logo
26 EYLÜL 2026

Bolu'daki yangında bin 800 hindi telef oldu

Bolu'nun Mudurnu ilçesinde hindi kümesinde çıkan yangında bin 800 hindi telef oldu

26.09.2026 00:43:00
İhlas Haber Ajansı
 
Bolu'daki yangında bin 800 hindi telef oldu
Bolu'daki yangında bin 800 hindi telef oldu
Bolu'nun Mudurnu ilçesinde hindi kümesinde çıkan yangında bin 800 hindi telef oldu.

Yangın, Mudurnu ilçesine bağlı Bostancılar köyünde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Mehmet S.'ye ait içerisinde bin 800 hindinin bulunduğu kümeste henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi.



İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın kontrol altına alındı. Yoğun duman nedeniyle kümeste bulunan bin 800 hindi telef oldu. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye’de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı

25.09.2026 21:44:00
Haber Merkezi
 
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye'de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davadan ayrılan dosyada 1'i tutuklu, 15'i firari 16 sanığın yargılanmasına devam edildi. Tutuklu sanık Ömer Deniz Dündar SEGBİS üzerinden duruşmaya katıldı.

Gaziantep'ten Ankara'ya uzanan güzergâh

Saldırının failleri konusunda hazırlanan iddianamede, canlı bombalardan birinin Yunus Emre Alagöz, diğerinin ise kimliği belirlenemeyen Suriye uyruklu bir kişi olduğu belirtildi.

Dava dosyasına giren bilgilere göre canlı bombaları Ankara'ya getiren araçların Gaziantep'ten hareket ettiği ve güzergâhlarına ilişkin MOBESE ile HTS kayıtlarının dosyaya dahil edildiği belirtildi.

AA'nın saldırı sonrasındaki haberlerine göre ise iki canlı bombadan biri olarak belirlenen Alagöz ile kimliği tespit edilemeyen diğer saldırganın, saldırıdan yaklaşık 12 saat önce Suriye kırsalından Türkiye'ye giriş yaptığı bilgisi yer aldı.

Saldırganların Ankara'ya Gölbaşı üzerinden giriş yaptığı ve daha sonra Gar'a ulaştığı da soruşturma kapsamında ortaya konuldu.

Asıl soru: DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl örgütlendi?

10 Ekim katliamı tek başına gerçekleşen bir eylem değildi. İddianamede çok sayıda sanık DEAŞ yapılanmasıyla bağlantılı olmakla suçlandı. Bazı sanıklar hakkında "silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak" suçundan hapis cezaları talep edildi; bazı sanıklar hakkında ise saldırıya ilişkin çok daha ağır suçlamalar yöneltildi.

Daha da dikkat çekici olan ise saldırının, 20 Temmuz 2015'te 34 kişinin öldüğü Suruç saldırısından yalnızca 82 gün sonra gerçekleşmiş olmasıydı. DEAŞ, Suruç'un ardından Ankara Garı'nda ikinci büyük katliamını gerçekleştirdi.

Bugün davanın yeni aşamasında mahkemenin Suriye ve Irak'ta bulunup Türkiye'ye getirildiği belirtilen bazı kişilerin durumunu MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne sorması dikkat çekti. Mahkeme Ömer Deniz Dündar'ın tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 3 Aralık'a bıraktı.

11 yıl sonra değişmeyen soru şu:

Suriye'den Türkiye'ye giren, Gaziantep'ten Ankara'ya ulaşan ve başkentin göbeğinde 101 insanı katleden DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl bu kadar rahat hareket edebildi? Bu ağın tüm bağlantıları gerçekten ortaya çıkarıldı mı?

Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir" değerlendirmesinde bulundu

25.09.2026 18:30:00
AA
 
Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı
Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'de yayın yapan Newsweek dergisinin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na ilişkin başlıca hedefleri sorulan Erdoğan, dünyanın ciddi kırılmalardan geçtiğini belirtti.

Türkiye'nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna Savaşı'nın devam ettiğini, güneyinde ve doğusunda da çatışmalar yaşandığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Çatışmalar bölgemizin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkiliyor. Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul'daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Orta Doğu'daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir."

Dünyanın ağırlık merkezinin değiştiğini belirten Erdoğan, "Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. Birleşmiş Milletler, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi'nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul'un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez." ifadelerini kullandı.

Türkiye ile doğrudan sınırı bulunan İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş konusunda büyük bir belirsizlik söz konusu olduğu ifade edilerek, "ABD- İran ihtilafında her iki tarafa da barış yolunu izleme çağrısında bulundunuz. Ancak gerilim tırmanmaya devam ederken, mevcut küresel istikrarsızlığın çözümü için hangi adımları atmayı öngörüyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, gerilimi büyütecek adımlardan kaçınmak ve tarafları müzakere zemininde buluşturmak gerektiğini vurguladı.

Kalıcı çözümün ancak bu yolla mümkün olabileceğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"ABD, NATO'daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump'la son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye'nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir."

"Bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın "ABD'nin güvenlik garantilerinden bağımsız olarak hem İran'a hem de İsrail'e karşı bölgesel caydırıcılığı tahkim etmeye yönelik bir adım" olarak değerlendirildiği belirtilerek yöneltilen, "Bu anlaşmanın verdiği mesaj ve stratejik önemi nedir? Ayrıca anlaşma, İran'ın veya Irak ve Yemen'deki müttefiklerinin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları karşısında Türkiye'nin müdahalede bulunması ihtimalini de beraberinde getiriyor mu?" sorusuna da yanıt verdi.

Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir." görüşünü paylaştı.

Uzun zamandır bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini söylediklerini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak'ta, Yemen'de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz."

"Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, "ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisinden sık sık övgüyle söz ettiği ve Türkiye'nin İran çatışmasına müdahil olmamasını da takdir ettiği, buna karşılık diğer NATO üyelerini yeterince müdahil olmadıkları gerekçesiyle eleştirdiği" belirtilerek, "Aranızdaki bu ilişki, Türkiye-ABD ilişkilerini daha ileriye taşımak açısından ne tür fırsatlar sunabilir? Örneğin, Beyaz Saray'ın İran'ın ticaret ortaklarına yönelik yaptırım tehditlerini hayata geçirmesi halinde mevcut tablonun değişebileceği konusunda herhangi bir endişe duyuyor musunuz?" sorusu yöneltildi.

Trump ile doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisi olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve hatta bölgemizdeki gelişmeler bakımından önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Son görüşmede İran meselesinden bölgesel güvenliğe, Gazze'den ikili ilişkilere kadar geniş bir gündemi doğrudan ele aldıklarını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir işbirliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryoları üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran'la ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump'la samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder."

Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de yakın bir ilişkisi bulunduğu anımsatılarak, "Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye'yi İran'ın ardından 'sıradaki tehdit' olarak nitelendirmeye başladığı bir dönemde, İsrail'in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington'daki muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri yönetimidir. Sayın Trump'la konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz." yanıtını verdi.

İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğunun bilindiğini aktaran Erdoğan, "Son dönemde İsrail'de Türkiye'yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail'deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye'nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlaradır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail'in son dönemde Suriye'ye yönelik saldırıları ve İsrail'in Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi meseleler, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar olarak öne çıktı. Bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini öngörüyor musunuz? Böyle bir durum NATO açısından ne anlama gelir?" sorusunu da yanıtladı.

"Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz." ifadelerini kullanan Erdoğan, Suriye konusunda yaklaşımlarının net olduğunu belirtti.

"Suriye'nin bütünlüğü" vurgusunu yapan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail'in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye'nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye'nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır."

Türkiye'nin NATO içinde güçlü bir konumda olduğunu kaydeden Erdoğan, Yunanistan'ın veya başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor."

"Terörsüz Türkiye stratejik bir hedef"

"Suriye'deki gerilimlere rağmen PKK'nın feshedilmesi de dahil olmak üzere Türkiye'nin çıkarları açısından bu alanda bir dizi olumlu gelişmeye tanıklık ettik. Bu gelişme, Türkiye'nin milli güvenliği açısından ne anlam ifade ediyor? Ayrıca, ABD veya İsrail'in Kuzey Irak'ta, bazıları PKK ile tarihi bağlara sahip İranlı Kürt muhalif hareketleri desteklemeye yönelik olası girişimleri konusunda endişe duyuyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Terörsüz Türkiye"nin ülke için takvim meselesinden öte stratejik bir hedef olduğunun altını çizdi.

On yıllardır can alan, kaynakları tüketen, Türkiye'nin ve bölgenin kalkınmasının önünde engel oluşturan terör meselesini kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"PKK'nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye'deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye'nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İran'daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK'ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran'ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran'ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir."

"Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değil terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına katkı sağlamaya hazırdır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya-Ukrayna Savaşı hatırlatılarak, "NATO'nun en büyük ikinci ordusunun Başkomutanı olmanızın yanı sıra Başkan Putin ile iletişimi sürdüren bir lider olarak, Avrupa'da daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru muhtemel bir tırmanıştan endişe duyuyor musunuz? Türkiye'nin barışın tesisi için arabuluculuk konusunda halen oynayabileceği bir rol olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine, bu savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini göz ardı etmediklerini vurguladı.

Avrupa'da gündeme gelen sabotaj ve hibrit faaliyet iddialarının da mevcut güvenlik ortamının hassasiyetini artırdığını belirten Erdoğan, "Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki tutumunun 4 yılı aşkın süredir değişmediğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

"İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin'le ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin'le Bişkek'te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz'in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır."

"Türkiye'ye 'Batı mı, Doğu mu?' şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmuyoruz"

"Jeopolitik eğilimlerin de değişmesiyle birlikte, yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığı, giderek daha çok kutuplu hale gelen bir dünyanın doğuşuna tanıklık ediyoruz. Türkiye'yi bu yeni dönemde nasıl yönlendirmeyi, Çin de dahil olmak üzere Batılı ve Doğulu güçlerle ilişkilerde nasıl bir denge gözetmeyi ve ülkenizin bölgede ve ötesinde istikrarlı ve etkili bir konuma sahip olmasını nasıl sağlamayı planlıyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Türkiye'ye 'Batı mı, Doğu mu?' şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmuyoruz." yanıtını verdi.

NATO Ankara Zirvesi'ne ev sahipliği yaptıklarını anımsatan Erdoğan, "NATO'daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatındaki işbirliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatında aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İşbirliği Örgütüyle ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN'la işbirliğimizi 'Diyalog Ortaklığı' seviyesine yükselttik." ifadelerini kullandı.

Bunun yanında bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde tesis ettikleri yeni işbirliği mekanizmalarıyla, diğer ülkelerle ilişkileri daha da geliştirerek hem coğrafyada istikrar ve refahı teşvik ettiklerini hem de ortak güvenliği ve caydırıcılık kapasitelerini tahkim ettiklerini belirten Erdoğan, "Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'nin müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin ile ticareti, yatırımları ve bağlantısallığı geliştirmek istediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor'un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi'ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'la birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a yeni bir demir yolu ve kara yolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz, milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye'nin istikameti açıktır: Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek."

MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler

Adalet Bakanı Akın Gürlek, MASAK'ın Entegre Mali İstihbarat Sistemi'ne (EMİS) yönelik yürütülen casusluk soruşturmasında 22 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını duyurdu. Koruma sistemini devre dışı bırakarak Cumhurbaşkanı ve bakanları sorgulayan FETÖ bağlantılı şebekeye ait iki şirkete el konulurken, 3 eski MASAK başkanı da ifadeye çağrıldı

25.09.2026 16:30:00
Haber Merkezi
 
MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler
MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) altyapısına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında eski Başkan Yardımcısı Faruk Eliyeyioğlu'nun da olduğu 22 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

İstanbul merkezli operasyonlarda 5 şüpheli gözaltına alınırken, yurt dışındaki 16 kişi için yakalama kararı çıkarıldı.

Koruma sistemi kapatıldı ve veriler sorgulandı

2012-2018 yıllarında Entegre Mali İstihbarat Sistemi'nde (EMİS) usulsüzlükler tespit edildi. FETÖ'nün bilişim yapılanmasının, üst düzey siyasilerin verilerini koruyan "Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler Listesi"ni (PEP) devre dışı bıraktığı belirlendi.

Bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bazı bakanların mali verilerinin illegal olarak sorgulandığı saptandı. İz bırakmamak için sistem log kayıtlarının silindiği veya tutulmadığı anlaşıldı.

Konunun hassasiyetine dikkat çeken Adalet Bakanı Gürlek, bu durumun kritik mali altyapılara sızıldığını gösteren ciddi bir tablo olduğunu vurguladı

Şirketlere kayyum atandı ve eski başkanlar çağrıldı

Yazılımı geliştiren AGMLAB A.Ş. ve MRD A.Ş.'nin mahrem yapılanmalarla bağı belirlenerek bu şirketlere TMSF kayyum olarak atandı. Ayrıca 2012-2018 döneminde görev yapan eski MASAK başkanları Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli ifadeye çağrıldı.

Bile bile ölüme göndermişler

30 Ağustos'ta Girne açıklarında alabora olan "Filo Jet" yolcu gemisine ilişkin soruşturma derinleşiyor. Mahkemeye sunulan kanıtlar, geminin sol ön kızağındaki kırığın derme çatma şekilde tamir edilerek yolcuların bile bile ölüme gönderildiğini ortaya koydu. Faciada can kaybı 15'e yükselirken, kayıp 13 kişiyi arama çalışmaları ve adli süreç devam ediyor

25.09.2026 15:30:00
Haber Merkezi
 
Bile bile ölüme göndermişler
Bile bile ölüme göndermişler
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 30 Ağustos Pazar günü Girne Limanı ile Mersin'in Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" katamaran tipi yüksek hızlı yolcu gemisinin batmasıyla ilgili yürütülen soruşturmada kritik bir viraj geride kaldı.

Soruşturma kapsamında aralarında şirket direktörü, gemi kaptanı ve mürettebatın da bulunduğu 9 zanlı bugün 5. kez Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı. Mahkeme, 'tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla yürütülen tahkikatın selameti için tüm şüphelilerin tutukluluk süresini 7 gün daha uzattı.

Şok eden WhatsApp yazışmaları ve hasar fotoğrafları dosyada

Soruşturmanın seyrini değiştiren en çarpıcı detaylar, zanlıların el konulan dijital materyallerinin incelenmesiyle gün yüzüne çıktı. Mahkemede aktarılan bilgilere göre, yardımcı kaptan Merve N. Seraslan'ın 17 Haziran tarihli WhatsApp yazışmalarında ve telefon kayıtlarında, geminin bodoslama kısmındaki (sol ön kızak) kırığın fotoğrafları tespit edildi.

Uzman mühendislerin "ancak tersanede uzman kişilerce giderilebilir" raporu verdiği bu tehlikeli hasarın, kaptanın bilgisi dahilinde limanda derme çatma bir şekilde "yama yapılarak" onarıldığı ve durumun Liman Başkanlığı'na hiçbir şekilde bildirilmediği belgelendi.

Ayrıca kazadan kısa süre önce kaybolan yolculardan Özgür Gönül'ün ailesine gönderdiği video kaydında da bu kırık bölge ve içerideki panik anları net bir şekilde görülüyor. Tahkikat memuru, birinci kaptanın gemiye gelen suları umursamayarak büyük risk aldığını ve seyri inatla sürdürdüğünü mahkemede beyan etti.

Can kaybı 15'e yükseldi: Gözler kara kutuda

Toplam 267 yolcu ve mürettebatın bulunduğu feci kazadan sonra yürütülen operasyonlarda 239 kişi sağ olarak kurtarılmıştı. Deniz Kuvvetleri'ne bağlı unsurların su altı robotlarıyla yaklaşık 554 metre derinlikteki batıkta yürüttüğü çalışmalarda bugüne kadar 15 kişinin cansız bedenine ulaşıldı.

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, geminin içindeki tüm alanlara ulaşıldığını ancak içeride başka naaş bulunamadığını açıkladı. Halen aralarında çocukların da olduğu kayıp 13 yolcu için deniz yüzeyinde ve çevresinde arama faaliyetleri yürütülüyor. Soruşturma kapsamında 9 şüphelinin tutukluluk hali sürerken, kazanın kesin nedenini aydınlatacak en önemli unsur olan geminin kara kutusuna ise henüz ulaşılamadı.

Mahkeme önünde acılı ailelerin adalet çığlığı

Duruşma öncesinde Girne Kaza Mahkemesi önünde toplanan hayatını kaybedenlerin ve kayıp kişilerin yakınları, ellerinde pankartlar ve fotoğraflarla adalet talebinde bulundu. Aileler adına açıklama yapan Dilek Özbiler, "Taşkınlık değil, sadece cenazelerimize ulaşmak ve sorularımıza cevap almak istiyoruz" diyerek isyan etti.

Sürecin sadece mürettebatla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan acılı aileler; şirket yöneticilerinin, gemiye sahte/yetersiz belge sağlayanların ve denetim görevini yapmayan liman yetkililerinin de yargılanmasını talep ediyor. Türkiye'den de bir ekibin adli incelemeler kapsamında Adana'daki tersane kayıtlarını incelemek üzere görevlendirildiği bildirildi.

KKTC'de Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın görevden alınması ve koalisyon hükümetinde çatlaklara yol açan feribot kazasıyla ilgili çok yönlü idari ve adli soruşturma devam ediyor.

Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

25.09.2026 12:19:00 / Güncelleme: 25.09.2026 12:29:15
Haber Merkezi
 
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu.
BTP liderinin açıklamaları şöyle;

"Kötü günler geride kaldı daha kötü günler geliyor"

Eski siyasetçilerimizin bir sözü var ya, tek kelimeyle Türkiye'nin gidişatını değerlendirecek olursak iyi, iki kelimeyle değerlendirecek olursak iyi değil. Ama burada sevindirici haber şu: Kötü günler geride kaldı. Şimdi önümüzde muhtemelen daha kötü günler var. Türkiye'nin gidişatı iyi değil. Baktığımız zaman, ekonomik olarak hiç kimse mutlu değil. Türkiye'de sosyal adaletsizlik her geçen gün artıyor. Okullar yeni açıldı. Hiç hazırlıklı olmadığımız bir eğitim dönemine hazırlıksız bir şekilde başlamış olduk ve okullardaki problemler ortada, eğitimdeki problemler ortada, müfredattaki problemler ortada. Türkiye her açıdan şu anda tarihi krizlerle karşı karşıya, sorunlarla karşı karşıya. Sorunlar birike birike bugüne gelmiş vaziyette ve bugün patlamış vaziyette.

"Fon krizi mağdurları kim?"

Son bir haftadır bir fon krizi sürekli konuşuluyor. 500 bin mağdurdan bahsediliyor. Kim bu insanlar? Geçinemeyen, geçinemediği için borç harç, belki kredi kartını takla attırıp oradan nakit avans çekip bir şekilde, 'Buradan para kazanırım da geçinebilmeye başlarım' diyen insanların yüzde 90'ını oluşturduğu bir fondan bahsediyoruz. Türkiye'deki fon krizinde yüz binlerce dolar veya Türk lirası birikimi olan ve bu birikimi 'Ya, nerede değerlendirsem biraz daha buradan kâr edeyim? Zaten bir geçim derdim yok. Evim de var, arabam da var. Kiramı ödüyorum, mutfak masrafımı karşılıyorum. Çocuğumun okuluyla ilgili, eğitimiyle ilgili bir problemim yok. Artık bu fazla birikimi nerede değerlendireyim?' diyen insanların mağdur olduğundan ziyade, 'Biz geçinemiyoruz. Bir şekilde para kazanmamız lazım. Borsadan da şöyle bir şey duydum. Şöyle bir fon varmış. Bu fon çok kâr ettiriyormuş, eşimden dostumdan borç alayım, annemin bileziklerini bozayım, hanımın küpesini bozdurayım kuyumcuda.... Bu parayı gideyim oraya yatırayım da buradan para kazanayım. Para kazanayım da geçineyim' diyen insanların mağdur olduğu bir ortam var. Tamamı bu şekilde midir? Hayır. Ama yüzde 90'ı, emin olun, yarın isim isim çıksa bir bakarsınız ki bu insanlar kirasını ödeyemeyen, faturasını ödeyemeyen, geçim derdi yaşayan, asgari ücretle geçinmeye çalışan, emekli maaşıyla, memur maaşıyla geçinmeye çalışan insanlar olduğunu gözlemlersiniz.


"Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır"

Dolayısıyla Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır ve bu sistem krizinin patladığına biz şahit oluyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin gidişatı ekonomik açıdan sadece bu perspektiften baksak bile çok kötü bir vaziyette. Bir ülkede 7 yıl kriz olmaz. Bakın, 7 gün olur, 7 hafta olur, 7 ay da olur ama bir ülkede 7 yıl ekonomik kriz olmaz. Bu ülke 7 yıldır ekonomik krizde ve insanlar umutsuzlaşmış. İnsanların yarına dair ümitleri yok olmuş. Bu sefer insanlar ne yapıyor? Umudu da yok, beklentisi de yok. Kısa yoldan para kazanmam lazım. Psikoloji buna dönüşüyor. Kısa yoldan nasıl kazanırım? Türkiye'de sanal bahisin patlaması, o kadar çok yatırım alması, insanların, gençlerin özellikle buralara yönlenmesinin temelinde ne vardı? Çok affedersiniz, gençlerin ahlaksızlığı mı? Gençlerin eğitimsizliği mi? Gençlerin iş bilmezliği mi? Gençlerin ellerinden iş gelmemesi mi? Hayır. 'Benim parayı kazanmam lazım. Gidip bir yerde çalışırsam para kazanamayacağım. Evi geçindiremeyeceğim.' demeleri vardı. Bugün de aynısı. Fon krizinin aslında neden oldu, nasıl oldu? 500 bin mağdur niye oluştu? Niye bu kadar insanlar yüklendi, para verdiler? Kısa yoldan para kazanacağım umuduyla. İnsanlar artık siyasete olan güvenini yitirmiş vaziyette. Bu güven yitirildikçe umutsuzluk var gibi görünüyor. Yoksa Türkiye'de toplum bir şeyleri çok hızlı değiştirebilecek kabiliyete sahip.

"Her sabah bir operasyonla uyanmamızın sebebi ne?"

Hukuk, adalet diyoruz. Türkiye'nin gidişatı nasıl? Yani Türkiye'de her gün hukuk operasyonları oluyor. Her sabah uyanıyorsunuz, bir operasyon. Yarın uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Akşam uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Bu ne demek? Çok fazla hukuk dışı iş var demek. Şimdi bir ülkede her gün operasyonla uyanıyorsanız, o ülkede hukuken işler bugüne kadar iyi gitmiş demek midir? Yoksa bugüne kadar kötü gitmiş de bugün bir şey yapılmaya çalışılıyor demek midir? Dolayısıyla Türkiye'de 20 küsur yıldır işlemeyen veya aksak işleyen bir hukukun bugün düzgün işlediği iddia ediliyor. Ayrı bir konu. Niye ayrı bir konu söylüyorum? Çünkü hukuk fakültesinde okudum. Ben böyle bir hukuk okumadım. Ama bunların iyi işlediğini bile düşünecek olursak, her sabah bir operasyona uyanıyorsunuz. Demek ki Türkiye'de evet, hukuki bir problem vardı. Çok fazla suçlular türedi ve bunun sonunda bu kadar operasyona ihtiyaç oldu.

"Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti?"

Ben çok örneğini verdim. Hatırlarsanız, daha önceki bakanımız çok söylerdi. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir." Her fırsatta bunu dile getirirdi. Ve ben hep şunu söylemiştim, 'Kuzey Kore de bir hukuk devleti. Rusya da bir hukuk devleti. Gambiya'da, Gana'da, Zambiya'da, adını bilmediğimiz ülkeler de bir hukuk devleti. Yani her yerde bir şekilde bir hukuk var.' Hukuk devleti olmakla 'hukuk devleti' olmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Dolayısıyla Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti? Hukukun üstünlüğünün devleti mi, üstünlerin hukukunun devleti mi? Dolayısıyla hukuk dediğiniz zaman da baktığınız takdirde şunu görmeniz gerekiyor: Evrensel hukukun işlediği, insan haklarının işlediği, mağduriyetlerin oluşmadığı bir hukuk sistemi.

"Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı?"

Bana bir dava açıldı. 11 ay adli kontrol uygulandı. 11 ayın sonunda ben yargılamada beraat ettim. Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı? Adli kontrol ne demekti? Kuvvetli suç şüphesi var. Yani bu suç büyük ihtimalle yüzde 99,9 işlenmiş dediğiniz bir şeyde beraat ediliyor. Bunun gibi Türkiye'de nice örnekler var. Ben sadece kendi üzerimden örnek veriyorum. Dolayısıyla hukuk normlarının, mağdurların oluşmadığı, evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçtiği bir düzen olursa hukuk oluşur.

"Devletin gelir kapıları satılınca tek çare vergi ve cezalar kaldı"

Türkiye'nin genel olarak baktığınızda bütçesinde gelir kalemlerinin yüzde 90'ının vergi ve cezalardan oluştuğunu görürsünüz. Bir ülke düşünün ki bir şeyler yapabilmesi için vergi alması ve ceza kesmesi gerekiyor. Bunun dışında neredeyse doğru düzgün bir gelir kalemi kalmamış. Neden kalmadı Türkiye'de? Normalde bu ülke, mesela Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine, felsefelerine baktığınız zaman, bir ilkesi devletçilik ilkesiydi. Devletçilik ilkesi dediğimizde devletin piyasada aktör olduğu, devletin yatırımlar yapabildiği, devletin istihdamlar oluşturabildiği bir ilkeden bahsediyoruz. Bu ülke, kurulduğu günün zor koşullarında dahi yüzlerce fabrika, istihdamlar, üretimler, müthiş sanayi kuruluşları ortaya koymuş bir ülke. Aradan yıllar geçiyor ve Türkiye'de 80'li yıllardan itibaren başlayan bir furya ile birlikte bütün her şey elden çıkarılmaya başlanıyor. Mevcut iktidar iktidara geldikten sonra da buna ciddi anlamda hız veriliyor, tabiri caizse gaza basılıyor. Bu sürecin sonunda Türkiye'nin ülke olarak gelir elde edebileceği, istihdam yaratabileceği, vatandaşına doğrudan yardımlarda bulunabileceği veya para verebileceği, maaş ödeyebileceği kapılar, alanlar kapanmaya başlıyor. Kapanınca buralardan gelir de oluşmayınca ne oluyor? Bütün geliri vergi ve cezaya yüklemek durumunda kalıyorsunuz. Bahsettiğim olay özelleştirmeler. Bugünkü ekonomik krizin çıkışı olarak da daha geçenlerde yine hepimiz haberlerde gördük. Köprülerin özelleştirilmesi söz konusu. Yani hiçbir şeyin kalmadığı bir ortamda köprüleri özelleştirerek işte işi birkaç yıl daha erteleyebilir miyiz? Yarın belki de hiç aklımıza gelmeyecek veya kabullenemeyeceğimiz, duygusal olarak da kabullenemeyeceğimiz çok müstesna kurumların özelleştirmeleri gündeme getirilecektir. Bilmiyoruz ama bunlar da mümkündür. Neden bir 5 yıl daha atabilir miyiz? Bir 10 yıl daha günü kurtarabilir miyiz? şeklinde bir ekonomi yürütme ve yönetme mantığı var.

"Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer"

Bu mantık olduğu sürece Türkiye'nin ekonomik olarak düzlüğe çıkması, bir şeyleri düzeltmesi mümkün görünmüyor. O yüzden işler kötü, gidişat kötü. Bu ülkenin kaynağına güvenilir ve bu ülkenin mutlak surette bağımsızlığı hedeflenirse ki Bağımsız Türkiye Partisi'nin yola çıktığı mantık budur. O takdirde çözülemeyecek sorunumuz yoktur. Bunlar öncelenirse Türkiye bu karamsar olunan tablodan çok hızlı bir şekilde çıkar, ayağa kalkar ve yarınlarını inşa eder. Türkiye'de çözülmeyecek hiçbir mesele yok. Türkiye'deki meseleleri çözemeyecek siyasi anlayışlar var. Meselenin çözümsüzlüğü değil problem. Bunu çözme iradesine sahip olmayan iradelerin, siyasetin bunu çözmeye çalışıyor olması. Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'deki bütün meseleleri çok hızlı bir şekilde çözebileceğine inanan bir kadrodur. Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer.

Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen, gayrimenkul edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanan yabancılara yönelik usulsüz işlemlerin incelendiği soruşturma kapsamında gözaltına alınan 74 şüpheli adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden 26'sı tutuklanırken, 48 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

25.09.2026 06:00:00
İHA
 
Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı
Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, yabancı uyruklulara yapılan bazı gayrimenkul satışlarının gerçeği yansıtmadığı tespit edildi.

İncelemelerde, Türk vatandaşlığının kazanılması için gerekli döviz girişinin gerçekte sağlanmadığı, gayrimenkul alım satım işlemlerinin ise aracı şirketler veya satıcıların mali kaynakları kullanılarak yanıltıcı şekilde gerçekleştirildiği belirlendi.

Soruşturma kapsamında usulsüz işlemler sonucunda 1070 yabancı uyruklu kişinin Türk vatandaşlığı kazandığı, işlemlerin toplam 72 milyon 250 bin dolar tutarında olduğu tespit edildi. Gerçeğe aykırı yüksek bedelli ekspertiz raporları düzenlendiği ve bu yöntemle haksız menfaat temin edildiği de belirlendi.

26 şüpheli tutuklandı

İstanbul merkezli 13 ilde düzenlenen operasyonda yakalanarak gözaltına alınan 74 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık işlemleri sonrası mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 26'sı tutuklanırken, 48 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 8'i tutuklandı

25.09.2026 02:00:00 / Güncelleme: 25.09.2026 11:30:03
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 21 şüphelinin savcılıktaki ifadeleri tamamlandı.

Şüpheliler, Ali Rıza İncekaya, Haldun Saffet İnal, Erhan Kilimci, Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Nilgün Sarıçalı, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya, Sezai Bekgöz, Ahmet Özcan, Mehmet Ziya Gökalp, Sibel Gökalp, Tamer Akbal, Abdullah Yusuf Yarız, Selim Dağbaşı, Özdemir Ataseven, Gökhan Ataseven ve Hamza Kablan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Hakimlik, sevk edilen şüphelilerden Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya ve Ahmet Özcan'ın tutuklanmasına karar verdi.

Nilgün Sarıçalı ve Sezai Bekgöz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Şüphelilerden 11'inin hakimlikteki işlemleri devam ediyor.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Müzekkerede, şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya ise savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da dün adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Dün adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in de tutuklanmasına karar verilmişti. 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmişti.

Böylece, soruşturmada tutuklananların sayısı 26'ya ulaşmıştı. 

Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu

Yürütülen fon soruşturması kapsamında tutuklanan Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jet ile tutuklu Pusula Portföy Yönetimi patronu Serdar Turhan'a ait lüks yata el konuldu

24.09.2026 20:35:00 / Güncelleme: 24.09.2026 20:38:38
İhlas Haber Ajansı
 
Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu
Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturması kapsamında tutuklanan Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jet ile tutuklu Pusula Portföy Yönetimi patronu Serdar Turhan'a ait olduğu belirlenen lüks yata el konuldu.

Soruşturma kapsamında Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jete el konuldu. Ayrıca Pusula patronu Serdar Turhan'a ait olduğu belirlenen "LORETA" isimli 2026 model lüks yata da el konuldu. El konulan 2 özel jet ile lüks yatın toplam piyasa değerinin yaklaşık 1 milyar 800 milyon TL olduğu değerlendiriliyor.



Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi

Milyarlarca liralık fon skandalına ilişkin yürütülen soruşturmada dalga genişliyor. Son olarak, aralarında eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin de bulunduğu 3 yeni isim tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

24.09.2026 18:10:00
Haber Merkezi
 
Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi
Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından sermaye piyasalarındaki usulsüz işlemler ve milyarlarca liralık fon vurgununa yönelik yürütülen dev soruşturmada sıcak bir gelişme yaşandı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci, Ali Rıza İncekaya ve Haldun Saffet İnal, savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Soruşturma derinleşiyor, tutuklu sayısı artıyor

Piyasalarda yaşanan likidite ve temerrüt krizinin ardından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 131 fonun tasfiyesine karar verilmesiyle başlayan süreç, adli makamların operasyonlarıyla derinleşiyor.

Dün adliyeye sevk edilen ve aralarında holding yöneticilerinin de bulunduğu 20 şüpheliden 17'si çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmıştı. Son operasyonlar ve alınan kararlarla birlikte dosyadaki toplam tutuklu sayısı 26'ya yükselirken, gözaltına alınan yeni isimlerin de eklenmesiyle adli süreç hız kazandı.

Kritik isimler kıskaçta

Yürütülen soruşturmada daha önce finans ve sigorta dünyasından tanınan Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, akademisyen yazarlar Emre Alkin ve Kerem Alkin ile Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı gibi profili yüksek çok sayıda isim tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ve beraberindeki iş insanlarının da dosyaya şüpheli olarak dahil edilmesi, soruşturmanın bürokrasi ve finans ayağında çok daha geniş bir etki yaratacağını gösteriyor. Savcılık, şüphelilerin yurt dışı para transferleri, kripto varlık hareketleri ve piyasa dolandırıcılığı iddiaları üzerindeki incelemelerini titizlikle sürdürüyor.

Adliyelerde "Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları" kuruluyor

Adalet Bakanlığı tarafından 175 ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığına gönderilen yazıyla adliyelerde "Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları" kurulacağı bildirildi

24.09.2026 14:17:00
İHA
 
Adliyelerde "Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları" kuruluyor
Adliyelerde "Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları" kuruluyor
Dijital suçlarla mücadelede yeni yapılanma

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, siber alanda suçla mücadelenin daha hızlı, etkin ve koordineli hale getirilmesi amacıyla adliyelerde yeni büroların kurulacağı belirtildi. Çocukları ve gençleri suça, şiddete ve istismara yönlendiren; vatandaşların özel hayatını, kişilik haklarını, can ve mal güvenliğini hedef alan dijital içeriklere karşı adli kapasitenin güçlendirileceği ifade edildi.

Suç içerikleri yakından izlenecek

Yeni yapılanmayla dijital mecralardaki suç içerikleri ve suça teşvik eden faaliyetlerin uzmanlaşmış Cumhuriyet savcılarınca yakından izleneceği bildiren Bakan Gürlek, bu kapsamda şüphelilerin tespiti, gerekli adli işlemlerin başlatılması ve hukuka aykırı içeriklere müdahale süreçlerinin daha hızlı yürütülmesinin amaçlandığını kaydetti.

Dezenformasyonla mücadelede koordinasyon güçlendirilecek

Gürlek, kamuoyunu kasıtlı şekilde yanıltan, toplum huzurunu ve kamu düzenini bozmaya yönelik suç niteliğindeki dezenformasyon faaliyetleriyle mücadelede kurumlar arası koordinasyonun güçlendirileceğini ifade etti. Adalet Bakanlığının, çocukları koruyan, vatandaşların haklarını güvence altına alan, kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü dijital alanda da hâkim kılan adalet anlayışıyla çalışmalarını sürdüreceği ifade edildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.