Türkiye, yıllardır terörün açtığı yaralarla mücadele ediyor. Nice evladımızı toprağa verdik, nice annenin yüreği yandı. Nice aile, bir telefonun ucundaki acı haberle hayatının en büyük imtihanını yaşadı. Artık hepimizin ortak dileği bellidir: Silahlar sussun, anaların gözyaşı dinsin, Türkiye huzura kavuşsun.
Fakat bugün önümüzde duran meseleye yalnızca güvenlik penceresinden bakamayız. Çünkü terörün sona ermesi kadar, terörü besleyen ayrılıkların, ötekileştirmenin, güvensizliğin ve kardeşlik duygusunu zedeleyen anlayışların da sona ermesi gerekir.
Kur'an-ı Kerim bu konuda bize çok açık bir ölçü verir:
"Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât, 49/13)
Demek ki farklılıklarımız birbirimizi düşman görmek için değil, birbirimizi tanımak içindir. Türk olmak, Kürt olmak, Arap olmak; farklı mezheplere, farklı kültürlere mensup olmak insanı birbirinin düşmanı yapmaz. Asıl mesele, bu farklılıkları ayrışmanın değil, zenginliğin vesilesi kılabilmektir.
Resûlullah (s.a.a.) de müminlerin birbirlerine karşı sorumluluğunu çok çarpıcı bir benzetmeyle anlatır:
"Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede tek bir beden gibidir."
Bir bedenin eli acırken gözün "beni ilgilendirmez" demesi mümkün müdür? Bir organın yarası bütün bedeni etkilemez mi?
Öyleyse bu ülkenin herhangi bir yerinde yaşanan acı, hepimizin acısıdır. Bir vatandaşımızın kendisini dışlanmış hissetmesi hepimizin meselesidir. Bir gencimizin umutsuzluğu hepimizin sorumluluğudur.
İmam Ali (a.s.) de Mısır Valisi Mâlik el-Eşter'e gönderdiği mektupta yöneticinin halka bakışını şu temel ölçüyle ortaya koyar:
"İnsanlar iki sınıftır: Ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta"
Bu söz, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken büyük bir hakikati ortaya koymaktadır. İnsanları birbirine düşman eden kimlikler değil, adaletten uzaklaşan anlayışlardır.
İşte bu yüzden "Terörsüz Türkiye" hedefini yalnızca silahların bırakılması olarak görmemeliyiz. Elbette silahların susması çok önemli bir başlangıçtır. Fakat kalıcı barış; adaletle, güvenle, hakkaniyetle, ekonomik ve sosyal fırsat eşitliğiyle, eğitimle ve en önemlisi gönüllerin birbirine yeniden yaklaşmasıyla mümkün olacaktır.
Devlet güçlü olmalıdır; fakat gücünü adaletle göstermelidir. Millet birlik olmalıdır; fakat bu birlik korkuyla değil, gönüllü kardeşlikle kurulmalıdır. Hiçbir vatandaşımız kendisini bu ülkenin dışında görmemeli; hiç kimse de hak arama yolunu şiddette ve terörde aramamalıdır.
Artık çocuklarımıza terörün hikâyelerini değil, huzurun hikâyelerini anlatmak istiyoruz.
Şehit haberleriyle büyüyen nesiller yerine, bilimle, sanatla, üretimle ve kardeşlikle büyüyen nesiller görmek istiyoruz.
Bunun yolu da bellidir:
Silahlar susacak, adalet konuşacak.
Kin susacak, kardeşlik konuşacak.
Ayrılık susacak, birlik ve beraberliğin oluştuğu Türkiye konuşacak.
Terörsüz Türkiye, yalnızca terör örgütlerinin silah bırakmasıyla kurulamaz. Terörsüz Türkiye, milletin gönlünde "öteki" kalmadığı gün gerçek anlamına kavuşacaktır.
Çünkü bizim ihtiyacımız olan sadece silahsız bir Türkiye değildir.
Bizim ihtiyacımız; gönüllerin buluştuğu, adaletin hâkim olduğu, kardeşliğin güçlendiği ve her evladın geleceğine umutla baktığı bir Türkiye'dir.
Bu sebeple diyoruz ki; Silahlar sussun, gönüller buluşsun.
Fakat bugün önümüzde duran meseleye yalnızca güvenlik penceresinden bakamayız. Çünkü terörün sona ermesi kadar, terörü besleyen ayrılıkların, ötekileştirmenin, güvensizliğin ve kardeşlik duygusunu zedeleyen anlayışların da sona ermesi gerekir.
Kur'an-ı Kerim bu konuda bize çok açık bir ölçü verir:
"Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât, 49/13)
Demek ki farklılıklarımız birbirimizi düşman görmek için değil, birbirimizi tanımak içindir. Türk olmak, Kürt olmak, Arap olmak; farklı mezheplere, farklı kültürlere mensup olmak insanı birbirinin düşmanı yapmaz. Asıl mesele, bu farklılıkları ayrışmanın değil, zenginliğin vesilesi kılabilmektir.
Resûlullah (s.a.a.) de müminlerin birbirlerine karşı sorumluluğunu çok çarpıcı bir benzetmeyle anlatır:
"Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede tek bir beden gibidir."
Bir bedenin eli acırken gözün "beni ilgilendirmez" demesi mümkün müdür? Bir organın yarası bütün bedeni etkilemez mi?
Öyleyse bu ülkenin herhangi bir yerinde yaşanan acı, hepimizin acısıdır. Bir vatandaşımızın kendisini dışlanmış hissetmesi hepimizin meselesidir. Bir gencimizin umutsuzluğu hepimizin sorumluluğudur.
İmam Ali (a.s.) de Mısır Valisi Mâlik el-Eşter'e gönderdiği mektupta yöneticinin halka bakışını şu temel ölçüyle ortaya koyar:
"İnsanlar iki sınıftır: Ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta"
Bu söz, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken büyük bir hakikati ortaya koymaktadır. İnsanları birbirine düşman eden kimlikler değil, adaletten uzaklaşan anlayışlardır.
İşte bu yüzden "Terörsüz Türkiye" hedefini yalnızca silahların bırakılması olarak görmemeliyiz. Elbette silahların susması çok önemli bir başlangıçtır. Fakat kalıcı barış; adaletle, güvenle, hakkaniyetle, ekonomik ve sosyal fırsat eşitliğiyle, eğitimle ve en önemlisi gönüllerin birbirine yeniden yaklaşmasıyla mümkün olacaktır.
Devlet güçlü olmalıdır; fakat gücünü adaletle göstermelidir. Millet birlik olmalıdır; fakat bu birlik korkuyla değil, gönüllü kardeşlikle kurulmalıdır. Hiçbir vatandaşımız kendisini bu ülkenin dışında görmemeli; hiç kimse de hak arama yolunu şiddette ve terörde aramamalıdır.
Artık çocuklarımıza terörün hikâyelerini değil, huzurun hikâyelerini anlatmak istiyoruz.
Şehit haberleriyle büyüyen nesiller yerine, bilimle, sanatla, üretimle ve kardeşlikle büyüyen nesiller görmek istiyoruz.
Bunun yolu da bellidir:
Silahlar susacak, adalet konuşacak.
Kin susacak, kardeşlik konuşacak.
Ayrılık susacak, birlik ve beraberliğin oluştuğu Türkiye konuşacak.
Terörsüz Türkiye, yalnızca terör örgütlerinin silah bırakmasıyla kurulamaz. Terörsüz Türkiye, milletin gönlünde "öteki" kalmadığı gün gerçek anlamına kavuşacaktır.
Çünkü bizim ihtiyacımız olan sadece silahsız bir Türkiye değildir.
Bizim ihtiyacımız; gönüllerin buluştuğu, adaletin hâkim olduğu, kardeşliğin güçlendiği ve her evladın geleceğine umutla baktığı bir Türkiye'dir.
Bu sebeple diyoruz ki; Silahlar sussun, gönüller buluşsun.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Silahlar sussun, gönüller buluşsun / 16.08.2026
- Terörsüz Türkiye yetmez, nasıl bir Türkiye? / 15.08.2026
- Terörsüz Türkiye için başka bir yol mümkün mü? / 14.08.2026
- Karanlığa değil, nura yürüyen insan / Kötülüğün gölgesinde insan -8- / 13.08.2026
- İyilik, kötülüğün en güçlü cevabıdır / Kötülüğün gölgesinde insan -7- / 12.08.2026
- Nefis: Kötülüğün içimizdeki kapısı / Kötülüğün gölgesinde insan -6- / 11.08.2026
- Kötülüğe sessiz kalan, kötülüğü büyütür / Kötülüğün gölgesinde insan -5- / 10.08.2026
- Vicdan sustuğunda kötülük konuşur / Kötülüğün gölgesinde insan -4- / 09.08.2026
- Hasedin ilk cinayeti / Kötülüğün gölgesinde insan -3- / 08.08.2026
- İlk kıvılcım: İblis'in kibri / Kötülüğün gölgesinde insan -2- / 07.08.2026
- Terörsüz Türkiye yetmez, nasıl bir Türkiye? / 15.08.2026
- Terörsüz Türkiye için başka bir yol mümkün mü? / 14.08.2026
- Karanlığa değil, nura yürüyen insan / Kötülüğün gölgesinde insan -8- / 13.08.2026
- İyilik, kötülüğün en güçlü cevabıdır / Kötülüğün gölgesinde insan -7- / 12.08.2026
- Nefis: Kötülüğün içimizdeki kapısı / Kötülüğün gölgesinde insan -6- / 11.08.2026
- Kötülüğe sessiz kalan, kötülüğü büyütür / Kötülüğün gölgesinde insan -5- / 10.08.2026
- Vicdan sustuğunda kötülük konuşur / Kötülüğün gölgesinde insan -4- / 09.08.2026
- Hasedin ilk cinayeti / Kötülüğün gölgesinde insan -3- / 08.08.2026
- İlk kıvılcım: İblis'in kibri / Kötülüğün gölgesinde insan -2- / 07.08.2026























































