27 Aralık günü Temsil Heyeti Ankara’ya ulaştı
27 Aralık günü Temsil Heyeti Ankara’ya ulaşır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azasından Müftü Hoca Rıfat Efendi başkanlığında; Binbaşı Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey, Toygarzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Kütükçüzade Ali, Hanifzade Mehmet, Bulgurzade Tevfik Beyler karşılama heyetindeydiler
01.03.2026 00:31:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





27 Aralık günü Temsil Heyeti Ankara'ya ulaşır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azasından Müftü Hoca Rıfat Efendi başkanlığında; Binbaşı Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey, Toygarzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Kütükçüzade Ali, Hanifzade Mehmet, Bulgurzade Tevfik Beyler karşılama heyetindeydiler.
O günü Ali Fuat Paşa şöyle anlatır:
"… O günü hatırladığımda daima aynı heyecanı duyarım. 27 Aralık'ta saat 11'de Temsil Heyeti'nin üç otomobilden mürekkep kafilesi, Dikmen sırtlarından geçen Kırşehir-Ankara havzasına döndüğü yüksek noktada görünmüştü.

Burada yanımda Vali Vekili Yahya Galip Bey olduğu halde, Ankara namına kendilerini karşılamıştım. Birinci otomobilde Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf ve Ahmet Rüstem Beyler, yaver Yüzbaşı Cevat Abbas Bey vardı.
İkinci otomobilde Temsil Heyeti'nin diğer azaları; Süreyya, Mazhar Müfit ve Hakkı Behiç Beylerle katipleri yer almışlardı.
Üçüncü otomobilden üçüncü ordu müfettişliği karargâhından Paşa'ya refakat etmiş olan Doktor Binbaşı Refik (rahmetli Başvekil Refik Saydam), Erkan-ı Harp Binbaşısı Hüsrev (eski büyükelçilerden Sayın Hüsrev Gerede) Beylerle diğer zevat çıkmışlardı.

(…) Otomobillerimizden inmiş bulunduğumuz yüksek noktadan Ankara'yı seyretmiştik. Etrafta dağlar karla örtülmüştü. Bizi Ankara şehrine götürecek olan yol, bugünkü Dikmen şosesinin istikametini takip ediyor, beyaz karlı tepelerin üzerinde kıvrıla kıvrıla İncesu vadisine doğru iniyordu.
İstikbale gelenlerin bir ucu bugün Harp Okulu'nun bulunduğu tepeden başlıyor, dolaşa dolaşa istasyon civarına iniyor ve oradan kıvrılarak hükûmet konağına doğru uzanıyordu.
Karşılamaya gelenlerin adedini otuz kırk bine çıkaranlar olmuştur. O zamanlar Ankara şehrinin nüfusunun 22 bini geçmediği hatırlanırsa bu muazzam kalabalığın etraftan ve uzaklardan geldiği anlaşılır.

Millî müfrezelerimizin atlı miktarı da bini geçmişti.
İlk defa Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, bu manzara karşısında fevkalade mütehassıs olmuş, adeta gözleri dolmuştu.
Kendisine, 'Ankara'yı nasıl buldunuz Paşam?' diye sorulunca heyecanla ellerimi sıkmış, 'Cidden fevkalade, tebrik ederim, Ankara hakikaten millî bir merkez haline gelmiş' cevabını vermişti. Paşa'nın bu sözleri günlerdir devam eden yorgunluğumu unutturmuştu.
(…) Mustafa Kemal, 'Karşıcı gelenleri bu soğukta bekletmeyelim' dedi. Otomobillere binerek hareket ettik. Paşa, vali vekili ile beni kendi arabasına almıştı.

Kalabalığa yaklaştığımız sırada başta Ankara Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Rıfat Efendi olmak üzere, Kaymakam Mahmut ve Erkan-ı Harp Reisi Binbaşı Ömer Halis Bey'ler karşıladılar.
Paşa yol yorgunluğuna bakmaksızın otomobilden inerek ellerini ayrı ayrı sıktı. Teşekkür etti, hatır sordu.

(…) İstikbale yaya olarak çıkan halkın baş tarafı, bugünkü Millî Savunma Bakanlığı'nın bulunduğu yerde idi. Bunlar yolun sağ tarafında mevki almışlardı. Aralıksız bir kütle halinde şehrin ta içlerine kadar uzanıyor, aylardan beri adını ve şöhretini işitmiş oldukları aziz misafirlerini ve arkadaşlarını bekliyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa bazen arabadan iniyor, 'yaşasın, var olun' sedaları arasında halkı selamlıyordu." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
O günü Ali Fuat Paşa şöyle anlatır:
"… O günü hatırladığımda daima aynı heyecanı duyarım. 27 Aralık'ta saat 11'de Temsil Heyeti'nin üç otomobilden mürekkep kafilesi, Dikmen sırtlarından geçen Kırşehir-Ankara havzasına döndüğü yüksek noktada görünmüştü.

Burada yanımda Vali Vekili Yahya Galip Bey olduğu halde, Ankara namına kendilerini karşılamıştım. Birinci otomobilde Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf ve Ahmet Rüstem Beyler, yaver Yüzbaşı Cevat Abbas Bey vardı.
İkinci otomobilde Temsil Heyeti'nin diğer azaları; Süreyya, Mazhar Müfit ve Hakkı Behiç Beylerle katipleri yer almışlardı.
Üçüncü otomobilden üçüncü ordu müfettişliği karargâhından Paşa'ya refakat etmiş olan Doktor Binbaşı Refik (rahmetli Başvekil Refik Saydam), Erkan-ı Harp Binbaşısı Hüsrev (eski büyükelçilerden Sayın Hüsrev Gerede) Beylerle diğer zevat çıkmışlardı.

(…) Otomobillerimizden inmiş bulunduğumuz yüksek noktadan Ankara'yı seyretmiştik. Etrafta dağlar karla örtülmüştü. Bizi Ankara şehrine götürecek olan yol, bugünkü Dikmen şosesinin istikametini takip ediyor, beyaz karlı tepelerin üzerinde kıvrıla kıvrıla İncesu vadisine doğru iniyordu.
İstikbale gelenlerin bir ucu bugün Harp Okulu'nun bulunduğu tepeden başlıyor, dolaşa dolaşa istasyon civarına iniyor ve oradan kıvrılarak hükûmet konağına doğru uzanıyordu.
Karşılamaya gelenlerin adedini otuz kırk bine çıkaranlar olmuştur. O zamanlar Ankara şehrinin nüfusunun 22 bini geçmediği hatırlanırsa bu muazzam kalabalığın etraftan ve uzaklardan geldiği anlaşılır.

Millî müfrezelerimizin atlı miktarı da bini geçmişti.
İlk defa Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, bu manzara karşısında fevkalade mütehassıs olmuş, adeta gözleri dolmuştu.
Kendisine, 'Ankara'yı nasıl buldunuz Paşam?' diye sorulunca heyecanla ellerimi sıkmış, 'Cidden fevkalade, tebrik ederim, Ankara hakikaten millî bir merkez haline gelmiş' cevabını vermişti. Paşa'nın bu sözleri günlerdir devam eden yorgunluğumu unutturmuştu.
(…) Mustafa Kemal, 'Karşıcı gelenleri bu soğukta bekletmeyelim' dedi. Otomobillere binerek hareket ettik. Paşa, vali vekili ile beni kendi arabasına almıştı.

Kalabalığa yaklaştığımız sırada başta Ankara Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Rıfat Efendi olmak üzere, Kaymakam Mahmut ve Erkan-ı Harp Reisi Binbaşı Ömer Halis Bey'ler karşıladılar.
Paşa yol yorgunluğuna bakmaksızın otomobilden inerek ellerini ayrı ayrı sıktı. Teşekkür etti, hatır sordu.

(…) İstikbale yaya olarak çıkan halkın baş tarafı, bugünkü Millî Savunma Bakanlığı'nın bulunduğu yerde idi. Bunlar yolun sağ tarafında mevki almışlardı. Aralıksız bir kütle halinde şehrin ta içlerine kadar uzanıyor, aylardan beri adını ve şöhretini işitmiş oldukları aziz misafirlerini ve arkadaşlarını bekliyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa bazen arabadan iniyor, 'yaşasın, var olun' sedaları arasında halkı selamlıyordu." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
























































