İlginç değil mi, AB ülkeleri bir bir eleniyor.
Öyle dünyaca ünlü takımlar tarafından değil, halkının kanını sülük gibi emdikleri ülkelerin takımları tarafından.
Mesela Fransa'yı 11 futbolcusu kendi takımlarında oyun oynadığı Senegal eledi.
Fransa ile bitmiyor,
Portekiz,
Danimarka,
İsveç,
Belçika,
İtalya,
İrlanda,
Kazara bir AB takımı kupayı almış olsa da, bu tabloyu değiştirmeye yetmez.
Şimdi her fırsatta millî duyguları zedelemeyi amaç edinmiş bir siyasi liderin Millî Takımımızın başarısından dem vurması bana çok komik geliyor.
Millî Takımın başarısı küreselleşmeyi amaç edinmişler için iyi bir derstir.
Birleştikçe millî direncini kaybetmiş bir Avrupa var karşımızda.
Artık ne Fransız'ın, ne İsveçlinin ne Belçikalının milli direnci kalmamış.
Böyle bir Avrupa'yı hedef seçmişlerin en büyük derdi, milli rakımın elde ettiği başarının bu millette milli duyguları tekrar uyandırıp uyandırmayacağı.
Bir yandan mandacıların, diğer yandan mütareke basınının köşe kapmacılarının en büyük telaşı bu.
Milli başarımız hakkında yorum yapacak en son kişi olan Mesut beyi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın milli takımın başarısına ayırdığı "haftanın sohbeti" programına alternatif olur umuduyla mı TRT ekrana çıkardı.
Ama yemezler.
Millet kimin kendinden olduğunu çok iyi biliyor.
Ruh olarak,
İnsan gücü olarak,
İdeal olarak bitmiş tükenmiş bir batı, sömüregeldiği ülkelere boyun eğmek zorunda.
Ve köşe yazarlarımız.
Her biri sanki bir başka ülkenin insanı gibi, milli takımın başarısından rahatsızlık duymaları da ayrı bir garabet.
Boğazda denize nazır restoranlarda buz gibi rakılarını yudumlarken maçı seyreden bu kalemşörler, maç sonrası, futbolcusu, yöneticisi, başarıda imzası olan her ferdin, bu başarı 65 milyonun bize duasıdır, Allah'ın izniyle başaracağız, Allah bizi mahcup etmeyecek, şeklinde konuşması, bu yetmiyormuş gibi, içinde inşallah, maşallah, vallah, billah gibi kelimler geçen cümleleri kullanmaları, kalmeşörlerimizi çileden çıkarıyor.
Son çare olarak da, avazları çıktığı kadar "barmeeeen çeeeeek biiiiir seeeeeek, buzlu olsuuuuun" diye bağırmak kalıyor.
Kafa kıyak,
İşler kırk ayak.
Tabi bu başarı sonrası ülkenin her tarafı Türk bayrağı ile donanması, ne sebep asıldığını bir türlü çözemediğim, AB bayraklarının bazı yerlerde boynu bükük durması da ayrı bir üzüntü kaynağı.
Ankara'nın göbeğine ilk AB bayrağını asmakla övünen Melih de üzüntülü olsa gerek.
Bu millet yavaş yavaş kendine gelecek, geliyor işte.
Öyle dünyaca ünlü takımlar tarafından değil, halkının kanını sülük gibi emdikleri ülkelerin takımları tarafından.
Mesela Fransa'yı 11 futbolcusu kendi takımlarında oyun oynadığı Senegal eledi.
Fransa ile bitmiyor,
Portekiz,
Danimarka,
İsveç,
Belçika,
İtalya,
İrlanda,
Kazara bir AB takımı kupayı almış olsa da, bu tabloyu değiştirmeye yetmez.
Şimdi her fırsatta millî duyguları zedelemeyi amaç edinmiş bir siyasi liderin Millî Takımımızın başarısından dem vurması bana çok komik geliyor.
Millî Takımın başarısı küreselleşmeyi amaç edinmişler için iyi bir derstir.
Birleştikçe millî direncini kaybetmiş bir Avrupa var karşımızda.
Artık ne Fransız'ın, ne İsveçlinin ne Belçikalının milli direnci kalmamış.
Böyle bir Avrupa'yı hedef seçmişlerin en büyük derdi, milli rakımın elde ettiği başarının bu millette milli duyguları tekrar uyandırıp uyandırmayacağı.
Bir yandan mandacıların, diğer yandan mütareke basınının köşe kapmacılarının en büyük telaşı bu.
Milli başarımız hakkında yorum yapacak en son kişi olan Mesut beyi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın milli takımın başarısına ayırdığı "haftanın sohbeti" programına alternatif olur umuduyla mı TRT ekrana çıkardı.
Ama yemezler.
Millet kimin kendinden olduğunu çok iyi biliyor.
Ruh olarak,
İnsan gücü olarak,
İdeal olarak bitmiş tükenmiş bir batı, sömüregeldiği ülkelere boyun eğmek zorunda.
Ve köşe yazarlarımız.
Her biri sanki bir başka ülkenin insanı gibi, milli takımın başarısından rahatsızlık duymaları da ayrı bir garabet.
Boğazda denize nazır restoranlarda buz gibi rakılarını yudumlarken maçı seyreden bu kalemşörler, maç sonrası, futbolcusu, yöneticisi, başarıda imzası olan her ferdin, bu başarı 65 milyonun bize duasıdır, Allah'ın izniyle başaracağız, Allah bizi mahcup etmeyecek, şeklinde konuşması, bu yetmiyormuş gibi, içinde inşallah, maşallah, vallah, billah gibi kelimler geçen cümleleri kullanmaları, kalmeşörlerimizi çileden çıkarıyor.
Son çare olarak da, avazları çıktığı kadar "barmeeeen çeeeeek biiiiir seeeeeek, buzlu olsuuuuun" diye bağırmak kalıyor.
Kafa kıyak,
İşler kırk ayak.
Tabi bu başarı sonrası ülkenin her tarafı Türk bayrağı ile donanması, ne sebep asıldığını bir türlü çözemediğim, AB bayraklarının bazı yerlerde boynu bükük durması da ayrı bir üzüntü kaynağı.
Ankara'nın göbeğine ilk AB bayrağını asmakla övünen Melih de üzüntülü olsa gerek.
Bu millet yavaş yavaş kendine gelecek, geliyor işte.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024





























































