Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: "Kim, kendini bütün varlığı ile Allah'a adarsa Allah onun yükünü taşımaya yeter. Kim de kendini dünyaya adarsa Allah onu dünyanın eline bırakır."

Emanet olanı, Allah yolunda verebilmek
Allah yoluna can koyanlar, varlıklarını dağıtırlar. İşleri halka huzur getirmektir. Ganimet toplar, halka dağıtırlar. Onların aldığı ganimet, Allah'ın fazlıdır. Onu alır, ihtiyaç sahiplerine karşılıksız verirler. Darda kalmışları sıkıntıdan kurtarırlar. Borcunu ödemekten çaresiz kalanlara yardımda bulunurlar; borçlarını öderler.
Onlar şahlardır; lakin dünya şahı değil. Dünya şahları ganimet toplar; fakat kimseye vermez.
Halbuki Allah yoluna baş koyan cemaat, mevcut olanı başkalarına dağıtır, henüz ellerinde olmayanı da dağıtmak için beklerler..." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Ölçü bu. Dünyalığı elinizde saklayınız. Kulların iyiliği için harcayınız. Ama onu kalbinize koymayınız. Şüphesiz böyle olan mal hayırlıdır. Zarar vermez. Dünya nimeti sizi aldatmasın. Onun sözüne kanmayın. Yakında dünyadan taşınacaksınız, peşinizden de o nimetler…
Kulluk gayesi ile dünyaya gelen insanın Allah'a ulaşmasında kalbe konan mal da bir engeldir.
Allah-u Teâlâ sana mal verir, sen de Allah'ı unutur malla uğraşırsan, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı, ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok kere de malı alır, seni değiştirir, fakir eder; zelil eder. Çünkü sen asıl nimeti vereni unuttun; nimetle meşgul oldun.

Eğer o mal, mülk seni meşgul etmez de ibadetinle de uğraşırsan, sana bir hediye olarak verilmiş olur, bir tanesi bile eksilmez.
Mal sana hizmetçi olur, sen de Yaratan'a ibadet edersin. Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette de sıddıklar, şehitler, salihlerle beraber olursun.
Siz, hasta sıhhatliler; fakir zenginler, ölü diriler (yaşayan ölüler) yok varlarsınız! İzzet ve Celal sahibi Hak'tan bu kaçış ne zamana kadar devam edecek?
Hep dünyayı tamir, ahireti ise tahrip işi ne zamana kadar devam edecek? Hiç şüphe yok ki, sizin her birinizin sadece birer kalbi vardır. Öyleyse o bir tek kalb ile hem dünya hem de ahiret nasıl sevilir? Bir tek kalpte hem Hâlık hem de mahlûk, yani hem Allah hem de O'nun yaratmış olduğu faniler nasıl bulunabilir?

Dünyaya meylin nispetinde ahirete rağbetin azalır. Ahirete rağbetin (isteğin) nispetinde de İzzet ve Celal sahibi Allah'a muhabbetin azalır.
Dünyaya meyletmemek kalpten dünya sevgisini çıkarmak; orayı Allah'a ait bir mekân haline getirmektir. Yoksa tamamen dünyadan çekilmek manasına gelmez.
Resulullah: "İzzet ve Celal sahibi Allah'ın bir meleği vardır ki, sabah akşam şöyle nida eder: "Ey Âdemoğulları! Ölüm için doğunuz. Harap olmak için bina ediniz, kurunuz, yapınız. Düşmanlar için (dünyalık) toplayınız."
Mü'min, dünyada ahiret için bina yapar; camiler, mescitler, köprüler, mektepler, kervansaraylar… yapar, yaptırır. Bunları tamir eder, ettirir. Müslümanların yollarını yaptırır, güzelleştirir.

Bunun dışında aile efradının geçimini sağlar. Dullara, yetimlere, fakirlere, yoksullara ve muhtaç durumda olanlara bakar; onların ihtiyaçlarını giderir.
Bütün bunları sırf Allah için ve ahirette kendisine bunların bedelinde bir şey yapılması için yapar. Kendi nefsani hevai arzuları için asla yapmaz.
Ey cemaat!
Dedikoduyu, dünya malı devşirip yığmayı, dünyalık için birbirinizle didişmeyi bir yana bırakın!
Siz fakir ve miskinlerin hakkını ödemez ve ihtiyacınızdan arta kalanı Allah'a itaat ve ibadet uğruna harcamazsanız, elinizde bulunan dünya malından dolayı cezalandırılacaksınız.
Yazık size! Siz bu malların vekili konumundasınız. Komşularınız fakr-u zaruret içinde açlıktan kıvranırken onlardan yüz çevirdiğiniz için hiç utanmıyor musunuz?

Rabb'inizin "Allah'ın size emanet edip, tasarruf yetkisi verdiği maldan-mülkten O'nun yolunda harcayın" buyurduğunu hiç duymadınız mı?
Sizin bu mallar üzerinde emanetçi olduğunuzu haber veriyor. Siz ise malları mülk ediniyor ve O'na karşı çıkıyorsunuz. O sizin bütün mallarınızı elinizden çıkarmanızı emretmiyor. Sadece fakirler için zekât, kefaret ve adak gibi belirli bir hak bulunduğunu söylüyor.
"Siz hayırlı işlerde ne harcarsanız, Allah onun yerine yenisini verir" Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: "Kim, kendini bütün varlığı ile Allah'a adarsa Allah onun yükünü taşımaya yeter. Kim de kendini dünyaya adarsa Allah onu dünyanın eline bırakır."

Emanet olanı, Allah yolunda verebilmek
Allah yoluna can koyanlar, varlıklarını dağıtırlar. İşleri halka huzur getirmektir. Ganimet toplar, halka dağıtırlar. Onların aldığı ganimet, Allah'ın fazlıdır. Onu alır, ihtiyaç sahiplerine karşılıksız verirler. Darda kalmışları sıkıntıdan kurtarırlar. Borcunu ödemekten çaresiz kalanlara yardımda bulunurlar; borçlarını öderler.
Onlar şahlardır; lakin dünya şahı değil. Dünya şahları ganimet toplar; fakat kimseye vermez.
Halbuki Allah yoluna baş koyan cemaat, mevcut olanı başkalarına dağıtır, henüz ellerinde olmayanı da dağıtmak için beklerler..." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)


















































































