Kadere bir diyeceğimiz olamaz. Ancak afetlere karşı tedbirli olma adına diyeceklerimiz var.
Dağlık arazideki ormanları yok eden HES'ler, taş ocakları, dağ yolu yapım tekniğine uyulmadan yapılan yollar, ormanlardaki aşırı kesimler yüksek yağışın çamur seline dönüşmesinin başlıca nedenleridir. Bir yanda orman yangınları, diğer yanda sel felaketi ve yetersiz kalan iktidar.
Aradan geçen 22 yıla rağmen 17 Ağustos 1999 depreminden sonra bir hazırlıktan söz edebilir miyiz?
Yangın, sel derken Allah (c.c) korusun sıra depremlerde mi?
Soruyu şöyle soralım: Ülkemizi depreme karşı hazırlayabilir miyiz? Gecikmiş izdivaç gibi olduysa da hukuk penceresinden konuyu yoklamak istiyoruz. Buna hukukun ekolojisi de diyebiliriz. Doğa ile hukuku barıştırmamızdır işin aslı.
Afetlerle mücadelede hukuki anlamda önemli eksiklikler ve dağınıklıklar mevcuttur. 1959 yılında yürürlüğe giren, o günlerin bilgi seviyesi ile ekonomik, teknik ve sosyal koşullarına göre hazırlanmış olan 7269 sayılı "Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun", değişikliklere uğramışsa da, günümüz koşullarındaki afet yönetim sisteminin gereksinimlerini karşılamaktan çok uzaktır. Bugün benimsenen yöntem ve kavramlar yara sarma değil, zarar azaltma odaklıdır, bu doğrultuda yeni ve bütüncül bir afet yönetim yasasının hayata geçirilmesi gerekir. Benzer şekilde 3194 sayılı İmar Yasası, 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası gibi yasaların, genelde imar mevzuatının aksayan yönleri giderilmeli ve bütüncül afet yasası ile uyumlu hale getirilmelidir.
Afetlerin felakete dönüşmesindeki temel unsurlardan biri kalitesiz ve günün koşullarına uygun olmayan yapılaşmadır. 2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" kapsamında yapılan kentsel dönüşüm projeleri, istenen ve özlenen planlı ve afete dayanıklı yerleşim koşullarına ulaşmada yetersiz kalmış, kentsel dönüşüm yerine rantsal dönüşüm öne geçmiştir. Dönüşümde afet riski yüksek olan yerler değil, getirisi en yüksek yerler önceliği almıştır. Afet tehlikesinin en yoğun olduğu, zemini zayıf, dar sokaklı bitişik nizamdaki binalardan oluşan nüfusu yoğun semtlerin ve bu binalarda yaşayan geliri düşük kesimin dönüşümü için henüz kullanılabilir bir sosyo-ekonomik model geliştirilememiştir.
Afete hazırlık ve zarar azaltmanın temelinde bilinçli toplum yatar. Aileden başlayarak yaşam boyu eğitimle doğa kaynaklı afetlerle baş etme kültürünün ve bu yoldaki bilimsel yaklaşımın toplumun ve yönetimin her seviyesine yerleştirilmesi esastır. Bu yolda harcanan çabalar insana yatırımın güzel bir örneği olacaktır.
İşin siyasal boyutuna gelince…İktidarların kararlılığı afetle mücadelede en önemli etkendir. Geçmişten bugüne değişen hükûmetlerin değişmez bir biçimde oy uğruna almış olduğu kararlar, özellikle imar afları afete dayanıklı yapılaşmanın ve toplumsal yaklaşımın önündeki engeller olmuştur ve olmaktadır. Bilhassa 2018 yılında uygulanan imar barışı ile çarpık yapılaşmayı önlemek bir yana adeta teşvik edilmiştir.
1999 depremleri sonrasında toplumda bir "Milat" beklentisi oluşmuştur. Ne var ki, geçen 22 yıllık süreç ve bu süreçte yaşanan afetler bu Milat'ın geçmişte olmadığı gibi yakın bir gelecekte olmasının da oldukça zor olduğunu göstermiştir.
Sinik politikalardan ve sinsi kimliklerden kurtulmadıkça çözüm hayal gibi…
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023

























































