Doğu Akdeniz, tarih boyunca jeopolitik güç mücadelelerinin merkez üssü olmuş, enerji kaynaklarının keşfi ve deniz ticaret yollarının stratejik önemiyle günümüzde de küresel güçlerin iştahını kabartmaya devam etmiştir.
Son olarak, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Fransa arasında imzalanan Kuvvetler Statüsü Anlaşması (SOFA), adadaki ve bölgedeki hassas dengeleri altüst edecek nitelikte tehlikeli bir hamle olarak karşımıza çıkmaktadır.
Lefkoşa'da düzenlenen AB Savunma Bakanları Gayriresmi Toplantısı marjında GKRY Savunma Bakanı Vasilis Palmas ve Fransa Savunma Bakanı Catherine Vautrin tarafından imzalanan bu anlaşma, Fransız askeri unsurlarının Kıbrıs adasında konuşlanmasının önünü açmaktadır.
Her ne kadar taraflar bu adımı "bölgesel güvenlik ve askeri iş birliği" maskesi altında sunsalar da, arka planda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hak, menfaat ve egemenlik haklarını doğrudan hedef alan çok boyutlu bir kuşatma stratejisi yatmaktadır.
Geçmişin karanlık emelleri ve askeri üstünlük arayışı
GKRY'nin son dönemde hız kazanan askeri diplomasi trafiği, adanın tarihsel arka planı göz önüne alındığında son derece düşündürücü ve tehlikelidir.
Kıbrıs Rum kesimi, 1974 yılı öncesinde Kıbrıslı Türklere yönelik gerçekleştirdiği sistematik katliamları ve soykırım girişimlerini hafızalardan silmeye çalışırken, bugün attığı adımlarla adeta yarıda kalan bu kanlı emellerine yeniden meşruiyet ve zemin kazandırma çabası içindedir.
Rum yönetimi, küresel aktörlerle arka arkaya imzaladığı askeri ortaklıklar vasıtasıyla Türk ordusunun adadaki caydırıcı gücüne karşı yapay bir askeri üstünlük elde etme çabasındadır.
Fransa ile imzalanan SOFA anlaşmasından önce ABD'ye sağlanan lojistik ve üs imkanları, İsrail'den tedarik edilen gelişmiş insansız hava araçları (İHA/SİHA) ve füze savunma teknolojileri, Rum kesiminin adayı adeta bir barut fıçısına çevirme niyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Batılı devletlerin modern silah sistemlerini ve askeri personellerini Kıbrıs'ın güneyine yerleştirmesi, donmuş bir ihtilaf olarak görülen Kıbrıs meselesinde çatışmaları yeniden tetikleyebilecek, adadaki barış iklimini kökünden dinamitleyecek fevkalade tehlikeli bir provokasyondur.
Rum liderliği, yabancı süngülerin gölgesinde Kıbrıs Türk'ünü adada yok sayabileceğini ve izole edebileceğini zannetmektedir.
Küresel güçlerin Doğu Akdeniz paylaşımı
Madalyonun diğer yüzüne bakıldığında, Paris ve Washington gibi başkentlerin Kıbrıs'a olan ani ve yoğun ilgisinin insani veya savunma odaklı olmadığı, tamamen jeo-ekonomik ve jeopolitik çıkarlara dayandığı açıkça görülmektedir.
Fransa, bu anlaşmayı Doğu Akdeniz'deki stratejik varlığını tahkim eden, deniz ulaşım hatlarını kontrol altında tutmasını sağlayan ve bölgedeki zengin enerji kaynaklarından aslan payını almasını garantileyen bir sıçrama tahtası olarak değerlendirmektedir.
Nitekim Fransa Savunma Bakanı Vautrin'in, Larnaka ve Limasol limanlarının her yıl yaklaşık 30 Fransız savaş gemisine ev sahipliği yaptığını ve bu yılın başından itibaren 21 ziyaretin gerçekleştiğini gururla ifade etmesi, adanın Fransa tarafından askeri bir üs ve Doğu Akdeniz ile Orta Doğu'daki operasyonlar için vazgeçilmez bir lojistik merkez olarak kullanıldığının itirafıdır.
Öte yandan, sürecin bir diğer sacayağını oluşturan İsrail'in adaya yönelik ilgisi sadece enerji kaynaklarıyla sınırlı değildir.
Bölgesel vizyonunda dini ve ideolojik temellere dayanan "Arz-ı Mev'ud" (Büyük İsrail) emellerini barındıran Tel Aviv yönetimi, Kıbrıs'ı bu stratejik yayılmacılığın jeopolitik bir lojistik üssü olarak konumlandırmak istemektedir. Aynı zamanda Kıbrıs, toprak olarak da İsrail'in Arz-ı Mev'ud kapsamındadır.
ABD, Fransa ve İsrail gibi aktörler, GKRY ile askeri ittifaklar kurarak adanın tek hakiminin Rum kesimi olduğunu ilan etmekte ve Kıbrıs Türk halkının iradesini tamamen yok saymaktadır.
Ortak eğitim faaliyetleri, personel değişimi ve savunma teknolojileri adı altında yürütülen bu faaliyetler, Doğu Akdeniz'in doğal zenginliklerini gasp etme planının askeri kılıfından başka bir şey değildir.
Uluslararası hukukun ihlali ve Türkiye'nin garantörlük iradesi
Fransa ile GKRY arasında imzalanan bu anlaşma, her şeyden önce uluslararası hukukun açık ve net bir ihlalidir.
Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından yapılan sert ve kararlı açıklamada da vurgulandığı üzere, Kıbrıs üzerinde herhangi bir garantörlük sıfatı ve yasal hakkı bulunmayan Fransa'nın adaya askeri unsur konuşlandırma girişimi meşruiyetten tamamen yoksundur.
Bu hamle, adadaki hassas dengeleri tek taraflı olarak değiştirmeyi amaçlayan ve Kıbrıs Türklerinin egemen eşit haklarını çiğneyen, başta 1960 Kıbrıs Garanti ve İttifak Antlaşmaları olmak üzere uluslararası hukuki metinlere taban tabana zıttır.
Bu provokatif adımlar, Kıbrıs'ta var olan diplomatik gerilimi, sahada yaşanan sıcak bir gerilime dönüştürürse, bu sadece Kıbrıs Türk halkı için değil, Rum kesimi içinde büyük bir güvenlik sorunu haline gelecektir.
Unutmayalım, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, sadece Türk halkının güvenliğini sağlamamış, aynı zamanda Kıbrıs adasına barışı da getirmiştir.
Türkiye, bu en haklı davası olan Kıbrıs davasına sonuna kadar sahip çıkmalıdır, AB'ye üyelik hayali, ABD ile müttefiklik uğruna bu davadan asla taviz vermemelidir.
Jeopolitik bir gerçeklik olarak çok iyi bilinmelidir ki: Kıbrıs'ı kaybetmek, Anadolu'nun savunma hatlarını kaybetmektir.
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































