Ortadoğu'da her yeni ittifak, beraberinde iki ihtimali taşır:
Daha fazla güvenlik mi, daha fazla gerilim mi?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bugün tam bu ikilemin ortasında duruyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı anlaşma, taraflardan birine yapılacak silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılmasını öngörüyor. Böylece üç ülke arasında güçlü bir karşılıklı savunma mekanizması kuruluyor.
İlk bakışta bu, saldırganlığı caydırabilir.
Fakat başka bir ihtimal daha vardır:
Bir ülkenin savaşı, anlaşma nedeniyle diğer ülkelerin savaşı hâline gelebilir.
İşte bizim asıl endişemiz burada başlıyor.
Bugün bölgenin en kırılgan noktalarından biri Yemen'dir.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları yeniden tırmanmış, Kızıldeniz ve Babülmendep hattındaki güvenlik sorunları büyümüştür. Suudi Arabistan da Yemen'deki Husilere karşı yeniden askerî operasyonlara yönelmiştir.
Peki yarın Yemen'deki çatışma daha da büyürse ne olacak?
Türkiye bu savaşın neresinde duracak?
Pakistan hangi noktada devreye girecek?
Ve çatışma başka ülkelere yayılırsa anlaşmanın "birine saldırı hepsine saldırıdır" hükmü nasıl uygulanacak?
İşte bunlar, anlaşma imzalanırken alkışların arasında yeterince konuşulmayan sorulardır.
Biz savaş istemiyoruz.
Tam tersine, Türkiye'nin ve İslam dünyasının savaşlardan kurtulmasını istiyoruz.
Fakat bunun yolu savaş ihtimallerini birbirine bağlayan bloklar kurmaktan geçmemelidir.
Çünkü Ortadoğu zaten yeterince parçalanmış durumdadır.
İran başka tarafta.
Suudi Arabistan başka tarafta.
Yemen ayrı bir savaş alanı.
Kızıldeniz ayrı bir kriz.
İsrail-Filistin meselesi ayrı bir yara.
Irak ve Suriye ise hâlâ bölgesel güç mücadelelerinin etkisi altında.
Böyle bir coğrafyada yeni askerî blokların ortaya çıkması, doğru yönetilmezse güvenlik üretmek yerine yeni cepheler oluşturabilir.
Üstelik Trump'ın anlaşmaya verdiği açık destek de ayrıca düşünülmelidir. ABD Başkanı bu yapıyı "büyük, cesur ve önemli bir ilk adım" olarak değerlendirdi.
Bu destek tek başına anlaşmanın kötü olduğu anlamına gelmez.
Ama şu soruyu sormamıza yeter:
Bu yeni düzen kimin güvenliğini, hangi şartlarla ve hangi stratejinin içinde sağlayacak?
Türkiye'nin burada tarihi bir fırsatı da vardır.
Ankara isterse bu oluşumu sadece askerî bir pakt olmaktan çıkarıp gerçek bir bölgesel barış ve dayanışma projesine dönüştürebilir.
İran'la konuşan,
Mısır'ı dışlamayan,
Yemen'de savaşı değil barışı destekleyen,
Filistin meselesinde adaleti savunan,
İslam ülkelerini birbirine karşı değil, birbirinin yanında konumlandıran bir anlayış…
İşte bizim görmek istediğimiz Türkiye budur.
Çünkü mesele yeni bir blok kurmak değildir.
Mesele, blokların birbirine karşı savaşmadığı yeni bir dünya kurmaktır.
Mekke'nin ruhuna yakışan da budur.
Mekke'den yükselen ses, yeni bir savaşın değil; hak, adalet, kardeşlik ve barışın sesi olmalıdır.
Aksi hâlde bugün "ortak savunma" diye kurulan yapı, yarın "ortak savaş" yükümlülüğüne dönüşebilir.
Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalırız: Görünen gerçekten başka, gerçek başka mı? Vesselam…
Daha fazla güvenlik mi, daha fazla gerilim mi?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bugün tam bu ikilemin ortasında duruyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı anlaşma, taraflardan birine yapılacak silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılmasını öngörüyor. Böylece üç ülke arasında güçlü bir karşılıklı savunma mekanizması kuruluyor.
İlk bakışta bu, saldırganlığı caydırabilir.
Fakat başka bir ihtimal daha vardır:
Bir ülkenin savaşı, anlaşma nedeniyle diğer ülkelerin savaşı hâline gelebilir.
İşte bizim asıl endişemiz burada başlıyor.
Bugün bölgenin en kırılgan noktalarından biri Yemen'dir.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları yeniden tırmanmış, Kızıldeniz ve Babülmendep hattındaki güvenlik sorunları büyümüştür. Suudi Arabistan da Yemen'deki Husilere karşı yeniden askerî operasyonlara yönelmiştir.
Peki yarın Yemen'deki çatışma daha da büyürse ne olacak?
Türkiye bu savaşın neresinde duracak?
Pakistan hangi noktada devreye girecek?
Ve çatışma başka ülkelere yayılırsa anlaşmanın "birine saldırı hepsine saldırıdır" hükmü nasıl uygulanacak?
İşte bunlar, anlaşma imzalanırken alkışların arasında yeterince konuşulmayan sorulardır.
Biz savaş istemiyoruz.
Tam tersine, Türkiye'nin ve İslam dünyasının savaşlardan kurtulmasını istiyoruz.
Fakat bunun yolu savaş ihtimallerini birbirine bağlayan bloklar kurmaktan geçmemelidir.
Çünkü Ortadoğu zaten yeterince parçalanmış durumdadır.
İran başka tarafta.
Suudi Arabistan başka tarafta.
Yemen ayrı bir savaş alanı.
Kızıldeniz ayrı bir kriz.
İsrail-Filistin meselesi ayrı bir yara.
Irak ve Suriye ise hâlâ bölgesel güç mücadelelerinin etkisi altında.
Böyle bir coğrafyada yeni askerî blokların ortaya çıkması, doğru yönetilmezse güvenlik üretmek yerine yeni cepheler oluşturabilir.
Üstelik Trump'ın anlaşmaya verdiği açık destek de ayrıca düşünülmelidir. ABD Başkanı bu yapıyı "büyük, cesur ve önemli bir ilk adım" olarak değerlendirdi.
Bu destek tek başına anlaşmanın kötü olduğu anlamına gelmez.
Ama şu soruyu sormamıza yeter:
Bu yeni düzen kimin güvenliğini, hangi şartlarla ve hangi stratejinin içinde sağlayacak?
Türkiye'nin burada tarihi bir fırsatı da vardır.
Ankara isterse bu oluşumu sadece askerî bir pakt olmaktan çıkarıp gerçek bir bölgesel barış ve dayanışma projesine dönüştürebilir.
İran'la konuşan,
Mısır'ı dışlamayan,
Yemen'de savaşı değil barışı destekleyen,
Filistin meselesinde adaleti savunan,
İslam ülkelerini birbirine karşı değil, birbirinin yanında konumlandıran bir anlayış…
İşte bizim görmek istediğimiz Türkiye budur.
Çünkü mesele yeni bir blok kurmak değildir.
Mesele, blokların birbirine karşı savaşmadığı yeni bir dünya kurmaktır.
Mekke'nin ruhuna yakışan da budur.
Mekke'den yükselen ses, yeni bir savaşın değil; hak, adalet, kardeşlik ve barışın sesi olmalıdır.
Aksi hâlde bugün "ortak savunma" diye kurulan yapı, yarın "ortak savaş" yükümlülüğüne dönüşebilir.
Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalırız: Görünen gerçekten başka, gerçek başka mı? Vesselam…
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Yeni bir blok mu, yeni bir kaos mu? / 27.08.2026
- Amerika geri mi çekiliyor, oyunun kurallarını mı değiştiriyor? / 26.08.2026
- Mekke Anlaşmasında Mısır neden yok, İran neden dışarıda? / 25.08.2026
- Mekke'den yeni bir Ortadoğu düzeni mi çıkıyor? / 24.08.2026
- Mekke Anlaşması: Türkiye güçleniyor mu, yük mü alıyor? / 23.08.2026
- Mekke anlaşması: Görünen başka, gerçek başka mı? / 21.08.2026
- Terörsüz Türkiye için ekonomik bağımsızlık şart / 20.08.2026
- Terörsüz Türkiye mi, yeni bir Türkiye mi? / 19.08.2026
- Terörsüz Türkiye, bağımsız Türkiye / 17.08.2026
- Silahlar sussun, gönüller buluşsun / 16.08.2026
- Amerika geri mi çekiliyor, oyunun kurallarını mı değiştiriyor? / 26.08.2026
- Mekke Anlaşmasında Mısır neden yok, İran neden dışarıda? / 25.08.2026
- Mekke'den yeni bir Ortadoğu düzeni mi çıkıyor? / 24.08.2026
- Mekke Anlaşması: Türkiye güçleniyor mu, yük mü alıyor? / 23.08.2026
- Mekke anlaşması: Görünen başka, gerçek başka mı? / 21.08.2026
- Terörsüz Türkiye için ekonomik bağımsızlık şart / 20.08.2026
- Terörsüz Türkiye mi, yeni bir Türkiye mi? / 19.08.2026
- Terörsüz Türkiye, bağımsız Türkiye / 17.08.2026
- Silahlar sussun, gönüller buluşsun / 16.08.2026
























































