logo
27 AĞUSTOS 2026

İsrail'in Suriye'deki asıl korkusu

27.08.2026 00:00:00
 
Suriye'de dengeler değiştikçe Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim de yeni bir zemine taşınıyor. Tartışmanın merkezinde artık yalnızca Gazze ya da İsrail'in Suriye'ye yönelik operasyonları yok. Daha önemli soru şu: Suriye'nin geleceğinde Türkiye nasıl bir rol üstlenecek ve bu rol İsrail'in güvenlik hesabını neden bu kadar yakından ilgilendiriyor?
 
İsrail'in 18 Ağustos'ta Suriye'nin İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne düzenlediği saldırı bu açıdan dikkat çekici. İsrail, saldırının gerekçesini Suriye'nin Türkiye'nin bölgede askeri konuşlanmasına izin vermeye hazırlanması olarak açıkladı. Ankara ise saldırıyı kınarken, üste Türk askeri heyeti bulunduğu yönündeki iddiaları reddetti. Şam yönetimi de Ebu Zuhur'da kalıcı bir Türk askeri üssü kurulması yönünde bir plan olmadığını açıkladı. Uluslararası basında yer alan değerlendirmelerde ise Türk askeri heyetinin saldırıdan önce tesisi ziyaret ettiği, ancak bunun kalıcı bir üs kurulacağı anlamına gelmediği belirtiliyor.
 
Burada ayrıntı önemli. Çünkü ortada doğrulanmış bir "Türk üssü"nden çok, Türkiye'nin Suriye'deki askeri rolünün genişleyebileceğine ilişkin farklı iddialar ve buna göre şekillenen güvenlik hesapları var. İsrail'in saldırısı da bu ihtimalin Tel Aviv açısından neden bu kadar hassas görüldüğünü ortaya koyuyor.
 

İran'ın ardından Türkiye

 
İsrail'in Suriye'ye ilişkin güvenlik hesabı uzun yıllar İran üzerinden şekillendi. Tahran'ın Suriye'deki askeri varlığı ve Lübnan'daki Hizbullah'a uzanan bağlantılar, İsrail'in Suriye topraklarındaki operasyonlarının başlıca gerekçelerinden biri oldu. Esad yönetiminin sona ermesiyle bu tablo değişti ve İran'ın Suriye'deki etkisi önemli ölçüde zayıfladı.
 
İran'ın çekilmesiyle Suriye'de başka bir soru öne çıktı: Boşalan alanı bu kez kim dolduracak? Türkiye'nin giderek daha fazla öne çıkması, İsrail açısından bu sorunun önemli cevaplarından biri haline geliyor. Ankara'nın Suriye'deki etkisi artık yalnızca sınır güvenliğiyle sınırlı değil. Türkiye, Şam yönetimiyle siyasi ve güvenlik alanlarında yakın ilişkiler geliştiriyor. Suriye'nin yeniden yapılanması ve yeni ordunun oluşturulması konusunda da Türkiye'nin rolü büyüyor.
 
Uluslararası basında ve bölge uzmanlarının değerlendirmelerinde dikkat çekilen nokta da burada. Tel Aviv'in karşısında İran gibi doğrudan çatışma içinde olduğu bir aktör yok. Bu kez Suriye'de ağırlığı artan ülke, NATO üyesi ve ciddi askeri kapasiteye sahip Türkiye. Dolayısıyla İsrail'in hesabı da ister istemez değişiyor.
 

Mesele sadece üs değil

 
Ebu Zuhur tartışmasını yalnızca bir askeri üs meselesi olarak görmek, daha geniş resmi kaçırabilir. İsrail'in açıklamaları ve saldırının zamanlaması, Türkiye'nin Suriye'deki askeri kapasitesinin genişlemesine ilişkin ciddi bir hassasiyet bulunduğuna işaret ediyor. Çünkü bir ülkenin belirli bir noktada üs kurmasıyla, başka bir ülkenin güvenlik mimarisinde giderek daha fazla söz sahibi olması aynı şey değil.
 
Türkiye'nin Suriye ordusunun yeniden yapılanmasına katkı vermesi, askeri eğitim sağlaması veya savunma kapasitesinin geliştirilmesinde rol üstlenmesi halinde Ankara'nın etkisi tek bir askeri noktadan çok daha geniş bir alana yayılabilir. Tel Aviv'in dikkat kesildiği nokta da burada. Bölge uzmanlarının değerlendirmelerinde, Türkiye'nin radar ve hava savunma gibi sistemlerle Suriye'nin askeri kapasitesinin yeniden oluşturulmasına katkı vermesinin, İsrail'in Suriye hava sahasındaki hareket serbestisini gelecekte sınırlayabileceği belirtiliyor.
 
Bu yüzden Tel Aviv açısından mesele yalnızca Türk askerinin nerede konuşlanacağı değil. Suriye'de nasıl bir askeri kapasite kurulacağı da önemli. Türkiye'nin Suriye'deki varlığı geçici bir sınır güvenliği düzenlemesinden çıkıp kalıcı bir stratejik ağırlığa dönüşürse, İsrail'in önündeki hesabın da buna göre değişmesi beklenebilir.
 

Ankara'nın hesabı farklı

 
Türkiye'nin Suriye yaklaşımında ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ve merkezi devlet yapısının güçlendirilmesi önemli bir yer tutuyor. İsrail'in önceliği ise kendi güvenliği. İki ülkenin aynı Suriye tablosuna bakıp aynı sonucu çıkarması zaten beklenmiyor.
 
Ankara güçlü bir Suriye'yi kendi güvenliği açısından tercih ediyor. Tel Aviv ise aynı tablonun, Türkiye ile yakın askeri ilişki kuran bir Şam yönetimiyle birleşmesinden rahatsız olabilir. Özellikle Suriye ordusunun yeniden yapılandırılması sürecinde Türkiye'nin rolünün artması, İsrail açısından yeni bir güvenlik hesabı anlamına geliyor.
 
Burada önemli bir ayrım var. İsrail'in Türkiye'yi İran'la aynı kategoride değerlendirdiğini söylemek doğru olmaz. Ancak Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'deki ağırlığına giderek daha fazla dikkat kesildiği görülüyor. İki ülkenin sahadaki hareket alanları daraldıkça, siyasi rekabetin güvenlik sorununa dönüşmesi de daha olası hale geliyor.
 

Washington'ın önündeki zor denklem

 
İşin içine ABD girdiğinde denklem biraz daha karmaşık hale geliyor. Washington bir yandan İsrail'in güvenlik kaygılarını dikkate almak, diğer yandan NATO müttefiki Türkiye'nin Suriye'deki çıkarlarını gözetmek zorunda. İki ülkenin Suriye'de doğrudan karşı karşıya gelmesi, ABD'nin bölgede kurmaya çalıştığı yeni dengeyi de bozabilir.
 
Nitekim ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırının ardından Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir gerilimi azaltma mekanizması oluşturulması için çalışıldığını açıkladı. Bu yaklaşım, Washington'ın en azından şimdilik Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin sahada kontrolsüz bir askeri karşılaşmaya dönüşmesini önlemeye çalıştığına işaret ediyor.
 
Burada ABD'nin işi kolay değil. Türkiye'nin Suriye'deki ağırlığını yok saymak gerçekçi görünmüyor. İsrail'in güvenlik kaygılarını görmezden gelmek ise Washington'ın Tel Aviv'le ilişkileri açısından mümkün değil. Dolayısıyla ABD'nin önünde taraf seçmekten çok, iki müttefikinin Suriye'de birbirinin kırmızı çizgilerine basmasını engelleme görevi bulunuyor.
 

Yeni gerilim hattı

 
Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimi artık yalnızca Gazze üzerinden okumak yetersiz. Gazze iki ülke arasındaki siyasi mesafeyi açtı. Suriye ise şimdi bu gerilimi sahaya taşıyor.
 
Ebu Zuhur saldırısının önemi de burada. Türkiye'nin bölgede kesinleşmiş bir askeri üs kurduğu söylenemez. Ankara böyle bir iddiayı reddediyor, Şam da kalıcı Türk üssü planını kabul etmiyor. Buna rağmen İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki askeri rolünün genişlemesini kendi güvenlik hesabı açısından ciddi bir mesele olarak görüyor.
 
Ankara ise Suriye'nin güvenlik ve yeniden yapılanma süreçlerinde üstleneceği rolü İsrail'in onayına bırakmak istemiyor. Tel Aviv de Suriye'de ortaya çıkabilecek yeni askeri yapılanmaları kendi güvenlik hesabından bağımsız değerlendirmiyor. İşte gerilimin asıl kaynağı burada.
 
Ebu Zuhur bu nedenle yalnızca bir hava üssü tartışması olarak kalmayabilir. Gazze Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi gerilimi büyüttü; Suriye ise bu gerilimin sahadaki sınırlarını belirlemeye başladı.
 
Asıl soru artık Türkiye'nin Suriye'de var olup olmayacağı değil. Türkiye'nin nasıl bir rol üstleneceği ve İsrail'in bu role nerede itiraz edeceği.
 
Bu sınır doğru çizilmezse, Suriye'nin yeniden yapılanması iki ülke arasındaki rekabetin yeni cephesine dönüşebilir.
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.