Çalışma hayatı ve sosyal haklar
Örneğin, İngiltere, kadınlarla erkeklere eşit ücret ödenmesiyle ilgili yükümlülükleri erteleme hakkını belirtmiştir
Haber Merkezi





Yine, çalışma hakkı ile ilgili olarak fertlerin doğum yerlerine göre ülkenin bazı bölgelerinde kısıtlamalara tâbi olabileceklerini belirtmiştir. İngiliz vatandaşlarının tümünün İngiltere'nin tamamında eşit çalışma hakkına sahip olmadıkları, çekince olarak sözleşmede yer almıştır.
Kendine bağlı, ekonomik olanakları sınırlı denizaşırı topraklarında da Sosyal Güvenlik ile ilgili hükümlerin uygulanmayacağını söylemiştir.
İngiltere örneği de göstermektedir ki, en gelişmiş ülkeler dahi işçi hakları veya çalışma şartlarının düzeltilmesi gibi temel insan haklarını vatandaşlarına sunma imkanına sahip değildir. Yazılan hakların uygulama alanı bulmaması ise onların sadece kağıt üzerinde geçerli olduğunu göstermektedir.
İşçi haklarının veya her türlü insan haklarının devletlerce verilememesinde asıl neden, günümüz kapitalist sisteminin, insanı, yani ülke vatandaşlarını dikkate almadan oluşturulmasıdır. Nitekim Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından 1996 yılında yayınlanan İnsan Gelişimi Raporuna göre,
"... Geçmiş 30 yıl içinde insanlığın bir yandan örneği görülmemiş bir gelişme sürecine girdiği, ancak bir yandan da sözle ifade edilemeyecek bir sefaletin içinde bulunduğu..." tespit edilmektedir. Dünya Bankası'nın verilerine göre 2003 yılında dünyada 1.39 milyar insan, günlük 2 doların altında bir ücretle çalışmaktadır; bu rakam çalışan kesimin %49.7'sine denk gelmektedir. Kalkınmakta olan ülkelerde bu oran %58.7 seviyesindedir.
İlerleyen yıllarda bu rakamlarda iyileşme olmadığı ortadadır. 2015 yılı itibariyle dünya nüfusunun %71'i günlük 10 Doların altında gelirle yaşamaktadır. (4 kişilik bir aileden geliri 10 Doların altında olanlar)

Çalışan kesimin, bu derece inanılmaz düşük bir ücret almak zorunda olduğu ekonomide işçi haklarının varlığından bahsetmek bir hayaldir.
Kaldı ki durum, her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Her geçen gün doların dünyada azalan satın alma gücünü de hesaba katıldığında, tablonun vahameti, daha da artacaktır. 60 yıl önce 1 dolar ile nerede ise 1 gram altın alınırken; bugün 45 Dolar ile almak zorundasınız. Öte yandan gelişmiş kabul edilen ülkelerde işsizlik oranları, nerede ise %6 düzeyindedir.
Yarı zamanlı çalışma oranı, yani belli bir mekanda mesai saatleri içerisinde değil de, günün belli zamanlarında veya bazen de belli bir mekana bağlı olmadan yapılan işin, toplam işgücü içerisindeki oranı, son on yılda oldukça yükselmiştir. Dünya genelinde yarı zamanlı çalışma oranı %18.1 seviyesinde olup; bu oran, örneğin Almanya'da %26.7, Hollanda'da %49.7, İngiltere'de %25.2 seviyesindedir.
İşsizlik rakamlarına, yarı zamanlı istihdamı eklediğimizde; çok yüksek oranlarda bir istihdam problemi ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılacaktır. Yarı zamanlı istihdamın, aslında gerçek işsizlik rakamlarını gizlediği düşünüldüğünde, dünyada ciddi bir işsizlik olduğu görülecektir.
ABD'de 2006 yılında üretim tarafında (tarım hariç) 22.466.700 kişi istihdam edilirken tam 10 yıl sonra 2016 yılında bu rakam artacağı yerde 19.685.200 kişiye düşmüştür. ABD'de istihdamın 2006 yılında %77'sini hizmet sektörü karşılarken bu rakam 2016'da %81'e çıkmıştır. Halihazırda ABD'de 27.271.000 kişi yarı za manlı çalışmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde başta sanayi olmak üzere ortaya çıkan yüksek oranlı işsizlik, yukarıda açıkladığımız bu oranlardan çok daha yüksek olacak iken; bu ülkeler, özellikle kamu harcamaları ile hizmet sektöründe istihdam oluşturarak işsizliği azaltma yoluna gitmişlerdir.
Yukarıda da anlattığımız üzere gelişmiş ülkelerde toplam istihdamın %80'leri hizmet sektörüne kaymıştır. Artık bu sektörün, daha fazla oransal olarak istihdam yükünü taşıması mümkün olmadığı gibi; gelişmiş ülkeler, bütçelerindeki kamu harcamalarında ciddi oranda kısıntıya gitmek zorundadırlar.
Bütün bu bilgi ve istatistiklerle altını çizmeye çalıştığımız gerçek şudur: Kapitalist modelin geçmişte de başarısız olan istihdam yaratma becerisi, bugün tam anlamı ile iflas etmiş durumdadır ve maalesef devletlerin yetkili ve düşünen kafalarında bu gerçeği örtmenin dışında bir çözüm bulunmamaktadır.
Milli Ekonomi Modeli'nde de izah ettiğimiz gibi işsizlik, ancak sürekli büyümeyi sağlayacak bir "tüketim yanlı denge analizi" ile çözülebilir ki; kapitalizmin doğası, bırakın bu dengeyi kurmayı, bunu her geçen gün daha da bozmaktadır.
İşçi haklarında en önemli konu, piyasalarda emek arzı ile emek talebi arasında yaşanan dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Eğer terazinin ibresi, emek talep edenlerden yana ise, ne kadar sendikalaşma süreci yaşanırsa yaşansın, işçinin haklarını elde etmesi gerçek manada mümkün olmayacaktır.
Öte yandan haklar, kavga ve sürtüşme ortamında değil, doğal bir süreç içerisinde barış ortamında elde edilmelidir. Eğer bir ekonomide işsizlik varsa ve bireyler iş aradıkları halde iş bulamıyorlarsa, bulsalar bile kimseye muhtaç olmadan hayatlarını ikame edecekleri bir gelire malik olamıyorlarsa, orda işçi hakkından bahsetmek gerçeklerle örtüşmeyecektir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)












































































