ABD’nin, devletleri ele geçirme yöntemleri
Birinci Dünya savaşından sonra Anadolu’yu işgal eden devletler, alacaklarını gerekçe göstermişlerdir
Haber Merkezi





Hızla global bir köye dönüşen dünyamızda, küresel bir imparatorluk peşinde olan ABD, devletleri ele geçirme yolu olarak bugün uluslararası şirketleri kullanmaktadır.
Ekonomik olarak kendine bağımlı hale getirdiği ülkelerden, verdiği borçların karşılığında para değil, yeraltı kaynaklarının kullanım hakkı, topraklarının ABD üssü haline getirilmesi vs. gibi siyasi imtiyazlar istemektedir.
Şirketler aracılığıyla bu taleplere boyun eğmeyen ülkeleri ise, ikinci adımda CIA destekli krizler, darbeler veya devlet başkanlarının kazalarda ölümü beklemektedir. Yine de istenilen netice alınamazsa, artık işgal ederek, ülkelerin kaynaklarının zorla ele geçirilmesi söz konusudur.

Bu konuda, John Perkins'in "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" isimli kitabında çarpıcı açıklamalara yer verilmektedir.
John Perkins, kendi ifadesiyle "yanıltan özgeçmişi"ne göre, "MAİN adlı firmada enerji ve çevre sistemleri bölümünde, ekonomi departmanı müdürü olarak Asya, Latin Amerika ve Ortadoğu'da önemli projelerin sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu çalışmaları arasında kalkınma planlaması, ekonomik tahminler, enerji talep tahminleri, pazarlama çalışmaları, çevresel ve ekonomik etki çalışmaları, yatırım planlaması gibi konular vardır."
"Çoğu ABD vatandaşları gibi, MAİN çalışanlarının çoğunluğu da elektrik santralleri, otoyollar ve limanlar yaparak, bizim bu ülkelere aslında iyilik yaptığımızı zannediyorlardı... "
"Ekonomik tetikçiler (ET'ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD uluslararası kalkınma ajansı (USAID) ve diğer yabancı yardım kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarmaktadırlar.

Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun, imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum, ben bir ET'im…"
"... Bana işimin iki temel amacının olduğu söylendi. Birincisi, devasa inşaat ve mühendislik projeleri aracılığı ile parayı MAİN ve diğer Amerikan şirketlerine geri döndürecek büyük uluslararası kredileri haklı gösterecektim.
İkincisi, bu kredileri alan ülkeleri iflas ettirmek için uğraşacak, böylece alacaklılarına sonsuza kadar borçlu kalıp, askeri üsler, diğer doğal kaynaklara erişim gibi yardıma ihtiyacımız olduğunda kolay birer hedef olmalarını sağlayacaktım" "Biz ET'lerin en iyi yaptıkları şeylerden biridir bu: Küresel bir imparatorluk kurmak…
Diğer milletleri, en büyük şirketlerimizi, hükümetimizi ve bankalarımızı yöneten şirketokrasiye boyun eğmeye zorlayan koşulları yaratmak için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan seçkin bir grubuz biz. Mafyadaki karşıtlarımız gibi biz de iyilik yaparız. Bunlar genellikle alt yapı –elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, sanayi siteleri– yatırımları için verilen borçlardır.

Bu tip borçların bir şartı da tüm bu projelerin kendi ülkemizin mühendislik ve inşaat firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. İşin aslı, paranın çoğu ABD topraklarını terk etmez bile; sadece Washington'daki banka ofislerinden New York, Huston veya San Fransisco'daki mühendislik ofislerine aktarılır.
Paranın bu şekilde, şirketokrasi üyesi olan işletmelere nerede ise anında geri gelmesine rağmen; borçlu ülke, hem ana parayı hem de faizini son kuruşuna kadar ödemek zorundadır. Eğer bir ET gerçekten başarılı ise, verilen borç miktarı o kadar fazla olur ki, borçlu ülke birkaç sene sonra ödemelerini yapamaz hale gelir.

İşte o zaman da biz, mafya gibi diyetimizi isteriz. Bu da genellikle şunlardan biri veya birkaçını içerir:
– Birleşmiş Milletler'de vereceği oyun kontrolü,
– Topraklarında askeri üslerin kurulması,
– Petrol Yasası, Panama kanalı gibi değerli kaynaklara erişim.
Bu arada borç yükümlülüğü tabii ki devam etmektedir. Ve küresel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenir.
… Üçüncü dünyanın borcu 2,5 trilyon dolara yükselirken; bu borcun faizi –2004 yılı itibariyle senede 375 milyar dolar–, tüm üçüncü dünyanın sağlık ve eğitim harcamalarını ve gelişmekte olan ülkelerin yıllık aldıkları dış yardımın 20 katını aştı"
"Bu modern imparatorluk yaratma işinde ustalık ve kurnazlık, Romalı kumandanları, İspanyol istilacıları ve 18. Ve 19. yüzyıl Avrupalı sömürgeci güçleri utandıracak düzeydedir. Biz ET'ler, proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız.

Fedakarlık taslar, yaptığımız o harika hayırsever işlerden yerel gazetelere söz ederiz. Hükümet komisyonlarının konferans masalarını hesap çizelgeleri ve finansal tahminlerimiz ile donatırız... hep kayıt altında ve ortadayızdır.
Daha doğrusu kendimizi öyle gösterir ve öyle kabul görürüz. Sistem böyle çalışır. Gerekirse yasadışı yollara da başvururuz. Çünkü sistemin kendisi kandırma ve hile üzerine kurulmuştur ve sistem tanım olarak yasaldır" (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)




















































































