logo
08 MART 2026


AVRUPA BİRLİ'İ MACERAMIZI TARİH AFFEDER Mİ?

16.08.2001 00:00:00
Gümrük Birliği mi Sömürge Anlaşması mı?

Nimet Onlara Külfet Bize: Gümrük Birliği ya da Sömürge Anlaşması

AB, Türkiye'yi ne tam üyeliğe kabul ediyor ne de Türkiye'den tümüyle vazgeçebiliyor. Bunun başlıca iki temel nedeni vardır: Türkiye nüfus faktörü sayesinde Avrupalılar için olağanüstü pazardı. Eski söyleyişle "Onlar ortak biz Pazar" durumu söz konusu idi. İkincisi AB'den ümidini kesen Türkiye doğal olarak alternatif arayışlara girecektir. Bu ise Avrupa açısından olağanüstü bir dezavantajdı.

Öyleyse Avrupa açısından ideal formül, hem pazar olarak kalmasını sağlayacak hem de alternatif arayışlarını engelleyecek bir politikayı Türkiye'ye kabul ettirmesi idi. Ve ideal formül bulundu: "Gümrük Birliği" Gümrük Birliği ile Türkiye hem Avrupa için garantili bir pazar daha doğrusu sömürge haline geldi hem de önündeki alternatifleri elinin tersiyle itmiş oldu. Bu plana uygun olarak, Türkiye, tam üyeliğin siyasi haklarını kullanamadan, AB'de Gümrük Birliği statüsüne girdi. ABTürkiye ortaklığını kuran 1963 Ankara Anlaşması'nda öngörüldüğü gibi, Gümrük Birliği (GB) 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girdi. 9

Dikkat çekicidir yükümlülük altına giren Türkiye olmasına rağmen Gümrük Birliği için adeta yalvaran taraf yine Türkiye olmuştur. Üstelik Avrupa Parlamentosu'ndaki Kürt konusu ve insan hakları ihlalleri iddiaları üzerine yoğunlaşan bir muhalefetle karşılaştı. Bundan önemlisi Türk Hükümeti'ni aşırı istekli gören AB, Kıbrıs ve DEP konularında Türkiye'den ek taleplerde bulundu.

Gümrük Birliği anlaşmasını eleştirenler, çok haklı olarak Türk pazarının, siyasal üyeliğin avantajları ve korumalarına sahip olmadan, daha güçlü olan Avrupa'nın ekonomik etkisine açılacağına işaret ediyorlardı. İÜİF Avrupa ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin başkanı olan Prof Dr Erol Manisalı'nın ifadesi ile Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye'yi "vesayet altına alan bir anlaşma idi" ve "AB için ideal formüldü".10 Sn Manisalı gerekçelerini şöyle sıralıyor:

Türkiye tam üye yapılmadığı için AB Parlamentosu'nda AB Bakanlar Konseyi'nde, AB Komisyonundan, ne AB Adalet Divanı'nda yer almayacak, buna karşılık, bu organların, Gümrük Birliği, AB'nin dış ticaret politikası, AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı anlaşmaların uygulanmasında sorumlu olacaktı. (Tek taraflı yükümlülük) Böylelikle Türkiye, AB tarafında "yönlendirilen" bir konuma getirilecekti.

Tam üye olmadığı için, Yunanistan'a, Portekiz'e yapıldığı gibi, büyük mali yardım yapılmayacağı için, AB mali bir yükten kurtulacaktı. Türkiye tam üye yapılmasa, ülkeye her yıl, Yunanistan'a yapılanın 1015 katı mali yardım yapılması zorunluluğu doğardı. Çünkü AB mevzuatı sistemi bunu gerektiriyordu.

Türkiye tam üye yapılmadığı için, işgücünün serbest dolaşımında da yararlanamayacak ve AB bu tehlikeden de uzak tutulmuş olacaktı.

Temsilin nüfus hacmine göre olduğu AB'nde tam üye olan Türkiye, Almanya, İngiltere ve İtalya gibi AB Parlamentosu'nda ve AB Komisyonu'nda "en ağırlık" ülkelerden biri" olacaktı. Hele ileri ki yıllarda nüfusu daha da arttıkça, AB'nin piramidinin en üstünde, "en ağırlıklı" ülke konumuna gelecekti.

Yalnızca Gümrük Birliği'ne dahil edilen Türkiye ise AB'nin korkusuzluğu bütün bu tehlikeleri yaratamayacağı gibi, "tek yanlı olarak, AB denetimi altına sokulacağından" AB için, en ideal konumda olacaktı. (Erol Manisalı, Gümrük Birliğinin Siyasal ve Ekonomik Bedeli,s. 50)

Gümrük Birliği'ne imza atan Sn Tansu Çiller, Türkiye'nin Gümrük Birliği vasıtasıyla AB ile ekonomik birleşmesini "Kur'an'ı, ezanı ve camiyi Avrupa'ya taşımak" olarak sunmuştu. Halbuki Sn Çiller daha önceleri, Avrupalılaşmayı temel politik hedef olarak savunuyordu.

"Gümrük Birliği görüşmelerinde Türk tarafına başkanlık eden Özdem Sanberk bu konuda şu görüşü ileri sürüyordu: "Türkiye AT tarafından Gümrük Birliği'ne davet edilmemiştir, kaldı ki tam üyeliğe davet edilmiş olsun". Bundan ötürü Sanberk tam üyeliğe ilişkin hukuki bir vaat elde etmenin pek anlamı olmadığını ve ayrıca AB'nin böyle bir vaatte bulunacağını asla hesaba katmamak gerektiği düşüncesindeydi. Buna rağmen zamanın Dış İşleri Bakanı Murat Karayalçın ATTürkiye Ortaklık Konseyi'nin 36 toplantısı arifesinde devlet televizyonunda şu düşünceyi dile getiriyordu: "Gümrük Birliği ile tam üyelik yolunda önemli bir adım attığımızı umuyorum". Bu umut besbelli ki AB Komisyonu tarafından verilmişti. AB Komisyonu, zamanın Başbakan Çiller'e bir mektup göndererek Gümrük Birliği'ni "Türkiye ve Birlik arasındaki ilişkiler açısından tarihi bir gelişme" olarak nitelendirmişti. Bu tür öngörülerden etkilenen Çiller ise, "Bu arada bir şey olmazsa, ikiüç yıl içinde Türkiye Avrupa Birliği'nin üyesi olacaktır" saptamasında bulunuyordu. Çiller'in iyimserliği Ortaklık Anlaşması'nın 28. maddesinden de kaynaklanmaktaydı. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nda da bu maddeye atıfta bulunulmaktaydı. İyi niyete rağmen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı tam üyeliğe hazırlanırken Türkiye'nin işine yarayacak bir topluluğun ekonomik yardımından tek kelime bile söz etmemektedir. Görünen o ki, Topluluk, Ortaklık Anlaşması'ndan sonraki yıllarda bu konuda "daha ileri görüşlü" olmuştur. Çünkü Ortaklık Anlaşması'nın başlangıcında şu "idrak" yer almış idi: "Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına Avrupa Ekonomik Topluluğunun yaşama seviyesini iyileştirme çabasına Avrupa Ekonomik Topluluğunun getireceği destek, ileride Türkiye'nin Topluluğa katılmasını kolaylaştıracaktır."

Türkiye'nin AB tam üyeliğine özellikle Hıristiyan Demokratlar karşıdır. Örneğin zamanın CDU grup başkanı Schauble, şu an Bonn'da muhalefet lideri, Kasım 1995'te Hürriyet gazetesine verdiği demeçte şu görüşü ifade etmekteydi: "AB (...) siyasi bir birliktir. Bunun sınırlarını doğru koymak zorundayız. Bundan ötürü topraklarının bir kısım Avrupa'daki bir kısmı da Asya'da bulunan Türkiye ve Rusya gibi ülkelerle ilişkilerde başka usuller geliştirmek zorundayız." Bu partinin o zaman ki görüşü 2000'li yıllara girdiğimiz devirde de aynen muhafaza edile gelmekte ve Almanya'da aşırı bir ölçüde iç politika malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Buna karşılık Gümrük Birliği'nin tamamlanması Türkiye'de, şimdiye kadar karşı çıkılan tam üyeliği elde etmek ve bununla Avrupa'ya ait olduğunun altını çizmek için sadece bir ara aşama olarak görülmektedir. Bu anlamda, Nisan 1996'da GB'nin tamamlanmasından sadece dört ay sonra Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Türkiye'nin AB'nin tam üyesi olmak zorunda olunduğuna işaret ederek sözlerini sürdürmekteydi: "Türkiye AB'de üyelik olmadan rahat edemeyecektir (...) Türkiye Avrupasız, Avrupa Türkiyesiz yapamaz". Buna karşılık Avrupa tarafı Gümrük Birliği'ni daha çok kendi çıkarlarını korumak için Türkiye'nin kendisine bağlanmasını sağlayan bir araç olarak görmektedir." (Dr Harun Gümrükçü, Ortaklık Kavramı ve Ortaklığın Ayırt Edici Özellikleri, s. 4951)

Bu zamanlardan itibaren başlayan 28 Şubat süreciyle doruğa ulaşan ilginç bir gelişme de kimi dini duyarlıklı çevrelerdeki AB'nin adeta bir can kurtaran simidi gibi algılanmaya başlaması idi. Bu söyleme göre Avrupa'da yeni bir İslami varoluşu ilerletmek için Avrupa Birliği, kültürel ve ekonomik fırsattı.

Gümrük Birliği'nin bedeli ne oldu?

Turgay Tüfekçioğlu, "Gümrük Birliği Anlaşması'nın Türkiye'ye verdiği zararlar saymakla bitmez" diyor ve şöyle bir özetliyor:

* Gümrük Birliği Anlaşması sonucunda son 5 yılda A.B. ülkeleri ile ticaretimiz 33 milyar dolar açık verdi.

* Yerli sanayi Gümrük Birliği'ne girmekle hızla çöktü. Çünkü ithalat patladı. AB ülkelerinin gümrüksüz malları iç piyasaları doldurdu. 1923'ten sonra sıfırdan başlayarak kurmakta olduğumuz yerli sanayimiz, Gümrük Birliği'ndeki güçlü sermayeli, geniş uluslararası pazarı olan Avrupalı rakipleri karşısında ezildi, üretim yapamaz hâle gelip durdu. İşçiler işsiz, ülke sanayisiz kaldı. Toplum hızla tüketim toplumu oldu.

* Borsa denilen "modern kumar" sayesinde "üretme, borsacı ol" telkiniyle insanımız yatırıma değil saat başı alınan satılan borsadaki hisse senetleri ile âdeta kumar oynar hâle getirildi, üretime önem verilmedi, parası olanlar için borsa sanki talih oyunlarına döndürüldü.

* GB'ne girme uğruna Güney Kıbrıs'a AB'ne tek başına müracaat hakkı tanınarak Kıbrıs ve buna bağlı Ege sorununda Türkiye'nin eli kolu bağlandı, Türkiye tuzağa düştü.

* GB neticesinde Avrupa'nın yüksek teknolojisinin Türkiye'ye yapacağı yeni yatırımlara ihtiyacımız kalmadı. İzmir Tire'deki OPEL fabrikası örneğinde olduğu gibi. GB neticesinde yeni yatırım yapılmadığı gibi üstüne üstlük kurulu fabrikalar kapanıp Almanya'ya geri gitti.

* Ortaklıklar eşitler arasında olur. Türk sanayii eşiti olmayan Avrupalı rakiplerin karşısında silâhsız, güçsüz karşı karşıya bırakıldığında, meselâ çiftçimizi, tarımımızı korumasız bıraktığımızda, dükkân raflarında ithal malı fasulye, nohut, şeker.... satılır oldu...

Bu misâlleri uzatmak mümkün, ama şu tespiti yapalım ki: Gümrük Birliği Anlaşması ithalatı patlatarak Türk sanayiini çökertmiştir. Bu çöküşün bedeli, 33 milyar dolar olan dış ticaret açığının da çok üstündedir. Çünkü maddî çöküşün yanında milyonları bulan işsiz genç insanların ruhlarındaki çöküşün ve umutsuzluğun bedeli ölçülemez. Türk aile yapısı bugün her zamankinden daha büyük tehdit altındadır. Boşanmalar, geçim sıkıntısına bağlı olarak hızla artmaktadır.11

Ve Gümrük Birliği'nin Ödülü: Avrupa'dan İkinci Red: Aralık 1987

Avrupa Birliği'nin 13.12.1997 tarihli Lüksemburg Zirvesi, Türkiye'nin Avrupalılaşması tarihinde çok kritik bir zamandır. Bu, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecine dahil edilmediği, Avrupa Birliği adaylığının ikinci kere kabul edilmediği tarihtir. 15 devletten oluşan Avrupa Birliği, bu tarihte gerçekleştirdiği bir zirvede, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs'ın; ikinci aşamada da Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Letonya ve Slovakya'nın Avrupa genişlemesi sürecine dahil edilmesine ve 1998 Nisan ayında, bu devletlere tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasına karar vermiştir.

Özellikle bu tarihten sonra Batı Türkiye'ye adeta "itilmişkakılmış" muamelesi yapmaya başlamıştır. Bu gelişmeler politikacılarımızın olmasa bile Türk Halkı'nın onurunu zedelediği muhakkaktır.

Bu durum Avrupa Türkiye ilişkilerini daha derin bir bakış açısı ile ele almak gerektiğini göstermiştir. Ancak her ne hikmetse bırakın her zaman durumu idare etmekten başka kaygısı olmayan politikacıları Türk entellektüleri de konuyu yeterince tartışmamıştır. Tartışılmayan başlıca problemlerden birisi de 1997 Lüksemburg Zirvesinde Türkiye'ye ikinci kez hayır diyen AB'nin iki yıl sonraki Helsinki'de niçin üye adaylığı önerdiğidir. Biz ilerleyen bölümlerde bu soruyu da yanıtlaycağız.

Yarın: Lüksemburg'da

ne oldu?

Hande Yener hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaret' soruşturması

Şarkıcı Hande Yener hakkında Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 'Cumhurbaşkanına Hakaret', 'Anayasal düzeni hedef alma' ve 'Mevcut iktidarı devirme' eylemleri nedeniyle soruşturma başlatıldı

07.03.2026 16:22:00
İHA
Hande Yener hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaret' soruşturması
Hande Yener hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaret' soruşturması
Muhammed Ahmet Yüce isimli vatandaşın CİMER üzerinden yaptığı başvuruda, sanatçı Hande Yener'in Menteşe ilçesinde 15 Mayıs 2025 tarihinde verdiği konser sırasında 'Zıplamayan Tayyipçi' şeklinde slogan atıldığı, sanatçının ritim tutarak eşlik ettiği ve sahnede alenen 'Bu devri çok güzel devireceğiz' dediği, anayasal düzeni hedef aldığı, mevcut iktidarı devrilmesi yönünde açık ve doğrudan bir çağrı niteliği taşıdığı bu söylemlerinin suç olduğunu, söz konusu eylemlerinin kamuya açık şekilde sosyal medyada yayınlandığını iddia etti.

CİMER'den yapılan başvuru üzerine Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü tahkikat başlattı. Yapılan tahkikat evrakları Bodrum Cumhuriyet Savcılığı'na gönderildi. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda internet üzerinden açık kaynaklardan temin edilen belgelerde konserin 15 Mayıs 2025 tarihinde Muğla İli Menteşe ilçesinde bulunan sosyo-kültürel alanda gerçekleştiği belirtildiğinden karşı yetkisizlik kararı verilerek dosya bu defa Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı Makbule Hande Özyener (Hande Yener) hakkında soruşturma başlattı.

İstanbul'da 8 Mart nedeniyle bazı yollar trafiğe kapatılacak

İstanbul Valiliği, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri dolayısıyla yarın saat 14.00 itibarıyla bazı yolların kapatılacağını duyurdu

07.03.2026 16:19:00
İHA
İstanbul'da 8 Mart nedeniyle bazı yollar trafiğe kapatılacak
İstanbul'da 8 Mart nedeniyle bazı yollar trafiğe kapatılacak
Beyoğlu Sıraselviler Caddesi Meşelik Sokak'tan Taksim Meydan istikametine, Taksim Meydan'dan (büfeler önü) İstiklal Caddesi'ne bağlanan yolun trafiğe kapatılacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Refik Saydam Caddesi'nden Asmalı Mescit Caddesi'ne giriş-çıkış, Ensiz Sokak İlk Belediye Caddesi kesişimi, Balo Sokak Turnacıbaşı Caddesi kesişimi, Sadri Alışık Sokak Atıf Yılmaz Caddesi, Yeni Çarşı Caddesi, Kumbaracı Yokuşu, Turnacıbaşı Caddesi, Meşelik Sokak ve Sadri Alışık Sokak'tan İstiklal Caddesi'ne gidiş istikameti, Yeni Çarşı Caddesi İstiklal Caddesi kesişimi İstiklal Caddesi'ne akım verilmeyecek ve Taksim Tünel girişinden İstiklal Caddesi'ne giriş trafiğine izin verilmeyecek ve Tak-I Zafer Caddesi trafiğe kapatılacaktır"

Açıklamada, alternatif güzergahların İnönü Caddesi, Tarlabaşı Bulvarı, Refik Saydam Caddesi ve Meclis-İ Mebusan Caddesi olarak belirlendiği bildirildi.

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!


 
 
Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek “Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız" dedi.
 

07.03.2026 07:12:00
MURAT ÇORBACI
Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!
Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!

Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, "Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30'u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır" dedi.

40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!

Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek, "Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor" diye konuştu.

Ameliyatın yerini bölgesel tedavi alıyor

Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söyledi. Prof. Dr. Öbek, sözlerine şöyle devam etti: "Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır."

Çağın hastalığı dijital demans!


 
Akıllı telefonlar, tabletler ve genel internet kullanımı, günlük yaşamın bir parçası haline gelirken kontrolsüz ve uzun süre kullanımı zihinsel sağlık üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılır oldu. 

07.03.2026 07:07:00 / Güncelleme: 07.03.2026 07:11:42
MURAT ÇORBACI
Çağın hastalığı dijital demans!
Çağın hastalığı dijital demans!

Akıllı telefonlar, tabletler ve genel internet kullanımı, günlük yaşamın bir parçası haline gelirken kontrolsüz ve uzun süre kullanımı zihinsel sağlık üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılır oldu. Moodist Psikyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, son yıllarda literatürde sık sık yer bulmaya başlayan 'dijital demans' kavramına dikkat çekerek özellikle çocuklar ve gençler için önemli riskler barındırdığı uyarısında bulunuyor.

Dijital demans; dijital teknolojilerin aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucunda ortaya çıkan, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, çoklu görev yapma ve bilişsel işlevlerde zayıflama gibi demans benzeri belirtilerle kendini gösteren bir tablo olarak tanımlanıyor. Yapılan araştırmalar, uzun süreli ekran maruziyetinin bilişsel bozukluk gelişme riskini artırabileceğini ortaya koyuyor.

Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan'a göre dijital demans, özellikle akıllı telefonlar ve tabletlerle yoğun vakit geçiren bireylerde görülüyor. Bu kişiler zamanla: unutkanlık, odaklanma güçlüğü, çoklu görev yapamama, yeni bilgileri akılda tutmakta zorlanma gibi belirtiler yaşamaya başlıyor. Bu belirtiler, erken dönem demans semptomlarıyla büyük benzerlik gösteriyor. Özcan, çocuk ve ergenlerin, gelişim çağında olmaları nedeniyle dijital demans açısından en riskli gruplar arasında yer aldığını vurguluyor.

Özcan, "Dijital cihazlarla uzun süreli temas yalnızca bilişsel işlevleri değil, duygusal dengeyi de etkiliyor. Dijital demansa eşlik eden yaygın sorunlar arasında: ruh hali dalgalanmaları, sinirlilik, artan stres düzeyi yer alıyor. Ayrıca ekranlardan yayılan mavi ışık, uyku düzenini sağlayan melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayarak uyku kalitesini düşürüyor" dedi. Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, şu önerilerde bulundu: "Günlük ekran süresi sınırlandırılmalı. Dijital cihazlar için belirli kullanım saatleri oluşturulmalı. Telefon ve tabletler uyku alanı dışında şarj edilmeli."

Deprem müteahhitleri nerede?

6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. 2 bin 673 kişi hakkında dava açıldı, sadece 142’si hâlâ tutuklu, 949’u adli kontrolle serbest. Karar verilen 202 kişiye hapis cezası çıktı ama çoğu müteahhit tahliye edildi 

06.03.2026 18:20:00
Eyüp Kabil
Deprem müteahhitleri nerede?
Deprem müteahhitleri nerede?
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 3 yıl geçti. Yıkılan binaların sorumluları arasında müteahhitler başta olmak üzere teknik uygulama sorumluları, yapı denetim firmaları ve kamu görevlileri hakkında açılan soruşturma ve davalar sürüyor.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un Şubat ayındaki açıklamalarına göre resmi rakamlar netleşti. Peki kaç kişi hakkında işlem yapıldı, kaçı tutuklu, kaçı serbest ve kararlar ne durumda?

Toplam soruşturma ve dava sayısı

Adalet Bakanlığı verilerine göre, depremden etkilenen 11 ilde 2 bin 673 kişi hakkında ceza davası açıldı. Bu rakam, müteahhitler, inşaat mühendisleri, fenni mesuller, yapı sahipleri ve bazı kamu görevlilerini kapsıyor. Hâlen 949 kişi hakkında soruşturma aşaması devam ederken, kovuşturma aşamasındaki dosyalar da sürüyor. Başlangıçta 2 bin 380 kişi hakkında soruşturma açıldığı belirtilmişti, süreç ilerledikçe sayı arttı.

Tutuklu ve hükümlü sayısı

Şu anda 142 tutuklu ve 59 hükümlü olmak üzere toplam 201 kişi ceza infaz kurumlarında bulunuyor. Bu rakamlar, deprem soruşturmalarının başlangıcındaki 248 tutukludan önemli ölçüde azalmış durumda. Tutuklular arasında bazı müteahhitler ve teknik sorumlular yer alsa da, genel dağılımda müteahhitlerin oranı zamanla düştü.

Serbest bırakılanlar ve adli kontrol

949 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Halkın Hukuk Bürosu'nun 3. yıl raporu, "deprem davalarında neredeyse hiç tutuklu müteahhit kalmadı, tutuklu olanlar son bir yılda tahliye edildi" tespitini yapıyor. Birçok müteahhit uzun tutukluluk gerekçesiyle veya bilirkişi raporları sonrası adli kontrole geçti. Firari sanıklar ise hâlâ yakalama kararıyla aranıyor.

Karar açıklanan davalar ve cezalar

Bugüne kadar 202 kişi hakkında 1 yıldan 21 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası verildi. Karara bağlanan davalarda müteahhitlere sıklıkla "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan ceza verildi. Örneğin Adana Alpargün Apartmanı: Müteahhit Hasan Alpargün'e 62 kez müebbet + 865 yıl verildi. Güvenç Apartmanı müteahhiti Ahmet Kara'ya 17 yıl 6 ay. Diğer davalarda ise cezalar 8-21 yıl arasında değişiyor.

Toplam 3 bin 522 dosyadan yalnızca 149'u karara bağlandı, büyük kısmı istinaf ve Yargıtay aşamasında. Kamu görevlileri hakkında ise soruşturma izinleri sınırlı ilerledi.

Müteahhitlere özel durum

Resmi istatistikler müteahhitleri ayrı bir kategori olarak ayırmasa da, yıkılan binaların sorumluluğunda müteahhitler en büyük grubu oluşturuyor. Erken dönemde 90'lar seviyesinde müteahhit tutuklu iken, bugün bu sayı çok azaldı. Çoğu müteahhit adli kontrolle yargılanıyor veya tahliye edildi. Uzmanlar ve hukuk örgütleri, kamu görevlilerinin dosyalarının ayrılması nedeniyle sürecin yavaşladığını ve adaletin tam sağlanmadığını eleştiriyor.

Adalet Bakanlığı, "bilirkişi raporları doğrultusunda bağımsız yargı karar veriyor" açıklamasını sürdürüyor. Davalar hâlâ devam ederken, depremzedeler "tam adalet" çağrısını yineliyor.

TÜSİAD davasında karar

Eski TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ile TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras’ın konuşmaları nedeniyle yargılandığı davada kararını açıkladı

06.03.2026 14:07:00
Haber Merkezi
TÜSİAD davasında karar
TÜSİAD davasında karar
TÜSİAD eski Başkanı Orhan Turan ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras'ın, 13 Şubat'ta derneğin genel kurulunda yaptıkları konuşmalar nedeniyle yargılandıkları davada karar açıklandı. "Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçlamalarıyla açılan davanın dördüncü duruşması, İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya, sanıklar Aras, Turan ve avukatları katıldı.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütaalasında, sanıkların "yargılamayı etkilemeye teşebbüs" ve "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından cezalandırılmasını istedi. Sanık Ömer Aras, esas hakkındaki mütaalaya karşı şunları söyledi:

"Yargılama konusu beyanlarım incelendiğinde suçlamaya konu bir durum olmadığı anlaşılabilir. 20 dakikalık konuşmam bağlamından koparılmıştır. Konuşma bütünüyle incelendiğinde ekonomik kalkınmaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır ve tamamen iyi niyetlidir. Konuşmam güncel meselelere isim kullanmadan değinmektedir. Buradan suç üretilmeye çalışılması anlamsızdır. Savcılığın esas hakkındaki mütalaasında hukukun evrensel ilkelere aykırı bir şekilde değerlendirildiğini gördük. Aynı konuşmanın TÜSİAD internet sitesinde yayımlanması ayrı bir suç olarak görülemez. 72 yıllık yaşamımda hiç mahkemeye çıkmamış bir kişi olarak ülkenin kalkınması için yapılmış konuşmanın suç gibi gösterilmesini kabul etmiyorum."

Mahkeme, Orhan Turan ve Ömer Aras hakkında "yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçundan beraat kararı verdi. Turan ve Aras, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçundan ise 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

26 milyar 532 milyonluk yasa dışı bahis operasyonunun görüntüleri

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, yasa dışı bahis suçu işleyerek elde edilen suç gelirlerini aklamaya çalıştığı belirlenen 20 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi

06.03.2026 10:28:00
İhlas Haber Ajansı
26 milyar 532 milyonluk yasa dışı bahis operasyonunun görüntüleri
26 milyar 532 milyonluk yasa dışı bahis operasyonunun görüntüleri
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, yasa dışı bahis suçu işleyerek elde edilen suç gelirlerini aklamaya çalıştığı belirlenen 20 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.

Soruşturma kapsamında 11 adet lüks araç, 8 adet konut ve 67 adet tarla ve arsa olmak üzere toplam 75 adet menkul ve gayrimenkule el konulurken, şüphelilerin 2025 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam 26 milyar 532 milyon 385 bin 74 TL işlem hacmine ulaştığı belirlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Malta merkezli kripto varlık sağlayıcısı Fincrypto UAB (Paymix) ödeme kuruluşunun, yasa dışı bahis suçu işleyen gruplara finansal altyapı sağladığına yönelik kuvvetli suç şüphesi tespit edildi.

Sağlanan bu finansal altyapı ile kuruluş tarafından elde edilen suç gelirlerinin, paravan şirketler ve karmaşık para transfer döngüleri kullanılarak finansal sisteme sokulduğu ve aklanmaya çalışıldığı da soruşturma kapsamında belirlendi.

İGaming isimli altyapı sağlayıcı şirketin ise BTK tarafından erişime kapatılan 40 yasa dışı bahis sitesine altyapı sağladığı ve MASAK raporuna göre aylık yaklaşık 1 milyar dolar tutarında hasılat elde ettiği ortaya çıktı.

Elde edilen bu gelirlerin, Malta merkezli kripto varlık sağlayıcısı Fincrypto UAB (Paymix) üzerinden yurt dışındaki kripto para borsalarına aktarıldığı belirlendi. Soruşturma kapsamında hazırlanan MASAK raporuna göre şüphelilerin 2025 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam 26 milyar 532 milyon 385 bin 74 TL işlem hacmine ulaştığı belirlendi.

Yapılan tespitler kapsamında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce İstanbul merkezli Hatay, Mersin, Ankara, Düzce, Antalya, İzmir, Yalova, Tekirdağ ve Bursa'da 20 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.

Öte yandan İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinin kararıyla 11 adet lüks araç, 8 adet konut ve 67 adet tarla ve arsa olmak üzere toplam 75 adet menkul ve gayrimenkule el konulurken, 30 şahsa ait 550 adet banka ve kripto para hesabına bloke işlemi uygulandı. Gözaltına alınan şüphelilerin Maslak'ta bulunan İstanbul İl Jandarma Komutanlığına getirildiği ve işlemlerinin sürdüğü öğrenildi.

26 yıl önce terör saldırısında şehit olanlar anıldı

Çankırı'da teröristler tarafından dönemin Çankırı Valisi Ayhan Çevik'e yönelik bombalı saldırıda şehit olanlar, anıt önünde düzenlenen törenle anıldı

05.03.2026 13:06:00 / Güncelleme: 05.03.2026 13:09:25
İHA
26 yıl önce terör saldırısında şehit olanlar anıldı
26 yıl önce terör saldırısında şehit olanlar anıldı
Çankırı'da, 1999 yılında teröristler tarafından dönemin Çankırı Valisi Ayhan Çevik'e yönelik bombalı saldırıda şehit olan polis memuru Nurettin Cinsoy, öğrenci Emrah Ersoy ve Fatma Dönmez ile esnaf Alpay Evirgen için anma programı düzenlendi.



Cumhuriyet Mahallesi'nde olayın yaşandığı sokakta düzenlenen anma programı saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlandı. Programda şehir düşenler dualarla anıldı.



Programa, Çankırı Valisi Hüseyin Çakırtaş, Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen, il protokolü ve vatandaşlar katıldı.

Muğla'da yangın sezonu öncesi hazırlık

Yangına en hassas iller arasında yer alan Muğla'da, yangın sezonu öncesi ormanlık alanlarda önleyici çalışmalar hız kesmeden sürüyor. Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, muhtemel yangın riskine karşı kara yolları kenarında ağaç budama ve temizlik çalışmaları gerçekleştiriyor

05.03.2026 13:03:00 / Güncelleme: 05.03.2026 13:05:49
İHA
Muğla'da yangın sezonu öncesi hazırlık
Muğla'da yangın sezonu öncesi hazırlık
Bu kapsamda, 9 kilometrelik Sakar Geçidi'nde yol kenarındaki ağaçların yola sarkan dalları Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri tarafından temizleniyor. Gökova Körfezi'ne hakim konumda bulunan ve tamamen çam ormanlarıyla kaplı Sakar Geçidi, aynı zamanda Türkiye'nin en tehlikeli yollarından biri olarak biliniyor. Ekipler, hem sürüş güvenliğini artırmak, hem de muhtemel yangın riskini azaltmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

Muğla Orman Bölge Müdürlüğü'nün sorumluluk alanında bulunan Aydın ve Muğla illerinde 2025 yılında toplam 800 kilometrelik yol kenarı temizlik çalışması yapıldı. 2026 yılı için ise bu rakamın bin kilometreye çıkarılması planlanıyor. Yangın sezonu öncesinde gerçekleştirilen bu çalışmaların, hem orman yangınlarının önlenmesine katkı sağlaması, hem de kara yolu güvenliğini artırması hedefleniyor.



Yangınlar ile mücadele önleyici tedbir olarak ağaçlar budanıyor

Muğla Orman Bölge Müdürü Mustafa Ülküdür, Sakar rampasının orman yangınları açısından son derece önemli olduğunu belirterek, "Muğla Orman Bölge Müdürü olarak orman yangınlarıyla mücadele kapsamında önleyici tedbirler içerisinde yol kenarı temizlik çalışmalarımız ve bakım faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Aralıksız bir şekilde bakım faaliyetlerinin yanında orman köylülerimize de eğitimleri, orman yangınlarıyla mücadele eğitimlerini aralıksız devam ediyoruz. Bugün burada Sakar Geçidi dediğimiz noktada bulunmaktayız. Burası sıfırdan 700 rakıma yükselen blok ormanlık sahalarla kaplı yangınlar açısından son derece kritik öneme sahip bir noktadayız. Kara yolumuza yakın kenardaki ağaçlardaki budama faaliyetlerimizi yine ağaçlarımızın sağlıklı bir şekilde yapıya kavuşması için ağaçlarımıza bakım faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz" dedi.



"Bin kilometre temizlik çalışması planlanıyor"

Muğla Orman Bölge Müdürlüğü olarak sorumluluk alanı Aydın ve Muğla illerinde 2025 yılında 800 kilometre yol kenarı temizlik çalışması yaptıklarını açıklayan Muğla Orman Bölge Müdürü Ülküdür, 2026 yılında bin kilometre temizlik planladıklarını açıklayarak, "Bulunduğumuz nokta yaz aylarında özellikle yoğun araç trafiğinin yaşandığı nokta. Burada 2025 yılında yaşadığımız birkaç araç arızasından kaynaklı yangınlar gerçekleşti. Son anda ormana sirayet etmesi engellendi. Yaptığımız bu çalışmalar sonucunda yangınlara karşı bir tedbir olarak burada temizlik çalışmasını gerçekleştiriyoruz. Bölge Müdürlüğümüzün sorumluluk alanında Aydın ve Muğla illerinde yangın sezonu öncesinde yol kenarı temizlik çalışmalarını tamamlıyoruz. 2025 yılında 800 kilometrede bu çalışmalarımızı gerçekleştirdik. 2026 yılında bin kilometre olacak şekilde planlamamızı yaptık ve bugün burada bu çalışmalarımıza start verdik. Yaklaşan yangın sezonu öncesinde buradan tüm vatandaşlarımızdan orman yangınlarına karşı dikkatli olmalarını istiyoruz. Gördükleri en küçük alevi 112 ihbar hattımıza bildirmelerini talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.

İran: Türkiye'ye füze fırlatmadık

Dün İran'dan fırlatıldığı iddia edilen balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiği ve NATO tarafından etkisiz hale getirildiği bildirilmişti. İran'dan bugün yapılan açıklamada "Türkiye topraklarına yönelik herhangi bir füze atışı yapılmadığı" belirtti

05.03.2026 10:59:00 / Güncelleme: 05.03.2026 11:05:04
Haber Merkezi
İran: Türkiye'ye füze fırlatmadık
İran: Türkiye'ye füze fırlatmadık
İran Silahlı Kuvvetleri, bugün yaptığı resmi açıklamada Türkiye'nin egemenliğine saygı duyduklarını vurgulayarak, "Türkiye topraklarına yönelik herhangi bir füze atışı yapılmadığını" belirtti. Bu açıklama, Milli Savunma Bakanlığı'nın (MSB) dün duyurduğu "İran'dan fırlatılan balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiği ve NATO tarafından etkisiz hale getirildiği" iddiasının ardından geldi.

İran devlet ajansı Mehr'in yayımladığı açıklamada, Silahlı Kuvvetler şu ifadeleri kullandı: 

"İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, komşu ve dost ülke Türkiye'nin egemenliğine tam saygı duymaktadır. Bölgedeki askeri faaliyetler hiçbir şekilde Türkiye'yi hedef almamaktadır. Türkiye topraklarına veya hava sahasına yönelik hiçbir füze fırlatılmamıştır."

Açıklama, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın komşu ülke liderlerine hitaben yayımladığı mesajla da örtüştü. Pezeşkiyan, "Türkiye'nin egemenliğine saygı duyuyoruz ve bölgesel barışın bölge ülkeleri tarafından sağlanması gerektiğine inanıyoruz" demişti.

MSB'nin açıklaması

Milli Savunma Bakanlığı, dün yaptığı yazılı açıklamada şu bilgileri paylaşmıştı: 

"İran'dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirilmiştir." 

MSB, füzenin imha edilmesi sırasında çıkan mühimmat parçasının Hatay'ın Dörtyol ilçesine düştüğünü, ancak olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma yaşanmadığını belirtti. Olayın hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iftar programında "Gereken yerlere uyarı yapıldı" açıklaması yaparak, benzer olayların tekrarlanmaması için diplomatik girişimlerde bulunulduğunu ifade etti.

Türk yetkililer, füzenin rotasının saparak Türk hava sahasına girdiğini, asıl hedefinin muhtemelen Güney Kıbrıs'taki bir üs olabileceğini değerlendirdiklerini belirtti. NATO ise olayı "müttefiklere yönelik kabul edilemez bir tehdit" olarak nitelendirdi ve "Türkiye'nin yanında tam dayanışma içinde" olduklarını vurguladı.

Savaş bölgeye yayılma riski taşıyor

Bu gelişme, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı askeri operasyonların beşinci gününde yaşandı. İran, misilleme olarak İsrail'e ve bölgedeki ABD üslerine yüzlerce füze ve insansız hava aracı fırlattı. Ancak İran'ın füzelerinden birinin rotasından saparak veya iddia edildiği üzere Türkiye'ye yönelmesi, çatışmanın coğrafi yayılma riskini artırdı.

Uluslararası toplumdan tepkiler de gecikmedi. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), "Türkiye'yi balistik füzeyle hedef alma girişimini kınıyoruz" açıklaması yaparken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la yaptığı görüşmede "Türkiye'ye yönelik saldırıları kabul edilemez" bulduklarını ve tam destek verdiklerini belirtti.

Türkiye savaşa sokulmaya mı çalışılıyor?

İran Silahlı Kuvvetleri'nin bugün yaptığı "füze atmadık" açıklaması, Türkiye ile İran arasındaki tarihi komşuluk ilişkilerini korumaya yönelik bir çaba olarak yorumlanıyor. Tahran, bölgedeki gerilimin daha fazla yayılmasını istemediğini ve komşularının egemenlik haklarına saygı duyduğunu özellikle vurgulamış oldu.

Ancak Ankara, olayı "ciddi bir güvenlik tehdidi" olarak kayıtlara geçirdi. Diplomatik kaynaklar, İran Büyükelçisi'nin Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak protesto edildiğini ve benzer olaylara karşı önlemlerin artırılacağını belirtti.

Bölge uzmanları, İran'ın füze teknolojisi ve rotadan sapma riskinin, mevcut çatışmanın beklenmedik aktörleri (Türkiye gibi) devreye sokabileceğini ve NATO'yu daha aktif bir rol üstlenmeye itebileceğini değerlendiriyor.

ABD ve İsrail tarafının Türkiye'yi de savaşa dahil etmek istediği yorumları uzmanlar tarafından yapılıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.