logo
26 EYLÜL 2026

AŞIKLARIN HALLERİ

Timur İran seferinde Şiraz'ı fethedip şehre girdiğinde, Hâfız'ın türbesine de uğramış. Timur duymuş ki, Hâfız vaktiyle Şiraz'ın bağımsızlığından dem vururken...

15.02.2012 00:00:00
 
Saygısızlık
Timur İran seferinde Şiraz'ı fethedip şehre girdiğinde, Hâfız'ın türbesine de uğramış. Timur duymuş ki, Hâfız vaktiyle Şiraz'ın bağımsızlığından dem vururken:
"Burayı Türkler bile zaptedemez" demiş.
Timur türbeye girince, Hâfız'ın sandukasını parmaklarıyla şöyle bir tıklatmış, selam faslından sonra:
"Hey gidi koca Hâfız" demiş. "Türkler burayı alamaz demişsin ama işte aldık, bak!"
Türbedar yaklaşmış, saygılı bir ifade ile der ki:
"Efendim, türbemizin bir geleneği vardır. İzin verirseniz arz edeyim."
"Söyle!" demiş Timur.
"Buraya gelen her devletlû; Hâfız divanından rastgele bir sayfa açarak, bir beyit okur" deyince türbedar, Timur'da, "Pekala" demiş. Türbenin baş tarafında kapalı duran divanı alır açmış, beyiti okumaya başlamış. Şöyle yazmaktaymış:
"Vaktiyle nice aslanlar kükredi bu ormanlarda
Şimdi , topal tilkiler dolaşır oldu buralarda…"
Bir ayağı topal olan Timur, bu ifadeler karşısında şaşırır, kekeleyerek:
"Büyük adammışsın be Hâfız!" Bağışla, saygısızlık ettik" der.
Şeytanın sevdiği söz
Hasan Basri'ye sormuşlar:
"Bazı kimseler; 'kendinizi olgunlaştırmadan halkı olgunlaşmaya çağırmayınız, önce kendinizi düzeltiniz' diyorlar, ne dersiniz?"
Şu cevabı verir Hazret:
"Şeytanın en çok hoşlandığı söz işte budur. Şeytan bu sözü çok süslü gösterir. Ve her Müslüman için bir görev olan; iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak işinden uzaklaştırmak ister."
"Camları da olsaydı"
Sultan Mahmut, İzzet Molla'ya camsız bir gözlük hediye eder. Molla gözlüğü takar, Edirnekapı tarafına bakar, sanki mezar taşlarını okuyormuş gibi yaparak:
"Hüvel Hallâkul Bâki" der.
Padişah:
"Efendi, maşaallah! Pek uzakları görüyorsunuz" deyince, şu cevabı verir:
"Padişahım, eğer camları olsaydı her halde Levh-i Mahfuz'u bile okurdum!"
Yalancı
Bazı kişiler, yalancı peygamber Müseylemet-ül Kezzab'ın yanına giderek:
"Hz. Muhammed hangi ağacı çağırsa, toprağı yararak yanına geliyor ve O'nun Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet ediyor. Sen peygamber olduğunu iddia ediyorsun, o halde çağır, ağaçlar senin de ayağına gelsin" derler.
Bu istek karşısında köşeye sıkışan Müseyleme, ister istemez:
"Ey ağaç, yanıma gel!" diye seslenmiş.
Ağaçta hiç hareket yok. Birkaç kere tekrarlamış. Değişen bir durum olmayınca, Müseyleme bozuntuya vermeden :
"Ne yapalım, peygamberlikte gurur olmaz, o gelmezse ben giderim yanına" demiş.
Keşke
Sıradan şiirler yazan birisi hacca gider. Dönüşünde Molla Câmi ile görüşür. Der ki:
"Hacca giderken divanımı da birlikte götürmüştüm. Teberrüken Hacerü'l-Esved'e sürdüm."
Molla Câmi cevap verir :
"Yanlış yapmışsınız efendim. Keşke Zemzem kuyusuna daldırsaydınız!"

Doktorlar Alzheimer'a yakalanmamak için ne yapıyor?


 
Her gün dünya genelinde milyonlarca insana şifa olmaya çalışan doktorlar da hasta olmamak için sağlıklarına dikkat ediyor. Alzheimer, sıradan insanlarda olduğu kadar sağlık profesyonellerinde de endişeye yol açıyor. Peki doktorlar ne zaman, nasın önlem alıyor?
 

26.09.2026 07:50:00
Murat Çorbacı
 
Doktorlar Alzheimer'a yakalanmamak için ne yapıyor?
Doktorlar Alzheimer'a yakalanmamak için ne yapıyor?

Southampton Üniversitesi yaşlılık psikiyatrisi doçenti Dr. Jay Amin, her gün onlarca Alzheimer hastasını görüyor. Bu konuda İngiltere'de yetkin isimlerden biri... Henüz 45 yaşında olan Amin, kendi Alzheimer önlemlerini The Telegraph gazetesine verdiği mülakatta şu şekilde aktarıyor:

Uyku ilk sırada

Uykuya öncelik veriyorum, diyetimi tamamen lif ve proteine ​​odaklanacak şekilde değiştirdim ve kuvvet antrenmanına başladım. Bu değişikliklerin, yaşamın ilerleyen dönemlerinde demans riskini azaltmada önemli bir rol oynayabileceğine dair kanıtlar var. Eğer uzun yıllar boyunca risk faktörlerini azaltmaya yönelik bir yaşam tarzı sürdürebilirseniz, bunama riskinizin azalması neredeyse kaçınılmazdır!

Dışarıda yürüyüş

30 dakikalık bir sabah yürüyüşü, gün ışığına maruz kalmanızı artırabilir ve daha iyi uyumanıza yardımcı olabilir. Sekiz yıl boyunca 87 binden fazla yetişkini takip eden yakın tarihli bir çalışma, gündüz ışığına daha fazla maruz kalmanın bunamaya karşı koruma sağlayabileceğini öne sürüyor. Günde 42 dakikadan daha az süreyle açık havada gün ışığına maruz kalmak, obezite ve alkol tüketimi gibi bilinen risk faktörlerinden daha güçlü bir demans göstergesiydi.
Pencere kenarında oturmanın faydaları olsa da, bu sadece yaklaşık 1000 lüks (ışık yoğunluğu ölçüsü) sunarken, dışarı çıktığınızda 5000 lüks ile karşılaşırsınız. Dr. Amin, gün ışığı dozunuzu almak için sabah ilk iş olarak yarım saatlik bir yürüyüş yapmanızı öneriyor.
Dr. Amin, "Ancak genel olarak, sabah erken saatlerde gün ışığı almak uykunuzu desteklemeye yardımcı olabilir, bu da önemlidir çünkü kötü uyku demans riskiyle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Bu erken güneş ışığı dozu, melatonin seviyelerinizi düzenler ve geceleri daha iyi uyuyacağınız anlamına gelir" dedi.

Beş dakika kardiyo ve 15 dakika ağırlık çalışması yapın


30 dakikalık yürüyüşünüz yaklaşık 3000 - 3500 adım atmış olsa da, hızlı bir egzersiz yapmak beyninize ekstra bir destek sağlayacaktır.
Dr. Amin, koşu, bisiklet veya HIIT dersi gibi kardiyo egzersizlerinin önemli olduğunu söylüyor. Johns Hopkins Üniversitesi'nin yaptığı bir çalışma, günde sadece beş dakika orta ila yüksek yoğunluklu kardiyo egzersizinin, sıfır dakikaya kıyasla, demans riskini yüzde 41 oranında azalttığını buldu. Bunu günde 10 dakikaya çıkarmak ise riski yüzde 60 oranında azalttı.
Bununla birlikte, direnç antrenmanı - kas gücünü artıran ağırlık kaldırma veya vücut ağırlığı egzersizleri - daha da iyi olabilir. "Artık kronik iltihabı ve insülin direncini azalttığına dair birçok kanıt var" diyor Amin. İltihap nöronları yok ederken, insülin direnci demansın bir belirtisi olan beyinde plaklara yol açabilir.
"Ne yazık ki, modern yaşam tarzımızın (aşırı işlenmiş gıdalar, şekerli içecekler ve yağlı yiyecekler açısından zengin) büyük bir kısmı iltihaplanmayı artırmaya çok elverişli" diye belirtiyor Dr. Amin. İltihaplanma yıllarca devam ettiğinde, kandaki iltihaplı protein seviyelerini yükseltir. Buna karşılık, "mikroglia [beynin ana bağışıklık hücreleri] zararlı sitokinler salgılamaya başlar ve bu da sağlıklı beyin dokusuna zarar vermeye başlayabilir" diye açıklıyor. "Bunun bir başka yönü de, yaşlandıkça kas kütlesini kaybetmeniz ve bunun da daha az aktif olmanıza ve daha az sosyalleşmenize yol açabileceği" ki bu da demans riskini artırabilir, diye ekliyor.

Beyin dostu bir kahvaltı yapın


İştahınız açıldıktan sonra, Dr. Amin, demans uzmanları tarafından hastalığa karşı koruma sağlamak için geliştirilen MIND diyetine dayalı bir kahvaltı öneriyor. Bu diyet, yapraklı yeşillikler, meyveler, kuruyemişler ve tam tahıllara öncelik verirken, kırmızı et, peynir, hamur işleri, tatlılar ve kızarmış yiyecekleri sınırlandırıyor.
Bu, lif açısından zengin bir diye... Lif seviyelerinin artması, kısa zincirli yağ asitlerinin [bağırsak tarafından üretilen iltihap önleyici bileşikler] seviyelerini artırabilir ve bu da bağırsak iltihabınızın seviyesini düşürebilir; bu da beyindeki iltihabın azalmasına yol açabilir. Teori bu. İltihabı azaltmak...

Bir fincan kahve veya çay için - ya da biraz bitter çikolata yiyin


"Çay ve kahve içmenin bazı faydaları olabilir" diyor Dr. Amin. Harvard Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, günde iki ila üç fincan kafeinli kahve veya bir ila iki fincan çayın, bunama riskini yüzde 18 oranında azalttığını, aynı zamanda bilişsel gerilemeyi yavaşlattığını ve bilişsel işlevleri koruduğunu, bu içecekleri tüketmeyenlere kıyasla bulmuştur. Kahve ve çay, iltihabı ve hücresel hasarı azaltırken bilişsel gerilemeye karşı koruma sağladığı düşünülen polifenoller ve kafein gibi biyoaktif bileşenler içerir. "Bitkisel çikolatayı da buna eklerdim, çünkü yüzde 70 ve üzeri oranlarda benzer bileşikler, polifenoller içerir" diyor dr. Amin.

Başkalarıyla yeni bir beceri öğrenin


Yeni bir beceri edinmek, bunamaya karşı ek koruma sağlayabilir. Amerikan Nöroloji Akademisi'nin araştırması, dil öğrenimi gibi yaşam boyu öğrenmeye katılan kişilerin Alzheimer riskinin daha düşük olduğunu ve bilişsel gerilemenin daha yavaş olduğunu ortaya koyarken, Trinity College Dublin'in bir çalışması da piyano çalmak gibi zihinsel olarak uyarıcı aktivitelerin demans riskini azaltabileceğini buldu.

Bir arkadaşınızla buluşun

En sosyal aktif olan kişilerin, en az sosyalleşenlere göre demans riski yüzde 38 daha düşüktür ve Lancet çalışması ayrıca sosyal izolasyonu bir demans risk faktörü olarak tanımlamıştır. "Her gün arkadaşlarım ve ailem için zaman ayırmaya çalışıyorum" diyor Dr. Amin. "Bunun neden bu kadar koruyucu olduğundan emin değiliz. Sosyal etkileşimin, nöronal bağlantılarınızı yeni yollarla test ederek koruduğu olabilir. Ancak psikolojik bir bileşen de var: Kendini izole hisseden kişilerde depresyon riski artıyor ve bu da bunama için güçlü bir risk faktörü."
Sevdiklerinizle bir sonraki buluşmanızda yürüyüşe çıkmanızı öneriyor. Alternatif olarak, beyninizi meşgul edecek bir aktivite düzenleyin. "Arkadaşlarımı gördüğümde bir müzeye gidebiliriz. Bunun beynimiz için iyi olduğunu kanıtlıyor. Kendinizi farklı senaryolara sokuyorsunuz, diğer kültürler hakkında bilgi ediniyorsunuz."


Akşam yemeğini erken yiyin

Erken akşam yemeği daha iyi uyku ve beyin sağlığını destekleyebilir
Küçük bir araştırmada, yemek yeme saatlerinizi günde dokuz saatle sınırlamanın bilişsel gerilemeyi önleyebileceği ve yatmadan dört saat önce yemeyi bırakmanın ek faydaları olduğu bulundu. "Gece geç saatlerde yemek yemek uyku döngünüzü bozabilir ve bizce uyku, demans riski söz konusu olduğunda inanılmaz derecede önemli bir faktördür." Erken akşam yemeği ayrıca insülin direncini azaltır, bu da demansa karşı koruma sağlayabilir. Dr. Amin, "Yemek yemeyi genellikle 18:00 civarında bitirmeye çalışıyorum ve ardından genellikle 10:00 civarında kahvaltı yapıyorum. Bu çoğu insan için mümkün olmayabilir, bu nedenle 20:00 ile 08:00 arası bile muhtemelen yeterlidir" diyor. Balık, sebzeli tavuk veya bulgurlu salata, MIND diyetiyle uyumlu akşam yemeği seçenekleri arasında yer alıyor.

Erkenden yatağa girin

Sık sık yetersiz uykunun beyni demansa doğru ittiği düşünülmektedir. Dr. Amin, "Uyku, kortizol ve stres seviyelerini etkiler" diye açıklıyor. Kortizol ve stresin artmasının kronik iltihaplanmayı ve hafıza sorunlarını tetiklediği düşünülüyor, diyor. Bir diğer olası mekanizma ise, uyku sırasında beynin amiloid ve tau (demansla bağlantılı protein kümeleri) temizleme sürecinin hızlanmasıdır.
Dr. Amin, "Akşam 8'den sonra telefonuma bakmayı ve çalışmayı bıraktım" diyor. "Erken akşam yemeği yemek de yardımcı oluyor, çünkü beyne günün bittiği sinyalini veriyor ve yatmadan bir saat önce evde ışıkları kısıyorum. Ayrıca öğleden sonra kafeinden kaçınmak ve akşamları yorucu egzersizlerden uzak durmak da mantıklı."

Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri


 
Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. 
 

26.09.2026 07:28:00
Murat Çorbacı
 
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, menopozun yalnızca hormonların değiştiği bir dönem olmadığına işaret ederek, "Kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı" dedi. Dr. Seyidova menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci 'ikinci bahar'a çevirmek için mutlaka cevaplanması gereken kritik soruyu açıkladı.

Kaslarınıza yatırım yapın

Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli.

Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun

Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.

Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin

Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, "diyet yapmak" değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.

Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün

Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir.

Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin

Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. İbadet, dua, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.

Menopoz planınız size özel olsun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir."

Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?

Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıkladı: "10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor."

DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye’de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı

25.09.2026 21:44:00
Haber Merkezi
 
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye'de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davadan ayrılan dosyada 1'i tutuklu, 15'i firari 16 sanığın yargılanmasına devam edildi. Tutuklu sanık Ömer Deniz Dündar SEGBİS üzerinden duruşmaya katıldı.

Gaziantep'ten Ankara'ya uzanan güzergâh

Saldırının failleri konusunda hazırlanan iddianamede, canlı bombalardan birinin Yunus Emre Alagöz, diğerinin ise kimliği belirlenemeyen Suriye uyruklu bir kişi olduğu belirtildi.

Dava dosyasına giren bilgilere göre canlı bombaları Ankara'ya getiren araçların Gaziantep'ten hareket ettiği ve güzergâhlarına ilişkin MOBESE ile HTS kayıtlarının dosyaya dahil edildiği belirtildi.

AA'nın saldırı sonrasındaki haberlerine göre ise iki canlı bombadan biri olarak belirlenen Alagöz ile kimliği tespit edilemeyen diğer saldırganın, saldırıdan yaklaşık 12 saat önce Suriye kırsalından Türkiye'ye giriş yaptığı bilgisi yer aldı.

Saldırganların Ankara'ya Gölbaşı üzerinden giriş yaptığı ve daha sonra Gar'a ulaştığı da soruşturma kapsamında ortaya konuldu.

Asıl soru: DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl örgütlendi?

10 Ekim katliamı tek başına gerçekleşen bir eylem değildi. İddianamede çok sayıda sanık DEAŞ yapılanmasıyla bağlantılı olmakla suçlandı. Bazı sanıklar hakkında "silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak" suçundan hapis cezaları talep edildi; bazı sanıklar hakkında ise saldırıya ilişkin çok daha ağır suçlamalar yöneltildi.

Daha da dikkat çekici olan ise saldırının, 20 Temmuz 2015'te 34 kişinin öldüğü Suruç saldırısından yalnızca 82 gün sonra gerçekleşmiş olmasıydı. DEAŞ, Suruç'un ardından Ankara Garı'nda ikinci büyük katliamını gerçekleştirdi.

Bugün davanın yeni aşamasında mahkemenin Suriye ve Irak'ta bulunup Türkiye'ye getirildiği belirtilen bazı kişilerin durumunu MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne sorması dikkat çekti. Mahkeme Ömer Deniz Dündar'ın tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 3 Aralık'a bıraktı.

11 yıl sonra değişmeyen soru şu:

Suriye'den Türkiye'ye giren, Gaziantep'ten Ankara'ya ulaşan ve başkentin göbeğinde 101 insanı katleden DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl bu kadar rahat hareket edebildi? Bu ağın tüm bağlantıları gerçekten ortaya çıkarıldı mı?

Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı

Milyarlarca liralık finansal manipülasyon ve dolandırıcılık iddialarıyla çalkalanan "fon soruşturması" kapsamında adli ve mali tedbirler en üst seviyeye çıkarıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, yürütülen çok yönlü operasyonlarda bugüne kadar 45 şüphelinin tutuklandığını açıklarken, fon sahipleri ile yöneticilerinin mal varlıklarına el konulduğunu ve birinci derece yakınlarının varlıklarının dondurulduğunu duyurdu

25.09.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı
Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı
Türkiye sermaye piyasalarını sarsan ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesi kapsamında yaptığı suç duyurularıyla başlayan devasa fon soruşturmasında son durum netleşti. Yaklaşık 455 bin yatırımcıyı doğrudan etkileyen ve milyarlarca liralık vurgun iddialarını barındıran süreçte, devletin adli ve mali mekanizmaları topyekûn harekete geçti.

Bakan Gürlek'ten güncel bilanço ve mali abluka

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonundaki operasyonların güncel bilançosunu paylaştı. MASAK ve emniyet birimlerinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalarda toplam 76 şüpheliye adli işlem yapılırken, 45 kişi tutuklandı, 5 şüpheliye adli kontrol verildi ve 12 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Gözaltındaki 14 şüphelinin işlemleri ise sürüyor.

Soruşturma kapsamında fon yöneticileri ve sahiplerinin mal varlıklarına el konulurken, birinci derece yakınlarının hesapları donduruldu. Bakan Gürlek, asıl amaçlarının kaçırılan fonları geri getirerek mağdur vatandaşların haklarını karşılamak olduğunu vurgulayarak hukukun üstünlüğü vurgusu yaptı.

İş dünyasından isimler ve sosyal medya tedbirleri

Soruşturma sürecinde iş ve finans dünyasından holding patronları ile yöneticilerin de aralarında bulunduğu pek çok isim adliyeye sevk edilerek tutuklandı.

Öte yandan, piyasalarda panik yaratan paylaşımlar yaptığı belirlenen 246 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da yakından takip edildiği ifade ediliyor.

MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler

Adalet Bakanı Akın Gürlek, MASAK'ın Entegre Mali İstihbarat Sistemi'ne (EMİS) yönelik yürütülen casusluk soruşturmasında 22 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını duyurdu. Koruma sistemini devre dışı bırakarak Cumhurbaşkanı ve bakanları sorgulayan FETÖ bağlantılı şebekeye ait iki şirkete el konulurken, 3 eski MASAK başkanı da ifadeye çağrıldı

25.09.2026 16:30:00
Haber Merkezi
 
MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler
MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) altyapısına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında eski Başkan Yardımcısı Faruk Eliyeyioğlu'nun da olduğu 22 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

İstanbul merkezli operasyonlarda 5 şüpheli gözaltına alınırken, yurt dışındaki 16 kişi için yakalama kararı çıkarıldı.

Koruma sistemi kapatıldı ve veriler sorgulandı

2012-2018 yıllarında Entegre Mali İstihbarat Sistemi'nde (EMİS) usulsüzlükler tespit edildi. FETÖ'nün bilişim yapılanmasının, üst düzey siyasilerin verilerini koruyan "Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler Listesi"ni (PEP) devre dışı bıraktığı belirlendi.

Bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bazı bakanların mali verilerinin illegal olarak sorgulandığı saptandı. İz bırakmamak için sistem log kayıtlarının silindiği veya tutulmadığı anlaşıldı.

Konunun hassasiyetine dikkat çeken Adalet Bakanı Gürlek, bu durumun kritik mali altyapılara sızıldığını gösteren ciddi bir tablo olduğunu vurguladı

Şirketlere kayyum atandı ve eski başkanlar çağrıldı

Yazılımı geliştiren AGMLAB A.Ş. ve MRD A.Ş.'nin mahrem yapılanmalarla bağı belirlenerek bu şirketlere TMSF kayyum olarak atandı. Ayrıca 2012-2018 döneminde görev yapan eski MASAK başkanları Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli ifadeye çağrıldı.

Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

25.09.2026 12:19:00 / Güncelleme: 25.09.2026 12:29:15
Haber Merkezi
 
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu.
BTP liderinin açıklamaları şöyle;

"Kötü günler geride kaldı daha kötü günler geliyor"

Eski siyasetçilerimizin bir sözü var ya, tek kelimeyle Türkiye'nin gidişatını değerlendirecek olursak iyi, iki kelimeyle değerlendirecek olursak iyi değil. Ama burada sevindirici haber şu: Kötü günler geride kaldı. Şimdi önümüzde muhtemelen daha kötü günler var. Türkiye'nin gidişatı iyi değil. Baktığımız zaman, ekonomik olarak hiç kimse mutlu değil. Türkiye'de sosyal adaletsizlik her geçen gün artıyor. Okullar yeni açıldı. Hiç hazırlıklı olmadığımız bir eğitim dönemine hazırlıksız bir şekilde başlamış olduk ve okullardaki problemler ortada, eğitimdeki problemler ortada, müfredattaki problemler ortada. Türkiye her açıdan şu anda tarihi krizlerle karşı karşıya, sorunlarla karşı karşıya. Sorunlar birike birike bugüne gelmiş vaziyette ve bugün patlamış vaziyette.

"Fon krizi mağdurları kim?"

Son bir haftadır bir fon krizi sürekli konuşuluyor. 500 bin mağdurdan bahsediliyor. Kim bu insanlar? Geçinemeyen, geçinemediği için borç harç, belki kredi kartını takla attırıp oradan nakit avans çekip bir şekilde, 'Buradan para kazanırım da geçinebilmeye başlarım' diyen insanların yüzde 90'ını oluşturduğu bir fondan bahsediyoruz. Türkiye'deki fon krizinde yüz binlerce dolar veya Türk lirası birikimi olan ve bu birikimi 'Ya, nerede değerlendirsem biraz daha buradan kâr edeyim? Zaten bir geçim derdim yok. Evim de var, arabam da var. Kiramı ödüyorum, mutfak masrafımı karşılıyorum. Çocuğumun okuluyla ilgili, eğitimiyle ilgili bir problemim yok. Artık bu fazla birikimi nerede değerlendireyim?' diyen insanların mağdur olduğundan ziyade, 'Biz geçinemiyoruz. Bir şekilde para kazanmamız lazım. Borsadan da şöyle bir şey duydum. Şöyle bir fon varmış. Bu fon çok kâr ettiriyormuş, eşimden dostumdan borç alayım, annemin bileziklerini bozayım, hanımın küpesini bozdurayım kuyumcuda.... Bu parayı gideyim oraya yatırayım da buradan para kazanayım. Para kazanayım da geçineyim' diyen insanların mağdur olduğu bir ortam var. Tamamı bu şekilde midir? Hayır. Ama yüzde 90'ı, emin olun, yarın isim isim çıksa bir bakarsınız ki bu insanlar kirasını ödeyemeyen, faturasını ödeyemeyen, geçim derdi yaşayan, asgari ücretle geçinmeye çalışan, emekli maaşıyla, memur maaşıyla geçinmeye çalışan insanlar olduğunu gözlemlersiniz.


"Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır"

Dolayısıyla Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır ve bu sistem krizinin patladığına biz şahit oluyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin gidişatı ekonomik açıdan sadece bu perspektiften baksak bile çok kötü bir vaziyette. Bir ülkede 7 yıl kriz olmaz. Bakın, 7 gün olur, 7 hafta olur, 7 ay da olur ama bir ülkede 7 yıl ekonomik kriz olmaz. Bu ülke 7 yıldır ekonomik krizde ve insanlar umutsuzlaşmış. İnsanların yarına dair ümitleri yok olmuş. Bu sefer insanlar ne yapıyor? Umudu da yok, beklentisi de yok. Kısa yoldan para kazanmam lazım. Psikoloji buna dönüşüyor. Kısa yoldan nasıl kazanırım? Türkiye'de sanal bahisin patlaması, o kadar çok yatırım alması, insanların, gençlerin özellikle buralara yönlenmesinin temelinde ne vardı? Çok affedersiniz, gençlerin ahlaksızlığı mı? Gençlerin eğitimsizliği mi? Gençlerin iş bilmezliği mi? Gençlerin ellerinden iş gelmemesi mi? Hayır. 'Benim parayı kazanmam lazım. Gidip bir yerde çalışırsam para kazanamayacağım. Evi geçindiremeyeceğim.' demeleri vardı. Bugün de aynısı. Fon krizinin aslında neden oldu, nasıl oldu? 500 bin mağdur niye oluştu? Niye bu kadar insanlar yüklendi, para verdiler? Kısa yoldan para kazanacağım umuduyla. İnsanlar artık siyasete olan güvenini yitirmiş vaziyette. Bu güven yitirildikçe umutsuzluk var gibi görünüyor. Yoksa Türkiye'de toplum bir şeyleri çok hızlı değiştirebilecek kabiliyete sahip.

"Her sabah bir operasyonla uyanmamızın sebebi ne?"

Hukuk, adalet diyoruz. Türkiye'nin gidişatı nasıl? Yani Türkiye'de her gün hukuk operasyonları oluyor. Her sabah uyanıyorsunuz, bir operasyon. Yarın uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Akşam uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Bu ne demek? Çok fazla hukuk dışı iş var demek. Şimdi bir ülkede her gün operasyonla uyanıyorsanız, o ülkede hukuken işler bugüne kadar iyi gitmiş demek midir? Yoksa bugüne kadar kötü gitmiş de bugün bir şey yapılmaya çalışılıyor demek midir? Dolayısıyla Türkiye'de 20 küsur yıldır işlemeyen veya aksak işleyen bir hukukun bugün düzgün işlediği iddia ediliyor. Ayrı bir konu. Niye ayrı bir konu söylüyorum? Çünkü hukuk fakültesinde okudum. Ben böyle bir hukuk okumadım. Ama bunların iyi işlediğini bile düşünecek olursak, her sabah bir operasyona uyanıyorsunuz. Demek ki Türkiye'de evet, hukuki bir problem vardı. Çok fazla suçlular türedi ve bunun sonunda bu kadar operasyona ihtiyaç oldu.

"Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti?"

Ben çok örneğini verdim. Hatırlarsanız, daha önceki bakanımız çok söylerdi. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir." Her fırsatta bunu dile getirirdi. Ve ben hep şunu söylemiştim, 'Kuzey Kore de bir hukuk devleti. Rusya da bir hukuk devleti. Gambiya'da, Gana'da, Zambiya'da, adını bilmediğimiz ülkeler de bir hukuk devleti. Yani her yerde bir şekilde bir hukuk var.' Hukuk devleti olmakla 'hukuk devleti' olmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Dolayısıyla Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti? Hukukun üstünlüğünün devleti mi, üstünlerin hukukunun devleti mi? Dolayısıyla hukuk dediğiniz zaman da baktığınız takdirde şunu görmeniz gerekiyor: Evrensel hukukun işlediği, insan haklarının işlediği, mağduriyetlerin oluşmadığı bir hukuk sistemi.

"Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı?"

Bana bir dava açıldı. 11 ay adli kontrol uygulandı. 11 ayın sonunda ben yargılamada beraat ettim. Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı? Adli kontrol ne demekti? Kuvvetli suç şüphesi var. Yani bu suç büyük ihtimalle yüzde 99,9 işlenmiş dediğiniz bir şeyde beraat ediliyor. Bunun gibi Türkiye'de nice örnekler var. Ben sadece kendi üzerimden örnek veriyorum. Dolayısıyla hukuk normlarının, mağdurların oluşmadığı, evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçtiği bir düzen olursa hukuk oluşur.

"Devletin gelir kapıları satılınca tek çare vergi ve cezalar kaldı"

Türkiye'nin genel olarak baktığınızda bütçesinde gelir kalemlerinin yüzde 90'ının vergi ve cezalardan oluştuğunu görürsünüz. Bir ülke düşünün ki bir şeyler yapabilmesi için vergi alması ve ceza kesmesi gerekiyor. Bunun dışında neredeyse doğru düzgün bir gelir kalemi kalmamış. Neden kalmadı Türkiye'de? Normalde bu ülke, mesela Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine, felsefelerine baktığınız zaman, bir ilkesi devletçilik ilkesiydi. Devletçilik ilkesi dediğimizde devletin piyasada aktör olduğu, devletin yatırımlar yapabildiği, devletin istihdamlar oluşturabildiği bir ilkeden bahsediyoruz. Bu ülke, kurulduğu günün zor koşullarında dahi yüzlerce fabrika, istihdamlar, üretimler, müthiş sanayi kuruluşları ortaya koymuş bir ülke. Aradan yıllar geçiyor ve Türkiye'de 80'li yıllardan itibaren başlayan bir furya ile birlikte bütün her şey elden çıkarılmaya başlanıyor. Mevcut iktidar iktidara geldikten sonra da buna ciddi anlamda hız veriliyor, tabiri caizse gaza basılıyor. Bu sürecin sonunda Türkiye'nin ülke olarak gelir elde edebileceği, istihdam yaratabileceği, vatandaşına doğrudan yardımlarda bulunabileceği veya para verebileceği, maaş ödeyebileceği kapılar, alanlar kapanmaya başlıyor. Kapanınca buralardan gelir de oluşmayınca ne oluyor? Bütün geliri vergi ve cezaya yüklemek durumunda kalıyorsunuz. Bahsettiğim olay özelleştirmeler. Bugünkü ekonomik krizin çıkışı olarak da daha geçenlerde yine hepimiz haberlerde gördük. Köprülerin özelleştirilmesi söz konusu. Yani hiçbir şeyin kalmadığı bir ortamda köprüleri özelleştirerek işte işi birkaç yıl daha erteleyebilir miyiz? Yarın belki de hiç aklımıza gelmeyecek veya kabullenemeyeceğimiz, duygusal olarak da kabullenemeyeceğimiz çok müstesna kurumların özelleştirmeleri gündeme getirilecektir. Bilmiyoruz ama bunlar da mümkündür. Neden bir 5 yıl daha atabilir miyiz? Bir 10 yıl daha günü kurtarabilir miyiz? şeklinde bir ekonomi yürütme ve yönetme mantığı var.

"Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer"

Bu mantık olduğu sürece Türkiye'nin ekonomik olarak düzlüğe çıkması, bir şeyleri düzeltmesi mümkün görünmüyor. O yüzden işler kötü, gidişat kötü. Bu ülkenin kaynağına güvenilir ve bu ülkenin mutlak surette bağımsızlığı hedeflenirse ki Bağımsız Türkiye Partisi'nin yola çıktığı mantık budur. O takdirde çözülemeyecek sorunumuz yoktur. Bunlar öncelenirse Türkiye bu karamsar olunan tablodan çok hızlı bir şekilde çıkar, ayağa kalkar ve yarınlarını inşa eder. Türkiye'de çözülmeyecek hiçbir mesele yok. Türkiye'deki meseleleri çözemeyecek siyasi anlayışlar var. Meselenin çözümsüzlüğü değil problem. Bunu çözme iradesine sahip olmayan iradelerin, siyasetin bunu çözmeye çalışıyor olması. Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'deki bütün meseleleri çok hızlı bir şekilde çözebileceğine inanan bir kadrodur. Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer.

Kırmızı bültenle aranan şüpheli Muğla'da yakalandı

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, İnterpol tarafından 6 ayrı dosyada kırmızı bültenle aranan şüpheli yakalandı

 

25.09.2026 10:36:00
Anadolu Ajansı
 
Kırmızı bültenle aranan şüpheli Muğla'da yakalandı
Kırmızı bültenle aranan şüpheli Muğla'da yakalandı

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı, Muğla İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) şube müdürlükleri ekiplerince aranan kişilerin yakalanmasına yönelik çalışma gerçekleştirildi.

Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmada, İnterpol Genel Sekreterliğince 6 ayrı dosyada "organize suç örgütü içerisinde yer almak" ve "uyuşturucu madde ticareti" suçlarından kırmızı bültenle aranan T.A.E. yakalandı.

Şüpheli hakkında "resmi belgede sahtecilik" suçundan adli işlem yapıldı.

T.A.E, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezine teslim edildi.

Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen, gayrimenkul edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanan yabancılara yönelik usulsüz işlemlerin incelendiği soruşturma kapsamında gözaltına alınan 74 şüpheli adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden 26'sı tutuklanırken, 48 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

25.09.2026 06:00:00
İHA
 
Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı
Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, yabancı uyruklulara yapılan bazı gayrimenkul satışlarının gerçeği yansıtmadığı tespit edildi.

İncelemelerde, Türk vatandaşlığının kazanılması için gerekli döviz girişinin gerçekte sağlanmadığı, gayrimenkul alım satım işlemlerinin ise aracı şirketler veya satıcıların mali kaynakları kullanılarak yanıltıcı şekilde gerçekleştirildiği belirlendi.

Soruşturma kapsamında usulsüz işlemler sonucunda 1070 yabancı uyruklu kişinin Türk vatandaşlığı kazandığı, işlemlerin toplam 72 milyon 250 bin dolar tutarında olduğu tespit edildi. Gerçeğe aykırı yüksek bedelli ekspertiz raporları düzenlendiği ve bu yöntemle haksız menfaat temin edildiği de belirlendi.

26 şüpheli tutuklandı

İstanbul merkezli 13 ilde düzenlenen operasyonda yakalanarak gözaltına alınan 74 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık işlemleri sonrası mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 26'sı tutuklanırken, 48 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 8'i tutuklandı

25.09.2026 02:00:00 / Güncelleme: 25.09.2026 11:30:03
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 21 şüphelinin savcılıktaki ifadeleri tamamlandı.

Şüpheliler, Ali Rıza İncekaya, Haldun Saffet İnal, Erhan Kilimci, Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Nilgün Sarıçalı, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya, Sezai Bekgöz, Ahmet Özcan, Mehmet Ziya Gökalp, Sibel Gökalp, Tamer Akbal, Abdullah Yusuf Yarız, Selim Dağbaşı, Özdemir Ataseven, Gökhan Ataseven ve Hamza Kablan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Hakimlik, sevk edilen şüphelilerden Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya ve Ahmet Özcan'ın tutuklanmasına karar verdi.

Nilgün Sarıçalı ve Sezai Bekgöz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Şüphelilerden 11'inin hakimlikteki işlemleri devam ediyor.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Müzekkerede, şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya ise savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da dün adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Dün adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in de tutuklanmasına karar verilmişti. 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmişti.

Böylece, soruşturmada tutuklananların sayısı 26'ya ulaşmıştı. 

Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmalarına ilişkin, "Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır" dedi

24.09.2026 21:00:00
AA
 
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'taki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaretin sonuna geldiğini belirten Erdoğan, 130'dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinliklerinin, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleştiğini hatırlattı.

Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ettiğini anımsatan Erdoğan, "Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım." diye konuştu.

Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine katıldığını anlatan Erdoğan, burada da Orta Doğu'ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerileri ifade ettiklerini söyledi.

Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) 9-20 Kasım'da Antalya'nın ev sahipliği yapacağını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya'da misafir edeceklerini belirterek, Genel Kurul konuşmasında, eşi Emine Erdoğan'ın girişimleriyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında Türkiye'nin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştığını aktardı.


Yoğun toplantı ve temas trafiği


New York ziyaretinde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiği olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter (Antonio) Guterres'e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna'dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika'nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa iştirak ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump'ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."


"Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi mümkün değildir"


Bloomberg için kaleme aldığı makalede BM'nin reforma ihtiyaç duyduğunu, bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladığı anımsatarak, "Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun için diyoruz ki veto mekanizması kaldırılsın. Sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."


"Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir"


BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadaki "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" sözü hatırlatılarak, Genel Kurul'daki ilk konuşmasından bugünkü konuşmasına kadar olan uzun yolculuğu değerlendirmesi istenen Erdoğan, "Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz." ifadelerini kullandı.

Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananların kendisinin dile getirdiği gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini belirten Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temellerinin o yıllarda atıldığını söyledi.

Bölgedeki birçok meselenin o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdüğünü, kıvılcımların adeta yangına döndüğünü dile getiren Erdoğan, "O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi." değerlendirmesinde bulundu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste 2 yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablo olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir." dedi.


"Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır"


Bir gazetecinin "Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Erdoğan, Hürmüz'deki tablonun bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösterdiğini belirtti.

Türkiye'nin bu konudaki tavrını en net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.

Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalmasının, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyduğuna dikkati çeken Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemde olduğunu söyledi.

Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz'ün açılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır." dedi.

Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Karadeniz'de güvenlik meselesinin hem Türkiye hem de bölge için çok önemli olduğunu belirtti.

Erdoğan, Karadeniz'in bu savaşın bir cephesi olmadığının, asla da olmaması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."


"Tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz"


Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin soru üzerine Erdoğan, Mekke Savunma Anlaşması'nın doğru yolda atılmış güçlü bir adım olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz, tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok." şeklinde konuştu.

Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temellerinin atıldığını aktaran Erdoğan, "Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece 'Gazze'de savaş dursun' demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."


"KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı üretmek istiyoruz"


Erdoğan, Türkiye'nin F-35 programındaki son duruma ilişkin soru üzerine, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuyu NATO'da da görüştüklerini anımsattı.

"Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz." diyen Erdoğan, bu konuda temasları sürdürdüklerini ve netice alacaklarına inandıklarını söyledi.

Trump ile ikili ilişkilerinin, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."

Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamaya ilişkin soru üzerine Erdoğan, Terörsüz Türkiye'nin kendileri için günübirlik bir mesele olmadığını, bunun Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesi olduğunu vurguladı.

Bu konudaki yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğunu anımsatan Erdoğan, ilgili mekanizmaların kurulduğunu, ilgili kurumların sahada gerekli takipleri yaptığınu söyledi.

Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclis'imiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılıkelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız."


"Irak ile yeni döneme iyi başladık"


Bir gazetecinin, Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Ez-Zeydi'nin bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptığı hatırlatılarak, "Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum." şeklinde cevapladı.

Erdoğan, Türkevi'nde Zeydi ve arkadaşlarıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini bildirerek, şöyle konuştu:

"Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak."


"Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da seçimler yaklaşırken Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in F-35 satışına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna işaret edilerek, "Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim, Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz."


"Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz"


Kasım ayında Antalya'da gerçekleşecek COP31'de Türkiye'nin ana önceliklerinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları görmezden gelemeyeceklerini vurgulayarak, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, COP31'de, bu tedbirleri, yol haritalarını ve iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladıklarını ortaya koyacaklarının altını çizdi.

Birleşmiş Milletler'de ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptığını da anımsatan Erdoğan, "Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur." diye konuştu.

Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmanın ve onları desteklemenin de gelişmiş ülkelerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık söz değil, icraat gerektirdiğini kaydetti.

Erdoğan, felaketlerin sınır tanımadığını, yangın, sel ve kuraklığın ülke ayrımı yapmadığına dikkati çekerek, "Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak." dedi.


"Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır"


Bir gazetecinin, sermaye piyasası soruşturmalarına işaret ederek, "Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor.

Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.