logo
11 TEMMUZ 2026

Geleceği "net" olmayan gençlik

11.07.2026 00:00:00
 

Geçtiğimiz gün milyonlarca öğrencinin heyecanla beklediği LGS sonuçları açıklandı. Bu hafta ise üniversite hayali kuran gençler YKS sonuçlarını öğrenecek. Bir yanda sevinç gözyaşları, diğer yanda hayal kırıklıkları… Ancak her yıl tekrar eden bu tabloyu yalnızca açıklanan puanlar ve sıralamalar üzerinden değerlendirmek, asıl sorunu görmezden gelmektir. Çünkü mesele, sınav sonuçları değil; çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatlarının birkaç saatlik sınavlara sığdırılmış olmasıdır.

Bugün Türkiye'de eğitim sistemi, çocukların yeteneklerini keşfeden değil; onları tek tip bir yarışın içine sokan bir yapıya dönüşmüş durumda. Çocuklar bilgi öğrenmek için değil, soru çözmek için okuyor. Öğretmenler nesil yetiştirmek yerine sınavlara hazırlamaya zorlanıyor. Veliler çocuklarının mutluluğunu değil, net sayılarını konuşuyor. Ne yazık ki eğitim sistemi artık birey yetiştirmiyor; sıralama üretiyor.

LGS'ye hazırlanan bir öğrenciyi düşünelim. Henüz çocuk… Arkadaşlarıyla oyun oynayacağı yaşta haftanın neredeyse her günü deneme sınavlarına giriyor. Sonuç açıklandığında ise yalnızca bir puan açıklanmıyor; aynı zamanda binlerce çocuğun kendisine biçtiği değer de belirlenmiş oluyor. Çünkü sistem yıllardır onlara aynı mesajı veriyor: "Puanın kadar değerlisin." Oysa en büyük yanlış tam da burada başlıyor. İnsan, aldığı puan değildir. Bir çocuğun zekâsı, vicdanı, ahlakı, merhameti, üretkenliği ve hayalleri üç saatlik bir sınavla ölçülemez. LGS'nin ardından dört yıl geçiyor ve bu kez aynı baskı YKS ile yeniden başlıyor. Ergenlik dönemini sağlıklı geçirmesi gereken gençler, kaygı bozukluğu, tükenmişlik, özgüven kaybı ve gelecek korkusuyla mücadele ediyor. Başarı; ahlakla, üretkenlikle, karakterle ya da yetenekle değil, net sayılarıyla ölçülüyor.

Ancak sınavı kazanmak da sorunları bitirmiyor. Asıl zorluk çoğu zaman sınavdan sonra başlıyor. Tercih dönemi, belki de sistemin en yorucu aşaması… Gençler yalnızca bölüm seçmiyor; hayat seçiyor, şehir seçiyor, gelecek seçiyor. Üstelik çoğu zaman ne istediğini bilmeden. Çünkü yıllarca onlara meslekler tanıtılmadı, ilgi alanları keşfedilmedi, yetenekleri desteklenmedi. Sonra da önlerine yüzlerce bölüm konularak, "Haydi geleceğini seç." denildi. Üniversiteler doluyor ama umutlar boşalıyor. Birkaç günlük tercih sürecine sıkıştırılan bu kadar büyük bir kararın sonucunda ise istemediği bölümü okuyan, mezun olduğunda mesleğini yapamayan, diploması olduğu hâlde iş bulamayan binlerce genç ortaya çıkıyor. 

Peki bunun sorumlusu yalnızca sınav sistemi mi? Hayır.

Asıl sorun, eğitimin ekonomiden bağımsız düşünülmesidir. Bir ülke hangi alanlarda üretim yapacağını planlamazsa, hangi mesleğe ne kadar ihtiyaç duyduğunu hesaplamazsa ve üniversitelerini bu planlamaya göre şekillendirmezse, işsiz mezun üretmeye devam eder. Üniversite sayımız artıyor ama nitelikli istihdam aynı oranda artmıyor. Diplomalar çoğalıyor, umutlar ise azalıyor.

İşte bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'nin eğitime ve gençliğe farklı bir açıdan yaklaştığını görüyoruz. MEM yalnızca ekonomik göstergeleri ele alan bir tez değil; insanı merkeze alan bir kalkınma anlayışıdır. Bu anlayışta eğitim, ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insanı yetiştirir. Sanayinin güçlendiği, tarımın desteklendiği, teknolojinin geliştirildiği bir ülkede gençler mezun olduklarında "Acaba iş bulabilecek miyim?" korkusunu yaşamaz. 

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da sıkça ifade ettiği gibi, gençlerin en büyük problemlerinden birisi geleceğe dair umutlarını kaybetmeleridir. Geleceğe güven duymayan bir nesilden bilim üretmesini, teknoloji geliştirmesini ve ülkesine değer sağlamasını beklemek gerçekçi değildir.

Bugün çocuklarımıza, gençlerimize sürekli "çalış, yarış, kazan" diyoruz. Peki ya sonra? Mezun olduğunda karşısına çıkan işsizlik gerçeğini nasıl açıklıyoruz? Diplomasıyla evinde oturan yüz binlerce gence hangi başarı hikâyesini anlatıyoruz? Gençlerimizin yurt dışında gelecek aramasını yalnızca ekonomik sebeplerle açıklayabilir miyiz? Belki de artık "Kaç net yaptın?" sorusunu bırakıp, "Sen neyi başarmak istiyorsun?" sorusunu sormaya başlamalıyız. Çünkü her çocuk aynı değildir. Devletin görevi bu farklılıkları bir yarışa dönüştürmek değil, her bir gencin potansiyelini ortaya çıkaracak imkânları sunmaktır.

Biz, gençlerimizi sadece sınav kazanmaya değil; hayat kazanmaya hazırlayan bir Türkiye'nin mümkün olduğuna inanıyoruz. Çocukların, gençlerimizin hayallerini test kitaplarının arasına sıkıştırmayan, gençlerini diplomalı işsizliğe mahkûm etmeyen bir Türkiye… Bağımsız Türkiye Partisi'nin "Sınavsız Üniversite" vizyonu işte bu Türkiye'nin adıdır. Çünkü güçlü Türkiye; sınav kazanan gençlerle değil, geleceğini kendi ülkesinde güvenle kurabilen nesillerle inşa edilecektir.

 
Fatıma Kübra Ekici / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.