logo
24 HAZİRAN 2026

AVRUPA BİRLİ'İ MACERAMIZI TARİH AFFEDER Mİ?

16.08.2001 00:00:00
Gümrük Birliği mi Sömürge Anlaşması mı?

Nimet Onlara Külfet Bize: Gümrük Birliği ya da Sömürge Anlaşması

AB, Türkiye'yi ne tam üyeliğe kabul ediyor ne de Türkiye'den tümüyle vazgeçebiliyor. Bunun başlıca iki temel nedeni vardır: Türkiye nüfus faktörü sayesinde Avrupalılar için olağanüstü pazardı. Eski söyleyişle "Onlar ortak biz Pazar" durumu söz konusu idi. İkincisi AB'den ümidini kesen Türkiye doğal olarak alternatif arayışlara girecektir. Bu ise Avrupa açısından olağanüstü bir dezavantajdı.

Öyleyse Avrupa açısından ideal formül, hem pazar olarak kalmasını sağlayacak hem de alternatif arayışlarını engelleyecek bir politikayı Türkiye'ye kabul ettirmesi idi. Ve ideal formül bulundu: "Gümrük Birliği" Gümrük Birliği ile Türkiye hem Avrupa için garantili bir pazar daha doğrusu sömürge haline geldi hem de önündeki alternatifleri elinin tersiyle itmiş oldu. Bu plana uygun olarak, Türkiye, tam üyeliğin siyasi haklarını kullanamadan, AB'de Gümrük Birliği statüsüne girdi. ABTürkiye ortaklığını kuran 1963 Ankara Anlaşması'nda öngörüldüğü gibi, Gümrük Birliği (GB) 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girdi. 9

Dikkat çekicidir yükümlülük altına giren Türkiye olmasına rağmen Gümrük Birliği için adeta yalvaran taraf yine Türkiye olmuştur. Üstelik Avrupa Parlamentosu'ndaki Kürt konusu ve insan hakları ihlalleri iddiaları üzerine yoğunlaşan bir muhalefetle karşılaştı. Bundan önemlisi Türk Hükümeti'ni aşırı istekli gören AB, Kıbrıs ve DEP konularında Türkiye'den ek taleplerde bulundu.

Gümrük Birliği anlaşmasını eleştirenler, çok haklı olarak Türk pazarının, siyasal üyeliğin avantajları ve korumalarına sahip olmadan, daha güçlü olan Avrupa'nın ekonomik etkisine açılacağına işaret ediyorlardı. İÜİF Avrupa ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin başkanı olan Prof Dr Erol Manisalı'nın ifadesi ile Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye'yi "vesayet altına alan bir anlaşma idi" ve "AB için ideal formüldü".10 Sn Manisalı gerekçelerini şöyle sıralıyor:

Türkiye tam üye yapılmadığı için AB Parlamentosu'nda AB Bakanlar Konseyi'nde, AB Komisyonundan, ne AB Adalet Divanı'nda yer almayacak, buna karşılık, bu organların, Gümrük Birliği, AB'nin dış ticaret politikası, AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı anlaşmaların uygulanmasında sorumlu olacaktı. (Tek taraflı yükümlülük) Böylelikle Türkiye, AB tarafında "yönlendirilen" bir konuma getirilecekti.

Tam üye olmadığı için, Yunanistan'a, Portekiz'e yapıldığı gibi, büyük mali yardım yapılmayacağı için, AB mali bir yükten kurtulacaktı. Türkiye tam üye yapılmasa, ülkeye her yıl, Yunanistan'a yapılanın 1015 katı mali yardım yapılması zorunluluğu doğardı. Çünkü AB mevzuatı sistemi bunu gerektiriyordu.

Türkiye tam üye yapılmadığı için, işgücünün serbest dolaşımında da yararlanamayacak ve AB bu tehlikeden de uzak tutulmuş olacaktı.

Temsilin nüfus hacmine göre olduğu AB'nde tam üye olan Türkiye, Almanya, İngiltere ve İtalya gibi AB Parlamentosu'nda ve AB Komisyonu'nda "en ağırlık" ülkelerden biri" olacaktı. Hele ileri ki yıllarda nüfusu daha da arttıkça, AB'nin piramidinin en üstünde, "en ağırlıklı" ülke konumuna gelecekti.

Yalnızca Gümrük Birliği'ne dahil edilen Türkiye ise AB'nin korkusuzluğu bütün bu tehlikeleri yaratamayacağı gibi, "tek yanlı olarak, AB denetimi altına sokulacağından" AB için, en ideal konumda olacaktı. (Erol Manisalı, Gümrük Birliğinin Siyasal ve Ekonomik Bedeli,s. 50)

Gümrük Birliği'ne imza atan Sn Tansu Çiller, Türkiye'nin Gümrük Birliği vasıtasıyla AB ile ekonomik birleşmesini "Kur'an'ı, ezanı ve camiyi Avrupa'ya taşımak" olarak sunmuştu. Halbuki Sn Çiller daha önceleri, Avrupalılaşmayı temel politik hedef olarak savunuyordu.

"Gümrük Birliği görüşmelerinde Türk tarafına başkanlık eden Özdem Sanberk bu konuda şu görüşü ileri sürüyordu: "Türkiye AT tarafından Gümrük Birliği'ne davet edilmemiştir, kaldı ki tam üyeliğe davet edilmiş olsun". Bundan ötürü Sanberk tam üyeliğe ilişkin hukuki bir vaat elde etmenin pek anlamı olmadığını ve ayrıca AB'nin böyle bir vaatte bulunacağını asla hesaba katmamak gerektiği düşüncesindeydi. Buna rağmen zamanın Dış İşleri Bakanı Murat Karayalçın ATTürkiye Ortaklık Konseyi'nin 36 toplantısı arifesinde devlet televizyonunda şu düşünceyi dile getiriyordu: "Gümrük Birliği ile tam üyelik yolunda önemli bir adım attığımızı umuyorum". Bu umut besbelli ki AB Komisyonu tarafından verilmişti. AB Komisyonu, zamanın Başbakan Çiller'e bir mektup göndererek Gümrük Birliği'ni "Türkiye ve Birlik arasındaki ilişkiler açısından tarihi bir gelişme" olarak nitelendirmişti. Bu tür öngörülerden etkilenen Çiller ise, "Bu arada bir şey olmazsa, ikiüç yıl içinde Türkiye Avrupa Birliği'nin üyesi olacaktır" saptamasında bulunuyordu. Çiller'in iyimserliği Ortaklık Anlaşması'nın 28. maddesinden de kaynaklanmaktaydı. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nda da bu maddeye atıfta bulunulmaktaydı. İyi niyete rağmen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı tam üyeliğe hazırlanırken Türkiye'nin işine yarayacak bir topluluğun ekonomik yardımından tek kelime bile söz etmemektedir. Görünen o ki, Topluluk, Ortaklık Anlaşması'ndan sonraki yıllarda bu konuda "daha ileri görüşlü" olmuştur. Çünkü Ortaklık Anlaşması'nın başlangıcında şu "idrak" yer almış idi: "Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına Avrupa Ekonomik Topluluğunun yaşama seviyesini iyileştirme çabasına Avrupa Ekonomik Topluluğunun getireceği destek, ileride Türkiye'nin Topluluğa katılmasını kolaylaştıracaktır."

Türkiye'nin AB tam üyeliğine özellikle Hıristiyan Demokratlar karşıdır. Örneğin zamanın CDU grup başkanı Schauble, şu an Bonn'da muhalefet lideri, Kasım 1995'te Hürriyet gazetesine verdiği demeçte şu görüşü ifade etmekteydi: "AB (...) siyasi bir birliktir. Bunun sınırlarını doğru koymak zorundayız. Bundan ötürü topraklarının bir kısım Avrupa'daki bir kısmı da Asya'da bulunan Türkiye ve Rusya gibi ülkelerle ilişkilerde başka usuller geliştirmek zorundayız." Bu partinin o zaman ki görüşü 2000'li yıllara girdiğimiz devirde de aynen muhafaza edile gelmekte ve Almanya'da aşırı bir ölçüde iç politika malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Buna karşılık Gümrük Birliği'nin tamamlanması Türkiye'de, şimdiye kadar karşı çıkılan tam üyeliği elde etmek ve bununla Avrupa'ya ait olduğunun altını çizmek için sadece bir ara aşama olarak görülmektedir. Bu anlamda, Nisan 1996'da GB'nin tamamlanmasından sadece dört ay sonra Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Türkiye'nin AB'nin tam üyesi olmak zorunda olunduğuna işaret ederek sözlerini sürdürmekteydi: "Türkiye AB'de üyelik olmadan rahat edemeyecektir (...) Türkiye Avrupasız, Avrupa Türkiyesiz yapamaz". Buna karşılık Avrupa tarafı Gümrük Birliği'ni daha çok kendi çıkarlarını korumak için Türkiye'nin kendisine bağlanmasını sağlayan bir araç olarak görmektedir." (Dr Harun Gümrükçü, Ortaklık Kavramı ve Ortaklığın Ayırt Edici Özellikleri, s. 4951)

Bu zamanlardan itibaren başlayan 28 Şubat süreciyle doruğa ulaşan ilginç bir gelişme de kimi dini duyarlıklı çevrelerdeki AB'nin adeta bir can kurtaran simidi gibi algılanmaya başlaması idi. Bu söyleme göre Avrupa'da yeni bir İslami varoluşu ilerletmek için Avrupa Birliği, kültürel ve ekonomik fırsattı.

Gümrük Birliği'nin bedeli ne oldu?

Turgay Tüfekçioğlu, "Gümrük Birliği Anlaşması'nın Türkiye'ye verdiği zararlar saymakla bitmez" diyor ve şöyle bir özetliyor:

* Gümrük Birliği Anlaşması sonucunda son 5 yılda A.B. ülkeleri ile ticaretimiz 33 milyar dolar açık verdi.

* Yerli sanayi Gümrük Birliği'ne girmekle hızla çöktü. Çünkü ithalat patladı. AB ülkelerinin gümrüksüz malları iç piyasaları doldurdu. 1923'ten sonra sıfırdan başlayarak kurmakta olduğumuz yerli sanayimiz, Gümrük Birliği'ndeki güçlü sermayeli, geniş uluslararası pazarı olan Avrupalı rakipleri karşısında ezildi, üretim yapamaz hâle gelip durdu. İşçiler işsiz, ülke sanayisiz kaldı. Toplum hızla tüketim toplumu oldu.

* Borsa denilen "modern kumar" sayesinde "üretme, borsacı ol" telkiniyle insanımız yatırıma değil saat başı alınan satılan borsadaki hisse senetleri ile âdeta kumar oynar hâle getirildi, üretime önem verilmedi, parası olanlar için borsa sanki talih oyunlarına döndürüldü.

* GB'ne girme uğruna Güney Kıbrıs'a AB'ne tek başına müracaat hakkı tanınarak Kıbrıs ve buna bağlı Ege sorununda Türkiye'nin eli kolu bağlandı, Türkiye tuzağa düştü.

* GB neticesinde Avrupa'nın yüksek teknolojisinin Türkiye'ye yapacağı yeni yatırımlara ihtiyacımız kalmadı. İzmir Tire'deki OPEL fabrikası örneğinde olduğu gibi. GB neticesinde yeni yatırım yapılmadığı gibi üstüne üstlük kurulu fabrikalar kapanıp Almanya'ya geri gitti.

* Ortaklıklar eşitler arasında olur. Türk sanayii eşiti olmayan Avrupalı rakiplerin karşısında silâhsız, güçsüz karşı karşıya bırakıldığında, meselâ çiftçimizi, tarımımızı korumasız bıraktığımızda, dükkân raflarında ithal malı fasulye, nohut, şeker.... satılır oldu...

Bu misâlleri uzatmak mümkün, ama şu tespiti yapalım ki: Gümrük Birliği Anlaşması ithalatı patlatarak Türk sanayiini çökertmiştir. Bu çöküşün bedeli, 33 milyar dolar olan dış ticaret açığının da çok üstündedir. Çünkü maddî çöküşün yanında milyonları bulan işsiz genç insanların ruhlarındaki çöküşün ve umutsuzluğun bedeli ölçülemez. Türk aile yapısı bugün her zamankinden daha büyük tehdit altındadır. Boşanmalar, geçim sıkıntısına bağlı olarak hızla artmaktadır.11

Ve Gümrük Birliği'nin Ödülü: Avrupa'dan İkinci Red: Aralık 1987

Avrupa Birliği'nin 13.12.1997 tarihli Lüksemburg Zirvesi, Türkiye'nin Avrupalılaşması tarihinde çok kritik bir zamandır. Bu, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecine dahil edilmediği, Avrupa Birliği adaylığının ikinci kere kabul edilmediği tarihtir. 15 devletten oluşan Avrupa Birliği, bu tarihte gerçekleştirdiği bir zirvede, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs'ın; ikinci aşamada da Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Letonya ve Slovakya'nın Avrupa genişlemesi sürecine dahil edilmesine ve 1998 Nisan ayında, bu devletlere tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasına karar vermiştir.

Özellikle bu tarihten sonra Batı Türkiye'ye adeta "itilmişkakılmış" muamelesi yapmaya başlamıştır. Bu gelişmeler politikacılarımızın olmasa bile Türk Halkı'nın onurunu zedelediği muhakkaktır.

Bu durum Avrupa Türkiye ilişkilerini daha derin bir bakış açısı ile ele almak gerektiğini göstermiştir. Ancak her ne hikmetse bırakın her zaman durumu idare etmekten başka kaygısı olmayan politikacıları Türk entellektüleri de konuyu yeterince tartışmamıştır. Tartışılmayan başlıca problemlerden birisi de 1997 Lüksemburg Zirvesinde Türkiye'ye ikinci kez hayır diyen AB'nin iki yıl sonraki Helsinki'de niçin üye adaylığı önerdiğidir. Biz ilerleyen bölümlerde bu soruyu da yanıtlaycağız.

Yarın: Lüksemburg'da

ne oldu?

Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşan NATO Liderler Zirvesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştireceğini açıkladı. Kritik zirvede küresel güvenlik ve ikili ilişkiler masaya yatırılacak

24.06.2026 18:20:00
Haber Merkezi
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada NATO Liderler Zirvesi'ndeki diplomasi trafiğinin en önemli ayağını duyurdu. Erdoğan, zirve programı kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa bir araya geleceğini açıkladı. Bu görüşme, iki liderin küresel ve bölgesel gelişmeleri en üst düzeyde değerlendirmesi açısından stratejik bir önem taşıyor.

Masadaki kritik başlıklar

İki lider arasında gerçekleşecek baş başa görüşmenin ajandası oldukça yoğun. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre masada yer alacak öncelikli konular şunlar:

• NATO'nun Geleceği: İttifakın genişleme stratejileri ve savunma harcamaları.

• Bölgesel Güvenlik: Orta Doğu'daki son durum ve terörle mücadelede iş birliği.

• Ukrayna Krizi: Savaşın sonlandırılmasına yönelik barış girişimleri ve stratejik adımlar.

• Ekonomik İlişkiler: Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacmini artırma hedefleri.

Küresel siyasette gözler bu randevuda

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklaması, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, iki liderin yapacağı bu baş başa görüşmenin sadece Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini değil, NATO zirvesinden çıkacak ortak kararları da doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Zirve sürecinde iki liderin heyetler arası görüşmelerin yanı sıra bu özel formatta bir araya gelmesi, stratejik ortaklığın kritik başlıklarında doğrudan uzlaşı arayışı olarak yorumlanıyor.

Görüşmenin kesin saati ve yerine ilişkin detayların önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

24.06.2026 13:27:00
AA
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 81 ilin yanı sıra, Avrupa'da ve dünyanın farklı yerlerinde milleti başarıyla temsil eden bütün vatandaşlara selamlarını gönderdi.

"Çeşitli zorlukları göğüsleme pahasına izzetli bir hayatın, haysiyetli bir duruşun mücadelesini veren tüm soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki her bir kardeşime aynı şekilde saygılarımı, sevgilerimi yolluyorum." diyen Erdoğan, grup toplantısını her zaman olduğu gibi yine büyük bir coşkuyla, tam bir kardeşlik atmosferi içinde gerçekleştirdiklerini söyledi.

"Partimizi yeni katılımlarla büyütmeye devam edeceğiz"
Kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı içten sevdaları dolayısıyla katılımcılara teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bugün bir kez daha AK Parti'nin millete hizmet davasını omuzlayan tüm yol ve dava arkadaşlarıma, partimize, hareketimize yaptıkları katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyor, Cenabıallah'a şahsıma böyle bir teşkilatla Türkiye'ye hizmet etme bahtiyarlığı bahşettiği için hamdediyorum. Kavganın, bel altı vuruşların, karşılıklı itibar suikastlarının Türk siyasetini zehirlediği bu günlerde, kardeşliği yücelten, tevazuyu büyüten, nezaketi ve vefayı elden bırakmayan AK Parti ailesiyle iftihar ediyorum. Partimizi ve ailemizi inşallah yeni katılımlarla büyütmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz."

Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi

Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi

24.06.2026 11:34:00
Haber Merkezi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi.
AFAD verilerine göre, Düzce'de 3.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Deprem saat 08.46'da meydana gelirken sarsıntı 11,32 kilometre derinlikte gerçekleşti.
Deprem Sakarya ve İstanbul'da da hissedildi.

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.