Yeni bir dünya düzeninin eşiğinde miyiz?
Uluslararası ilişkiler dinamiklerini ve küresel güç dengelerini anlamakta en çok başvurulan yapısal yaklaşımlardan biri olan Güç Geçişi Teorisi günümüz jeopolitik kırılmalarını anlamlandırmada yeniden tartışmaların odağına yerleşti
Abdülkadir Gündoğdu





İlk kez A.F.K. Organski tarafından 1958 yılında ortaya atılan bu teori, küresel sistemdeki büyük savaşların ve hegemonya dönüşümlerinin nedenini, mevcut lider güç ile onu yakalamakta olan yükselen güç arasındaki kapasite değişimiyle açıklıyor.
Bugün Doğu Avrupa'daki çatışmalar, Ortadoğu'daki savaşlar, Hürmüz ve Tayvan Boğazı'ndaki gerilimler ve küresel ekonomik koridorlar üzerindeki rekabet, analistler tarafından "klasik bir güç geçişi dönemi sancısı" olarak yorumlanıyor.

Statüko, Tatminsizlik ve "Tehlike Bölgesi"
Güç Geçişi Teorisi, geleneksel 'Denge Politikası' yaklaşımının aksine, uluslararası sistemin anarşik değil, hiyerarşik bir yapıda olduğunu savunur. Bu hiyerarşinin en tepesinde sistemi kendi değerleri, ekonomik çıkarları ve güvenlik algısıyla şekillendiren bir hegemon (lider güç) bulunur.
Teorinin temel sacayakları şu şekilde formüle edilir:
Büyüme Hızlarındaki Eşitsizlik: Ülkelerin içsel dinamikleri (nüfus, teknolojik inovasyon, endüstriyel kapasite) farklı hızlarda büyür. Bu durum, zamanla güç dağılımını değiştirir.

Sistemden Memnuniyet Düzeyi: Yükselen güçlerin sisteme bakışı kritiktir. Eğer yükselen güç mevcut statükodan memnunsa, geçiş barışçıl olabilir (20. yüzyıl başında İngiltere'den ABD'ye geçiş gibi). Ancak yükselen güç tatminsizse, sistemi kendi lehine değiştirmek isteyecektir.
Parite (Eşitlik) Noktası: En riskli dönem, yükselen gücün hegemon gücün kapasitesinin %80 ila %120'sine ulaştığı "geçiş koridoru"dur. Teoriye göre, büyük sistemik savaşlar tam da bu evrede, hegemonun statükoyu koruma dürtüsüyle yükselen güce "önleyici savaş" açması ya da yükselen gücen meydan okumasıyla patlak verir.

Günümüz Dünyasında Teorinin Yansımaları
Uluslararası ilişkiler uzmanları, teoriyi günümüzdeki ABD-Çin rekabeti üzerinden sıklıkla okuyor. Washington merkezli mevcut liberal dünya düzeni, Pekin'in ekonomik, askeri ve teknolojik (özellikle yapay zekâ ve kuantum bilgisayarlar) alanlardaki hızlı yükselişiyle esnemeye başladı.
Çin'in "Kuşak ve Yol Girişimi" gibi devasa lojistik hamleleri ve BRICS gibi alternatif çok taraflı platformların genişlemesi, mevcut statükoya karşı yapısal birer alternatif arayışı olarak değerlendiriliyor.
Ancak uzmanlar, güç geçişinin sadece ekonomik verilerden ibaret olmadığını, askeri ittifak ağlarının (örneğin NATO ve AUKUS) ve küresel finansal sistem üzerindeki (Doların rezerv para statüsü) kontrolün de hegemonya kalıcılığında hayati rol oynadığını vurguluyor.
Tarihsel Perspektif: Tarihçi Graham Allison'ın popülerleştirdiği "Thukydides Tuzağı" kavramı da Güç Geçişi Teorisi ile göbekten bağlıdır. Allison'ın incelediği son 500 yıldaki 16 güç geçişi senaryosunun 12'si büyük savaşlarla sonuçlanmıştır.

Barışçıl Bir Geçiş Mümkün mü?
21. yüzyıldaki güç geçişini geçmişteki örneklerden ayıran en büyük fark nükleer caydırıcılık ve ekonomik karşılıklı bağımlılık olarak öne çıkıyor. ABD ve Çin ekonomilerinin birbirine kopmaz bağlarla bağlı oluşu, sıcak bir çatışmanın maliyetini her iki taraf için de yıkıcı kılmaktadır.

Yine de siber savaşlar, ticaret savaşları, teknoloji ambargoları ve vekalet savaşları doğrudan bir konvansiyonel çatışmaya girilmeden de güç geçişi mücadelesinin ne denli sert geçebileceğini gözler önüne seriyor. Uluslararası sistemin önümüzdeki dönemde tam bir hegemonya devrine mi, yoksa çok kutuplu, parçalanmış yeni bir bölgeselleşme evresine mi evrileceğini zaman gösterecek.


















































































