Bazı yolların başlangıç noktası bir tarih değildir; insanın hayatına dokunduğu ilk andır. Bağımsız Türkiye Partisi'nin 25 yıllık hikâyesi de benim için yalnızca 25 yıl önce atılmış bir siyasi adımın hikâyesi değil. Çocukluğumdan itibaren içerisinde büyüdüğüm, insanlarını tanıdığım, fikirlerini öğrendiğim ve zamanla kendi hayatımın bir parçası hâline getirdiğim bir yolun hikâyesi.
25 yıl önce Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın öncülüğünde kurulan Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'nin geleceğine dair güçlü bir iddianın ortaya konulmasıydı: Bu ülkenin kendi kaynaklarıyla, kendi iradesiyle ve kendi değerleriyle ayağa kalkabileceği inancı…
Bugün aradan geçen çeyrek yüzyıla baktığımızda, BTP'nin gündelik siyasetin değişen rüzgârlarına göre şekil değiştirmeden kendi temel fikirlerini savunduğunu görüyoruz. Ekonomiden eğitime, sosyal devlet anlayışından milli bağımsızlığa kadar pek çok konuda yıllar önce ortaya konulan düşünceler, bugün hâlâ Türkiye'nin tartıştığı meselelerin içerisinde yer alıyor.
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın bizlere bıraktığı en büyük miraslardan biri de siyasete bakışındaki farklılıktı. Siyaseti makam, mevki veya kişisel hesapların alanı olmaktan çıkarıp millete hizmet sorumluluğu olarak ele aldı. Ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olarak gördü. Türkiye'nin sahip olduğu kaynakların milletin refahı için kullanılabileceğini savundu ve bunun nasıl mümkün olabileceğine dair kapsamlı bir model ortaya koydu. Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet-Milli Devlet anlayışı bu düşüncenin önemli parçalarıydı. Ancak Hocamızın bıraktığı miras yalnızca ekonomik projelerden ibaret değildi. Atatürk'ün doğru anlaşılması, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine sahip çıkılması, milletin farklılıkları üzerinden ayrıştırılmaması ve Ehl-i Beyt ortak paydasında kardeşliğin güçlendirilmesi de onun Türkiye tasavvurunun önemli unsurlarıydı.
Belki de bugün bu mirasın en önemli taraflarından biri, gençlere bıraktığı Türkiye idealidir.
Çünkü bir ülkenin geleceğini konuşup gençlerini o geleceğin dışında bırakamazsınız. Gençlerin yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmadığı, fikirlerinin önemsendiği ve ülkenin yarınlarında sorumluluk üstlenebildiği bir Türkiye'ye ihtiyaç var. BTP'nin gençlere açtığı alanın benim için anlamı da burada ortaya çıkıyor. Çünkü biz gençlerin Türkiye'ye dair söyleyecek çok sözü var.
Biz yalnızca geçmişte yapılanları dinlemek istemiyoruz; geleceğin nasıl kurulacağını da konuşmak istiyoruz. Eğitimde fırsat eşitliğinden istihdama, ekonomik bağımsızlıktan kültürel değerlere kadar kendi geleceğimizin meselelerine söz söylemek istiyoruz. Bize bırakılan mirası korurken, onu kendi çağımızın şartları içerisinde yeniden yorumlamak ve ileriye taşımak istiyoruz.
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın Hakk'a yürümesinin ardından Genel Başkanımız Hüseyin Baş'ın bu bayrağı devralmasıyla birlikte, geçmişten gelen büyük bir birikim yeni bir döneme taşındı. Genç bir genel başkanın öncülüğünde gençlerin siyasetin içerisinde daha görünür hâle gelmesi, Türkiye'nin siyasi geleceği açısından da üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.
25 yıl, bir siyasi hareket için yalnızca takvimde geçen bir süre değildir. Nice insanın emeğinin, fedakârlığının, inancının ve mücadelesinin birikimidir. Bu 25 yıl içerisinde nice teşkilat mensubu emek verdi, nice insan hayatından zaman ayırdı, şehir şehir dolaştı, meydanlarda, salonlarda, sokaklarda Türkiye'nin meselelerini anlattı. Kimi zaman kalabalıkların içerisinde, kimi zaman yalnızca birkaç kişinin karşısında aynı inançla konuşuldu. Çünkü bir fikrin değeri, onu kaç kişinin alkışladığıyla değil, ona inanan insanların ne kadar samimi ve kararlı olduğu ile de ölçülür.
Bugün bizlere düşen, bu emeği yalnızca hatırlamak değildir. 25 yıl önce yakılan bu meşalenin bugün hâlâ yanıyor olması, geçmişte verilen emeğin en somut göstergelerinden biridir. Şimdi sıra, onu geleceğe taşımaktadır.
Benim için Bağımsız Türkiye Partisi'nin 25. yılı, geçmişe bakıp gurur duymanın yanında geleceğe karşı sorumluluğu da hatırlatan bir dönüm noktasıdır. Çocukluğumdan beri içinde bulunduğum bu yolculukta bugün 23 yaşında bir genç olarak şunu daha iyi anlıyorum: Bir ülkeye duyulan sevgi, yalnızca onu sevmekle değil, onun için emek vermekle anlam kazanıyor.
Bir çeyrek asır geride kaldı. Önümüzde ise daha uzun bir yol var. Ben bu yolun yalnızca seyircisi değil, yürüyenlerinden biri olmayı tercih ediyorum.
Dünün mirasıyla, bugünün sorumluluğuyla ve yarının Türkiye'sine duyduğumuz inançla… Bağımsız Türkiye yolunda nice yıllara.
- Geleceği "net" olmayan gençlik / 11.07.2026
- Haydar Baş'ı anlamak / 14.04.2026
























































