logo
25 NİSAN 2026

Çağımızın hastalığı, vurdumduymazlık

29.09.2022 00:00:00

Günümüzün belki de en büyük hastalığı sorumsuzluk, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" der gibi, hele, kendi maddi ve manevi çıkarımızı ilgilendirmiyorsa, kılımızı dahi kıpırdatmıyoruz.

Toplumdaki aydın insanlar, oluşacak tehlikeyi yıllar önce tespit ederek insanları uyardığı halde, insanımızın tedbir almak bir tarafa, vurdumduymaz bir şekilde yaşadığını görüyoruz. 

İktidarlarca yapılan yanlış icraatları, kimi makamını, kimi kazancını, kimi ilerideki beklentilerini düşünerek, görmezden geldiğini, umursamadığını görüyoruz.     

"İçinizde, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Ali İmran 104) ayeti gereği, durumdan vazife çıkararak çalışanlar da var. En kötüsü ise bu gayret edenlere, Güldür Güldür Show'daki bir replikte olduğu gibi, "Oturun evinizde yav" der gibi, gayretlerini engellemeye çalışanlarda var.  

Hâlbuki devletlerin gerilemesi ve yıkılmasının en önemli sebeplerinden birinin, tepkisizlik ve umursamazlık olduğunu, geçmişte vuku bulan, Kanuni Sultan Süleyman ve Yahya Efendi'nin arasında geçen bir hadise ne güzel anlatıyor. 

Kanuni Sultan Süleyman, "Günün birinde, Osmanoğulları da inişe geçer de çökmeye yüz tutar mı?" diye düşünmeye başlar. Birçok konuda olduğu gibi, bu düşüncesini de sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi'ye açmaya karar verir. Düşündüklerini, kendi el yazısıyla yazarak, Yahya Efendi'ye gönderir:  

"Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları'nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da yok olur mu?" diye özetler endişesini. Sultan Süleyman'dan gelen bu mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı ise gayet kısadır: "Nemelâzım be Sultanım!"  

Topkapı Sarayı'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bu söze bir mana veremez, endişesi daha da artar. Zira Yahya Efendi gibi biri, ciddi bir meseleye böylesine basit bir cevap vermezdi, vermemeliydi. Söylenmeye başlar: "Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?" Kalkar, Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergâhına gider. Bu sefer sitem dolu bir şekilde: "Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!" diyerek, sorusunu tekrar sorar. Yahya Efendi duraklar:  

"Sultanım, sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim."  

'İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece 'nemelazım be sultanım!' demişsin. Sanki 'beni böyle işlere karıştırma' der gibi bir mana çıkarıyorum."  

Bunun üzerine, Yahya Efendi şu müthiş açıklamasını yapar:  

"Sultanım!  Aslında, aradığın cevap oydu;  

Bir yerde zulüm yayılırsa,   

Haksızlıklar ayyuka çıkarsa,   

Sonra, koyunları kurtlar değil çobanlar yerse,   

Bilenler de bunu söylemeyip susarsa,   

Fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa,   

Bunu da taşlardan başka kimse işitmezse,   

Herkes, sadece "ben-ben" derse,  

Ve tüm bunları görüp işitenler, "Neme lazım be…" derse;  

İşte o zaman, devletin sonu gelir, Osmanlı yıkılır…"  

Yahya Efendi, şu anki durumumuzu ne güzel özetlemiş, değil mi? 

 
Alaiddin Özkar / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.