logo
24 HAZİRAN 2026

Yapay zekada bağımsızlık: Geleceğin gücü kimin elinde olacak?

22.06.2026 00:00:00
Bir ülkenin sırlarını kim korur?
 
Askerler mi?
 
İstihbaratçılar mı?
 
Yoksa milyonlarca satır koddan oluşan yapay zeka sistemleri mi?
 
Bundan birkaç yıl önce bu soru tuhaf karşılanabilirdi. Ancak bugün dünya başka bir yere doğru gidiyor. Artık ülkeler sadece sınırlarını değil, verilerini de korumaya çalışıyor. Sadece topraklarını değil, dijital altyapılarını da güvence altına almak istiyor.
 
Geçtiğimiz günlerde Fransa'dan gelen haber bu değişimi açıkça ortaya koydu. Fransız yönetimi, iç istihbarat alanında kullandığı ABD merkezli bir yazılım şirketiyle olan iş birliğini sonlandırdığını ve yerli bir teknoloji şirketine yöneldiğini açıkladı. Bu kararın teknik yönü tartışılabilir. Ancak asıl önemli olan mesaj şudur: Gelişmiş ülkeler artık kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltma konusunda daha kararlı hareket ediyor.
 
Asıl mesele Fransa'nın hangi şirketle çalıştığı değildir.
 
Asıl mesele dijital egemenliktir.
 
Ve daha önemlisi: Geleceğin dünyasında söz sahibi olup olamayacağımızdır.
 
Çünkü yapay zeka artık sadece bir teknoloji değildir. Ekonomiden sağlığa, eğitimden tarıma, sanayiden güvenliğe kadar hayatın tüm alanlarını dönüştüren stratejik bir güç haline gelmiştir. Veriyi işleyen, bilgiyi anlamlandıran ve karar süreçlerini hızlandıran sistemler, ülkelerin rekabet gücünü doğrudan belirler hale gelmiştir.
 
Tam da bu noktada Türkiye'nin önünde hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir sorumluluk vardır.
 
Son dönemde açıklanan Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı bu açıdan önemli bir çerçeve sunmaktadır. Yapay zeka okuryazarlığından veri merkezlerine, Türkçe büyük dil modellerinden girişimcilik fonlarına kadar geniş bir yol haritası ortaya konulmuştur. Milyonlarca vatandaşın eğitim alması, on binlerce uzmanın yetiştirilmesi ve yerli yapay zeka çözümlerinin desteklenmesi hedeflenmektedir.
 
Bu hedefler önemlidir. Çünkü Türkiye bu alanda sıfırdan başlamamaktadır. TÜBİTAK çalışmaları, savunma sanayisindeki yapay zeka uygulamaları, üniversitelerdeki araştırmalar ve teknoloji girişimlerinin yükselişi önemli bir birikim oluşturmaktadır.
 
Ancak asıl mesele hedef koymak değil, o hedefleri küresel hızla gerçekleştirebilmektir.
 
Örneğin kamu yatırım programlarından yapay zeka projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması planlanmaktadır. Bu oran ilk bakışta önemli bir adım gibi görünse de şu soruyu sormak gerekir:
 
Yapay zekanın ekonomiden savunmaya, dış politikadan kamu yönetimine kadar her alanı dönüştürdüğü bir çağda yüzde 2 gerçekten yeterli midir?
 
Bugün dünya, yüz milyarlarca dolarlık yapay zeka yatırımlarından, veri merkezlerinden ve süper bilgisayarlardan bahsediyor. Ülkeler yalnızca yazılım değil, aynı zamanda hesaplama gücü ve veri egemenliği için de yarışıyor.
 
Bu nedenle mesele yalnızca bütçe değildir.
 
Mesele hızdır.
 
Mesele kararlılıktır.
 
Mesele doğru zamanda doğru adımı atabilmektir.
 
Çünkü yapay zeka yarışında gecikme, sadece teknoloji geriliği değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bağımlılık anlamına gelebilir.
 
Burada kritik bir başka boyut daha vardır: dış politika ve karar alma süreçleri.
 
Yapay zekanın etkisi yalnızca iç hizmetlerle sınırlı değildir. Devletlerin dış politika kararları, kriz yönetimi ve güvenlik analizleri artık büyük veri ve algoritmalar üzerinden şekillenmektedir. Risk senaryoları, uluslararası gelişmeler ve ekonomik etkiler yapay zeka destekli sistemlerle değerlendirilmektedir.
 
Bu noktada şu soru hayati önem taşır:
 
Bu sistemler kime ait?
 
Hangi verilerle eğitiliyor?
 
Hangi bakış açısını "doğal" kabul ediyor?
 
Çünkü dış politika artık yalnızca diplomatik görüşmelerle değil, aynı zamanda veri işleyen algoritmalarla da yönlendirilmektedir. Eğer bu altyapılar dışa bağımlıysa, karar alma süreçleri görünmez biçimde etkilenebilir.
 
Bu nedenle yapay zeka yalnızca teknoloji değil, aynı zamanda dış politika kapasitesinin de bir parçasıdır.
 
Türkiye'nin bu alanda kendi sistemlerini geliştirmesi bu yüzden kritik önemdedir. Türkçe büyük dil modelleri, yerli veri merkezleri ve bağımsız yapay zeka altyapıları yalnızca teknik bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.
 
Dün bağımsızlık sınırlarla ölçülürdü.
 
Bugün veriyle, algoritmayla ve dijital altyapıyla ölçülüyor.
 
Fransa'nın aldığı karar doğru ya da yanlış diye tartışılabilir. Ancak bize gösterdiği gerçek değişmez: Ülkeler artık dijital geleceğini başkalarının insafına bırakmak istemiyor.
 
Türkiye de bu yarışta sadece izleyen değil, üreten ve yön veren ülkeler arasında yer almak zorundadır.
 
Çünkü geleceğin dünyasında güçlü olanlar yalnızca doğal kaynaklara sahip olanlar değil; aynı zamanda kendi yapay zekasını geliştirebilen, verisini koruyabilen ve karar mekanizmalarını bağımsız kurabilen ülkeler olacaktır.
 
En önemli soru şudur:
 
Yapay zekayı kullanan ülkeler arasında mı olacağız, yoksa yapay zekayı yönlendiren ülkelerden biri mi?
 
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.