Bir önceki yazımızda Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı uyarıları ve terör meselesine getirdiği çözüm anlayışını ele aldık. Şimdi yeniden bugüne dönelim. "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki ayağı olarak hazırlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM'de 467 kabul oyuyla geçti. 467... Bu rakama ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerden biri BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'tan geldi. Hüseyin Baş, bir kanunun kabulü için gerekli çoğunluk zaten sağlanabiliyorken, AK Parti, MHP ve DEM Parti'nin desteğinin de kanunun çıkarılması için yeterli olduğu bir tabloda, neden Meclis'in neredeyse tamamını içine alan geniş bir siyasi mutabakat arandığını sorguladı. Bu soru bugün daha da önemlidir. Çünkü mesele artık yalnızca 12 maddelik bir kanunun kaç oyla kabul edildiği değildir. Neden bu kadar geniş bir siyasi birlikteliğe ihtiyaç duyulduğu ve bu birlikteliğin bundan sonra hangi alanda kullanılacağıdır.
Nitekim kanunun kabulünün hemen ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un yeni anayasa konusunda yaptığı açıklama bu soruya yeni bir boyut kazandırdı. Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" süreci için Türkiye'de ilk kez siyasi ve fikrî olarak böylesine büyük bir ittifak ortamının oluştuğunu söyledi. Ardından mevcut parlamentonun yeni anayasa yapmak için müsait bir aritmetiğe sahip olduğunu ifade etti. Burada iki açıklamayı yan yana koymak gerekiyor. Bir tarafta çerçeve yasa etrafında oluşan 467 oy... Diğer tarafta TBMM Başkanı'nın "Meclis aritmetiği yeni anayasa için müsait" değerlendirmesi... Elbette 467 kabul oyu veren milletvekillerinin tamamının ileride gündeme gelebilecek bir anayasa değişikliğine de aynı yönde oy vereceği söylenemez. Böyle bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.
Fakat artık şu soruyu sormak kaçınılmazdır: 467 oy yalnızca bu 12 maddelik kanunun kabulünü mü gösteriyor; yoksa yeni anayasa için ihtiyaç duyulabilecek geniş siyasi zeminin de ilk işaretini mi veriyor? İşte bu nedenle bu kanuna yalnızca maddeleri üzerinden değil, siyasi zemin üzerinden de bakmak gerekiyor. Hüseyin Baş'ın çerçeve yasaya ilişkin gündeme getirdiği soruların bir diğeri de doğrudan kanunun adı ile içeriği arasındaki ilişkiye yöneliktir. Kanunun adı oldukça kapsamlıdır: "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi..."
Peki, 12 maddelik düzenlemenin içerisinde millî dayanışmayı ve toplumsal bütünleşmeyi doğrudan sağlayan hangi hükümler bulunmaktadır? Metne hukuki niteliği bakımından baktığımızda ağırlık merkezinin, örgütün feshi ve silah bırakma sürecinden sonra ortaya çıkacak ceza hukuku ve infaz sonuçlarının düzenlenmesi olduğu görülmektedir. Öyleyse kanunun adına yüklenen büyük siyasi anlam ile maddelerinin somut hukuki içeriği arasındaki mesafenin açıklanması gerekir. Eğer mesele esas itibarıyla bir infaz ve ceza hukuku düzenlemesiyse neden böylesine büyük bir siyasi çerçeve oluşturuldu? Yok, eğer kanunun adı gerçekten bundan daha geniş bir siyasi hedefi ifade ediyorsa, o hedef nedir? Bir başka soru ise toplumsal mutabakat iddiasıyla ilgilidir. 467 oy, şüphesiz Meclis açısından son derece geniş bir desteği ifade etmektedir. Numan Kurtulmuş da bunu milletin kahir ekseriyetinin desteğinin siyasete yansıması olarak değerlendiriyor.
Ancak burada iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir: Meclis mutabakatı ile toplumsal mutabakat aynı şey değildir. Eğer bu süreç milletin çok büyük çoğunluğunun üzerinde birleştiği tarihî bir toplumsal mutabakat olarak tarif ediliyorsa ve önümüzdeki dönemde anayasal düzenlemelere kadar uzanabilecekse, milletin doğrudan iradesinin nerede ve nasıl ortaya çıkacağı da konuşulmalıdır. Çünkü mesele artık yalnızca PKK mensuplarının hukuki durumunun nasıl düzenleneceği olmaktan çıkıp anayasa, vatandaşlık veya devlet yapısı gibi alanlara uzanacaksa, bunun siyasi meşruiyet zemini de aynı ölçüde geniş olmak zorundadır. Süreçle ilgili cevap bekleyen bir başka mesele daha var. Aylardır komisyonlar toplandı. Siyasi partiler görüşmeler yaptı. Heyetler gidip geldi. Türkiye'nin en önemli meselelerinden birinin çözüldüğü ve tarihî bir döneme girildiği söylendi. Sonunda ortaya 12 maddelik bir kanun çıktı. O hâlde Hüseyin Baş'ın yönelttiği soruyu sormamak mümkün mü: Allah aşkına, aylardır yapılan bütün bu çalışmaların sonunda hazırlanan yasa teklifi bu mu? Bu soru küçümsenmemelidir. Çünkü eğer aylar süren görüşmelerin bütün hukuki karşılığı bu 12 maddeden ibaretse, yürütülen büyük siyasi süreç ile ortaya çıkan hukuki metin arasında ciddi bir orantısızlık vardır.
Yok, eğer bu kanun ilk adımsa, o zaman bundan sonra gelecek adımların ne olduğunu bilmek gerekir. Numan Kurtulmuş'un yeni anayasa açıklaması tam da bunun için önemlidir. Fakat sürecin geleceğine ilişkin işaretler yalnızca iktidar cephesinden gelmiyor. DEM Parti'nin kullandığı siyasi dil de dikkatle takip edilmelidir. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları'nın yaptığı bir değerlendirme bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Hatimoğulları, Türkiye'nin İsrail'e Filistin konusunda yönelttiği eleştirilerden söz ederken Netanyahu'nun Türkiye'ye Kürtler üzerinden verdiği cevabı gündeme taşıdı. Burada benzetmenin tarihî veya siyasi bakımdan doğru olup olmadığı ayrı bir tartışmadır. Bizim açımızdan önemli olan, benzetmenin kendisidir. Çünkü bu söylemde Filistinliler ile Kürtler, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikaları ile Türkiye'nin Kürtlere yönelik politikaları aynı karşılaştırmanın içine yerleştirilmektedir. Bunun siyasi anlamını görmezden gelemeyiz. Doğru da olsa yanlış da olsa: DEM'den al haberi... Zira bu dil, DEM Parti'nin süreci yalnızca PKK'nın silah bırakması olarak görmediğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
O hâlde 467 oyun anlamına bir de buradan bakalım. Aynı kanuna "evet" diyen siyasi aktörler, kanundan sonra nasıl bir Türkiye istedikleri konusunda da aynı şeyi mi düşünüyorlar? Belki bu yazının en önemli sorusu budur. Çünkü bir kanun üzerinde anlaşmak başka şeydir. Kanundan sonra nereye gidileceği konusunda anlaşmak başka şeydir. Bugün önümüzde üç önemli veri bulunmaktadır: 467 oyla oluşmuş çok geniş bir Meclis desteği... TBMM Başkanı'nın hemen ardından yaptığı yeni anayasa ve uygun Meclis aritmetiği açıklaması... Ve sürecin önemli aktörlerinden DEM Parti'nin meseleyi silah bırakmanın ötesine taşıyan siyasi söylemi...
Ve sürecin önemli aktörlerinden DEM Parti'nin meseleyi silah bırakmanın ötesine taşıyan siyasi söylemi... Bu üç gelişmeyi yan yana koyduğumuzda 12 maddelik kanuna bakıp "mesele bundan ibarettir" diyemeyiz. Tam tersine, asıl dikkat edilmesi gereken dönem bundan sonra başlayacaktır. Çünkü çerçeve yasanın sınırları belli olabilir; fakat açabileceği siyasi çerçevenin sınırları henüz belli değildir.
467 oyun hangi siyasi partilerden geldiği ve özellikle Cumhuriyet'in kurucu siyasi mirasını temsil ettiğini söyleyen partilerin bu tabloda nasıl bir tutum aldığı ise başlı başına değerlendirilmesi gereken başka bir meseledir. Onu birkaç paragrafla geçiştirmeyeceğiz. Bir sonraki yazıda CHP'nin ve aynı siyasi gelenekten çıkan Yeni Parti'nin oylarını ve siyasi tutumlarını, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in temel ilkeleri açısından ele alacağız. Hüseyin Baş'ın yeni anayasa, ulus devlet ve üniter yapı konusundaki güncel uyarılarını da bu çerçevede değerlendireceğiz.
Çünkü artık tartışılması gereken yalnızca 467 oyun nasıl oluştuğu değildir. Asıl mesele, bu 467 oyun ortaya çıkardığı siyasi zeminin bundan sonra ne için kullanılacağıdır. Çerçeve yasa çıktı. Şimdi gözümüz çerçevenin içine neyin konulacağında olmalıdır.
Devam edecek...
Nitekim kanunun kabulünün hemen ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un yeni anayasa konusunda yaptığı açıklama bu soruya yeni bir boyut kazandırdı. Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" süreci için Türkiye'de ilk kez siyasi ve fikrî olarak böylesine büyük bir ittifak ortamının oluştuğunu söyledi. Ardından mevcut parlamentonun yeni anayasa yapmak için müsait bir aritmetiğe sahip olduğunu ifade etti. Burada iki açıklamayı yan yana koymak gerekiyor. Bir tarafta çerçeve yasa etrafında oluşan 467 oy... Diğer tarafta TBMM Başkanı'nın "Meclis aritmetiği yeni anayasa için müsait" değerlendirmesi... Elbette 467 kabul oyu veren milletvekillerinin tamamının ileride gündeme gelebilecek bir anayasa değişikliğine de aynı yönde oy vereceği söylenemez. Böyle bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.
Fakat artık şu soruyu sormak kaçınılmazdır: 467 oy yalnızca bu 12 maddelik kanunun kabulünü mü gösteriyor; yoksa yeni anayasa için ihtiyaç duyulabilecek geniş siyasi zeminin de ilk işaretini mi veriyor? İşte bu nedenle bu kanuna yalnızca maddeleri üzerinden değil, siyasi zemin üzerinden de bakmak gerekiyor. Hüseyin Baş'ın çerçeve yasaya ilişkin gündeme getirdiği soruların bir diğeri de doğrudan kanunun adı ile içeriği arasındaki ilişkiye yöneliktir. Kanunun adı oldukça kapsamlıdır: "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi..."
Peki, 12 maddelik düzenlemenin içerisinde millî dayanışmayı ve toplumsal bütünleşmeyi doğrudan sağlayan hangi hükümler bulunmaktadır? Metne hukuki niteliği bakımından baktığımızda ağırlık merkezinin, örgütün feshi ve silah bırakma sürecinden sonra ortaya çıkacak ceza hukuku ve infaz sonuçlarının düzenlenmesi olduğu görülmektedir. Öyleyse kanunun adına yüklenen büyük siyasi anlam ile maddelerinin somut hukuki içeriği arasındaki mesafenin açıklanması gerekir. Eğer mesele esas itibarıyla bir infaz ve ceza hukuku düzenlemesiyse neden böylesine büyük bir siyasi çerçeve oluşturuldu? Yok, eğer kanunun adı gerçekten bundan daha geniş bir siyasi hedefi ifade ediyorsa, o hedef nedir? Bir başka soru ise toplumsal mutabakat iddiasıyla ilgilidir. 467 oy, şüphesiz Meclis açısından son derece geniş bir desteği ifade etmektedir. Numan Kurtulmuş da bunu milletin kahir ekseriyetinin desteğinin siyasete yansıması olarak değerlendiriyor.
Ancak burada iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir: Meclis mutabakatı ile toplumsal mutabakat aynı şey değildir. Eğer bu süreç milletin çok büyük çoğunluğunun üzerinde birleştiği tarihî bir toplumsal mutabakat olarak tarif ediliyorsa ve önümüzdeki dönemde anayasal düzenlemelere kadar uzanabilecekse, milletin doğrudan iradesinin nerede ve nasıl ortaya çıkacağı da konuşulmalıdır. Çünkü mesele artık yalnızca PKK mensuplarının hukuki durumunun nasıl düzenleneceği olmaktan çıkıp anayasa, vatandaşlık veya devlet yapısı gibi alanlara uzanacaksa, bunun siyasi meşruiyet zemini de aynı ölçüde geniş olmak zorundadır. Süreçle ilgili cevap bekleyen bir başka mesele daha var. Aylardır komisyonlar toplandı. Siyasi partiler görüşmeler yaptı. Heyetler gidip geldi. Türkiye'nin en önemli meselelerinden birinin çözüldüğü ve tarihî bir döneme girildiği söylendi. Sonunda ortaya 12 maddelik bir kanun çıktı. O hâlde Hüseyin Baş'ın yönelttiği soruyu sormamak mümkün mü: Allah aşkına, aylardır yapılan bütün bu çalışmaların sonunda hazırlanan yasa teklifi bu mu? Bu soru küçümsenmemelidir. Çünkü eğer aylar süren görüşmelerin bütün hukuki karşılığı bu 12 maddeden ibaretse, yürütülen büyük siyasi süreç ile ortaya çıkan hukuki metin arasında ciddi bir orantısızlık vardır.
Yok, eğer bu kanun ilk adımsa, o zaman bundan sonra gelecek adımların ne olduğunu bilmek gerekir. Numan Kurtulmuş'un yeni anayasa açıklaması tam da bunun için önemlidir. Fakat sürecin geleceğine ilişkin işaretler yalnızca iktidar cephesinden gelmiyor. DEM Parti'nin kullandığı siyasi dil de dikkatle takip edilmelidir. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları'nın yaptığı bir değerlendirme bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Hatimoğulları, Türkiye'nin İsrail'e Filistin konusunda yönelttiği eleştirilerden söz ederken Netanyahu'nun Türkiye'ye Kürtler üzerinden verdiği cevabı gündeme taşıdı. Burada benzetmenin tarihî veya siyasi bakımdan doğru olup olmadığı ayrı bir tartışmadır. Bizim açımızdan önemli olan, benzetmenin kendisidir. Çünkü bu söylemde Filistinliler ile Kürtler, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikaları ile Türkiye'nin Kürtlere yönelik politikaları aynı karşılaştırmanın içine yerleştirilmektedir. Bunun siyasi anlamını görmezden gelemeyiz. Doğru da olsa yanlış da olsa: DEM'den al haberi... Zira bu dil, DEM Parti'nin süreci yalnızca PKK'nın silah bırakması olarak görmediğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
O hâlde 467 oyun anlamına bir de buradan bakalım. Aynı kanuna "evet" diyen siyasi aktörler, kanundan sonra nasıl bir Türkiye istedikleri konusunda da aynı şeyi mi düşünüyorlar? Belki bu yazının en önemli sorusu budur. Çünkü bir kanun üzerinde anlaşmak başka şeydir. Kanundan sonra nereye gidileceği konusunda anlaşmak başka şeydir. Bugün önümüzde üç önemli veri bulunmaktadır: 467 oyla oluşmuş çok geniş bir Meclis desteği... TBMM Başkanı'nın hemen ardından yaptığı yeni anayasa ve uygun Meclis aritmetiği açıklaması... Ve sürecin önemli aktörlerinden DEM Parti'nin meseleyi silah bırakmanın ötesine taşıyan siyasi söylemi...
Ve sürecin önemli aktörlerinden DEM Parti'nin meseleyi silah bırakmanın ötesine taşıyan siyasi söylemi... Bu üç gelişmeyi yan yana koyduğumuzda 12 maddelik kanuna bakıp "mesele bundan ibarettir" diyemeyiz. Tam tersine, asıl dikkat edilmesi gereken dönem bundan sonra başlayacaktır. Çünkü çerçeve yasanın sınırları belli olabilir; fakat açabileceği siyasi çerçevenin sınırları henüz belli değildir.
467 oyun hangi siyasi partilerden geldiği ve özellikle Cumhuriyet'in kurucu siyasi mirasını temsil ettiğini söyleyen partilerin bu tabloda nasıl bir tutum aldığı ise başlı başına değerlendirilmesi gereken başka bir meseledir. Onu birkaç paragrafla geçiştirmeyeceğiz. Bir sonraki yazıda CHP'nin ve aynı siyasi gelenekten çıkan Yeni Parti'nin oylarını ve siyasi tutumlarını, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in temel ilkeleri açısından ele alacağız. Hüseyin Baş'ın yeni anayasa, ulus devlet ve üniter yapı konusundaki güncel uyarılarını da bu çerçevede değerlendireceğiz.
Çünkü artık tartışılması gereken yalnızca 467 oyun nasıl oluştuğu değildir. Asıl mesele, bu 467 oyun ortaya çıkardığı siyasi zeminin bundan sonra ne için kullanılacağıdır. Çerçeve yasa çıktı. Şimdi gözümüz çerçevenin içine neyin konulacağında olmalıdır.
Devam edecek...
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VIII- 467 oy neyin kapısını açtı? / 16.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VII- Haydar Baş yıllar önce neyi görmüştü? / 15.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VI- Ortadoğu'yu kim yeniden şekillendiriyor? / 14.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -V- Mesele sadece Türkiye'nin iç meselesi mi? / 13.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -IV- Federasyon tartışması nereden çıkıyor? / 12.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -III- Kimlik siyaseti Türkiye'yi nereye götürür? / 11.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -II- Asıl tartışma silahlar mı, sonrası mı? / 10.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -I- “Devlet politikası” demek yeterli mi? / 09.08.2026
- Türkiye neden bu hale geldi? / 03.08.2026
- Koridor savaşları başladı / 02.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VII- Haydar Baş yıllar önce neyi görmüştü? / 15.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VI- Ortadoğu'yu kim yeniden şekillendiriyor? / 14.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -V- Mesele sadece Türkiye'nin iç meselesi mi? / 13.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -IV- Federasyon tartışması nereden çıkıyor? / 12.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -III- Kimlik siyaseti Türkiye'yi nereye götürür? / 11.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -II- Asıl tartışma silahlar mı, sonrası mı? / 10.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -I- “Devlet politikası” demek yeterli mi? / 09.08.2026
- Türkiye neden bu hale geldi? / 03.08.2026
- Koridor savaşları başladı / 02.08.2026























































