‘Büyüklük perdem, azamet örtümdür’
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ şöyle buyurur: Büyüklük perdem, azamet ise örtümdür. Bunların birine el atıp, Benimle eş olma yoluna sapmak isteyeni Cehenneme atarım”
Hakan Akkuş





Bilmelisin ki, kibir daima fenadır. Zikredeceğimiz âyet-i kerimeler delilimizdir:
"Yeryüzünde hiç yoktan, haksız yere kibir yolunu tutup, kendini büyütenleri, ayetlerimin manasını anlamaktan mahrum edeceğim." (A'raf, 146).
"İşte Allah, bütün kibirli, zalim, eli altındakini ezenlerin kalbini böylece mühürledi." (Gafir, 35).
"İnananlar, Allah'tan fetih istediler, verdi. İnatçı, zalim kimseler de böylece perişan olup gitti." (İbrahim, 15).
Kibre ve büyüklenmeye dair birkaç hadis-i şerif de zikredelim:
"Kalbinde zerre kadar kibir taşıyan kimse, Cennete giremez."
"Allah Teâlâ şöyle buyurur: Büyüklük perdem, azamet ise örtümdür. Bunların birine el atıp, Benimle eş olma yoluna sapmak isteyeni Cehenneme atarım."
Kibri daha iyi anlatmak için deriz ki, o huy nefsi büyük görmekten ileri gelir. Bir kimsede büyüklenme alâmeti varsa, o nefsini büyütüyor demektir.
Peygamber Efendimiz bir duasında şöyle yalvarırdı: "Allah'ım, kibirli kimselerin kabarmasından Sana sığınırım."
Kibirli olup, kendini büyük tutmak birkaç yoldan incelenebilir. Allah'a karşı, Peygamberine karşı ve kullara karşı...
Allah'a karşı kibirli olmak, emirlerine boyun eğmemek demek olur ki, bu, tam bir küfürdür.
Peygambere karşı kibir ise, O'nu kendisi gibi bir beşer zannetmesi demektir ki, bu da tam bir küfürdür.
Üçüncüsü olarak, kullara karşı olan kibir gelir. Bunun şekli de, kulları hizmetine çağırmak, kendisi için tevazu etmeye mecbur kılmak... Böyle bir hal aşağı yukarı birinci hükmü giyer. Çünkü Allah'ın büyüklüğünü paylaşmak sayılır. O'nunla çekişme yoluna girmek demektir. Sebebine gelince, hiç kimsenin Allah'tan başkasına itaat etmesi doğru değildir.
Kibir üç şeyle olabilir. Mal, iyi hali görmek, ilim ve amel...
Mala ve şöhrete güvenip kibre kapılan kimsenin, o halden kurtulması için çareleri daha önce anlattık...
İyi halini görmek suretiyle kibre kapılan kimsenin zaten iyi hali kalmıyor. Halindeki iyiliği, kibri bozuyor.
İlim ve amel cihetiyle yaptığı bir hayra bakıp kabaran kimse için kurtuluş çaresine gelince, niçin kibre kapıldığı sorulur. Yaptığı iş Allah için olmayacak mıydı?
Bir şeyin iyi olması, Allah için yapılmış olmasına bağlıdır. Yapılan bir hayır iş için insanlara, şunu yaptım diye büyüklük satan için, o işte hayır kalır mı? Kibre kapılıyorsa, o işteki ecri kibir olur.
Birçok hadis ve büyük zatların işareti bu yoldadır. Kibir, yapılan hayrın ecrini eriteceği haberini verirler.
Bu anlatılan yollar hatırda tutulursa kibir halinden kurtulmak mümkün olur. Bir kötü düşüncenin karşısına daima iyi düşünce ile çıkmalı ve bu şekilde huzuru bozulan kalbi, rahata erdirmelidir.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)

























































































