ABD istilası, teslimiyetçi yönetimler ve Orta Doğu’da kan
Orta Doğu, tarihinin en ağır istikrarsızlık dönemlerinden birini yaşarken, bölgenin siyasal geleceği ABD’nin açık askeri vesayeti ve İsrail’in sınır tanımayan yayılmacı politikalarıyla şekillenmektedir
27.08.2026 00:02:00
Yaşar Cebesoy
Yaşar Cebesoy





Orta Doğu, tarihinin en ağır istikrarsızlık dönemlerinden birini yaşarken, bölgenin siyasal geleceği ABD'nin açık askeri vesayeti ve İsrail'in sınır tanımayan yayılmacı politikalarıyla şekillenmektedir.
İsrail'in bölgedeki askeri tırmanışına kılıf hazırlayan Washington yönetimi, diplomasi zeminini tamamen yok ederken; Arap dünyası ve bazı Batı yanlısı İslam ülkelerinin sergilediği pasif ve teslimiyetçi tutum, krizin insani ve siyasi faturasını daha da ağırlaştırmaktadır.

Bölgesel Vesayet ve Sürekli Kriz Stratejisi
İsrail'in Sınır Tanımayan Saldırganlığı: İsrail hükümeti, "mutlak güvenlik" söylemi üzerinden komşu ülkelerin egemenlik haklarını sistemli biçimde ihlal etmeyi sürdürmektedir. Güvenlik konseptini işgal ve abluka üzerine kurgulayan Tel Aviv yönetimi, bölgesel barış çabalarını tamamen devre dışı bırakmaktadır.
ABD'nin Tek Taraflı Koruma Şemsiyesi: Washington, bölgedeki askeri varlığını ve diplomatik veto gücünü İsrail'in hamlelerine koşulsuz zırh sağlamak için kullanmaktadır.

ABD'nin jeopolitik çıkarları uğruna attığı adımlar, bölgeyi istikrara kavuşturmak yerine yönetilebilir bir kaos sahasına dönüştürmektedir.
Teslimiyetçi Yönetimlerin Sessizliği: Körfez ülkeleri başta olmak üzere bazı geleneksel İslam devletlerinin, ABD ile yaptıkları güvenlik anlaşmaları ve ticari bağımlılıklar nedeniyle İsrail'in adımlarına karşı pasif duruş sergilemesi, bölgesel direnci kırmaktadır. Normalleşme adımları adı altında sunulan politikalar, sahadaki işgali meşrulaştıran bir teslimiyetçilik diplomasisine dönüşmüş durumdadır.

Aktörlerin Mevcut Tutumu ve Jeopolitik Tablo
ABD-İsrail Ekseni: Askeri müdahaleler, tek taraflı yaptırımlar ve alan genişletme stratejileri yürütmektedir. Bu durum bölgesel egemenliklerin ihlaline ve kalıcı çatışma riskine yol açmaktadır.
Teslimiyetçi Bölge Yönetimleri: Batı ile bağımlılık ilişkisi içerisinde hareket etmekte, tepkilerini retorik düzeyde tutmakta ve eylemsiz kalmaktadır. Bu tutum İsrail'in hareket alanını genişletmekte ve yönetimlerin halk nezdinde meşruiyet kaybına neden olmaktadır.
Bölge Halkları ve Sivil Toplum: Siyasi tepkilerini korumakta, ekonomik ve toplumsal huzursuzluklar yaşamaktadır. Tablo, derinleşen bir toplumsal kutuplaşma ve güvenlik açığı üretmektedir.

İstikrar İçin Kendi Öz Gücüne Dönüş Şart
Orta Doğu'da sürdürülebilir bir siyasal istikrarın yolu, dış güçlerin ipoteği altındaki politikalara son verilmesinden geçmektedir. Sadece retorikte kalan tepkiler ve Batı'ya teslim olmuş güvenlik anlayışlarıyla bölgesel barışın sağlanamayacağı ortadadır.

Hakiki bir istikrar; İslam dünyasının bağımsız irade göstermesi, adil bir Filistin devleti çatısı altında birleşilmesi ve bölgesel sorunların yine bölge aktörleri tarafından çözülmesiyle mümkün olacaktır.
İsrail'in bölgedeki askeri tırmanışına kılıf hazırlayan Washington yönetimi, diplomasi zeminini tamamen yok ederken; Arap dünyası ve bazı Batı yanlısı İslam ülkelerinin sergilediği pasif ve teslimiyetçi tutum, krizin insani ve siyasi faturasını daha da ağırlaştırmaktadır.

Bölgesel Vesayet ve Sürekli Kriz Stratejisi
İsrail'in Sınır Tanımayan Saldırganlığı: İsrail hükümeti, "mutlak güvenlik" söylemi üzerinden komşu ülkelerin egemenlik haklarını sistemli biçimde ihlal etmeyi sürdürmektedir. Güvenlik konseptini işgal ve abluka üzerine kurgulayan Tel Aviv yönetimi, bölgesel barış çabalarını tamamen devre dışı bırakmaktadır.
ABD'nin Tek Taraflı Koruma Şemsiyesi: Washington, bölgedeki askeri varlığını ve diplomatik veto gücünü İsrail'in hamlelerine koşulsuz zırh sağlamak için kullanmaktadır.

ABD'nin jeopolitik çıkarları uğruna attığı adımlar, bölgeyi istikrara kavuşturmak yerine yönetilebilir bir kaos sahasına dönüştürmektedir.
Teslimiyetçi Yönetimlerin Sessizliği: Körfez ülkeleri başta olmak üzere bazı geleneksel İslam devletlerinin, ABD ile yaptıkları güvenlik anlaşmaları ve ticari bağımlılıklar nedeniyle İsrail'in adımlarına karşı pasif duruş sergilemesi, bölgesel direnci kırmaktadır. Normalleşme adımları adı altında sunulan politikalar, sahadaki işgali meşrulaştıran bir teslimiyetçilik diplomasisine dönüşmüş durumdadır.

Aktörlerin Mevcut Tutumu ve Jeopolitik Tablo
ABD-İsrail Ekseni: Askeri müdahaleler, tek taraflı yaptırımlar ve alan genişletme stratejileri yürütmektedir. Bu durum bölgesel egemenliklerin ihlaline ve kalıcı çatışma riskine yol açmaktadır.
Teslimiyetçi Bölge Yönetimleri: Batı ile bağımlılık ilişkisi içerisinde hareket etmekte, tepkilerini retorik düzeyde tutmakta ve eylemsiz kalmaktadır. Bu tutum İsrail'in hareket alanını genişletmekte ve yönetimlerin halk nezdinde meşruiyet kaybına neden olmaktadır.
Bölge Halkları ve Sivil Toplum: Siyasi tepkilerini korumakta, ekonomik ve toplumsal huzursuzluklar yaşamaktadır. Tablo, derinleşen bir toplumsal kutuplaşma ve güvenlik açığı üretmektedir.

İstikrar İçin Kendi Öz Gücüne Dönüş Şart
Orta Doğu'da sürdürülebilir bir siyasal istikrarın yolu, dış güçlerin ipoteği altındaki politikalara son verilmesinden geçmektedir. Sadece retorikte kalan tepkiler ve Batı'ya teslim olmuş güvenlik anlayışlarıyla bölgesel barışın sağlanamayacağı ortadadır.

Hakiki bir istikrar; İslam dünyasının bağımsız irade göstermesi, adil bir Filistin devleti çatısı altında birleşilmesi ve bölgesel sorunların yine bölge aktörleri tarafından çözülmesiyle mümkün olacaktır.
















































































































