Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kıymetli mahdumu Bilal beyin nikah şahitliği için İtalya'dan Katolik Berlusconi'nin getirtilmesinin, sadece simgesel bir anlam ifade etmediği, bilakis AB sürecindeki Türkiye'nin yeni tercihine atıf yapıldığı da son gelişmelerden anlaşılıyor.
Nitekim, uzun zamandan beri, Ankara'dakilerin maharetiyle cami ve kilise arasında gel-git yaşatılan Türkiye'nin, bundan böyle rotasının nereye çevrildiğinin, dümeninin ne tarafa kırıldığının ilk net sinyalleri verilmeye başlandı bile.
Önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşen ekümenik sevdalı Patrik Bartholomeos'un, görüşme sonrası sevincine şahit olsaydınız, ne demek istediğimi çok daha iyi anlardınız.
Ama ben, bu vatanın asıl ashibi Türk Milletin'den hiçbir sakallı-yaşlımızı Başbakan'ımızın kapısından çıktıktan sonra böyle bir seviç yaşadığını ne gördüm, ne duydum.
Hele de din işlerinin karara bağlandığı bir ziyaretin ardından... Türk Milleti için, mümkün mü böyle bir sevinç? Derhal devlet çöker, laiklik elden gider, irtica hortlar.
Ancak iş, "papazın işi" olunca ne devlet çöküyor, ne laiklik ihlali oluyor, ne irtica hortluyor. İşte bu, iktidardaki muhafazakâr demokrat AKP'mizin eliyle Türkiye'nin yeni AB rotasının koordinatlarından biridir..
AB'cilerin yeni kıblesidir.
Patrik, Başbakan'dan Ruhban Okulu'nun açılma müjdesini alıyor.
Sevincine diyecek yok; görüşme sonrasında kara cüppesiyle kapıda karga gibi şakıyor...
Patrik Bartholomeos, "Anlayışla karşılandık. Problemlerimize iyi niyetle yaklaşılacağını söylediler ve bu ümitle Başbakanlık'tan ayrılıyoruz. Ümit ediyoruz ki en kısa zamanda somut sonuçlar elde edilecektir. Devletimizin demokratikleşme süreci dahilinde, Avrupa yolunu tutmuş bir Türkiye olarak, azınlıkların, özellikle Rum cemaatinin birikmiş problemlerine en kısa zamanda somut çözümler bulunacağından eminiz" diye konuşuyor. Patrik, Heybeliada'daki ruhban okuluyla ilgili bir soru üzerine, bu konunun görüşmede ele alındığını söylüyor sevinçle.
Erdoğan-Bartholomeos görüşmesine bizzat iştirak eden Prof. Dr. Prof. Dr. Ata Sakmar ise, Başbakan Erdoğan'ın, Ruhban Okulu'nıun açılmasını son derece olumlu bulduğunu belirtiyor.
Ruhban Okulu'nun açılması için son sürat hazırlıklar başlatıldı.
Hiç kimsenin ne kilisesinde, ne Ruhban Okulu'nda, ne papaz muhabbetinde, ne Katolik şahitli nikahında gözümüz var.
Ancakaak, bir tane bile hristiyanın bulunmadığı Anadolu'nun illerinde, ilçelerinde, beldelerinde hatta köy ve mahallelerinde mantar biter gibi kiliseler-kilise evler türetip gençlerimizin oralara doluşmasına imkan sağlayanların, AB bahanesiyle İmar Yasası'nda bu işe zemin hazırlayanların, bu işi "tercihli görev" olarak üstlendiklerinin altını çiziyorum, o kadar.
İlginçtir Patrik Bartho, Başbakan'ın kapısında Ruhban Okulu'nun açılması sevinciyle adeta ziltakıp oynayacak pozisyonda iken, Anadolu'nun bağrında aynı saatlerde camilerini yapamadıkları için hıçkıran Müslüman Türk evlatlarının iniltileri arşa dayanıyordu, bu üç aylarının ilk gününde.
Sıkı durun... Aynı güne denk gelen iki örneği hatırlatayım.
Balıkesir Erdek'e bağlı 4 bin nüfuslu Karşıyaka Beldesi'nde vatandaşlar, yıkılan camilerini yapma izni alamadıkları için sokakta namaz kılıyor. 56 yıl önce yapılan cami harabeye döndüğü için geçen ay yıkılıyor. Gerekli çimento ve demiri alan belde halkı yeni cami yapmaya hazırlanırken, temel kazılarında kilise kalıntılarına rastlanıyor. Öyle mi...
Derhal Anıtlar Yüksek Kurulu cami inşaatını durduruyor. Belde de cami yapacak başka bir yer de yok. Bir aydır sokakta kilise kalıntılarının üzerinde namaz kılan Karşıyakalıların, eski caminin yerine yenisini yapmalarına izin vermeyenlere karşı feveranları arşa dayanıyor.
Olayın ilginç bir diğer yanı ne biliyor musunuz?
Belde sakinlerinden dinleyelim: "Dedelerimiz Atatürk zamanında Selanik'ten getirilip buradaki Rum köyüne yerleştirilmiş. Dedelerimiz, o zaman, yıkık Rum kilisesi yerine cami yapmış. 56 yıl boyunca kullanılan caminin duvarları depremde çatlayınca biz de yıkarak yerine yenisini yapmak istedik. Tam yeni caminin temeli atacaktık ki, Anıtlar Yüksek Kurulu üyeleri gelip cami inşaatını durduruyor."
Atatürk'ün emaneti olan bu Müslüman köylümüz, Yunanistan'da yaşamıyor, Türkiye'de, öz vatanında yaşıyor; yanlış anlaşılmasın.
Türkiye'nin tamamını "antik mezaristan"a çevirip "gerçekten buraların tapusu Türk Milletine ait değil" mesajını vermek isteyenler, Atatürk'ün camilerine, Türk Milleti'nin camilerinin temellerine dadandılar.
Yani, Türkiye'nin temellerine...
Benzer bir olay da Balıkesir'in Manyas İlçesi'nde yaşanıyor. 1935 yılında köylüler tarafından kerpiç ve taştan yapılan cami için, Balıkesir Bayındırlık İl Müdürlüğü'nce "oturulamaz" raporu veriliyor. Köy Muhtarı İdris Kasap başkanlığında camiyi yıkıp yenisini yaptırabilmek için girişim başlatan halk, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun "yasağı"na takılıyor. Şimdi köylü, harabede namaz kılmayı sürdürüyor.
Türkiye'nin altını kazıyıp güya "antik tapular" çıkartanlar, hatta bu eski taşların etrafında dönme veya ithal papazların yönetiminde dolandırıp ayin düzenletenler, camilerin temellerine, yani Türkiye'nin temellerine kadar dayandılar.
Patrik Bartholomeus, zil takıp oynamasın da kim oynasın!
Anladınız mı, AB'ye uyum süreciyle Türkiye'nin kıblesinin nereye çevrilmeye çalışıldığını... Papazlarla haşir-neşir olanların bu tercihlerinin rastlantı olmadığını; bilakis tercihli bir AB görevi olarak bu hizmeti ifa ettiklerini, anladınız mı şimdi?
Nikahlarında katoliklere koltuk açanlar, AB bahanesiyle bu gidişle cenazelerini papazlara gömdürürlerse hiiiç şaşırmayın.
Aziz milletimizin dilinden düşmeyen şu dualarına, ben de tüm kalbimle iştirak ediyorum:
Ne diyelim, şu üç aylar, Regaib, Mirac ve Kadir kandilleri hürmetine Allah bunları ayıktırsın da, ekümenik sevdaya kapılıp vatanımıza göz diken papazlardan ziyade Müslüman milletimize hizmeti nasip etsin... Türkiye'mizin yüzünü camiden, ezandan, Beytüllah'dan kiliseye doğru çevirip bölmek isteyenlere zemin hazırlayan aymazlara daha fazla fırsat vermesin.
Bu duaların kabulünün "fiili gereği" ise çook çalışmaktır, çok.
Nitekim, uzun zamandan beri, Ankara'dakilerin maharetiyle cami ve kilise arasında gel-git yaşatılan Türkiye'nin, bundan böyle rotasının nereye çevrildiğinin, dümeninin ne tarafa kırıldığının ilk net sinyalleri verilmeye başlandı bile.
Önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşen ekümenik sevdalı Patrik Bartholomeos'un, görüşme sonrası sevincine şahit olsaydınız, ne demek istediğimi çok daha iyi anlardınız.
Ama ben, bu vatanın asıl ashibi Türk Milletin'den hiçbir sakallı-yaşlımızı Başbakan'ımızın kapısından çıktıktan sonra böyle bir seviç yaşadığını ne gördüm, ne duydum.
Hele de din işlerinin karara bağlandığı bir ziyaretin ardından... Türk Milleti için, mümkün mü böyle bir sevinç? Derhal devlet çöker, laiklik elden gider, irtica hortlar.
Ancak iş, "papazın işi" olunca ne devlet çöküyor, ne laiklik ihlali oluyor, ne irtica hortluyor. İşte bu, iktidardaki muhafazakâr demokrat AKP'mizin eliyle Türkiye'nin yeni AB rotasının koordinatlarından biridir..
AB'cilerin yeni kıblesidir.
Patrik, Başbakan'dan Ruhban Okulu'nun açılma müjdesini alıyor.
Sevincine diyecek yok; görüşme sonrasında kara cüppesiyle kapıda karga gibi şakıyor...
Patrik Bartholomeos, "Anlayışla karşılandık. Problemlerimize iyi niyetle yaklaşılacağını söylediler ve bu ümitle Başbakanlık'tan ayrılıyoruz. Ümit ediyoruz ki en kısa zamanda somut sonuçlar elde edilecektir. Devletimizin demokratikleşme süreci dahilinde, Avrupa yolunu tutmuş bir Türkiye olarak, azınlıkların, özellikle Rum cemaatinin birikmiş problemlerine en kısa zamanda somut çözümler bulunacağından eminiz" diye konuşuyor. Patrik, Heybeliada'daki ruhban okuluyla ilgili bir soru üzerine, bu konunun görüşmede ele alındığını söylüyor sevinçle.
Erdoğan-Bartholomeos görüşmesine bizzat iştirak eden Prof. Dr. Prof. Dr. Ata Sakmar ise, Başbakan Erdoğan'ın, Ruhban Okulu'nıun açılmasını son derece olumlu bulduğunu belirtiyor.
Ruhban Okulu'nun açılması için son sürat hazırlıklar başlatıldı.
Hiç kimsenin ne kilisesinde, ne Ruhban Okulu'nda, ne papaz muhabbetinde, ne Katolik şahitli nikahında gözümüz var.
Ancakaak, bir tane bile hristiyanın bulunmadığı Anadolu'nun illerinde, ilçelerinde, beldelerinde hatta köy ve mahallelerinde mantar biter gibi kiliseler-kilise evler türetip gençlerimizin oralara doluşmasına imkan sağlayanların, AB bahanesiyle İmar Yasası'nda bu işe zemin hazırlayanların, bu işi "tercihli görev" olarak üstlendiklerinin altını çiziyorum, o kadar.
İlginçtir Patrik Bartho, Başbakan'ın kapısında Ruhban Okulu'nun açılması sevinciyle adeta ziltakıp oynayacak pozisyonda iken, Anadolu'nun bağrında aynı saatlerde camilerini yapamadıkları için hıçkıran Müslüman Türk evlatlarının iniltileri arşa dayanıyordu, bu üç aylarının ilk gününde.
Sıkı durun... Aynı güne denk gelen iki örneği hatırlatayım.
Balıkesir Erdek'e bağlı 4 bin nüfuslu Karşıyaka Beldesi'nde vatandaşlar, yıkılan camilerini yapma izni alamadıkları için sokakta namaz kılıyor. 56 yıl önce yapılan cami harabeye döndüğü için geçen ay yıkılıyor. Gerekli çimento ve demiri alan belde halkı yeni cami yapmaya hazırlanırken, temel kazılarında kilise kalıntılarına rastlanıyor. Öyle mi...
Derhal Anıtlar Yüksek Kurulu cami inşaatını durduruyor. Belde de cami yapacak başka bir yer de yok. Bir aydır sokakta kilise kalıntılarının üzerinde namaz kılan Karşıyakalıların, eski caminin yerine yenisini yapmalarına izin vermeyenlere karşı feveranları arşa dayanıyor.
Olayın ilginç bir diğer yanı ne biliyor musunuz?
Belde sakinlerinden dinleyelim: "Dedelerimiz Atatürk zamanında Selanik'ten getirilip buradaki Rum köyüne yerleştirilmiş. Dedelerimiz, o zaman, yıkık Rum kilisesi yerine cami yapmış. 56 yıl boyunca kullanılan caminin duvarları depremde çatlayınca biz de yıkarak yerine yenisini yapmak istedik. Tam yeni caminin temeli atacaktık ki, Anıtlar Yüksek Kurulu üyeleri gelip cami inşaatını durduruyor."
Atatürk'ün emaneti olan bu Müslüman köylümüz, Yunanistan'da yaşamıyor, Türkiye'de, öz vatanında yaşıyor; yanlış anlaşılmasın.
Türkiye'nin tamamını "antik mezaristan"a çevirip "gerçekten buraların tapusu Türk Milletine ait değil" mesajını vermek isteyenler, Atatürk'ün camilerine, Türk Milleti'nin camilerinin temellerine dadandılar.
Yani, Türkiye'nin temellerine...
Benzer bir olay da Balıkesir'in Manyas İlçesi'nde yaşanıyor. 1935 yılında köylüler tarafından kerpiç ve taştan yapılan cami için, Balıkesir Bayındırlık İl Müdürlüğü'nce "oturulamaz" raporu veriliyor. Köy Muhtarı İdris Kasap başkanlığında camiyi yıkıp yenisini yaptırabilmek için girişim başlatan halk, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun "yasağı"na takılıyor. Şimdi köylü, harabede namaz kılmayı sürdürüyor.
Türkiye'nin altını kazıyıp güya "antik tapular" çıkartanlar, hatta bu eski taşların etrafında dönme veya ithal papazların yönetiminde dolandırıp ayin düzenletenler, camilerin temellerine, yani Türkiye'nin temellerine kadar dayandılar.
Patrik Bartholomeus, zil takıp oynamasın da kim oynasın!
Anladınız mı, AB'ye uyum süreciyle Türkiye'nin kıblesinin nereye çevrilmeye çalışıldığını... Papazlarla haşir-neşir olanların bu tercihlerinin rastlantı olmadığını; bilakis tercihli bir AB görevi olarak bu hizmeti ifa ettiklerini, anladınız mı şimdi?
Nikahlarında katoliklere koltuk açanlar, AB bahanesiyle bu gidişle cenazelerini papazlara gömdürürlerse hiiiç şaşırmayın.
Aziz milletimizin dilinden düşmeyen şu dualarına, ben de tüm kalbimle iştirak ediyorum:
Ne diyelim, şu üç aylar, Regaib, Mirac ve Kadir kandilleri hürmetine Allah bunları ayıktırsın da, ekümenik sevdaya kapılıp vatanımıza göz diken papazlardan ziyade Müslüman milletimize hizmeti nasip etsin... Türkiye'mizin yüzünü camiden, ezandan, Beytüllah'dan kiliseye doğru çevirip bölmek isteyenlere zemin hazırlayan aymazlara daha fazla fırsat vermesin.
Bu duaların kabulünün "fiili gereği" ise çook çalışmaktır, çok.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019





























































































