Orta Doğu'da aylardır devam eden askeri hareketlilik, küresel siyaset ve ekonomide taşları yerinden oynatırken, Washington ve Tahran hattında diplomasi tarihine geçecek nitelikte gelişmeler yaşanıyor.
Bir yanda cephedeki harcamaların Amerikan iç siyasetinde yarattığı bütçe çatlakları, diğer yanda ise liderler düzeyinde ilk kez denenen "dijital diplomasi" yöntemleri, bölgenin geleceğine dair çok bilinmeyenli bir denklemi beraberinde getiriyor.
Trump yönetiminin ateşkese yönelik hamleleri ile Pentagon'un Kongre'den talep ettiği devasa ek bütçe arasındaki tezatlık ise sürecin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Pentagon'un bitmeyen savaş faturası ve Washington'daki bütçe çatlağı
Wall Street Journal'ın (WSJ) aktardığı son bilgilere göre, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran'la süregelen askeri operasyonların maliyetlerini göğüslemek adına Kongre'den 80 milyar dolarlık devasa bir ek kaynak talep etmeye hazırlanıyor.
Trump yönetiminin önümüzdeki günlerde yasama organına sunacağı bu kapsamlı finansman paketi, sadece askeri harcamaları değil; tarımsal destekler ve afet yardımları gibi savunma dışı kalemleri de içeriyor.
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Stephen Feinberg'in, acil finansman ihtiyacını aktarmak üzere Kongre üyeleriyle mekik diplomasisi yürütmesi, askeri bütçe üzerindeki baskının boyutunu kanıtlar nitelikte.
Pentagon yetkilileri, bu ek bütçenin yaz aylarına kadar onaylanmaması durumunda ordunun ciddi bir finansman kriziyle karşı karşıya kalacağını ve mevcut kaynakları korumak adına operasyonel projeler ile askeri eğitim faaliyetlerinde kesintiye gidileceğini açıkça ifade ediyor.
Washington koridorlarında savaşın gerçek maliyeti ise tam bir muamma ve tartışma konusu. Daha önce talep edilen 200 milyar dolarlık ilk bütçenin Kongre'deki sert itirazlarla reddedilmesinin ardından, Nisan ayında yapılan resmi açıklamada savaşın maliyetinin 25 milyar dolar olduğu belirtilmişti.
Buna karşın CNN gibi bağımsız yayın organları, hasar gören ekipmanlar ve üslerin yeniden inşasıyla birlikte gerçek maliyetin 40 ila 50 milyar doları bulduğunu öne sürüyor.
Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) Direktörü Russell Vought'un 1,5 trilyon dolarlık genel savunma bütçesini savunurken savaşın toplam maliyetine dair kesin veri sunamaması ise kafa karışıklığını artırıyor.
Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçim yatırımı olarak görülen bu harcama planı, artan yaşam maliyetleri ve enerji fiyatları altında ezilen Amerikan kamuoyunda ciddi tepkilere yol açıyor.
Güven sorunu, İsrail faktörü ve masayı devirme stratejisi
Trump ve Pezeşkiyan'ın dijital olarak imzaladığı mutabakat masa başında umut vaat etse de, bölgedeki en büyük engel derin bir güvensizlik iklimidir.
İran cephesinde "el tetikte" beklenmesinin son derece haklı gerekçeleri bulunuyor. Zira geçmiş tecrübeler, ABD'nin ve onun bölgedeki müttefiki İsrail'in anlaşmalara sadakat konusunda sabıkalı olduğunu gösteriyor.
Geçmişte AB ülkelerinin de taraf olduğu nükleer anlaşmayı (JCPOA) ve küresel İklim Anlaşması'nı tek taraflı fesheden aktörün yine Donald Trump olması, hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Daha da önemlisi, barış müzakereleri yürütülürken İranlı liderlerin suikastlara kurban gitmesi (Ali Hamaney'in savaşın ilk gününde şehit edilmesi gibi trajediler), Tahran'ın Washington'a güvenmesini imkansız kılıyor.
Aynı güvensizlik Lübnan-Hizbullah cephesindeki "duble ateşkes" süreçlerinde de kendini gösteriyor.
İsrail Savunma Bakanı'nın bir yandan "Lübnan'ı yakacağız, bir İsrailli anneye karşı bin Lübnanlı anne ağlayacak" retoriğini sürdürürken, diğer yandan Trump'ın baskısıyla geçici ateşkesleri kabul etmesi tam bir ironidir.
İsrail'in Lübnan, Suriye ve hatta bölge genelindeki yayılmacı ideolojisini diplomatik anlaşmalarla durdurmanın mümkün olmadığı; bu gücün sadece İran füzelerinin caydırıcılığı gibi sert güç unsurlarından anladığı açık bir gerçektir.
Son tahlilde, Trump yönetimi bir yandan barıştan bahsedip ablukaları kaldıracağını söylerken, diğer yandan Pentagon vasıtasıyla talep ettiği 80 milyar dolarlık bütçeyle çelişkili bir oyun oynamaktadır.
İsrail'e askeri, lojistik ve diplomatik destek kesilmediği müddetçe bu tür ek bütçeler savaşı körüklemeye devam edecektir.
Trump'ın buradaki stratejik planı; İsrail'in Lübnan, Suriye veya Husilere yönelik saldırılarına karşı İran'ın kaçınılmaz müdahalesini beklemek ve ardından "Mutabakatı ve ateşkesi bozan taraf İran oldu" diyerek suçu Tahran'a yıkıp dünyayı arkasına almaya çalışmaktır.
Trump yönetiminin bir başka planı ise, özellikle Lübnan'daki Hizbullah'a karşı bölgesel ortakları ileri sürerek bir vekalet savaşı yürütmek olabilir. Bu noktada bir Arap NATO'su kurulacağı ve bunun yakın bir zamanda ilan edileceği iddialar arasında.
Dolayısıyla dijital ortamda atılan imzalar, kalıcı bir barıştan ziyade, tarafların bir sonraki hamle için güç topladığı taktiksel bir moladan ibaret görünüyor.
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































